30 Mayıs 2015 Cumartesi

René Descartes

René Descartes (1596-1650)
Fransa’da Tourainne kentinde doğdu. La Fleche Cizvit kolejinde güçlü bir eğitim aldı. 1628 yılında Hollanda’ya yerleşti. Yöntem Üzerine Konuşma (1637), İlk Felsefe Üzerine Düşünceler (1641), Felsefenin İlkeleri (1644) ve Ruhun Tutkuları
(1649) adlı eserlerini burada yazdı.

Descartes’in Yöntemi
Descartes felsefede kesin ve sağlam bilgiye ulaşabilmek için matematiğe kesinliğini kazandıran yöntemleri izlemek gerektiğini düşünmekteydi. Ona göre matematikteki kesinlik ussal kesinliğin en güzel örneğidir. Matematikte tümdengelim (deduction) ve sezgi (intuition) yöntemleri kullanılmaktadır. fiu halde, ussal kesinliği içeren evrensel bir doğruluğa ulaşabilmek için felsefede de bu yöntemlerin uygulanması gerekir.

Tümdengelim
Descartes’e göre tümdengelim, kesin olarak bilinen olgulardan yapılan zorunlu çıkarımdır. Kesin olarak bilinen olguların doğruluğundan nasıl emin olabiliriz? Sorusuyla karşılaşınca buna cevabı sezgidir.

Sezgi (intuition) Yöntemi
Descartes’e göre zihinde hiçbir kuşkuya yer bırakmayan bir açıklık ve seçikliğin zihinsel olarak görülüşü sezgidir. “Ben düşünüyorum,” ya da “ ben varım” gibi, gerçeklik alanına ait doğruluklar sezgisel (intuitif) doğruluklardır. Bu doğruluklar basit, köksel ve indirgenemez türdendir. Descartes’a göre doğruluğun ölçütü açıklık ve seçiklik olmaktadır. Üzerinde konuşamadığı sezgisel doğruluğun sebebini, nedenini “işte gün gibi ortada, apaçık!” diyerek geçiştirmiştir.

Açıklık ve Seçiklik (Clara et Distincta)
Descartes’e göre açıklık bir kavramın zihnimize doğrudan verilmesi, yani onun farkında, bilincinde olmamızdır. Seçiklik ise kavramı zihnimizdeki diğer idelerden ayırt edebilmemiz, sınırını çizebilmemizdir. Seçiklik açıklığı içerir.

Yöntemin Kuralları
Descartes dört aşamalı bir yöntem önerir;
1. Doğruluğunu açık ve seçik bilmediğimiz hiçbir şeyi doğru kabul etmemek.
2. Araştırdığımız sorunların her birini mümkün olduğunca küçük parçalara bölmek.
3. Onları basitten karmaşığa doğru bir sırayla incelemek.
4. Sık sık geriye dönüp elde edilen verileri sınamak.

Yöntemsel Kuşku
Descartes öncelikle duyularıyla sağladığı bilgi alanının kuşkuya açık olduğunu belirtir.
İnsanlar rüya görürken gördükleri rüyayı gerçek gibi yaşamaktadırlar, eğer uyanmasak rüya gerçekmiş gibi sürüp gidecek. Oysa uyanınca yatağımızda olduğumuzu ve hiçbir eylemde bulunmadığımızı anlıyoruz. Belki yaşam da bir gün uyanacağımız daha uzun süren bir rüya olabilir. Bu durumda rüya ile gerçek yaşam arasındaki sınır nerededir?

Cogito Bilgisi
Descartes her şeyden kuşku duymuş fakat sonunda kuşku duymakta olduğundan kuşku duyamayacağı sonucuna varmıştır. Şüphe etmek bir düşünme edimi olduğu, düşünmek için de var olmak gerektiği için sonunda o ünlü önermesini dile getirmiştir; “düşünüyorum, o halde varım”
Descartes için, bu kendi varlığının, var oluşunun bilgisi açık ve seçik bir bilgidir, çünkü zihnine doğrudan doğruya verilmektedir ve ayrıca sınırı da bellidir; bu varoluş, onun düşünen varlığının, düşünen beninin varoluşudur; bedenselliği ile ve daha başka şeylerle hiçbir ilişkisi yoktur.
Bu düşünen ben, tinsel töz sürekli olarak düşünen töz, kuşkulanmak, algılamak, imgelemek, akıl yürütmek ve bunlar gibi birtakım düşünme edimleri ile kendisini var kılan bir tözdür. Descartes bu tinsel töze “res cogitans” adını verir.

Tanrı Bilgisi
Descartes düşünen beninden, tinsel tözünün varlığından, bedensel varlığına, bir başka deyişle madde tözüne geçemeyeceğini düşünür. Zihninde bir yetkinlik düşüncesi olduğunu, bu düşünceyi kendisinin üretemeyeceğini, çünkü kendisinin yetkin bir varlık olmadığını öne sürer. Bu düşünce ona dış dünyadan da gelmiş olamaz, çünkü dış dünya ve bu dünyadaki şeyler de yetkin değildirler. O halde bu düşünceyi onun zihnine kendisi yetkin olan bir varlık vermiş olmalıdır. Bu yetkin varlık da Tanrı’dan başkası olamaz.

Matematik ve Dış Dünya Bilgisi
Biz sürekli olarak içinde bulunduğumuz durumun değiştiğini, sağa sola devindiğimizi yönümüzü değiştirdiğimizi açık ve seçik olarak deneyimliyoruz. Bu deneyim bir bedenimizin olduğuna işaret eder. Bu da bizi “uzamlı töz”ün (res extensa) varoluşuna götürür.

Descartes’e göre töz, “var olmak için kendisinden başka hiçbir şeye gereksinim duymayan şeydir”
Descartes, ruh/zihin ve maddeyi töz olarak kabul eder. Her ikisini de Tanrı yaratmıştır ve varolmak için birbirlerine ihtiyaçları yoktur.
Ruh tözünün özsel niteliği düşünmek, sürekli olarak düşünceler, ideler üretmektir. Descartes bu töze “düşünen şey” (res cogitans) adını verir. Madde tözünün özü ise uzamlı olmaktır. Bu nedenle bu töze de Descartes, “uzamlı şey” (res extensa) adını vermektedir. Uzam, maddesel tözlerin özsel niteliğidir, olmazsa olmazıdır. Maddesel cisimlerin yer aldığı fizik doğada hiçbir boşluk yoktur; her yer cisimsel olanla kaplıdır.

Descartes’in üç devinim yasası:
1. Bir şey başka bir şeyden etki almadığı sürece dinginlik ya da devinimini sürdürür.
2. Devinen her cisim, devinimini düz bir çizgi doğrultusunda sürdürme eğilimindedir.
3. Her cisim hareketi esnasında direnç gücü daha yüksek bir cisimle karşılaşırsa onun hareketinin etkisiyle yönünü değiştirir, kendi direnci daha güçlüyse o cismi de kendisiyle birlikte hareket ettirir.

Zihin-Beden Etkileşimi
Düşünen şey ile uzamlı şey nasıl bir araya geldi? Descartes’ın açıklaması, “karşılıklı-etkileşimcilik (interactionism) adını taşımaktadır. Bunun anlamı şudur: zihin ister, beden yapar. Descartes’ın bu noktadaki açıklamaları sıkıntılıdır. Varlığının bilgisini düşünmekte bulan Descartes, Meditasyonlar adlı kitabında öncelikli tözü olan zihni/ruhu maddeden ayrı düşünemez noktaya gelir. Ruh, insan beyninde pineal glans adı verilen bir salgı bezindedir der ve bedendeki tüm etkileşimleri buradan kontrol ettiğini belirtir.

Descartes bir Katolik’tir. Ancak, yaşadığı dönemde popüler olan reform hareketinin kiliseye ve skolastik felsefeye yönelttiği eleştirilerin etkisine kapılmıştır. Bunun sonucunda bildiği/bildiğini sandığı her şeyi bir kenara bırakarak şüpheciliği yöntem edinerek bilimsel bir düşünce kurmaya çalıştı.
Metot Üzerine Konuşma adlı eserinde felsefe için sarsılmaz bir temel kurma çabası içindedir. Ona göre, kıyaslar mantığı, zaten bilineni ortaya koyar. Mevcut disiplinlerde aradığını bulamaz ve bir takım kurallar önerir:
1- Doğruluğundan kesin olarak emin olmadım şeyleri doğru kabul edemem.
2- Problemlerin çözümünde karşılaşılan konu en küçük parçalarına kadar bölümlere ayrılmalı.
3- En basit olandan başlayarak bileşik yapıyı anlamaya çalışmalı.
4- Her hangi bir şeyi atlamadığımdan emin olmak için sürekli olarak geri dönüşler ve kontroller yapmalıyım.

Bu dört maddeyi yöntem edinen Descartes, kendi varlığından emin olduktan sonra (“ben varım” demek yeterli bir kanıttır) kendisinin ne olduğu sorusuna cevap arar. Böylelikle varlık sorusundan öze yönelik soruya geçiş yapar. Demek ki hâlâ Aristotelesçidir. Aristoteles’e göre bir şeyin özü onun gerçekten ne olduğudur.

I. Meditasyon
I. Meditasyon kendilerinden şüphe edilen şeyler hakkındadır. I. Meditasyon’daki argümanların temelinde, felsefe tarihinde birincil ve ikincil nitelikler olarak bilinen ayrım yatmaktadır.
Descartes’a göre, ikincil nitelikler nesneye ilişkin duyumlardan kaynaklanırken birincil nitelikler, nesneye özgü matematiksel niteliklerdir. Descartes, ikincil olduğu kadar birincil niteliklerin doğruluğundan da emin olamadığını belirtir.

II. Meditasyon
II. Meditasyon insan zihninin özünü anlamaya ve zihni tanımanın bedeni tanımaktan daha kolay olduğuna ilişkindir. Felsefi sistemi için aradığı temel taşını cogito ergo sum sözleriyle tespit eder: ona göre düşünüyor olduğunu söylemekle kendi varlığından kesin olarak emin olmakta ve bu kesin bilgiyi, sisteminin temeli olarak ilan etmektedir.
Fakat kimdir ya da nedir bu “ben”? Descartes için “ben düşünen bir şeydir, yani bir zihin, bir anlık ya da us.”
Bu, Descartes’ın Meditasyonlar’daki genel bakış açısını belirleyen düşünen töz (res cogitans) ve uzamlı töz (res extensa) arasında yaptığı radikal ontolojik ayrımın başlangıç noktasıdır. İki töz, karşılıklı olarak birbirini dışlar. Düşünen töz fiziksel değildir ve özü gereği ruhsaldır, buna karşın uzamlı töz fizikseldir, ama düşünemez.
Cisimler duyularla algılanır fakat onlar anlıkla, zihinle, akılla bilinebilir (zira duyular, bildiğimiz bir şeyi zihnimize farklı biçimde getirebilirler, buna karşın insan aklı o şeyin ne olduğunu yine bilir. İşte bu nedenle res cogitans apayrı bir töz olarak ele alınır).

III. Meditasyon
III. Meditasyon Tanrı’ya ve Tanrının varlığına ilişkindir. Descartes’a göre, insan farklı düşünme biçimlerine sahiptir. Bunların arasında sadece yargıların doğruluk değeri vardır. Yanılgılarımızın çoğu da idelerimiz hakkındaki yargılarımızdır. İdeler de doğuştan gelen ideler (ideae innatae), zihnin kendi ürettiği ideler (ideae factitiae) ve dışarıdan gelen ideler (ideae adventitiae) olmak üzere üç türlüdür. Dışarıdan gelen ideler duyu verilerine dayanır. Zihnin kendi ürettiği idelerdeyse imgelem devrededir, bunlar gerçek ve saf olmayan idelerdir.
Tanrı idesi duyuların ürettiği bir ide değildir. O salt imgelemin ürünü de değildir. Bu noktada yeterli neden ilkesine dayanarak, insandaki sonsuz mükemmellik idesinin, kendisi sonsuz ve mükemmel olan bir töze ihtiyaç duyduğunu ve bunun da insan zihnine ancak Tanrı tarafından verilmiş olabileceği sonucuna ulaşır.
Tanrı vardır, çünkü O, Tanrı idesinin tek yeterli sebebidir.

IV. Meditasyon
IV. Meditasyon doğruya ve yanlışa ilişkindir.
Tanrının bize verdiği aklı iyi kullanacak olursak hiçbir zaman yanılmamıza olanak yoktur. Ancak insan sınırlı ve eksiklikleri olan bir varlıktır. Bunlar, hata yapmak için yeterli sebeplerdir. Descartes’a göre asla yanılmamak alışkanlığını kazanmak elimizdedir. İrademizin, bilgimizin ötesine gittiği, yanıldığımız önceki durumları hatırlayarak, sadece açık ve seçik bildiğimiz şeyler hakkında yargıda bulunma alışkanlığını kazanabiliriz.

V. Meditasyon
V. Meditasyonda, maddesel şeylerin özünün, bir kere daha Tanrı ve Tanrının varlığına ilişkinliğidir. Descartes, ben’in tanrıya ilişkin bilgisinden hareketle dış dünyaya yönelir. Dolayısıyla dış dünyanın bilgisine, “düşünüyorum o hâlde varım” önermesine ulaştığı gibi sezgiyle değil, tümdengelim yöntemi ve duyumlarına dayanarak ulaşır. Tanrıyı bilmeden özlere ilişkin herhangi bir bilgiye sahip olmak mümkün değildir.

VI. Meditasyon
VI. Meditasyon, maddesel şeylerin varlığına ve insanın ruhuyla bedeni arasındaki gerçek ayrılığa ilişkindir. VI. Meditasyon’da iki amacı vardır; ilki, maddesel şeylerin var olduğunu göstermek, ikincisi zihnin bedenden ayrı olduğunu göstermek.
Descartes, insanların özsel niteliklerinin düşünme, isteme ve imgelem gibi tamamen ruha ilişkin nitelikler olduğunu ve bedenle hiçbir ilgisi olmadığını söyler. Buna karşın duyum algısı, yer değiştirmek, çeşitli durum ve konumlar almak gibi bir beden gerektiren nitelikler ruhumuzun değil, bedenimizin nitelikleridir ve özümüzü oluşturmazlar.

Açık Seçik İdeler Kavramı
Descartes’ın zihin kuramına göre ideler zihnin nesneleridir.
Descartes akılcı bir düşünür olarak ideyi kavram anlamında kullanır.
Aklın doğuştan gelen ideleri açık seçik algılamasına dayanarak, doğruluğundan şüphe edilemeyecek bir bilgiye varmanın yollarını araştırır.
Descartes’a göre açıklık ve seçiklik, zihnin kavrayışında en yüksek nokta ve bir şeyin doğruluğunun şaşmaz bir kanıtıdır. Ona göre “ancak açık ve seçik olarak kavradığımız şeyler üzerine yargıda bulunduğumuzda hiç bir zaman aldanmamıza olanak yoktur.
Descartes’a göre açıklık bir nesnenin kendisini aracısız olarak kavramaktır. Seçiklik ise nesnenin bilgisinin diğerlerinden ayrılmış ve kesin olmasıdır.

Descartes’ın Felsefesinde Duyguların Rolü
Ruhun İhtirasları adlı eseri, Prenses Elizabeth’in Descartes’ın zihin beden ilişkisine dair kuramına getirdiği eleştirilere bir cevap olarak yazılmış ve ona atfedilmiştir.
Prenses Elizabeth, Descartes’a yazdığı mektubunda uzamsız ve cisimsiz olan bir ruhun, bedeni hareket ettirdiği fikrini, anlayamadığını ifade etmiştir.
Genel olarak ihtiraslar başlığını taşıyan ilk bölümde Descartes ihtirasların özelliklerini ve zihin beden ilişkisini nasıl aydınlattığını ele alır.
İkinci bölümde ihtirasların genel bir sınıflamasını verir.
Üçüncü bölümdeyse belli ihtiraslar ve onların ahlaki yaptırımları üzerinde durur.
Eserin ilk bölümünde belirttiği gibi ihtiras, Descartes’a göre her meydana gelen şeye verilen isimdir.
Descartes “ruhumuzda bir ihtiras olan şey, bedende bir etkidir” diyerek, zihin ve beden arasındaki ayrımı anlamanın en etkili yolunun ihtirasların doğasını anlamak olduğunu belirtir.
Descartes, zihin beden düalizmi temelinde, ihtirasların; bedenin korunmasına, devamının sağlanmasına yönelik olmakla birlikte, insanlarda özellikle ruhun kontrolü altında olduklarını söyler.

Ruh ya da zihnin özü imgeleri içermeyen saf düşünmedir. Descartes’a göre imgeleri içermeyen saf düşünme ya zihnin kendi üzerine ya da Tanrı üzerine düşünmesidir. Saf düşünmenin dışında kalan bütün düşünümler, bedeni ve beyni, bir tasarımlama aracı olarak görmek durumundadır.

İstenç Özgürlüğü ve İyinin Doğası
Descartes insanın istenç (irade) özgürlüğüne sahip olduğunu kabul eder. İnsanın özgürce davranma edimi insan için en temel en önemli düşünsel bir kiptir. Descartes bundan sonra törebilim hakkındaki düşüncelerine yer verir (Metot Üzerine Konuşma).
Descartes’in törebilimi dört pratik ilkeye dayanır:
1. Ulusun yasalarına, törelerine, dinsel inançlarına boyun eğ.
2. Kanılarına bağlı kal ve seçtiğin eylem yolunda kararlı ol.
3. Kendini ve tutkularını çevrene ve talihine uyarla.
4. Senin için en iyi olacak yaşam uğraşını dikkatle seç.

Duygu (tutku) çözümlemesi karşılıklı-etkileşim kuramı ile bağlantılıdır: Buna göre duygunun ruhta beden tarafından uyarıldığını öne sürer.
Tutkular uyardıkları istek aracılığıyla bizi her türlü eyleme götürebilirler. Bu eylemler iyi veya kötü olabilir. Bu nedenle de denetlenmeleri gerekir.
Denetlenmesi gereken istektir. Descartes’e göre istek doğru bilgiyi izlediği zaman iyidir; bir yanılgı üzerine kurulduğu zaman kötüdür.
---

Modern Felsefe I
Prof. Dr. Sara Çelik
Anadolu Üniversitesi Yayınları, Yayın No: 2588
Haziran 2012, Eskişehir
-
Zihin Felsefesi
Doç. Dr. Kamuran Gödelek
Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2337
Ocak 2013, Eskişehir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder