8 Nisan 2020 Çarşamba

Mahmut Çetin - Boğazdaki Aşiret


Mahmut Çetin - Boğazdaki Aşiret
 
…aşiret kelimesi ise Boğaziçi’nde bir ‘kast’ oluşturan büyükçe bir ailenin tarihini anlatırken hassaten seçildi.

Boğaz’daki Aşiret, dört büyük ailenin birbirleriyle irtibatından oluşur.

Konstanty, Detrois, Sotori isimleri bu ailenin köken olarak bize yabancı olduğunu gösterse de, milletimiz bu köken farklılığı üzerinde hiç durmamıştır. Polonez, Alman, Rum, Hırvat ve Macar kökenli olmak onur kırıcı görülmemiştir tarihimizde.

Birinci Bölüm
KONSTANTY’NİN ÇOCUKLARI
Konstanty BORZECKİ / Ya da Mustafa Celaleddin Paşa
Aile Lehistan Krallığı’na hem askeri alanda hem de sivil alanda önemli roller oynayan insanlar yetiştirmiştir.

Lehistan o zaman bir kısmı Rusya, diğer kısmı da Avusturya ve Prusya işgali altındaydı. 1848 yılının Nisan ayında, Prusya’ya ait Wielkoposka’da bağımsızlık yanlısı bir ihtilâl teşebbüsü oldu.
Ruslar isyanı bastırınca Konstanty göz altına alındı.

Osmanlı Devleti, Polonyalı muhacirleri ülkesine kabul edeceğini açıkladı.
Konstanty Borzecki, 1949 yılında İstanbul’a vardığında 23 yaşındaydı.

…dilini ve dinini ve bilmediği bir ülkede yapacağı tek işin askerlik olduğunu hemen anladı. Bunun için de müslüman olma şartı vardı. İslamiyet’i kabul etti.

Devrin şeyhülislamı Konstanty’nin parlak, azimkâr, keskin koyu mavi gözlerine ve benzinin uçukluğuna bakarak: “Bu delikanlı, büyük bir adam ve yahut dehşetli bir cani olacaktır” demiş ve ona bu yüzden Mustafa Celaleddin ismini vermiştir.
…askeri bir eğitim almamasına rağmen erkan-ı harp sınıfına dahil edilip yüzbaşı rütbesiyle orduya katılır.
Diyarbakır’da Müşir Mehmet Reşit Paşa’nın yanında göreve başladı;
İstanbul’da, Genel Kurmay’da bir göreve tayin edildi.
…komutanlarından biri Mirliva Ömer Lütfi Paşa Mustafa Celaleddin Bey’i maiyetine almış ve büyük kızı Saffet Hanım’la evlendirmiştir.

Mustafa Celaleddin Paşa “Les Turcs anciens of meternes” –Eski ve Yeni Türkler-adlı eser, Türkçe değil, Fransızca yazılmıştır.
Türklerin Avrupalı milletlerin mensup olduğu Ari soyundan geldiği tezini ilk ortaya atan odur.

Paşa’nın Timurlenk Ordusu, Yeniçeriler ve Doğu’da Çalışan Cezvit Papazları adlı kitapları olduğu bildirilirse de bulunamamıştır.
Arnavutluk-Karadağ cephesindeki bir çatışmada yaralanan Mustafa Celaleddin Paşa 10 Ekim 1876 tarihinde ölmüştür.

…oğlu Hasan Enver Paşa (1851-1929) 1898’de ABD’ne yollanmış, 1901’de Boxer ayaklanmasına karışan müslümanları yatıştırmak için Çin’e gönderilen Nasihat Heyeti’ne başkanlık etmiştir.

Alman asıllı Müşir Mehmet Ali Paşa’nın kızlarından Leyla Hanım’la evlendi.
Bu evlilikten Celile, Mustafa Celalettin, Münevver, Mehmet Ali ve Sara isimli beş çocukları oldu.

Haşan Enver Paşa’nın Çin Müslümanlarına yardım için gittiği seferde ise Hortense Leffine adlı bir bayanla ikinci bir evliliği olmuştur. Bu evlilikten Ömer Songar, Suzan Özkök ve Enver Songar adlı çocukları olmuştur.

Türk heyetine tercüman olarak alınan Viçinço Kinyoli ile kızı Hortense’nin yabancı tebalı olmaları sebebiyle resmi belgelerde ismi geçmemesi uygun görülmüştü.
50 yaşındaki Haşan Enver Paşa 22 yaşındaki Hortense ile ikinci evliliğini yaptı. Paşa aslında o zaman evliydi. Bu evlilik için II. Abdülhamid Han’dan istenen izin Yıldız Sarayı’ndan İzmir’e şifreli bir telgrafla bildirilmiş, İskenderiye’deki Avusturya Konsolosluğu’nda nikah kıyılmıştır.

Haşan Enver Paşa ile Leyla Hanım’ın küçük çocukları Sara’nın doğduğu gün Sara’nın teyzesinin oğlu Ali Fuat Cebesoy ile arkadaşı Selanikli Kolağası Mustafa Kemal, bir gazinoda rakı içmekteydiler.

(Sara’nın yeğeni) Nazım Hikmet 11 yaşındayken ona bir şiir yazar:
“Benim teyzemin adı Sare
Kendisi mini mini bir fare
Girdiği kalpleri etmektedir pare pare
İnci dişli sırma saçlı güler yüzlü şen kız
Teyzemin gözleri mavi sema gibi
Genç mi ihtiyar mı muamma gibi
Güler yüzlü inci dişli sırma saçlı şen kız.”

Sara Hanım’ın ilk kocası Şevket Mocan Demokrat Parti 9. Dönem Tekirdağ Milletvekilidir. Meşhur 141. ve 142. maddelerin mimarıdır.
Ona göre komünizm veba gibi tehlikelidir.

Şevket Mocan’ın büyük dedelerinden Fethi Ahmet Paşa’nın annesi bir padişah kızı.

Sara Hanım... Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ın küçük kızkardeşi...

Nazım Hikmet, Mehmet Ali Aybar, Münevver Andaç ve şair Oktay Rıfat’ın teyzesi…

Şevket Mocan’ın ikinci eşi güzelliği ile ünlü, Nihal Hanım. O da, ilk milletvekillerinden Ahmet Refik Uluçay’ın kızı,

Sara Hanım ikinci evliliğini Dündar Baştımar’la yapıyor. Dündar Baştımar, Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Zeki Baştımar’ın amcaoğlu...

Nazım Hikmet’in annesi Ayşe Celile Hanım
Celile Hanım Mustafa Celaleddin Paşa’nın torunu, Hasan Enver Paşa’nın kızıdır.

Celile hanım, Nazım Paşanın oğlu Hikmet Bey’le evlenir. …evlilikleri uzun sürmez.
Celile Hanım Yahya Kemal’in sevdalılarındandır.

Hikmet Bey'in bir evliliği daha olmuştur. Cavide Hanım’la olan evlilikten doğan kızı Melda, yazar Refik Erduran'ın ilk karısıdır.
Erduran ikinci evliliğini gazeteci Leyla Umar'la yapar.

Cavide Hanım'ın ablası Macide Hanım'dır. Macide Hanım'ın oğlu Turgut Sunalp'tir.
Refik Erduran, askerliğini yedek subay olarak Kore'de yapar. Turgut Sunalp da binbaşı rütbesiyle Harekat Dairesi Başkanı sıfatıyla görev yapar. Mütercimlik yapan Refik Erduran da Hareket Dairesinde görevlendirilir.

Refik Erduran'ın annesi Refika Erduran'ın dayısının oğlu Amiral Münci İlhan, İstanbul Kuzey deniz Saha Komutanıdır.

Refik Erduran'ın annesinin babası Mustafa Refik Bey Resimli İstanbul dergisini çıkarmış, Darülmuallimat ve İzmir'deki Mekteb-i Sultani müdürlüklerinde bulunmuştur.

Mustafa Refik Bey'in dayısı büyük romancı Ahmed Mithat Efendi'dir.

Mehmet Nazım Paşa 29 Ağustos 1840'da İstanbul'da doğdu. 1903'de Diyarbakır valiliğine getirildi. 1905'de Halep, 1908'de Konya, 1909'da Sivas valisi oldu. 1912'de Selanik valiliğine tayin edildi.

Nazım, ilk kez 1922 yılında Moskova'da, Nüzhet Hanım'la evlendi. …ikinci eşi de 1925 yılında evlendiği Lena idi. Nazım, üçüncü kez, 1930'da nişanlandığı Piraye Hanım ile ilk hapisliğinin ardından 1935 yılında evlendi.

Piraye Hanım'ın Vefat Örfi’den olma oğlu Mehmet, sonraki yıllarda edebiyat eleştirmenliğine soyunan meşhur voleybol hocalarından biridir.

Kültür Bakanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü alan sanatçılardan bazıları: Necip Fazıl Kısakürek, Yaşar Nabi Nayır, Süheyl Ünver, Sedat Hakkı Eldem, Ekrem Akurgal, Yaşar Kemal.

Memet Fuat'ın baba tarafından dedesi, süvari zabiti Mehmet Ali Bey Sadrazam Halil Rifat Paşaya damat olur. Kardeşi Fuat Bey ise Padişaha damat olur. Cemile Sultan'la evlenir.

Hapisliğin sonuna doğru Nazım ile Piraye birbirinden uzaklaşmıştı. Nazım, 1948 yılının sonlarında, ziyaretine gelen dayı kızı Münevvere aşık olmuştu.
…hapisten çıkınca Piraye'den boşandı. Ancak Münevver ile evlenmeye fırsat bulamadan Moskova'ya gitti.
Nazım bir kalp krizi sırasında kendisine bakan Dr. Galina ile evlendi
…altmışına yakın sevdalandığı "saçları saman sarısı, kirpikleri mavi" Vera ile evlendi. Nazım 3 Haziran 1963 günü öldü.

Haşan Enver Paşanın çocuklarından Mustafa Celaleddin, Cubriella Taron ile evlenmiştir. Bu evlilikten Leyla ve Münevver adında iki kız çocukları dünyaya gelmiştir.
Münevver İlk evliliğini ressam Nurullah Berk ile yapmıştır. Bu evlilikten Renan isimli kızı olmuştur. İkinci evliliğini halasının oğlu Nazım Hikmet'le yapmış ve bu evlilikten Memet doğmuştur. Üçüncü evliliğini Pierre Volkoff ile yapmıştır.

Haşan Enver Paşa ile Leyla Hanım'ın evliliklerinden doğan üçüncü çocuk Münevver ismini taşır.
Münevver ilk evliliğini Kadri Bey ile yapar. Kadri Bey, Şeyda Yaltırım'ın babasıdır. Şeyda Yaltırım, Nazım Hikmet'in kız kardeşi Samiye Yaltırım'ın kocasıdır.
Münevver Hanım ikinci evliliğini Samih Rifat ile yapmıştır.

Samih Rifat: Şair, yüksek bürokrat (Dahiliye ve Maarif Müsteşarlıkları yapmıştır) Milletvekili (ikinci dönem Biga, üçüncü dönem Çanakkale) Türk Dil Kurumu'nun ilk başkanı ve Türk Tarih Kurumu üyesidir.

Samih Rifat'ın ilk evliliğinden dünyaya gelen Zeynep Hanım, Hasan Menemencioğlu ile evlenmiştir. Haşan Menemencioğlu, 1941-43 yıllarında ikinci Refik Saydam ve Birinci Şükrü Saraçoğlu hükümetlerinde Adalet Bakanlığı yapmıştır.

Oktay Rifat, vali Samih Rifat Bey'le Münevver Hanım'ın küçük oğludur.
Cevat Rifat Atilhan; Macar Ali Rifat'ın oğlu yazar Samih Rifat'ın kardeşidir.

Cevat Rifat'm oğlu Bülent Oran sinemamızda en fazla senaryo yazan sanatçısı…
Bülent Oran'ın eşi de sinemamızın başarılı senaristlerinden Ayşe Şasa

Macar Ali Rifat Bey'in üçüncü oğlu da Ali Rifat Çağatay
İstiklal Marşımız'ın seçilen ilk bestesi Çağatay'a aittir. 1924-1930 arasında İstiklal Marşı onun bestesiyle okunur. Bilahare itiraz üzerine Osman Zeki Üngör'ün bestesi kabul edilmiştir. Olay şöyle gelişir: Cumhuriyet kurulur yapılan ilk işlerden biri İstiklal Marşına beste yarışması açılması olur. Maarif Vekaleti'nde bu amaçla kurulan komisyon aralarında Ali Rifat Çağatay ve Osman Zeki Üngör'ün bestelerinin de bulunduğu 4 besteyi seçerek, bunlardan birinin İstiklal Marşı olarak kabulünü kararlaştırdı. Komisyon, önce Ali Rifat Çağatay'ın bestesini seçti. Ancak komisyonda Ali Rifat Bey'in kardeşi Samih Rifat Bey'in de üye olarak bulunması, şaibelere yol açtı. Tepkilerin artması üzerine toplanan bir başka komisyon bu sefer Osman Zeki Üngör'ün bestesini kabul etti.

Ali Rifat Çağatay, Kavalalı Mehmet Ali Paşanın dördüncü oğlu, Mısırlı Abdülhalim Paşa'nın kızı Zeynep Hanım'ın üçüncü kocasıdır

Ali Rifat Bey, Türkiye'nin ilk operası Bülbül'ü de bestelemiştir.

Oktay Rifat'ın babası Samih Rifat Bey, Milli Kurtuluş Savaşında söylenen 'Gönüllü Gelibolu' türküsünü besteliyor bir Bektaşi havası.

İkinci Bölüm
DETROİS’İN ÇOCUKLARI
Konstanty Borzencki'nin (Mustafa Celaleddin Paşa) oğlu Hasan Enver Paşa; Karl Detrois'in (Müşir Mehmet Ali Paşa) kızı Leyla Hanım'la evlenerek Boğaz'daki Aşiret'in ana kollarından ikisi arasında akrabalık kurulmuştur.

Karl Detrois 1834 yılında Alman-Hırvat melezi olarak Magdeburg şehrinde dünyaya gelmiş

Mehmet Ali Paşa'nın Osmanlı ülkesine göçü konusunda üç rivayet vardır.
Üçüncü rivayet ise ziyaret için İstanbul'a gelen bir okul gemisinden kendini denize attığı ve Kız Kulesi bekçisi tarafından kurtarılmış olduğu yolundadır.

Sadrazam Ali Paşa onu Mekteb-i Harbiye'de okutmuştur. Hafız Paşa'nın kızı Ayşe Sıdıka ile evlenir.
1877 Moskof Savaşında Sultan Abdülhamit tarafından serdarlığa yükseltilir.
Arnavut beyleri, Berlin kararlarından hoşlanmadıkları için ayaklanmışlardır? İsyan üstüne giden Mehmet Ali Paşa yani Karl Detrois bir baskında öldürülür.

Müşir Mehmet Ali Paşanın (Karl Detrois) Ayşe Sıdıka Hanım'dan olma üçüncü kızı Zekiye Hanım Altunizade İsmail Zühtü Paşanın oğlu İsmail Fazıl Paşa ile evlenmiştir.

İsmail Fazıl Paşa, Sivas Kongresinden sonra Mustafa Kemal'in yanında yer alır. Ali Fuat Cebesoy'un babası olan Paşa, ilk hükümette Bayındırlık Bakanı olur.

Cumhuriyet'in ilk Yolsuz'u İsmail Fazıl Paşa!
Bayındırlık Bakanlığı İtalya'dan yedek parça alacaktır. Karahisar Mebusi Şükrü Efendi, bu alımlarda yolsuzluk kokusu alır. Konuyu meclise getirir. Meclis İsmail Fazıl Paşayı alaşağı eder.
İsmail Fazıl Paşa, Bayındırlık Bakanlığından düşürülmüştür ama İsmet İnönü bu görevi İsmail Fazıl Paşa’nın oğlu Ali Fuat Cebesoy'a verir.

Ali Fuat Cebesoy 1892'de İstanbul'da doğdu. Harp Okulunu Mustafa Kemal'in sınıf arkadaşı olarak bitirdi.
Sivas Kogresi'nde, Kuva-yı Milliye Umum Komutanı olarak görevlendirilir.
Çerkez Ethem olayındaki tutumu yüzünden Moskova elçiliğine gönderilmiştir.
Moskova Büyükelçiliğinde görevli bazı kişilerin karıştığı bir casusluk olayı sonucu 10 Mayıs 1922 tarihinde Moskova'dan ayrıldı.

17 Kasım 1924 günü Ali Fuat Cebesoy, İçişleri Bakanı Recep Peker'e giderek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının tüzük ve programını verir. Böylece cumhuriyet döneminin ilk muhalefet partisi kurulur.
Bir hafta içinde Mustafa Kemal'in partisinden 32 milletvekili istifa eder
İzmir Suikastından sonra gözaltına alınır.

Mehmet Ali Paşa (Karl Detrois) ile Ayşe Sıdıka Hanımın çocuklarından biri de Hayriye Hanım'dır. Hayriye Hanım, Hüseyin Hüsnü Paşa ile evlenmiştir. Bu evlilikten Mehmet Ali Aybar'ın babası Tahsin Bey, amcası Muhsin Bey ile İzmir Valisi Rahmi Bey'in eşi Nimet Hanım dünyaya gelmiştir.

Hareket Ordusu içinde üçüncü ordu birliklerinden kurulan Mürettep Fırkanın komutanlığına Hüseyin Hüsnü Paşa geçer. Bu fırkanın Kolağası da Mustafa Kemal'dir.

Hüseyin Hüsnü Paşa'nın kızı Nimet Hanım, İttihatçı İzmir Valisi Rahmi Bey'le evlenir. Bu evlilikten Alp Arslan Bey doğar.
İzmir Suikastı sanıkları arasında Rahmi Bey'in bulunması önemli bir faktördür. Delil bulunmasa da Rahmi Bey bu davada kürek cezasına mahkum edilecektir.

Rahmi Bey, 25 Haziran 1873 yılında Selanik'te doğdu. II. Meşrutiyet döneminde 1908-1912 yılları arasında Selanik Milletvekilliği yaptı. 1913 yılı sonunda tayin edildiği İzmir Valiliği görevini 24 Ekim 1918 tarihine kadar yürüttü. Mustafa Kemal hareketinden uzak durdu.

Çerkeş Ethem, Rahmi Bey'in oğlu 8 yaşındaki Alp Arslan'ı kaçırır. Takvimler 12 Şubat 1919 tarihini göstermektedir.
Hasan Tahsin, Çerkeş Ethem'i haklı görmektedir.

Selanik İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 10 kişiden oluşan merkez komitesinde bir Bleda'ya rastlarız. Mithat Şükrü Bleda,

Hayriye Hanım'la Hüseyin Hüsnü Paşa'nın çocuklarından biri de Muhsin Bey'dir. Muhsin Bey'in bir adı da Nono Bey'dir.

Hüseyin Hüsnü Paşa'nın oğlu Mehmet Ali Aybar'ın babası olan Tahsin Beğ de askerdir.
Tahsin Beğ'in Mehmet Ali Aybar'dan başka Nermin adlı bir de kızı vardır.

Mehmet Ali Aybar, annesi Aliye Hanım'ın annesi Lebibe Hanım; ünlü matematikçi Gelenbevi İsmail Efendinin torunu Aziz Efendinin kızıdır.

Filiz Ali; Sabahattin Ali'nin Mehmet Ali Aybar'la akrabalığından bahseder.

Nazım'ın anneannesi ile Aybar'ın babaannesi kardeştir.

Mehmet Ali Aybar ve Siret Hanım'ın bir çocukları vardır: Güllü.
İlham İrem'le birliktelik yaşayan Güllü evlendi ve oğlu Mehmet'in (Memo) annesi oldu.
Boşanan Güllü; bir ara Menderes Utku ile birliktelik yaşadı.

Üçüncü Bölüm
SOTORİ’NİN ÇOCUKLARI
1807 yılında Sakız adasında doğan Hekim İsmail Paşa, Sakızlı Rumlardan Rododanaki'nin oğludur.
12 yaşında İzmirli cerrah Hacı İsmail Ağa tarafından satın alınarak İzmir'e getirilir.
Topkapı Sarayı'ndaki cerrahhaneden 1840 yılında mezun olur.
Ceride-i Tıbbiye dergisinin kurucuları ve yayın kurulu üyeleri arasında yer almış
Jön Türk'lere olan hoşgörüsü nedeniyle İstanbul Zaptiye Müdürü olduğu zaman görevden alınmıştır.
Namık Kemal'le ilişkileri de Jön Türklere olan bu hoşgörü sırasında kurulmuştur.
Hekim İsmail Paşa'nın Mustafa Reşit ve Fuat Paşa ile yakın dostlukları vardır.

Hekim İsmail Paşa'nın eşi Nefise Hanım, Kırım hanları hanedanına mensuptur.
Bu evlilikten Leyla Saz ve Adeviye Hanım dünyaya gelir.
Leyla Saz da Giritli Sırrı Paşa ile evlenmiştir. Adeviye Hanım, Sadrazam Kadri Cenani Paşa ile evlenir.

Leyla Hanım, 1850'de doğmuş, 6 yaşında 1. Abdülmecit'in kızı Münire Sultan'a nedime olmuş
Musiki ilgisinden dolayı ilerde "Saz" soyadını alan Leyla Hanım, 200 kadar şarkı bestelemiş

Giritli Sırrı Paşa ile Leyla Saz'ın evliliklerinden dört çocukları var. Yusuf Razi Bel, Vedat Tek, Feride Ayni, Nezihe T. Daniş.

Hekim İsmail Paşanın damadı Giritli Sırrı Paşa, Helvacızade Salih Tosun Efendinin oğludur.
Ehl-i sünnet itikadında bir alim olan Sırrı Paşanın özellikle akait ve kelam konularında eserleri vardır.

Leyla Saz'ın oğlu olan Vedat Tek, Sultan V. Mehmet Reşat'ın başmimarıydı.

Firdevs Dino; Vedat Tek'le evlenerek Boğaz'daki Aşiret'in Giritli kanadıyla Dino kanadı arasında akrabalık tesis ediyor.

Giritli Sırrı Paşa’nın oğlu Yusuf Razi, Marie Belle adında bir Fransız’la evlenmiş Marie Belle, İsmet adını alarak kelime-i şehadet getirmiş.
Yusuf Razi, İstanbul işgali sırasında bir ara şehreminin, yani belediye başkanı tayin edilmiş
Yusuf Razi ile Fransız eşi Marie Belle’in evliliğinden Leyla Hayrettin ve İsmail Sırrı Bel adlı iki çocukları olmuştur.
Yusuf Razi, soyadı kanunundan sonra Marie'nin soyadını almıştır.
Leyla Hayrettin'in Siret Cero Philippe (1917) adlı bir çocuğu, ondan da Francoise (1940), Jean Philippe (1942) ve Patrick (1943) adlı torunları vardır. Yusuf Razi'nin oğlu İsmail Sırrı Bel'in de bir oğlu vardır: Selim Bel.

Giritli Sırrı Paşanın Leyla Saz ile evliliğinden doğan Feride Hanım, Mehmet Ali Ayni ile evlenir.
Mehmet Ali Ayni, çeşitli çalışmaları arasında ruhsal dünya, telepati ve benzeri konulara da ilgi sarmış. Bir tesadüf, eşi Feride'nin medyumluk hassasına sahip olduğuna inanmış ve beraberce ruh çağırma denemeleri yapmışlar.

Mehmet Ali Ayni Şimdi, Yunanistan'da kalan Serfice'de 1869 yılında doğmuştur. Ailesi Konya'dan Serfice'ye getirilerek yerleştirilmiş, onun için yerli Rumlar onlara “Kongar” demiştir.

Mehmet Ali Ayni, cumhuriyetin ilanından sonra başlanılan dinde reform faaliyetinin mimarları arasındadır.
İsmail Kara onun Nakşibendi tarikatına mensup olduğunu söylemektedir.
Ölünce Mehmet Ali Ayninin özel sandığından bektaşi külahları çıkar.
Bektaşilerin bir kolunun Nakşibendi tarikatı içinde Tarik-i Nazen'in adıyla örgütlendiği biliniyor.

Mehmet Ali Ayni ile Feride Ayni'nin evliliklerinden doğan üç çocuktan biri Refika Hanım'dır. Refika Hanım, Dr. Asım Arar'la evlenmiştir.
Mustafa Kemal'in ölüm raporunda ismi olanlardan biri de Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Doktor Asım Arar'dır.
Asım Arar'ın oğlu İsmail Hakkı Arar 12 Mart 1971'de Adalet Bakanlığına getirildi.
Adalet Bakanlığından sonra Milli Eğitim ve Devlet Bakanlığı koltuklarını işgal etti. Etibank ve Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu üyelikleri görevlerinde semirirken, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, Milli Güvenlik Kurulu kontenjanından Danışma Meclisi üyeliğine seçilir.

Celal Nuri, Ayan Meclisi (Senato) azasından Giritli Mustafa Nuri Bey'in oğludur. Ana tarafından Abidin Paşanın torunu olup 1877'de Gelibolu'da doğmuştur.
Celal Nuri'nin İkdam, Ati ve İleri gibi gazetelerde üç bin kadar makalesi çıkmıştır.
Celal Nuri, ilk pozitivistlerdendir.

Mondros Mütarekesinin getirdiği kaos ortamında Celal Nuri de İtalyan mandacılığını savunmuştur.
Jeune Turc gazetesindeki yazılarıyla da siyonistlerle irtibatı olmuştur.

Suphi Nuri İleri, Cemal Paşa'nın Şam'daki karargahına katılmış, savaş sonrası Ordu Hâzinesini kaçırıp Halep'te Mustafa Kemal’e teslim etmiştir.
Lozan Konferansına İsmet İnönü ile katılmış

Bürokrasinin özelliklerinden biri de değişik dönemlere şartlara intibak kabiliyetidir.
Mürtekiplerin büyükleri arasına geçen zatlar, ayıplarını örtmek, günahlarını saklamak için, daima namaz kılarlar; seccadelerini resmi makamlara bile taşıttırırlardı.

Abidin Paşanın oğlu Rasih Bey, Saffet Hanım'la evlenir, Evlendiklerinde Rasih Bey 16, Saffet Hanım 13 yaşındadır.
…ilk çocuğu Ali Ekrem'i 14 yaşında doğurur. Tanınmış bir karikatürist olan Ali Ekrem Dino (1891-1938) Atina'da ölür. Yunan Karikatüristleri Derneği Başkanlığı’nı yapmıştır.
Dördüncü evlat Leyla İleri, Sedat Nuri ile evlendi. Rasih Nuri İleri'nin annesidir.
Beşinci evlat dördüncü oğlan Ahmet Dino (1899-1978)'dur.
Birinci Dünya Savaşı çıkmadan hemen önce Rasih Bey ailesi bir iki aylık bir seyahat için Avrupa'ya gider.
Peki aile Cenevre'de nasıl geçinir: Epir'in hemen hemen yarısının sahibi bizim ailemiz. Çukurova'da da sonsuz araziler var...

Boğaz'daki Aşiret fertlerinin ortak özelliklerinden biri, aşiret fertlerinin birbirlerine referans olması, pazarlamasıdır.

Namık Kemal; Abidin Paşa'nın kardeş torunudur.

Dördüncü Bölüm
SİYAVUŞ’UN ÇOCUKLARI
İkinci Selim Han’ın kızlarından Fatma Sultanla evlenen Siyavuş Paşa, (…) ağırlık Hırvat olduğu yönündedir.

Namık Kemal, baba tarafından ziyade annesinin sülalesi içinde büyümüş ve özellikle annesinin babası Abdüllatif Paşanın yönetiminde yetiştirilmiştir.
Abdüllatif Paşa Bektaşi meşrep bir zattır.
Bektaşiler, 1826'dan beri gizliliğe itildikleri için, Masonlar nezdinde bir destek buldular.
Masonlarla aynı ülküyü paylaşıyorlardı

Masonluk kayıtlarında Namık Kemal'e I Prootos (İlerleme) adını taşıyan bir Yunan locasında rastlıyoruz.

Siyavuş Paşa’nın torunlarından Topal Osman Paşa’nın bir sıfatı vardır ki bu sıfat isminin başında zikredilir: "Sarıgüzel"
Namık Kemal, bu Topal Osman Paşa'nın torununun torunudur.

Topal Osman Paşanın oğlu Ratip Paşa, Ayşe Sultan'la evlidir ve 41 çocuğu vardır. …en meşhur çocuğu ise Müderris Osman Paşa'dır.
…din adamı olarak yetiştirmiştir.
Rusçuk taraflarında büyük varlık gösteren Müderris Osman Efendiye serdar rütbesi verilir.
…çekemeyeni olmuş ve boynu vurulmuştur.

Ratip Paşa'nın en küçük oğlu Şemseddin Bey III. Selim Han'ın maiyetinde uzun müddet başmabeyincisi olarak çalışmış, onun tahttan indirilmesiyle mallarına el konulmuş ve saraydan ayrılmıştır.
Şemseddin Bey'in 101 yaşında iken bir çocuğu dünyaya gelir. Mustafa Asım adı verilen çocuk, Namık Kemal'in babasıdır.

Mustafa Asım Bey müneccimbaşı ve yazardır.
Mustafa Asım Bey, ilk evliliğini mutasarrıf ve valiliklerde bulunan Abdüllatif Paşanın kızı Zehra Hanım'la yapmıştır. Namık Kemal bu evlilikten dünyaya gelmiş

Mustafa Asım Bey, 1900 yılında 84 yaşında ölmüş, Torunu Ali Ekrem Bolayır

Namık Kemal 1856 yılında 17 yaşındayken Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendinin kızı Nesime Hanım'la evlenir.
Bu evlilikten Feride, Ulviye ve Ali Ekrem (Bolayır) adlarında üç çocuk dünyaya gelir.

Namık Kemal'in tavassutuyla Mehmet Nazım Paşa Şam Valisi Ziya Paşanın mektupçuluğuna tayin olmuş.

Namık Kemal, kızı Feride Hanım'ı, Menemenlizade Rıfat Bey ile evlendirmiştir.

Rıfat Bey'in soyu Adananın Karahisarlı kasabasının merkez alan Menemencioğulları aşiretine dayanır.
Meşrutiyetin ilk senesinde kurulan Hüseyin Hilmi Paşa kabinesine Maliye Nazırı olarak girdi.

Namık Kemal, Recaizade Ekrem'e izafeten çocuğuna Ekrem adını verir. "Ali" ismini ise Bektaşîliğinden kaynaklanarak çocuğuna koyması muhtemeldir.

Ali Ekrem, Mısırlı Celal Paşanın kızı Celile Hanım'la evlendi.

Edille Yayınları
3. baskı, 1998, İstanbul


Psikokinezi


Psikokinezi - Aktif Zihin Gücü
 
Hz. Âdem her nereye gitse istediği ağaçlar beraberinde ve önünde olmak üzere yürürlerdi.
Hz. İdris gerektiğinde bulutlan işaretle davet eder ve onlar da bu davete icabet ederlerdi.
Mekkeliler Hz. Muhammed’den kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Bunun üzerine Hz. Muhammed onlara Ay'ın ikiye bölündüğünü göstermiştir. Ay'ın iki parçaya ayrılması Hira Dağı üzerinde meydana gelmiş, Ay'ın bir parçası dağın üst tarafında, diğer parçası da ön tarafında kalmıştır. Bu sırada Hz. Muhammed etrafında bulunanlara 'şahit olmalarım' ikaz etmiştir.

Kısaca «PK» denilen ve «psişe-hareket» anlamına gelen «psikokinezi» (psychokinesis) sözcüğü, inorganik ve organik maddenin zihin gücü ile etkilendirilmesini kapsayan ve daha ziyade «zihnin maddeye hakimiyeti» olarak bilinen paranormal olguyu ve bu olgunun, «telekinezi» (telekinesis: uzaktan hareket), «kriptokinezi» (cryptokinesis: gizli hareket) ya da «telerji» (telergy: uzaktan eylem) gibi değişik adlarla anılan çeşitli tezahür biçimlerini ifade eder.

PK Fenomen Türleri ve Etüdleri

(20 sayfa boyunca PK için çeşitli örnek vakalar anlatılıyor)

…deneyler sırasında, sık sık, celselerin yapıldığı odadaki ısı derecesinde aşın değişimlerin meydana geldiği gözlemleniyordu.
Hava soğutulduğu zaman enerji açığa çıkar.

…hava serin olmalı
Bir çaba ile öteki arasında en az beş dakika kadar dinlenmeye ihtiyaç duyarım, aksi halde tansiyonum yükselmeye başlar.

(deneyler / örnekler anlatılmaya devam ediyor)
Bilim Araştırma Merkezi, 1980

Atlantis


Atlantis
Tarih- Öncesi Evrensel Uygarlık
 
Atlantis’i konu edinen kitapların en meşhurları: Eflatun’un yazdıkları ile 19. yüzyılda İgnatius J. Donnelly’nin kaleme aldığı “Atlantis, Tufan Öncesinin Dünyası” adlı kitaptır.
Blavatsky, Gizli Doktrin adlı eserinde Atlantis’le ilgili (…) okült bilgiler açığa çıkarılmıştır.

Okült öğretiye göre, ‘Round’ denilen her Büyük Dünya Devresinde 7 Kök Irk yaşar ve her Kök Irk da ayrıca 7 Alt Irk’a ayrılır. İşte, Atlantisliler, şimdi içinde bulunduğumuz 4’üncü Raund’un 4’üncü Kök Irkı’nı oluşturmuşlardır.

Atlantis’in ana kıtası bundan birkaç milyon yıl önce batmıştı.
Eflatun’un bahsettiği Atlantis olan Poseidonis ise nispeten yakın bir zamanda, 11.000 kusûr yıl önce battığı için, bu olay Kadim Mısırlılar’ca biliniyordu. Poseidonis, bir kara mejisyenler (kara büyücüler) yuvasıydı

Atlantisliler’in psişik veçheleri aşırı derecede gelişmiş olup, belirli türden ‘majik’ uygulamalara saplanıp kalmışlardı; bu da onların sonu oldu.

Mısır’ın büyük piramitleri ile İngiltere’deki Stonehenge, Atlantis mimarisinin örnekleridirler.
Atlantisliler, maddenin yapısını anladıkları için, maddeyi dezentegre edip tekrar maddî form haline getirebiliyorlardı.

Atlantis hükümeti, Mabet’in rahiplerince veya yaşlılarınca yönetiliyordu.

Edgar Cayce’den: Atlantis ve Teknolojisi
Atlantis’te (…) korkunç bir kudrete sahip kristal ve bunun hazırlanması yıkım getirdi...

…silindir biçiminde büyük bir mercek

Marcia Moore: Atlantis ve Uygarlığı
Atlantis kültürünün zirvesinde ekonomi, güneş enerjisine dayanıyordu. Güneş’in ışınımı, laser benzeri kristaller tarafından ısıya, ışığa ve tahrik gücüne dönüştürülüyordu,

Atlantis ve Okült Kayıtlar
Blavatsky’den: Atlantis ve Tarihçesi

Homeros da, Odyssey’de, Atlaslar’dan ve adalarından bahseder…

Herodot, gene, Batı Afrika'da yaşayan ve adlarını Atlas Dağına veren bir halk olan Atlaslar’dan söz eder.

Grek alegorileri Atlas’ın (veya Atlantis’in) yedi kız çocuğundan bahsederler. Bunlar, etnolojik olarak, 4’üncü Kök Irk’ın 7 Alt Irkını temsil ederler: Hepsi de tanrılarla evlenmişler ve birçok uluslarla kentlerin kurucuları olan ünlü ‘kahramanları doğurmuşlardır. Astronomik açıdan ise, bu dişi Atlaslar, Ülker Takımyıldızının, yani Pleiadlar’ın yedi Yıldızı haline gelmiştir

Eğer çeşitli dönemlerde birçok kitaplar da yakılmamış olsaydı, dünya bugün Atlantis hakkında çok daha fazla bilgi sahibi olabilirdi

Diodorus’a göre, Atlantisliler, Uranüs’ün ilk kralları olduğunu ileri sürmüşler ve Eflatun da Atlantis öyküsüne Uranüs’ün torunu olan Neptün’ün büyük kıtayı bölmesiyle başlamıştır.

Bilim, Kikloplar konusunda şu güne kadar câhil kalmıştır. Bu devler, ‘Kiklopean’ denilen devasa yapıların İnşaatçılaradır. Okültizm onlara İnisiyatörler adını verir.

Yeryüzünde, birbirini izleyen iki ırk yaşamıştı; 7000 yıl hüküm süren Devler ve onların mevcudiyeti sırasında sadece 2000 yıl hüküm süren Periler (s. 51-52).

Mısır’daki ilk piramitleri, Atlantislilerin neslinden gelen, Eflatun’un yazılarında rastladığımız 'Atlantis' adası sakinleri inşa etmişti.

Danderah Burçlar Kuşağı, her biri 25.868 yıl süren üç devrenin geçişini gösterir.

Djwhal Khul’dan: Atlantis ve Çağımıza Etkisi

Sadıklar Planı’ndan: Işık ve Karanlık Mücadelesi
iktidar kavgasının kökü,
Maksat muktedir olmak değil, muktedir olmanın zaruretini teşkil eden bilgiyi elde etmektir.

Pek çok nesiller gelip geçmiştir.
Sizlerle onların arasında daima bir ‘tufan’ olagelmiştir. Her tufan, bir maddî Siklus’un hitamı ve bir diğerinin başlangıcını ifade eder.

Atlantis ve Çağdaş Kanıtlar
1898 yılında Atlantik Okyanusu’nda 3000 metre derinlikten, kimyasal bileşimi bazalt olan camsı bir lav parçası (tachylyte) bulunmuş…
Lav, bu tür bir kimyasal değişime ancak normal atmosfer basıncı altında uğrayabilir.

‘petrel’ kuşları, her yıl Eylül ve Ekim aylarında Avrupa’dan Amerika’ya uçarken Atlantiği aşarlar. Bu kuşlar, Senegal'in batı kıyılarındaki Yeşil Burun’un 950 km. güneybatısındaki bir noktanın üzerine ulaştıktan sonra ısrarla daireler çizerler ve sonra Brezilya’ya doğru tekrar yola koyulurlar.

Bimini Adalarında Bimini Duvarı, yolu… s. 73-74

Bahama Adaları civarında bulunan sualtı piramidi

1969’da Santander kentinin onsekiz kilometre kadar açığında, Biskay Körfezi yakınındaki bir mağarada, herhangi bir çürümeye maruz kalmadan korunmuş olan 30.000 yıllık iki erkek cesedi bulmuş…

(1973’te, Maxine Asher) İspanya'nın güneybatısındaki Cadiz Körfezi’nin deniz yatağında, devasa taş bloklar, yollar, duvarlar ile bazılarında eşmerkezli sarmal motifler bulunan iri kolonlardan oluşan batık bir kent keşfetmiş…

Bilim Araştırma Merkezi
1983

Agarta Yeraltı Uygarlığı


Agarta Yeraltı Uygarlığı

Atlantis’in bilge kişilerinin görüşlerine göre, büyük tehlikeden kaçmanın bir yolu da göç etmek, Akdeniz üzerinden doğuya doğru ilerleyerek Asya topraklarına varıp Dünyanın Damında koloniler kurmaktı.

Mahabharata Destanında, göklerde uçakların uçtuğu ve kentler üzerine tahrip edici bombaların atıldığı eski bir devirden bahsolunur.
Okyanus, Atlantis’i kapladığı zaman bundan kurtulan koloniler, yıkılmış olan İmparatorluğun hatalar mı tekrarlamaktan kaçınarak bir ütopya inşa etmek üzere ayakta bırakılmışlardı.

Nicholas Roerich’e, Çin Türkistan’ı ve Sinkiang’daki gezileri sırasında uzun yeraltı koridorları gösterilmiştir.

Kuzey Şamballa
Sibirya, Tunguska’da 1908’de yere çakılan kozmik uzay gemisi olayı
Csoma dö Köros (1784-1842), Tibet’teki Budizm geleneklerini inceledikten sonra Şamballa ülkesini Siri Derya Nehri’nin ötesinde, 45 ile 50 derece kuzey paralelleri arasında yerleştirmiştir.

Kızılderili mitolojisinde: Çakalın (Coyote) kendini kurtarmak için nasıl Shasta Dağı’nın tepesine kaçtığı anlatılır. Arkasından yükselen su, zirveye ulaşamaz. Çakal, kuru kalan tek yer olan tepede bir ateş yakar. Tufan yatışınca da afetten sağ çıkan birkaç kişiye ateşi getirir ve onların kültürel kahramanı olur.

Atlantis’in Tünel Sistemleri
Ekvator ve Peru'nun altında uzanan binlerce mil uzunluğunda devasa bir tüneller sistemi 1965'de Juan Moricz tarafından keşfedilmiş

İspanya ile Fas arasında, otuz millik bir bölümü incelenmiş olan, muazzam bir tünel uzanmaktadır. Birçok kişi, Avrupa'da bu bölge dışında bulunmayan ‘Berberistan Maymunlarımın, Cebelitarık’a bu yoldan geçmiş olabileceklerine inanmaktadır.

Efsanelerden birinin dediğine göre bu tüneller, Afganistan içlerinde bir yerde, ya da Hindu Kuş bölgesinde bulunan ve tufan öncesi nesilden gelen bir yeraltı dünyasına uzanırlar... Burasının bir ismi de vardır —Agharti.

Tibetliler tünellerin kentler olduğuna inanırlar. Bunların sonuncusu, muazzam bir afetten sağ kalanlara halâ daha sığmak vazifesi görmektedir.

Agarta ve Ufolar
Essa-3 uydusunun 6 Ocak 1967 tarihinde ve Essa-7'nin de 23 Kasım 1968’de çektiği fotoğraflar, Kuzey Kutbu’nda yer alan bir deliğin varlığım açıkça göstermektedirler sanki…

Çiçero’nun belirttiğine göre Etrüksler, Tages adında bir İlâhi Varlık tarafından eğitilmişlerdi.

Agarta ve Şamballa’nın Gizemi
Agarta, Himalayaların altında bulunduğu söylenen ve Büyük İnisiyatörler ile Dünya’nın Efendileri’nin bu çağda içinde yasadıkları gizemli bir Yeraltı Krallığındır.

Geleneksel olarak Agarta’nın dört girişi vardır: Bir tanesi Gize’deki Sfenks’in pençeleri arasında, diğeri Saint-Michel Tepesi’nde, bir üçüncüsü Broceliande Ormanındaki bir yarın içinde ve ana kapı da Tibet’teki Şamballa’dadır.

Argha; uzun bir gemi, ve buradan türetilen Agarta: bir yeraltı mabedi anlamına gelir.

Pisagor’un bir öğrencisi olan Zalmoxis
Herodot’un onun hakkında tuhaf bir hikâyesi vardır:
«Yerin altında inşa edilmiş bir evi vardı. Trakyalıların gözleri önünde kaybolarak aşağıda kendi inzivasına çekildi ve üç yıl orada kaldı…”

Şehname’deki bir hikâye, Dünyanın Efendisi olan Tahmuras’ın oğlu Jam ya da Yima’nın, kendi halkının en safkanlıları ile çevrili olarak «Vara» adı verilen bir yeraltı kalesinde her zaman nasıl yaşadığını tarif eder.

Bilim Araştırma Merkezi, 1978


6 Nisan 2020 Pazartesi

Jean Baudrillard - Kötülüğün Şeffaflığı

Kötülüğün Şeffaflığı

Dünya kusursuz biçimde işleyen bir tuzaktır.





Jean Baudrillard - Kötülüğün Şeffaflığı
Aşın Fenomenler Üzerine Bir Deneme

Orji Sonrası
Orji, tam da modernliğin patladığı andır; her alandaki özgürlüğün patladığı andır…

Hiçbir şey gerçekten yansımıyor; ne aynada ne de (bilincin sonsuza değin bölünmesinden ibaret olan) başdöndürücü alanda gerçekten yansıyan bir şey yok artık.

…değerin bir doğal yasası, bir ticari yasası ve bir yapısal yasası vardır.
Doğal evrenin, ticari evrenin ve yapısal evrenin ardından değerin fraktal evresi geldi bile.

İyi artık kötünün karşıtı değildir.
Fraktal değer şemasının ta kendisidir bu; kültürümüzün de güncel şemasıdır.
Düşüncesini yitiren bir şey gölgesini yitirmiş adama benzer; bu şey, kendini kaybettiği bir çılgınlığın içine düşer.

Her bireysel kategoriye virüs bulaşabilir, her alanın yerine bir diğeri geçebilir: Türlerin karışması.

Türlerin karışımı yasası dayatılıyor bize. Her şey cinseldir; her şey politiktir; her şey estetiktir, hem de aynı zamanda. Her şey politik bir anlam kazandı, özellikle de 1968’den bu yana…
Kültürün fotokopileştiği nokta. Her kategori mümkün olduğunca genelleşir ve böylece tüm diğer kategoriler tarafından emilir. Her şey politik olduğunda artık hiçbir şey politik değildir ve politika sözcüğünün anlamı kalmaz.
Her şey estetik olduğunda artık güzel ya da çirkin olan bir şey kalmaz ve sanat da yok olur (s. 15).

Artık trans-politika evresindeyiz, yani politikanın üreme ve sonsuz simülasyon derecesi olan sıfır derecesindeyiz. Çünkü kendini aşmayan bir şey, ancak yok olmadan yaşamaya devam edebilir. Demek ki politika asla yok olmayacak ve yerine hiçbir şeyin çıkmasına da izin vermeyecektir.

Trans-Estetik
Sanatın her yerde çoğaldığını görüyoruz. Sanat üzerine söylem ise daha da hızlı çoğalmaktadır. Ama sanatın ruhu yok oldu.

Nerede birikme (stasis) varsa orada metastaz (metastasis) vardır.

(Sanat) yok olan tüm biçimler gibi, simülasyon içinde kendini yinelemeyi deniyor, ama yakında yerini uçsuz bucaksız yapay bir müzeye ve zincirinden boşanmış reklamcılığa bırakarak tamamen silinip gidecektir (s. 21).

Değer yargısı yokluğunda değer alevler içinde yok olur. Değerin vecd halidir bu.

Trans-Seksüel
Cinsel beden, günümüzde bir tür yapay yazgıya mahkum edilmiştir. Bu yapay yazgı da trans-seksüelliktir.
…cinsel farksızlık oyunu, cinsel kutupların farksızlaşması ve haz olarak cinselliği umursamama anlamında trans-seksüellik.

Kendimize arşivlerde, bir anıda, bir tasarı ya da gelecekte kimlik arayacak zamanımız yok artık. Bize şipşak bir bellek, doğrudan bir bağlantı, anında doğrulanabilecek bir tür reklam kimliği gerekiyor.

Her kişi kendi görüntüsünü arıyor. Kendi varoluşunu deri sürmek artık olanaklı olmadığından, ne var olmayı ne de bakılıyor olmayı dert etmeksizin boy göstermekten başka yapılacak bir şey kalmıyor geriye. Varım, buladayım değil; görülüyorum, bir imajını; bak bana, bak! Narsisizm bile değil bu; sığ bir dışadönüklük, herkesin kendi görünüşünün menajeri haline geldiği bir tür reklamcı saflığı (s. 27).

Trans-Ekonomik
Gerçek bir felaket olmayacak, çünkü sanal felaket koşullarında yaşıyoruz.

Kullanılabilir nükleer gücün binde biri dünyayı ortadan kaldırmaya yeterliyken dünya var olmayı sürdürüyor.

İnsan, bir zamanlar aşkındı, şimdi yörüngesinden çıktı.
…üst işlevler insanı uydulaştırıyor.

Tek gerçek yapay uydu paradır: Şaşkınlık verici bir devingenliktedir ve anında değiştirilebilir niteliktedir.
İşsizlik de bir tür yapay uydudur…

Aşırı İletken Olaylar
Trans-politik biçim olarak terörizmin, patolojik biçim olarak AIDS ve kanser, genel anlamda cinsellik ve estetik biçimi olarak trans-seksüelliğin ve travestiliğin aynı zamanda ortaya çıktığının farkındayız. Günümüzde sadece bu biçimler büyüleyicidir.

Vaktiyle bir soygun simülasyonu yapmış olan bir grup, gerçek silahlı soygun yapandan daha ağır bir cezaya çarptırılmıştı: Gerçeklik ilkesinin ihlali gerçek saldırıdan daha ciddi bir saldırıdır (s. 43).

Tekniğin ve bilimin amacı, bizi her tür hakikat ve gerçeklik ilkesinin ötesindeki, mutlak olarak gerçekdışı bir dünyayla yüz yüze getirmektir daha çok. Çağdaş devrim, belirsizliğin devrimidir.
Bunu kabullenmeye yanaşmıyoruz. İşin tuhaf yanı, daha fazla enformasyon ve daha fazla iletişimle bu belirsizlikten kurtulacağımızı umuyoruz, oysa böyle yapmakla belirsizlik ilkesini daha vahim hale getiriyoruz.

İşlemsel Temizlik
Her şey şeylerin işlemsel biçimde yaratılmasına adanmış olmalıdır. Artık üreten toprak değil, zenginliği yaratan da iş (Toprak ile işin dillere destan düğünü) değildir; toprağı ve işi ürettiren şey, sermayedir. İş, artık eylem değil, bir işlemdir. Tüketim artık sadece mallardan bir haz alma değil; bir haz aldırma, gösterge nesnelerin diferansiyel dizilişi model alınarak belirlenmiş endeksli bir işlemdir.
İletişim konuşmak değil, konuşturmak; enformasyon bilmek değil, bildirmektir.

Bildirmekten başka bir bilme olmamalıdır. Konuşturmaktan, yani iletişim eyleminden kaynaklananın dışında bir konuşmak olmamalıdır. İnteraktif* dışında bir eylem olmamalıdır bundan böyle; en fazla bir monitör ve bellek olmalıdır (s. 47).

Bütün kategorilerimiz artık yapaylık dönemine girmiştir; burada artık istemek değil istetmek, yapmak değil yaptırmak…

İyi haber, bilginin dijital şeffaflığından geçer. İyi reklam hiçlikten geçer, en azından ürünün etkisizleştirilmesinden geçer; moda da kadının ve kadın bedeninin şeffaflığından geçer; iktidar da bu iktidarı uygulayan kişinin anlamsızlığından geçer.

Fotokopi ve Sonsuz
İnsanlar akıllı makineler yaratıyor ya da düşlüyorlarsa gizliden gizliye kendi akıllarından umut kestiklerinden ya da dehşet verici ve gereksiz bir aklın ağırlığı altında ezildiklerindendir: O zaman bu aklı kullanabilmek ve onunla eğlenebilmek için aklı makinelere hapsederler.

Yapay akıl akılsızdır, çünkü yapaylığı yoktur.
Bu makinelerde hesabın basitliği vardır ve sundukları oyunlar ise komütasyon ve kombinasyon oyunlarıdır
Ne yazık ki bir makine asla kendi işlemini aşamaz; bilgisayarların derin hüznünü açıklayan budur belki...

Makine, insan ne istiyorsa onu yapar; ama buna karşılık insan, makinenin yapmaya programlandığı şeyi gerçekleştirir yalnızca.

Ne rahatlık! Sanal makineler geldi, sorun bitti! Artık siz ne öznesiniz ne nesne, ne özgürsünüz ne yabancılaşmış, ne o ne bu: Birbirinizin yerine geçmenin verdiği hayranlık içinde aynısınız.

Korunma ve Zehirlilik
Savunması elinden alınmış insan, bilim ve teknik karşısında büyük ölçüde dayanıksız hale gelir; tıpkı tutkuları elinden alındığında psikoloji ve bunu izleyen terapiler karşısında büyük ölçüde dayanıksız hale gelmesi, tıpkı hastalığa yol açan etkilerden ve hastalıklarından kurtulduğunda tıp karşısında büyük ölçüde dayanıksız hale gelmesi gibi (s. 59-60).

Kendince bir antikor ve doğal bağışıklık içeren bir savunma ağı olan düşünce de çok büyük tehdit altındadır. Her tür hayvani ve metafizik refleksten arıtılmış beyin-omursal bir elektronik bellek lehine, düşünce kendi yerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Aşırı korunmuş bir alan içinde beden tüm savunma sistemini yitirir. Ameliyat salonları öyle korunur ki hiçbir mikrop, hiçbir bakteri hayatta kalamaz. Oysa gizemli, anormal viral hastalıkların burada doğduğu görülür. Çünkü virüsler, boş yer buldukları anda hızla çoğalırlar.

Bir sistem tüm olumsuz öğelerini dışladığında ve bir yalın öğeler kombinasyonuna dönüştüğünde zehirlilik bu sistemi, bedeni ya da bilgisayar ağını ele geçirir.
Sanallık ve viral durum atbaşı gider. Bedenin kendisi bir bedensizliğe, sanal bir makineye dönüştüğü için virüsler onu ele geçirir.

Mutlak korunma öldürücüdür.

Felaketin gizli düzeni, tüm bu süreçlerin kendi aralarında yakınlığı ve sistemin bütünü ile türdeşliklerinde yatar. Düzensizlik içinde düzen budur: Tüm aşırı fenomenler kendi aralarında tutarlı oldukları gibi bütün ile de tutarlıdırlar.
Sistemlerimiz geliştikleri ölçüde bu fenomenler daha da aşırılaşacaktır.

Modanın etkisi
Bu etki hiçbir zaman açıklığa kavuşturulmadı. Moda, sosyolojinin ve estetiğin düş kırıklığıdır.

Aracılıktan tasarruf yapan her şey zevk kaynağıdır. Baştan çıkarma, kendi'nin aracılığı olmadan birinden ötekine yönelen harekettir. Değişimde, anlamın aracılığı olmadan bir biçimden· diğerine gidilir.

İtki ve Tepkime
Simmel, "Olumsuzlama dünyanın en iyi şeyidir. Bu yüzden, kişileri bir hedefte anlaşamayan büyük kitleler burada buluşurlar," diyordu. Kitleleri olumlu görüş ya da eleştirel niyetleri içinde kışkırtmak gereksizdir; çünkü kitlelerin bu tür görüş ya da niyetleri yoktur: Değişime uğramamış bir güçleri vardır yalnızca, bir reddetme güçleri.

Bağışıklık, antikor, nakil ve reddin bu kadar söz konusu olması bir rastlantı değildir. Kıtlık evresinde yutma ve sindirmeyle uğraşılır. Bolluk evresinde sorun, atmak ve kovmaktır. Genelleşmiş iletişim ve enformasyon fazlası insanın tüm savunmalarını tehdit ediyor. Simgesel alanı, zihnin muhakeme alanını koruyan hiçbir şey yok artık. Neyin güzel neyin çirkin olduğuna, neyin orijinal neyinse orijinal olmadığına ben karar veremediğim gibi biyolojik organizma da kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar veremiyor artık. Bu durumda her şey kötü nesne olur ve yegane savunma, ani tepki veya reddetmedir.

Terörizmin Aynası
Bizim şiddetimiz, aşırı-modernliğimizin ürettiği şiddet, terördür. Simülakr bir şiddettir bu: Tutkudan çok ekrandan doğar, görüntülerin doğasıyla aynı yapıdadır.
Medya her zaman terörist şiddetin ön saflarındadır. Terörist şiddeti özellikle modern bir biçim haline getiren budur.

Devletler, birbirlerine saldıramadıkları ya da birbirlerini yok edemedikleri anda, devletin kendi doğal göndermesine karşı savaşı olan bir tür sivil savaş, iç savaş içinde, neredeyse otomatik olarak kendi halklarına ya da kendi topraklarına yönelirler
Devlet, bir sevgisizlik ve umursamazlık politikası keşfediyor. Her tür resmi politikanın arkasındaki transpolitikanın gerçekliği budur; toplumsallığın yok olması karşısındaki hayasız taraftarlık.

Peki O Halde Kötülük Nereye Gitti?
Bütün biçimleriyle terörizm, kötülüğün trans-politik aynasıdır.
...çağdaş kötülük biçimlerinin anamorfozu sonsuzdur.

Bugün bir deliye "deli" muamelesi yapılıyor mu? Artık bir özürlüye bile "özürlü" muamelesi yapılmıyor; kötülükten böylesine korkuyoruz, Öteki'ni, mutsuzu, indirgenemezi belirtmekten kaçınmak için böylesine örtmecelere boğuyoruz kendimizi

…bir şey kendiliğinden iyi gittiğinde her tür hak gereksiz hale gelir; ve eğer hak talebi dayatılıyorsa, istenen şey kaybedilmiş demektir: Su, hava, yer hakkı tüm bu öğelerin adım adım yok olduğunun teyit edilmesidir. Cevap hakkı diyalog yokluğunu gösterir, vs.

Ölüler Sergisi
Heidegger Nazi olmakla suçlanıyor; suçlanmasının ya da aklanmasının ne önemi var

Nazizmin, toplama kamplarının ve Hiroşima'nın anlaşılır olup olmadığını asla bilmeyeceğiz; artık aynı zihinsel evrende değiliz.
Herkes suçlu olduğuna göre kim genel af ilan edecek?

Enerjinin Yazgısı
Enerji modernliğin tüm sanayi ve teknik düşlerini besleyen, fantastik yansıma türüdür; insan kavrayışını bir irade dinamiği yönüne sevk eden de odur.

Bir topluluğun enerjisi, zenginliği ve parıltısı kusurlarından, kötülüklerinden, aşırılık ve zayıflıklarından gelir.
Enerji ve zenginlik ne kadar harcanırsa o kadar artar. Felaketin enerjisidir bu ve hiçbir ekonomik ölçüm bunun hesabını tutamaz (s. 97).

İnsan türünün maruz kaldığı tehlikeler, eksiklikten kaynaklanan tehlikeler olmaktan çok aşırılıktan kaynaklanan tehlikelerdir

Lanetli Yan Teoremi
Lanetli yanın enerjisi ile lanetli yanın şiddeti, kötülük ilkesinin ifadesidir.
Kötülük ilkesi (…) Bir ölüm itkisi değildir, tam tersine, yaşamsal bir kopma ilkesidir.
Madem cennetten bilme suçuyla kovulduk, hiç olmazsa bundan tam yararlanalım.

Kötülük lanetli yan gibidir; kendini harcayarak yeniden üretir.

Kökten Ötekilik
Kendi Cehennemi
…düş gerçeğe doğru itildiğinde kendini yok eder.

…klonlama, anne gibi babayı da ortadan kaldırır

…klonlama kendinin yinelenmesini kutsar

Tüm mekanik protezlerden çok daha etkili ve daha yapay olan sibernetik protezdir. Çünkü gen kodu "doğal" değildir.

Kişi artık ötekiyle yüz yüze gelmiyor, ama kendi kendisiyle çatışıyor.
Oysa tüm toplumumuz ötekiliği etkisiz kılmayı, doğal gönderme olarak ötekini yok etmeyi amaçlıyor. İletişim yüzünden bu toplumun kendisine karşı alerjisi artıyor (s. 116).

Farklılık Melodramı
Öteki'ni keşfetme, araştırma ve "icat" orjisi yaşıyoruz.
İnsan Hakları'ndan sonra Öteki Hakları'nın ilan edilmesi gerekirdi. Zaten bu yapıldı da: Evrensel Farklılık Hakkı.

İnteraktif varlık yeni bir değişim biçiminden değil de toplumsalın ve ötekiliğin kayboluşundan doğmuştur.
Bilgisayar için öteki yoktur. Bu nedenle akıllı değildir. Çünkü akıl bize her zaman ötekinden gelir. Bu nedenle bilgisayar böylesine başarılıdır.

Gece gündüzün ötekisi midir? Peki, erilin dişinin ötekisi olduğunu bize söyleten nedir? Bu ikisi, kuşkusuz, kesintisiz bir baştan çıkarma içinde, günle gece gibi birbirini izleyen ve değiş tokuş olan tersine çevrilebilir anlardan başka bir şey değildir. Filan cinsiyet asla falan cinsiyetin ötekisi değildir
İyilik ve kötülük ayrımı için de aynı şey geçerlidir: Bunların birbirinden ayırt edilebilmesi bir düştür, uzlaştırılmak istenmesi daha da gerçekdışı bir ütopyadır

Öteki öteki olduğu, yabancı yabancı kaldığı sürece ırkçılık yoktur. Öteki farklı hale geldiğinde, yani tehlikeli biçimde yakınlaştığında ırkçılık ortaya çıkmaya başlar.

Uzlaşmazlık
Bağlantı ve uzlaşma ilkesinin karşıtı kopma ve uzlaşmazlık ilkesidir. Bu çatışmada galip gelen taraf, tanım olarak birinciyi ebediyen mat ettiğinden, her zaman için uzlaşmazlıktır.
Bu, iyilik ve kötülük sorunu ile aynıdır (s. 131).

Kökten Egzotizm
Bütün insanlar egzotizm yasasına boyun eğmiştir...

Yolculuk… / Fotoğraf…
Fotoğraf çekme isteği belki de şu saptamadan kaynaklanır: Bir bütün perspektifi içinde, anlam açısından bakılan dünya oldukça hayal kırıcıdır. Ayrıntıda ve aniden görüldüğünde ise her zaman kusursuz bir açıklık içindedir.

Venedik Takibi
Karşılaşma, yüzleşme; her zaman aşırı gerçek, aşırı doğrudan, aşırı patavatsızdır.
Karşılaşan insanların nasıl durup durup tanıştıklarına, kimliklerini bildirdiklerine bakın (birbirlerini sevenlerin bunu birbirlerine sürekli söylemeleri gibi).

Öteki, asla doğal olarak öteki değildir: Baştan çıkararak, kendine yabancı kılarak, hatta başka yolu yoksa yok ederek öteki kılınması gerekir.

Dünya kusursuz biçimde işleyen bir tuzaktır.

Viral Konukseverlik
Herkes ötekinin yazgısıdır ve herkesin gizli yazgısı da kuşkusuz lanetleme ya da herhangi bir başka ölüm itkisiyle değil; kendi yaşamsal yönelimi adına, ötekini yıkmaktır

Mikrop türüyle insan türü arasında, hem ortakyaşarlık hem de kökten bağdaşmazlık vardır.

İrade Sapması
…felsefenin sırrı, belki de kendini tanımak veya nereye gittiğini bilmek değil, ötekinin gittiği yere gitmektir; kendi kendine düşlemek değil, ötekilerin düşlediğini düşlemektir; kendi başına inanmak değil, inananlara inanmaktır

İnsanların gölgelerini yitirdikleri günümüzde, biri tarafından izleniyor olmak son derece gereklidir; her birimizin kendi izlerini yitirdiği günümüzde birinin izlerinizin içine girmesi son derece acildir

Artık inanamıyoruz; ama inanana inanıyoruz. Artık sevemiyoruz; yalnızca seveni seviyoruz. Artık ne istediğimizi bilmiyoruz, ama bir başkasının istediğini isteyebiliyoruz.

İstemek, inanmak, sevmek ve karar vermek nedeniyle kendini bir başkasına vermek; bu bir vazgeçme değil, bir stratejidir. Ötekini kendi yazgınız yaparak ondan en incelikli enerjiyi çekip alırsınız. Yaşamınızın sorumluluğunu bir olay ya da göstergeye vererek yaşamınızın biçimini aşırırsınız.

(Gombrowicz) İnsana maskesini çıkarmasını öğütlemiyorum (bu maskenin ardında yüz yok), ondan istenebilecek şey, durumundaki yapaylığın bilincine varması ve bunu itiraf etmesidir.

Tuhaf Cazibe Olarak Nesne
Sonuç olarak ötekilik figürleri tek bir şeyde özetlenir: Nesne.

Yabancılaşmanın ötesine geçmenin iki yolu vardır: Ya –bıktırıcı ve günümüzde pek umut vaat etmeyen- yabancılaşmama ve kendini yeniden ele geçirme. Ya da diğer kutup; mutlak öteki, mutlak egzotizm.

Öteki, kendimi sonsuza dek yinelememi engelleyendir.

La Transparance du Mal
Essai sur les phenomenes extremes
Türkçeleştiren: Emel Abora -·Işık Ergüden
Ayrıntı Yayınları, 1995