Jeff Malpas - Putting Space in Place Philosophical Topography and
Relational Geography - Makale - Özet / Notlar
Mekânı Yerine Koymak: Felsefi Topografya ve İlişkisel
Coğrafya
Coğrafi düşüncede son dönemde yaşanan "sosyal ve
politik süreçlere odaklanma" eğilimi, mekânın kendi özgün yapısının
anlaşılmasını engellemiştir.
Foucault ve Lefebvre gibi isimler odağın bu biçimde kaymasına
yardımcı oldu.
Çağdaş teoride baskın olan "ilişkisel mekân"
anlayışı kavramı daha da belirsizleştirdi.
Doreen Massey, mekânın sosyal ilişkilerin bir ürünü olduğunu
savunur.
Ash Amin'in çalışmalarında mekân artık yerel değil, küresel
ağların "geçici yerleşimleri" veya "akışı toplayan
düğümler" olarak görüldü.
İlişkisel görüşler sınırları "gerici" bularak
reddeder. Dolayısıyla ontolojik
(varlıksal) bir temelden yoksundurlar.
Mekânın anlamını sormak, onun "yer" gibi diğer
terimlerle nasıl bir "kavramsal takımyıldızı" oluşturduğunu
incelemeyi gerektirir.
Mekânın iki yönü: Birincisi içindeki nesneleri tutan bir
"kap" (topos) olarak mekân, ikincisi ise nesnelerin yayıldığı bir
"uzantı/genişleme" (chora) olarak mekân.
İngilizcedeki "space" teriminin kökenleri stadyum
(stadium) ve yarış pisti (spadion) gibi ölçülebilir alanlara dayanır. Antik
Yunan'da mekân; bir kap olarak topos, bir matris olarak chora ve boşluk olarak
kenon kavramlarıyla tartışılmıştır. Modern anlayış, mekânı sınırsız bir
"uzantı" (extensionality) olarak görmeye başlamıştır.
Mekânı "saf uzamsallık" olarak gören modern
düşünce sınır fikrine karşı çıkar. Bu durum, yer ve mekân arasındaki ayrımın
ortadan kalkmasına yol açar.
Mekân sadece bir açıklık değil, aynı zamanda bir şeylerin
"belirmesine" izin veren bir rahimdir (chora).
Mekânın temeli "açıklık" zamanın temeli de bu
"ortaya çıkış" (varoluşa giriş hareketi)
Sınır olmadan bir açıklık, açıklık olmadan bir şeyin ortaya
çıkabileceği bir "yer" mümkün değildir. Modern düşünce, sınırlılığı
basit bir "bölünme" olarak görerek bu bütünlüğü bozmuştur. / Sınırlılık, Açıklık, Ortaya Çıkış
Görünüm, her zaman bir arka plana (görünmezliğe) karşı
gerçekleşir. Bir nesne belirginleşirken (salience), onu çevreleyen yer geri
çekilir (withdrawal).
Sınır olmadan ilişkisellik kurulamaz; çünkü ilişki, hem
ayıran hem de bağlayan bir "sınır" fonksiyonudur.
Modern coğrafyadaki ilişkisellik Leibniz'in
"monad" anlayışından farklıdır. Modern yaklaşım, unsurları sadece
"ilişkilerin noktaları" (momentler) olarak görerek nesnelerin kendi
özgünlüğünü yok eder.
Sınırların ortadan kaldırılması, saf bir ilişkisellik
alanının kurulması değil, bizzat ilişkiselliğin ortadan kaldırılmasıdır.
"Akışkan, sınırsız ve ilişkisel mekân" dili,
aslında küresel sermayenin dilidir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder