7 Nisan 2019 Pazar

İsmail Hakkı Uzunçarşılı - Osmanlı Tarihi 1. Cilt


İsmail Hakkı Uzunçarşılı - Osmanlı Tarihi 1. Cilt
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan İstanbul’un fethine kadar

Birinci Bölüm
XIII. YÜZYILDA ANADOLU’YA BİR BAKIŞ
1071’deki Malazgird meydan muharebesinden sonra (…)Alp Arslan’ın kumandanlarından Emir Danişmend, Mengûçek, Saltuk Pont ve Kapadokya taraflarına ve Selçuk Kutulmış’un oğlu Mansur da Likaonya, Firikya havalisine yerleşmeğe başlamışlardı.

Kutulmış’un oğlu Süleyman, 1074’de Büyük Selçukilerin yüksek hâkimiyetini tanımak suretiyle Orta Anadolu hükümdarı olup Konya’yı kendisine merkez yaptı.

Süleyman, (…) İznik’i zabt ile merkezini oraya nakletti; İstanbul’u almak istedi; bir taraftan fütuhatı Marmara ve Ege denizlerine kadar dayandı (1080).

Süleyman 477 H./1084 M. de vefat ettikten sonra Anadolu’da onun emri altındaki kumandanlar başıboş kaldılar.
Emir Çaka (…) 1095’de Foça, Urla ile Midilli, Sakız, Sisam adalarım zabt ederek bu havaliye hâkim olmuştu.

Berkyaruk tarafından Süleyman’ın oğlu Birinci Kılıç Arslan Anadolu valiliğine gönderildi (1094).

Haçlı seferleri vukua geldi (1095). Anadolu’dan geçen Haçlılar Suriye ve Kudüs'e kadar indiler ve 1099’da Kudüs Krallığı’nı kurdular. Bu seferler Kılıç Arslan’dan sonra oğlu Mesud ve torunu İkinci Kılıç Arslan’lar zamanında da Anadolu’dan geçmek suretiyle devam etti; bu vaziyetlerden istifade eden Bizans İmparatoru İznik ve havalisiyle Marmara ve Ege taraflarını geri almağa muvaffak oldu.

İkinci Kılıç Arslan, ölümünden evvel memleketini oğulları arasında taksim etmek hatasında bulundu ve Konya’yı Giyasüddin Keyhusrev adındaki oğluna vererek onu hükümdar yaptı.
1190 senesinde Alman İmparatoru Fredrik Barbaros bir haçlı ordusivle Anadolu'ya girerek Selçuk arazisinden geçip Kilikya'ya gitti.

Tokat Meliki Rükneddin Süleyman 1196’da kardeşlerine galebe ederek bu devleti tekrar bir idare altında toplamağa muvaffak olduğu gibi 1201 senesinde de Erzurum taraflarını Saltuklu ailesinden alarak hududunu genişletti.
Rükneddin Süleyman’ın 601 H./1204 M. de vefatı üzerine yerine onbir yaşındaki oğlu Üçüncü Kılıç Arslan geçtiyse de biraderi Süleyman’a karşı mukavemet edemiyerek Bizans’a kaçan Birinci Giyasüddin Keyhusrev, bir kısım Selçuk beylerinin daveti üzerine Anadolu' ya geldi ve hükümdar ilan edildi.
Süleyman’ın saltanatının son senesinde (…) İznik ve Trabzon olmak üzere Anadolu’da iki Rum imparatorluğu kurulmuştu.

Birinci Giyasüddin, İznik imparatoru Laskaris ile yapmış olduğu Antiyoh muharebesinde (Antiyoh, Menderes nehri kenarında ve Denizli ile Nazilli kasabaları arasında ve Alaşehir'in, altmış üç kilometre güneyindedir.) Rum ordusunu bozdu ise de ihtiyatsız hareket (ettiği için) Selçuk ordusu bozuldu.

Giyasüddin yerine (…) Birinci İzzeddin Keykâvüs hükümdar ilân edildi.
1214’te Sinop alındı. Genç yaşında vefat etti, yerine kardeşi Alaüddin Keykubad geçti.
Alâiye (Alanya) bunun zamanında elde edilerek Selçuk donanmasının tersanesi oldu.
Moğollar bu dönemde Harezm şahlığını yıkıp batıya doğru ilerlemeye devam ettiler. Bunun neticesidir ki Anadolu’ya o dönemde İran’dan muhaceret başladı.

Kırım yarımadasındaki Sodak alınarak vergiye bağlandı (1228).
Antalya etrafındaki bazı kaleler de alınarak Frenklerin o sahillerden elleri kesildi.

Mengüceklerden Erzincan, Kemah ve Şarkî Karahisar’ı alarak Selçuk devletinin yüksek hâkimiyetini tanımış olan bu hükümete son verdi.

Yassıçemen’de Erzurum Meliki mağlup edildi. Anadolu Selçukîleri hududu Gürcistan’a dayandı.

Celâlüddin Harezmşah’ın 1231’de ölümünden sonra artık Moğollara karşı hiçbir mania kalmadı; bir kısım Harezm beyleri Alâüddin Keykubad’a müracaat ederek Doğu Anadolu hudutlarına yerleştirildiler. 1231’de Çermagon Noyan kumandasında bir Moğol akıncı kuvveti Erzurum’u zabt ve Sivas’a kadar geçtiği yerleri tahrip ettikten sonra döndü; Bunların Anadolu’ya taarruzlarının Gürcü kraliçesi Rosodan’ın teşvikiyle olduğundan dolayı Alâüddin Keykubad o tarafa sefer yaparak kraliçeyi sulhe mecbur etti; kraliçenin kızı prenses Tamar, Alâüddin ’in büyük oğlu Gıyasüddin Keyhusrev’e nikâhlandı. (s. 7)

Bu dönemde Alâüddin Keykubad ile Eyyubiler arasında çekişmeler yaşandı. Moğol tehdidi kapıda dururken bu iki devletin çekişmelerine Abbasi halifesi Müstansırbillâh engel oldu. İki devletin arasını bularak barışıklığı temin için mütareke yaptırdı (634 Muharrem/1236 Eylül).
Alâüddin Keykubad’ın vefatından az evvel Moğol Kaanı Ogöday Moğolların yüksek hâkimiyetini tanımasını teklif etti; Keykubad bu teklifi kabul etti.

Alâüddin Keykubad’ın yerine oğlu İkinci Gıyasüddin Keyhusrev hükümdar oldu. Amcası zamanında başlayan ve değerli devlet adamlarının katledilmelerini mucip olan fena âdet, babasının ve daha sonra bunun zamanında da devam etti.

1241’de korkulu bir hal alan Baba İshak adındaki Batınî isyanı, Maraş, Kefersud ve sonra Sivas, Tokad, Amasya'ya doğru yayılmıştı; nihayet zorlukla bastırıldı.

1242 senesi içinde Moğol kumandanı Baycu Noyin kumandasındaki otuz bin kişilik bir Moğol ordusu Erzurum’u kuşattı. …bütün erkekleri süt emen çocuklara varıncaya kadar öldürüp kadınlarını esir etmişler ve şehri harabeye çevirmişlerdir.

Elli bin kişilik bir süvari kuvvetiyle bizzat Giyasüddin Sivas'a geldi. 11 Muharrem 641/1 Temmuz 1243’de Sivas'ın Zara kasabası şimalindeki Kösedağı tarafında vukua gelen muharebede Moğollar evvelâ mağlup vaziyete düşmüşlerse de sonradan kendilerini toplayarak galip geldiler. Selçuk ordusu dağıldı.
Bundan sonra onbeş gün muhasaradan sonra Kayseri düştü; Erzurum'daki gibi bütün erkekler katledilip kadınlar esir alındı; bu mamur şehir de tahrip edildi.
Kösedağı bozgunluğu üzerine Selçuk veziri (…) Baycu Noyin’in yanına gidip uzlaşma teklifine karar verdiler. …anlaşma gereğince, Moğollara senelik bir vergi ve hayvan verilecekti.

Selçuk Devletinin istiklâlini kaybetmesi üzerine bu devlete her sene vergi veren Kilikya Ermeni kıralı Hetum vergiyi kestiği gibi fırsatı kaçırmayarak Selçukilere ait bazı kaleleri de işgal ile katliâm yapmış ve bundan başka Kayseri felâketini müteakip kendisine iltica etmiş olan Giyasüddin’in valdesi Mahperi hatun ile zevcesini ve kızını Moğol kumandanına teslim ederek onlarla birleşmişti.

Bu sırada Selçuk hükümdarı İkinci Giyasüddin Keyhusrev vefat etti (644 H./1246 M).
II. İzzeddin Keykâvüs, Selçuk ümerasının karariyle hükümdar ilân edildi. 1249’dan sonra 1257 yılına kadar hükümdarlığı üç kardeş (İzzeddin Keykâvüs, Rüknüddin Kılıç Arslan, Alâüddin Keykubad) birlikte yürüttü. 
Bu sıralarda Moğol kumandanı Bayçu Noyin, Selçuk Devletinin taahhüd ettiği vergi ve hediyeleri zamanında vermediğinden dolayı Anadolu'ya girdi. Muharebeyi kaybeden II. İzzeddin Keykâvüs evvelâ Antalya'ya ve oradan da Rum İmparatorluğu’na sığındı.

Hulagû Han, Selçuk memleketlerinin iki kardeş arasında taksimini emretti. Sivas ırmağı hudut kesilerek bunun doğusundaki yerler Dördüncü Rükneddin Kılıç Arslan’a ve batısındaki vilâyetler de İkinci İzzeddin Keykâvüs’e verildi.
(Bu dönemde Anadolu tamamen Moğolların tahakkümü altına girdi. Sözde hükümdarlar Moğollara yaranmak suretiyle koltuklarını koruyabiliyorlardı. Sınır beyleri Moğollara karşı kendi başlarının çaresine bakmağa başladılar) (s. 13-14)

Moğol kuvvetleri, Selçuk kuvvetleriyle birlikte Baybars’a karşı yürüdüler; Moğollar, Selçuk askerine itimad edemediklerinden yalnız başlarına harbe karar verdiler. Elbistan ovasında yapılan muharebede Moğollar bozuldular, çok telefat verdiler, kumandanlarından çoğu öldü (1277 Nisan/675 Zilkade).
Bu mağlubiyet üzerine Selçuk kuvvetleri ve Muînüddin Süleyman Pervane kaçtılar; bir kısım Selçuk beyleri esir düştü. Harbi kazanan Baybars Kayseri ye gelerek bir hafta kadar kaldı; namına para bastırdı.

Abaka Han, büyük bir ordu ile Anadolu'ya geldi. …harpte ölen Moğolların intikamını almak için Kayseri'den Erzurum'a kadar olan sahada katliâm yaptırarak en aşağı iki yüz bin kişiyi öldürttü.

1283 den sonraki durum
Selçuk hükümdarı İkinci Mesud’un bir Moğol valisi kadar bile ehemmiyeti yoktu.
…halk Moğollara verilen vergilerin altından kalkamayarak eziliyordu

Tebriz’de İlhan bulunan Keyhatu’ya karşı vuku bulan ayaklanma üzerine Hulagû’nün torunlarından Baydo, İlhan oldu ise de aynı sene içinde Argun Han’ın oğlu Gazan Han, Baydo’yı bertaraf ederek İlhanlığı ele geçirmişti (694 H. 1295 M.).
Gazan Han bu idare tarzının fenalığını ve halkın Selçuk ailesine rabıtasını görerek Sultanlığı iade etti. İkinci İzzeddin Keykâvus’un torunu ve Feramerz’in oğlu olup o tarihte yanında bulunan Alâüddin Keykubad’ı Selçuk hükümdarı ilân etti (1296).
Alâüddin Keykubad, Gazan Han’ın biraderinin kızını almış olduğundan İlhan ailesine rabıtasından dolayı Gazan’ın teveccühüne güvenerek şımarık hareket etti.
…yerine de ikinci defa Giyasüddin Mesud Selçuk sultanı oldu (1302).
…kendisine tahsis edilen bir miktar tahsisata kanaat ederek Kayseri 'de oturuyordu. Yalnız adı sultandı. Son zamanlarında bir sene kadar felçten yattıktan sonra 1308 de vefat etti ve artık yerine o aileden kimse hükümdar tayin edilmedi ve Anadolu’nun idaresi umumî valilikle Moğol beylerinden birisine verildi.

XII. ve XIII. Yüzyıllarda Anadolu’daki Kültür ve İmar Hareketlerine Bir Bakış
XII. yüzyılın ikinci yarısında (…) Anadolu Selçuk devletinin ilmî ve içtimai bakımlardan kalkınmakta olduğu görülüyor.
İlme ve âlime gösterilen itibar, yakın coğrafyalardan âlim, mütefekkir, edip ve sanatkârların Selçuk memleketlerine gelip yerleşmelerine sebep olmuş.
Şahabeddin Sühreverdî Anadolu’ya geldiği zaman (…) işrakiyun felsefesini Anadolu’da yaymasına ses çıkarılmadı.

XIII. yüzyıl, fikir hareketleri ve iktisadî durum itibariyle Anadolu’nun en mesud bir devridir. Alâüddin Keykubad, şair, ressam ve mahir bir oymacı idi.
Mevlâna Celâlüddin Rumî, Necmeddin Dâye, Seyyid Burhanüddin Muhakkik-i Tirmizî gibi yüksek mutasavvıflar bunun devrinde büyük hürmete mazhar olmuşlardı.
Urmiye’li Kadı Siracüddin (Ebü’s Sena Mahmud bin Ebi Bekir) kelâm ile tasavvuf arasındaki fark dolayısıyla mutasavvıflara daimî surette târizde bulunmuş ve garip tesadüf eseri olarak Mevlâna Celâlüddin Rumî’nin cenaze namazını kıldırmıştır.

Eski Türk hükümetlerinde olduğu gibi Selçukîlerde de devlet, hükümdar ailesinin müşterek malı idi

İkinci Kılıç Arslan’ın memleketi on bir oğlu arasında taksim etmesi o zamanki hududu dahilinde Selçuk hükümetinin on bir eyalete ayrılmış olduğunu göstermektedir.

Selçukilerde maaşlı ve ikta yani timarlı olmak üzere başlıca iki nevi asker vardı. Bundan başka aşiret kuvvetleri, yardımcı halk gönüllü kuvvetleri ve fazla askere lüzum olduğu zamanlarda toplanan Cerehur yani ücretli asker kuvvetleri de vardı.
Bütün askerî işler merkezdeki “ divan-ı ârız” denilen divanda görülürdü.

İkinci Bölüm
XIII. YÜZYILDA RUM İMPARATORLUĞUNUN ANADOLU’DAKİ SON DURUMU
Haçlı seferlerinden sonra Bizanslılarla Türkler arasında hudut, onüçüncü asır ortalarında Bolu, Eskişehir, Kütahya, Afyon Karahisar, İsparta ve Denizli'nin batısından itibaren tesbit edilmişti.

İstanbul'da imparator Üçüncü Aleksi J. Lanj 1195 senesinde kardeşi imparator Izak’ı saltanattan indirip oğluyla beraber hapsettikten sonra kendisi imparator olmuştu.
Hapitan kaçan Izak ve oğlu Aleksi Venedik’e gidip toplanmakta olan Haçlı ordusunu İstanbul’a karşı kışkırttı.
İstanbul’a gelen haçlı kuvvetleri 1203 Temmuzunda imparator Aleksi Lanj’ı tehdit ile saltanattan indirip Izak ve sonra oğlu IV. Aleksi’yi imparator ilân etmişlerdir.
12 Nisan 1204’de Haliç'teki surlardan içeriye girmek suretiyle şehrin tamamını işgal ederek bir Lâtin İmparatorluğu kurdular.
İstanbul’un Lâtinler tarafından işgali üzerine Teodor Laskaris Anadolu’ya kaçmış ve İznik şehrini elde edip İznik İmparatorluğu’nu kurmuştu.
Bundan başka Trabzon’da Komnen ailesinden Aleksi Komnen ve Menderes taraflarında Morozomos da birer hükümet kurmuşlardı.

İkinci Laskaris 1258 senesinde ölünce yerine 7-8 yaşlarındaki oğlu Jan getirildi. Muktedir bir kumandan olan Mihail Paleolog 1259’da küçük imparatora vasi oldu.
Paleolog 1261 ’de İstanbul'u işgal edip merkezini buraya taşıyarak kendi hanedanını kurdu. Asıl İmparator olan Jan’ın gözlerine mil çektirdi. Bizans’ın merkezi yeniden İstanbul’a taşındıktan sonra sınır boylarında Türk akınları tekrar başladı.

Üçüncü Bölüm
XIV. YÜZYILDAN İTİBAREN ANADOLU BEYLİKLERİNİN SİYASÎ DURUMLARI
Moğol tehdidinden sonra Anadolu’nun doğusundaki bazı beylikler batı hududuna taşındı. Bunlar, Bizans’a karşı giriştikleri muharebelerde başarılı oluyorlardı. Batıda başarı elde eden Türkmenler, buralarda beylikler oluştururken, doğu cenahındaki Moğollarla çatışmamak için onlara vergi ödüyorlardı. (s. 40)

XIV. yüzyıl başlarında Anadolu’da artık bir Selçuk devleti yoktu. Anadolu idaresi İlhanı hükümdarı tarafından umumî valilere verilmişti.
Anadolu umumî valileri içinde en kudretlisi İlhanilerin beylerbeğisi yâni umum ordular kumandanı olan Emir Çoban’ın oğlu Demirtaş’tı. Demirtaş bir ara Anadolu’da bağımsızlık hevesine kapıldıysa da babası tarafından zapt edildi. Bir süre sonra affedilip tekrar aynı görevle Anadolu’ya döndü. Batıdaki beylikleri ortan kaldırmaya giriştiği bir dönemde hırsının göze batacağından endişeyle Mısır’a kaçtı (1327). Bu tarihten sona Anadolu valiliği Eredna Bey’e kaldı.

Karaman Oğulları Beyliği
Karaman aşiretinin, Oğuzların Salur veya Afşar boylarından birisine mensup oldukları hakkında iki rivayet vardır. Birinci Alâüddin Keykubad (…) 1228 senesinde de Kilikya Ermenilerinden aldığı Ermenâk taraflarına da Karaman aşiretini yerleştirmişti.
Bu tarihte Karaman aşiretinin beyi Sadeddin oğlu Nûre Sofi adında Babalîlerden birisi idi.

Şemseddin Mehmed Bey (Nûre Sofi’nin torunudur), Konya’yı zabt ederek Selçuk hanedanından olduğunu iddia ettiği Giyasüddin Siyavüş adında birisini — ki Selçuknâmelerde tezyif yollu Cimri denilmektedir— Selçuk hükümdarı ilân ederek Siyavüş adına para bastırıp kendisi de onun vezir ve kumandanı olmuştur (1277). 1 yıl sonra Moğol ve Selçuklulara karşı çarpışırken ölmüştür.
Anadolu bu dönemde doğudan gelen Moğol-İlhanlı ve güneyden gelen Memluk baskısı altındadır. Karamanoğulları bu kargaşa döneminde belli dönemlerde otoritelerini kaybetmişse de bölgede varlıklarını korumayı başarmışlardır.
1361’de Karaman hükümdarı olan Alâüddin Ali Bey, Osmanlılarla ilk münasebatta bulunan zattır.

Alâüddin Ali Bey, 1370’den evvel Osmanlı hükümdarı Murad Hüdavendigâr’ın kızı Melek hatunu almış ve bu suretle iki devlet arasında akrabalık teessüs etmişse de bu iki beylik birbirleriyle savaşmaktan geri kalmamışlardır.
Osmanlı beyliğinin Anadolu’ya akınları Yıldırım Bayezid zamanında iyice artmıştır.
Yıldırım Bayezid, Akçaçay muharebesinde Karaman ordusunu bozmuş ve Konya'ya kapanan Alâüddin Bey’i orada yakalayarak öldürtmüş ve bunu müteakip beyliği ortadan kaldırmıştır (1389).
Alâüddin Bey’in katlinden sonra iki oğlu ve karısı Melek hanımı Bursa’ya göndermiştir. Timur 1402’de beyliği tekrar ihya ettikten sonra beyliğin başına Alâüddin Bey’in büyük oğlu Mehmed’i geçirmiştir.

Eşref Oğulları Beyliği
Merkezleri Beyşehir olan bu beyliği kuran Selçuk emirlerinden Eşref oğlu Seyfüddin Süleyman Beydir.
Süleyman Beyden sonra yerine büyük oğlu Mübarizüddin Mehmed Bey geçmiş ve Akşehir ve Bolvadin şehirlerini de elde etmiştir.
Anadolu beylerini ortadan kaldırmak isteyen Anadolu valisi Demirtaş, bu beyliğe son vermiştir.

Hamid Oğulları Beyliği
Borlu, Isparta, Eğirdir, Yalvaç taraflarına yerleştirilmiş olan Hamid Bey idaresindeki Türkmen aşiretinin [muhtemelen Teke] kurmuş olduğu beyliktir.
Hamid beyliğine Eğirdir gölünün güneyindeki eski adı Prostana olan Eğirdir kasabası merkez olmuş ve Feleküddin Dündar Bey (Hamid Bey’in torunu) burada bazı tesisler vücuda getirerek şehre Felekâbâd adı verilmiştir.
Demirtaş, Anadolu beyliklerinin üzerine yürüdüğü dönemde Dündar Bey’i de yakalayarak katlettirmiştir (1324). Demirtaş tehdidi ortadan kalktıktan sonra Dündar Bey’in oğulları, bölgede hükümranlığa devam etmişlerdir. Murat Hüdavendigar ve Yıldırım Bayezid dönemlerinde bu beylik, Osmanlı beyliğine biat edip tarihe karışmıştır.

Menteşe Oğulları Beyliği
13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bugünkü Muğla ve çevresinde görülen Menteşe Oğullarının bu bölgeye nereden gelip yerleştikleri bilinmemektedir.

Menteşe Bey’in babasının adı Eblistan ve onun babasının ismi de Kuri Bey’dir.
Menteşe Bey’in oğlu Mesud Bey, donanmasıyla 1300’de Rodos adasına taarruz ederek adayı Rumlardan almıştır. Papa V. Kleman ile Fransa kıralı Güzel Filip’in yardımlarıyla Sen Jan şövalyeleri Rodos’a hücum ederek 15 Ağustos 1310’da adayı tekrar aldılar.
Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlılar tarafından ilhak edilen beylik Timur tarafından yeniden ihya edilmiştir. Çelebi Mehmet döneminde bu beylik Osmanlılara biat etmiştir.

Germiyan Oğulları Beyliği (İslam Ansiklopedisi)
1239’da Baba İshak isyanı sırasında Selçuklu Devleti hizmetinde Malatya civarında bulunan Germiyanlılar, Hârizm Hükümdarı Celâleddin Mengübertî ile bu bölgeye gelmiş olmalıdırlar.
…aşiretin ilk tarihî şahsiyeti olarak Baba İshak isyanı sırasında Malatya’da faaliyet gösteren Alişîr oğlu Muzafferüddin’in adına rastlanır.
Alişîr’in, 1264 yıllarında Moğollar tarafından öldürüldüğü bilinmektedir.
Beyliğin ilk müstakil idarecisi olan Yâkub Bey devri (1300- 1340) Germiyanoğullarının en güçlü dönemini oluşturur.
Yakup Bey’den sonra yerine Çağşadan lâkablı oğlu Mehmed Bey geçmiştir. Babası zamanında Katalanların eline geçmiş olan Kula ile Simav gölünü Rumlardan almıştır.
Beylik, Yıldırım Bayezid tarafından ilhak edildi. Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden ihya oldu ve başına Yakup Bey geçti. Erkek evladı olmayan Yakup Bey, beyliğini Osmanlılara vasiyet etmiş ve Yakup Bey’in ölümüyle birlikte de bu beylik tarihe karışmıştır. 

Sahip Ata Oğulları
Afyon Karahisar’da kurulmuş olan küçük beyliğe Cami-üd-Düvel’de Karahisar valileri denilmektedir.
Karahisar-ı Sahib beyleri, Sahib Ata’nın Tacüddin Hüseyin ve Nusratüddin Hasan adlarındaki iki oğlundan Hasan’ın oğlu ile torunlarıdır. Beylik, 1324’ten sonra Germiyan beyliğine ilhak olunmuştur.

Ladik yahut Denizli Beyliği
Laodisa veya Ladik bir kaç defa Türk istilâsına uğramış ve nihayet onüçüncü asır başlarında Birinci Giyasüddin Keyhusrev tarafından zabt edilmiştir.

Ladik yahut Denizli, Selçukîlerin hudut vilâyetlerinden olup bir zamanlar Sahib Ata oğulları idaresinde bulunmuş ve daha sonra Germiyanlılarm işgaline uğrayarak onlar tarafından Ali Bey adında bir emir burada uç beyi olarak bulunmuştur. Germiyan beyliği tahakkümü altında uç beyliği olarak yönetilmiştir.

Aydın Oğulları Beyliği
İyoniya bölgesinde bir beylik kurmuş olan Aydın oğlu Mehmed Bey, ilk zamanlarda Germiyan ordusu subaşısı idi.
1310’da Mübarizüddin lâkabını alan Mehmed Bey, Müslüman İzmir'ini ve 1326 senesinde de Sahil (Kâfir) İzmir'ini aldı ve Birgi'yi kendisine merkez yaptı ve beyliği mıntıkalara ayırarak oğullarını oralara tâyin etti.
Mehmed Bey’in ölümünden sonra yerine oğlu Umur geçti.

Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos’un Midilli ve Foça’daki âsi Cenevizliler üzerine donanma ile yaptığı harekâtta, Umur Bey, Bizans İmparatoruna yardım etti.
Bizanslılara karşı olan Arnavutluk isyanı Umur’un yardımıyla bastırıldı.
1341’de İmparator Andronikos’un vefatı üzerine büyük Domestik henüz küçük yaşta olan yeni imparatora vasi oldu.
Dimetoka’ ya giden Domestik Kantagüzen orada imparatorluğunu ilân etti. Umur Bey bu süreçte Kantagüzen’e yardım etti.
Papa’nın donanmasıyla Venedik, Ceneviz, Rodos şövalyeleri ve Kıbrıs kırallığı donanmaları birleşerek İzmir'e hücum ettiler. Umur bu saldırılarda donanmasını kaybetti. Sahil İzmir’i kaybeden Umur Bey, kaybettiği sahili geri almaya çalışırken muharebe alanında öldü (1348).
Yıldırım Bayezid Anadolu beyliklerini ilhak ettiği dönemde Aydın Beyi İsa, Yıldırım Bayezid’e direnmemiştir. Yıldırım Bayezid ayrıca İsa Bey’in kızı Hafsa ile nikâhlanmıştır. Ankara Savaşından sonra Aydın Beyliği bir süre daha bölgede varlığını sürdürdü.

Saruhan Oğulları Beyliği
Türk aşireti reisi Saruhan Bey tarafından on dördüncü asır başlarında Lidya’da Hermon (Gediz) nehri vadisinde kurulmuştur. Saruhan Bey’in dedesinin Harezm emirlerinden olması muhtemeldir.
Saruhan Bey Manisa’yı zapt ettikten sonra donanma kurup korsanlık yapmıştır. Cenevizlilere karşı verdiği mücadelelerde bir ara Bizans ile ittifak yapmıştır.
 Saruhan Bey’den sonra yerine oğlu Fahreddin İlyas Bey geçmiştir. İlyas Bey, kendisini sık sık ziyaret eden Bizans İmparatoru Yuannis’i rehin alarak fidye istemeyi planlamış, bu planı bilen bir yakını İmparatoru haberdar etmiş ve İmparatorun davetine icabet ettiği bir sırada kendi kurduğu tuzağa düşmüştür. Fidye ve çocuklarını rehin bırakarak esaretten kurtulmuştur. 1364’te vefatından sonra yerine oğlu Muzafferüddin İshak Bey geçmiştir. Bu bey 1388’de vefat etti. Yıldırım Bayezid’in 1390’daki Anadolu seferinde beylik dağılmıştır. 1402’de Timur bu beyliği yeniden ihya etti. İshak Bey’in oğlu Orhan beyliğin başına geçti. Hemen sonra kardeşi Hızırşah’la mücadeleye düştü. Çelebi Mehmet zamanında ilhak edilen beylik Osmanlılara katıldı.

Karasi Beyliği
Karesi ailesinin büyük ceddi on birinci asrın ikinci yarısı içinde Orta Anadolu'da bir devlet kurmuş olan Melik Dânişmend Gazi’dir.
1302’den sonra Bergama ve Balıkesir'i alarak Balıkesir’i yeni kurulan Beyliğine merkez yapmışlardır.
Karesi bey Moğollardan kaçarak kendisine iltica eden halkı ve Ece Halil kumandasıyla Dobruca'dan gelen Sarı Saltuk Türkmenlerini kendi arazisine yerleştirmek suretiyle işgal ettiği mıntıkada Türk nüfusunu arttırdı.
Karesi Bey’in 1328’den evvel öldüğü anlaşılıyor.
Oğullarından Demirhan Balıkesir emîri olmuş ve kardeşi Yahşi han da Bergama beyliğinde bulunmuş ve Dursun Bey ise Osmanlı hükümdarı Orhan Gazi’nin yanına kaçmıştı.
İbn-i Batuta, Demirhan’ın halk tarafından sevilmediğini ve hayırsız bir adam olduğunu söylüyor. Muhtemelen Demirhan’ın oğlu olan Süleyman Bey, Bizans kaynaklarında Truva taraflarının sahibi olarak gösterilir. Süleyman Bey Bizans kumandanlarından Vatas’ın (Vatatzes) damadı idi. Bu beylik, on dördüncü yüzyıl sonlarında Osmanlılara ilhak oldu.

Candar Oğulları Beyliği
Kastamonu ve Sinop’ da kurulmuş olan beyliğe adı verilen Şemseddin Yaman Candar, Anadolu Selçukîleri ümerasındandır. Osmanlı tarihlerinde bu beyliğe İsfendiyar oğulları beyliği denilirdi.
Şemseddin Yaman Candar’ın vefatından sonra yerine oğlu Süleyman Paşa geçti. Süleyman Paşa 1308’de Kastamonu’yu zapt etti. İlhanlıların hakimiyetini tanımak suretiyle beyliğini koruyan Süleyman Paşa, 1322’de Sinop’u ele geçirmiştir. 1339’da oğlu İbrahim, babasına isyan ederek Kastamonu’yu zapt etmiştir. Murat Hüdavendigar zamanında beylik toprakları ikiye bölünmüştür. Candar Oğulları Beyliğinin Kastamonu havalisi Yıldırım Bayezid zamanında ilhak edildi. Sinop Hükümdarı İzzeddin İsfendiyar Bey; validesi tarafından Osmanlılara mensuptur. Ankara Savaşından sonra Candar Beyliğinin tamamı İsfendiyar Bey’e verilmiştir.
İsfendiyar’ın yerine oğlu İbrahim Bey geçmiştir. İbrahim Bey, kızı Hatice Hatun’u vermek suretiyle II. Murad’ın kayın pederi olduğu gibi daha sonra Çelebi Mehmed’in kızı Selçuk Hatun’u da almak suretiyle eniştesi de olmuştur.

Kayı Boyu - Ertuğrul - Gazi Osman Bey

Oğuz Han’ın Günhan, Ayhan, Yıldızhan, Gökhan, Dağhan, Denizhan adlarında altı oğlu vardı. Bu altı Oğuz boyunun Gün, Ay ve Yıldız hanlarından gelen kollarına Bozoklu ve diğer Gök, Dağ ve Deniz kollarına da Üçoklu denilirdi.
Oğuz hanın altı oğlundan her birinin dört boyu olup hepsi yirmi dört boydu.
Oğuz Han’ın kardeşleri ve amcaoğullarından Oğuzlara düşman olarak Uygur, Kankli, Korluk, Kıpçak, Kalaç, Ağaçeri ve Ayferi boyları da vardı.

Gün Han’ın derece sırasıyla Kayı, Bayat, Elkaevli, Karaevli denilen dört boyu ve Ayhan’ın yine derece sırasıyla Yazır, Düger, Dodurga, Yaperli ve Yıldızhan’ın Avşar, Kızık, Beğdili, Kargın boyları vardı.
Gökhan’ın Bayındır, Biçne, Çavundur, Çepni ve Dağhan’ın Solur, Eymür, Alayundlu, Üreğir ve Denizhan’ın ise İğdür, Bunduz, Yıva, Kızık isimlerinde boyları vardı.

Kayı’nın mânası, muhkem, kuvvet, kudret sahibi demektir.

Bayat’ın manası nimetli demektir.

Elkaevli, her yere yarar, muvafakat eder demektir.

Karaevli, kara çadırlı oldukları için bu adla anılırlar.

Yazır veya Yazar, çok vilayet sahibi, iller ağası demektir.

Düger, dirilmek için toplanılan yere gelenler demektir. Başka bir kayda göre, def eden, kovan demektir.

Dodurga, mülk, yasa sahibi demektir.

Yaperli, zora rağmen işini beceren kimselere denilir.

Avşar, çevik, ava hevesli manasındadır.

Kızık, kuvvetli, dirençli, iradeli demektir.

Beğdili, sözü değerli manasındadır.

Kargın, doyurucu manasındadır.

Bayındır, bay ve nimetli manasındadır.

Biçene, cengâver, gayretli manasındadır.

Çavundur, namuslu demektir.

Çepni, düşmanı gördüğü yerde savaşan kişilere denir.

Salur, saldırır demektir.

Eymür, ulu zengin manasındadır.

Alayundlu, kısrakları iyi ve ala atlı demektir.

Üreğir veya Yüreğir, daima iyilik ve ihsan edici manasındadır.

İğdir, iyilik ve ululuk manasındadır.

Yıva veya Yuva, hepsinden üstün demektir.

Bunduz, mütevazı ve hizmet edici demektir.

Kınık, herkesten aziz ve muhterem demektir.

Kayı Boyu ve Osmanlı Ailesi
Osmanlıların ilk aşiret devirleri hattâ beylik kurdukları zamanların tarihi pek karışık olup eldeki malûmatın mühim bir kısmı sonradan yazılmış eserlere dayanmaktadır,

Tarihî ananelere göre Kayı boyunun bir kısmı I. Alâüddin Keykubad (1219 - 1236) zamanında Ankara'nın batısındaki Karacadağ taraflarına yerleştirilmişlerdir.
Geleneğe göre bu bölgeye iskân edilen Kayılar dört yüz çadır balkı olup XIV. yüzyılın ikinci yansında reisleri Ertuğrul Bey’di.
Osmanlı hanedanına ait meçhul noktalardan birini de Ertuğrul Bey’in babası ve nesebi meselesi teşkil etmektedir; Ertuğrul Bey’in babasının şimdiye kadar tarihlerimizin kaydettikleri gibi Süleyman Şah olduğu şüpheli olup yeni araştırmalar neticesinde bunun Gündüzalp olması ihtimal dahilinde görülüyor.
Ertuğrul Bey’in validesi Hayme anadır.
Merkezi İznik’te bulunan Rum İmparatoru Selçuklu hududuna saldırınca (1231), Alâüddin Keykubad’ın yaptığı sefer esnasında Ertuğrul Bey’de onun yanındadır. Bu çarpışmalarda Rum ordusu yenilmiş, Ertuğrul Bey zaferden sonra Karacahisar’ı daha sonra Söğüt’ü zapt etmiştir.

Kayı aşireti Ertuğrul’un hayatında kışlak olarak Söğüt'de ve yaylak olarak da Domaniç'de yerleşmişlerdir.

Kayı aşireti Ertuğrul’un küçük oğlu Osman Bey’i intihap etti. Osman veya Otman Bey babasının son demlerinde de ona vekâlet ediyormuş; fakat Ertuğrul’un kardeşi Dündar Bey de birliğe reis olmak istediğinden aralarında ihtilâf hasıl oldu. Osman, Kayılara baş olduktan sonra Dündar Bey’in itilafı devam etti ve neticede katledildi.

Osman Bey 1258’de Söğüt'de doğmuştu. Buna göre aşiret beyi olduğu zaman yirmi üç yaşında idi.

İznik İmparatorluğu’nun 1261’de İstanbul’a nakliyle Paleolog hanedanı kurulduktan sonra hudutta idare zayıflamış, bu durumdan istifade eden Osman Bey hudut boylarını almağa başlamıştır.

Osman Bey’in faaliyeti esnasında Anadolu’da Ahilik ve Babaîlik olarak iki mühim tarikat vardı. Ahi reislerinden olup Eskişehir civarında İtburnu mevkiinde tekkesi bulunan Şeyh Edebalı, o havalinin en itibarlı ve sözü geçen ulularındandı; tahsilini Mısır’da yapmış olan Edebalı’nın kızı Malhon hatunu (Malhon ismi başka kayıtlarda Rabia ve Bâla diye geçer) Gazi Osman Bey almış ve bu suretle Ahilerin nüfuzundan istifade etmiştir.
Osman Bey’in komşuları olan Rum beylerinin en kuvvetlisi İnegöl beyi idi. Osman Bey ilk olarak bu kuvvetli hasmı ile çarpıştı ise de muvaffak olamadı ve biraderi Sarubatı’nın oğlu Bay Hoca’yı şehid verdi.
Karacahisar beyi ile Domaniç civarında muharebe eden Osman Bey bu defa da harpte kardeşlerinden Sarubatı veya Gündüzalp’i kaybetti ise de harbi kazandı.

Osman Gazi’nin muvaffakiyetleri komşu Rum beylerini korkuttuğundan bunlar Osman Bey’i Yarhisar Rum beyinin düğününe davet ederek o vesile ile kendisini öldürmek istemişlerdi. Keyfiyetten haberdar edilen Osman Bey aldığı tertibat üzerine Yarhisar ile Bilecik'i zapt etmiş ve gelin olarak Bilecik (Belekoma) beyinin oğluna verilecek olan Yarhisar beyinin kızını esir alarak oğlu Orhan’a nikâhlamıştır (1299).
İpekçilik ve dokuma ve demir madenleriyle meşhur olan Bilecik'in alınması mühim bir başarı olduğundan faaliyetine devam etmek üzere Osman Bey uç beyliği merkezini buraya nakletti.
İznik'in zaptına doğru bir adım olmak üzere Yenişehir tarafı alınarak orayı Yenişehir adiyle bir Türk şehri kurulmuş ve harb sahasına yakın olmak üzere burası karargâh yapılmıştır (1301).
Rum beyleri ve Bizans İmparatoru birleşerek Osman Bey’e karşı ordu kurdular. Osman Bey, bu müttefik kuvvetlerini Koyunhisar (Baphaon) muharebesinde bozguna uğrattı. Harpte Osman Bey’in yeğeni Aydoğdu şehit oldu (27 Temmuz 1302).
Osman Bey 1308’de Karahisar denilen Trikokiya’yı (Karahisar) alıp İznik’i sıkıştırmaya başladı.
Osman Gazi’yi 1320 senesinden itibaren faaliyette görmüyoruz. Tarihler nikris hastalığı sebebiyle oğlu Orhan Bey’i vekil yaptığını yazarlar. Orhan Bey, Mal Hatun’un oğludur.
Risale-i Felekiyye (Ayasofya kitapları numara 2756); bu kitapta Memalik-i Rum-ül-mahrusa başlığıyla uç beylerinden (…) Osmanoğlu Orhan Bey ile diğerlerinin İlhanilerin hâzinesine verdikleri vergi miktarı gösterilmiştir. Dolayısıyla, on dördüncü yüzyılın başlarında Osmanlı Beyliği, Anadolu’ya hâkim olan İlhanlıların tahakkümü altındadır.

Osman Gazi’nin vefatı 1326’da Bursa’nın alınmasından sonradır.

Osman Bey adına ne bir kitabe ve ne de bir sikke (para) vardır.

Osman Gazi’nin Orhan Bey’den başka Alâüddin Ali, Pazarlu, Çoban, Melik, Hamid isimlerinde altı oğlu ile Fatma adında bir kızı vardır.

Şeyh Edebalı ile kızı olan Osman Bey’in zevcesi Osman Gazi’den evvel vefat ederek Bilecik'teki tekkenin yanındaki türbeye defnedilmişlerdir. Bu türbe Yunan işgalinde Bilecik kasabasıyla beraber yakılmıştır.

Beşinci Bölüm
OSMANLI BEYLİĞİNİN KURULUŞU
1326’da mühim bir kuvvetle Bursa üzerine yürüyen Orhan Bey, Atranos (Orhaneli) kalesini alıp yıktıktan sonra Bursa önüne gelerek Pınarbaşı mevkiinde karargâhını kurmuş ve kaleyi sarmıştır.
6 Nisan 1326 tarihinde Bursa Türklere teslim edilmiştir. Kale muhafızı Evrenuz Müslüman olarak Osmanlı hizmetine girmiştir.
Bursa’nın zabtından sonra beylik merkezi buraya nakledilmiş şehir yeni binalarla süslenmiştir.
Türklerin Kocaeli yarımadasındaki kaleleri alarak Boğaz'a inmeleri Bizans İmparatorluğunu telâşa düşürdü. Birliklerini toplayarak 1329 Mayısında Orhan’ın üzerine yürüyüp kendisine Anadolu yakasında sahilde karargâh kurdu. Bu sırada İznik kuşatmasıyla meşgul olan Orhan Bey, kuvvetlerinin başında Bizans ordularının üzerine yürüdü. Çarpışmalar sonucunda Bizans ordusu perişan oldu. Yaralanan İmparator deniz yoluyla İstanbul'a kaçtı. Aynı yıl İznik, Orhan Bey’e teslim oldu. İznik halkının kendi tebaasından olmak ve yalnız cizye vermek şartıyla âdet ve ananelerini muhafaza edebileceklerini ilân etti.
Bundan dört sene sonra da Bitinya'nın zahire ambarı olan Gemlik alındı (1334).
1337’de şiddetli muhasaranın ardından İzmit teslim oldu.

1345 yılında, Karesi beyliğini kardeşin Demirhan’dan almak isteyen Dursun Bey, Balıkesir ve çevresini vaat ederek Orhan Bey’den yardım istedi. Orhan Bey, Balıkesir üzerine yürüdü. Çatışmalarda Dursun Bey öldü. Demirhan yakalanıp Bursa’ya getirildi. Karesi Beyliği bu suretle ilhak olundu.

Sivas’ı kendisine merkez edinmiş olan Alaüddin Eredna’nın 1352’deki vefatından sonra oğulları arasında çekişmeler yaşandı. Bu kargaşadan istifade eden Orhan Bey, kumandanlarından Süleyman Paşa’yı Ankara üzerine gönderdi. 1354’te Ankara ele geçirildi.

Bursa ve İznik’in alınması, Osmanlı Beyliği için dönüm noktasıdır. Beylik, bu fetihlerden sonra aşiret usulünden devlet teşkilatına geçme ihtiyacı hissetmiştir. İlk defa 1337’de Bursa’da akçe, yani gümüş sikke kestirildi.
Anadolu Selçukluları ve İlhanlılarda olduğu gibi bir hükumet tesis edildi. Bunun da esası oluşturulan divandı. İlk Osmanlı veziri, Hacı Kemaleddin oğlu Alâüddin Paşa’dır. Daha sonra vezir olanlar, yani Osmanlı divanı reisliği, on dördüncü asrın sonlarına kadar ulemadan olanlara verilmiştir. Fakat bunlar askeri işlere karışmazlardı.
Divan, bütün memleket işlerinde birinci derecede en yüksek merci idi; hükümler hep buradan verilirdi. I. Murad zamanında askeri işler de vezirlere verildi.
Bu ilk devirde en yüksek ilmiye makamı Bursa kadılığı olup bütün kadıların tâyin ve azilleri Bursa kadılığına aitti; bu usul I. Murad zamanında kazasker makamının ihdasına kadar böyle devam etti.
İlk fütuhatı yapanlar aşiret kuvvetleri olup hepsi atlı idiler. Düzenli ordunun bir adımı olarak atlı ve yaya askeri birlikler teşkil edildi. Bu fikri ilk olarak ortaya koyan ve tatbik eden Bursa kadısı Cendereli Kara Halil idi. Alınacak atsız askere yaya ve atlı askere de müsellem, denildi. Bunlar muharebem zamanlarında evvelâ birer ve daha sonra ikişer akçe gündelik ile hizmet edecekler ve muharebe olmadığı zamanlarda ise kendilerine gösterilen topraklan işleyip vergilerden muaf olacaklardı.

Altıncı Bölüm
XIV. YÜZYIL BAŞINDAN XV. YÜZYIL ORTALARINA KADAR OSMANLI - BÎZANS MÜNASEBETLERİ
1261’de Lâtinlerin elinden alınan İstanbul'da Paleologos hanedanı tarafından Bizans imparatorluğu tekrar kurulmuşsa da Anadolu ve Rumeli 'deki yerlerin çoğu elden çıkmıştı. İstanbul'un yanı başındaki Galata ve Beyoğlu, Cenevizlilerin ellerinde bulunuyordu.
1282’de tahta çıkan II. Andronikos, askeri zayıflığını gidermek için kardeşi Prenses Marya’yı İlhanlı sarayın gelin olarak gönderdi. Ancak umduğu desteği alamadı. Bunun üzerine Roger de Flor adlı kumandana tâbi sekiz bin Katalan’ı ülkesine getirtti.  Bunlar ilk önce Cenevizlilerle kapıştılar. Ardından Rumları soymağa başladılar. Asayiş bozulunca İmparator, bunları Anadolu’ya sevk etti. Bir süre Karesi Türkmenleriyle çarpıştılar. Filadelfiya’yı (Alaşehir) Germiyan işgalinden kurtardılar ve Kilikya’ya kadar ilerlediler. Ancak bunlar çapulcu ve yağmacı idiler. İmparatorun maksadı hasıl olmuyordu. Katalanlar geri dönerken geçtikleri her yeri yakıp yıkmağa başladılar. İmparator bunlara Trakya’ya geçmelerini emretti. Roger de Flor, birliklerini Gelibolu’da bırakıp az bir kuvvetle Edirne’de saray erkânıyla görüştü. Bu görüşme sırasında maiyetiyle birlikte öldürüldü. Geride kalan askerleri intikam almak üzere ortalığı yakıp yıkmağa başladılar. Yaklaşık iki yıl boyunca İmparatorun topraklarına saldırılar düzenlediler. Aynaroz’u yakıp yıktıktan sonra 1311’de Livadya ve Moro’daki Frenklerin on beş bin kişilik kuvvetlerini de imha edip Atina’da bir askeri yönetim kurdular.
1320’de babasıyla birlikte hükümdarlık yapan Mihail öldü. Yerine kalan oğullarından Andronikos, büyük babasından tahtı ele geçirmek için girişimlere başladı. Saray nazırı Kantakuzen de ona destek verdi. 1328’de yaşlı Andronikos halledildi. Genç torunu bütün idareyi ele geçirdi. İmparatorluğunun ilk yıllarında doğuda Osmanlı Beyliğinin devam eden fetihleriyle güçsüz düştü. Asıl tehdidi 1340’ta batı tarafında hissetti; Sırp kralı İstefan Duşan Makedonya’yı işgale giriştiği sırada İstanbul’u almak için Orhan Bey’e heyet gönderdi.
Genç Andronikos 1341’de vefat etti. Vasiyeti üzerine oğlu Yuannis’in vesayeti Kantakuzen’e verildi. Kantakuzen, çocuk krala vasi olmak üzere taç giydi. Bizans sarayında entrika eksik olmaz; vekâleti İstanbul ve Edirne’de kabul görmedi. Sinirlenen Kantakuzen, Dimetoka’ya geçip kendini İmparator ilan etti (1341). Edirneliler, Kantakuzen’e karşı Bulgar kralından yardım istediler. Bulgar kralı Aleksandr Edirne’ye gelip bölgeyi yağmaladı, daha sonra da Kantakuzen’le anlaştı. Kantakuzen bu sırada Aydın Oğlu Umur Bey’den yardım istedi. Kantakuzen, Umur Bey’in gönderdiği kuvvetlerle Bulgarları Dimetoka’dan çıkardı. Latinler Umur Bey’in donanmasını yakınca Kantakuzen bu defa yardım almak üzer Orhan Bey’e müracaat etti. Orhan Bey, 1346’da Kantakuzen’in kızı olan Teodora’yı nikâhladı. Kantakuzen, Orhan Bey’in verdiği destekle İstanbul’u kuşattı. Kuşatma bir yıl sürdü. Bir yılın sonunda Kantakuzen imparatorluğa kabul edildi. Sarayına dönüp muradına hasıl olduktan sonra Orhan Bey’e yüz çevirdi.
1349’da Sırplar tarafından zapt edilmek üzere olan Selanik, Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa ve Kantakuzen’in oğlu Matyos kumandalarındaki kuvvetlerce kurtarıldı. Orhan Bey’in yardımları karşılıksız değildi; Gelibolu yarım adasında iki kale alan Osmanlılar bu suretle Rumeli’ye adım atmış oldular.
Kantakuzen, kral Yuannis’i 1353’te Bozcaada’ya sürgün etti. 1354’te Türk akıncıları Bolayır ve Tekirdağ’ı aldılar.
Kız kardeşi Marika’yı vermek suretiyle Cenevizlilerden yardım alan Yuannis, Bozcaada’dan kurtulup İstanbul’a döndü (1354). Kantakuzen’den bıkmış olan halk isyan etti. Yuannis tahtını geri aldı. Kantakuzen şehirden ayrılarak rahip olmaya karar verdi. Hayatının son otuz senesini Aynaroz ve Mora’daki Mizistra kasabalarında manastırlarda geçirdi ve meşhur tarihini yazdı.

Osmanlıların Rumeli’deki ilerlemelerine karşı ittifak arayışında olan Yuannis, ülke ülke Avrupa’yı dolaştı. Aradığı desteği Latinlerde buldu. Savua Kontu Amadee (Yuannis’in dayısıdır), topladığı kuvvetlere Osmanlı’yı Rumeli’nden çıkarmak üzere yola koyuldu. Temmuz 1366’daki bu harbe Mukaddes Savaş dediler. Ciddi anlamda donanması olmayan Osmanlılar bu saldırıyı engelleyemedi ve Gelibolu düştü.
Yuannis, yardım gezisinden dönerken Bulgarlarca tevkif edilip Niğbolu’da hapsedildi. Amadee, yeğenini kurtarmak üzere Bulgar kıyılarına saldırdı. Korkuya kapılan Bulgar kralı, Yuannis’i serbest bıraktı. Amadee, yaptığı yardımlara karşılık olarak İmparatordan para ve Katolik olmasını istedi. Yuannis, kiliselerin birleşmeleri için tekrar Avrupa’ya gitti. Roma’ya giden imparator, dört kardinalin huzurunda Katolik oldu (1369). Papa, Rum papazlarının da kralı takip etmesini istedi ancak bu tavsiyeye uyan olmadı. Yuannis, geri dönüş yolunda Venediklilere olan borçlarından dolayı tevkif edildi. Oğlu Manuel’in gönderdiği para karşılığında serbest bırakıldı.
Barıdan aradığı yardımı alamayacağını anlayan Yuannis, Murad Hüdavendigâr’la anlaşma yoluna gitti. Babasının yapıp ettiklerinden razı olmayan Andronikos, babası Anadolu’da bulunduğu sırada isyan çıkardı. Derhal Rumeli’ye geçen Murad Hüdavendigâr, isyancı prensi ve işbirlikçilerini dağıttı. İsyancıların gözlerine mil çektirdi (1385). Aynı dönemde Yuannis’in Selanik’te bulunan diğer oğlu Manuel, Osmanlıların elinde olan Serez’i baskın yaparak ele geçirmeyi planlıyordu. Bundan haberdar olan Murad Hüdavendigâr, kuvvetleriyle Selanik’i işgal etti. Manuel, deniz yoluyla İstanbul’a kaçtı.
Yıldırım Bayezid, Anadolu seferine çıktığında Yuannis’in oğlu Manuel de orduya katılmıştı. 1391’de babasının ölüm haberini alan Manuel, kimseye haber vermeden İstanbul’a döndü. Bunun üzerine Osmanlı Devleti ilk defa olarak İstanbul’u kuşattı.
Kuşatma devam ederken Manuel, yardım aramak üzere 1399’da Avrupa’ya gitti. Bu sırada Timur, Anadolu’da belirdi. Kuşatma bir kenara bırakıldı, taraflar arasında anlaşma yapıldı. Anlaşmaya göre Sirkeci’de bir kadı ile İslam mahkemesi kuruldu. Taraklı ve Göynük’ten gelecek olan Türkler için yedi yüz ev ve iki cami yaptırılması karara bağlandı.
Ankara Savaşı sonunda Yıldırım Bayezid esir düştü. Manuel derhal İstanbul’a döndü. Bayezid’in İstanbul’a gönderdiği Türkleri kovdu, mahkemeyi dağıttı.
Osmanlı devletinin parçalanması ve şehzadelerin birbirleriyle mücadeleye girişmeleri Bizans’a nefes alma imkânı sağladı.

II. Murad, 1422’de İstanbul’u muhasara etti. Bizans imparatoru, II. Murat’ın kardeşini kışkırtarak muhasaranın başarısız olmasını sağladı.
Bizans hâlâ, Avrupa’dan yardım almak ümidindeydi. İmparator, Papa ile görüşerek kiliselerin birleşmesi konusunda anlaşma yaptı ancak halkı, bu kararı beğenmedi. İmparator Yuannis 1448’de öldü. Oğlu yoktu, yerine Mora Despotu Konstantin Dragezes imparator oldu. Konstantin 12 Mart’ta İstanbul’a geldi.

Yedinci Bölüm
OSMANLILARIN BALKAN YARIM ADASINDAKİ FÜTUHÂTI
Bir kısım Osmanlı kuvvetleri daha evvelden, yani 1321’de Mudanya'yı aldıktan sonra çapul maksadıyla Marmara’dan Doğu Trakya sahiline geçerek oralarda on sekiz ay kadar dolaşarak tekrar Anadolu tarafına dönmüşlerdi.
Kantakuzen, Orhan Bey’den istediği yardım mukabilinde üs olarak Osmanlılara Gelibolu yarımadasındaki Çimpe’yi (Tzympe) vermişti.

Burgaz ile Çorlu 1357’de Murad Bey tarafından zapt edilmişti.
Orhan Gazi’nin ölümü üzerine Bizanslılar, Burgaz'ı ve Çorlu ile Malkara’yı geri aldıkları gibi sahil şehirlerini de elde etmeğe çalıştılar.
Orhan Gazi’nin Süleyman Paşa, Sultan, Murad, İbrahim, Halil ve Kasım isimlerinde altı oğlu olmuştu; vefat ettiği zaman Murad, İbrahim ve Halil, hayatta idiler. Halil, Kantakuzen’in kızı Teodora’nın oğlu idi. İbrahim de İmparator III. Andronikos’un kızı Asporçe’nin oğlu idi. Süleyman Paşa ile Sultan Murad ise Yarhisar beyinin kızı Nilüfer Hatun’dan doğmuşlardır.

Orhan’ın vefatı üzerine Ankara'da büyük nüfuzları olan Ahiler, Karamanoğlu’nun teşvikiyle Osmanlı kuvvetlerini Ankara’dan çıkararak burasım idareleri altına almışlardı. Kardeşlerini bertaraf eden Sultan Murad Ankara üzerine yürüdü. Ahiler, Ankara'yı teslim ettiler (1362). Sultan Murad bundan sonra vakit kaybetmeden Rumeli’ye geçti. Arkadiopolis denilen Lüleburgaz elde edilerek derhal surları yıktırıldı ve Anadolu’dan buralara göçmenler nakledilerek yerleştirildi. 1363 yılında Edirne zapt edildi.
Çandarlı Kara Halil’in tavsiyesiyle muharebede esir edilen Hıristiyan gençlerinden istifade edilmek üzere yeni bir asker ocağı kuruldu. Yeni kanun mucibince Acemi ocağında yetiştirilen esirler yeniçeri ocağına kaydedileceklerdi.

Sırp Sındığı / Meriç Muharebesi
Edirne ile Filibe’nin geri alınması için Sırp ve Bulgarlar da faaliyette bulunuyorlar ve papa vasıtasıyla Avrupa’yı harekete getirmek istiyorlardı. Makedonya’da Sırplarla birleşmiş olan müttefikler süratle Edirne üzerine yürüdüler.
Hacı İlbeyi Meriç nehrini geçen düşmanı, ani bir baskın yaparak dağıttı. Bazı Osmanlı tarihlerine göre Hacı İlbeyi’nin bir avuç askerle kazanmış olduğu bu büyük muvaffakiyeti beylerbeyi Lala Şahin Paşa çekemeyerek kendisini zehirletmek suretiyle ölümüne sebep olmuştur.
Muharebe icabı olarak Sultan Murad merkezini Bursa’dan Edirne'ye naklettirdi (1365).
Bulgar kıralı Yuvan Şişman, Türklerle başa çıkamayacağını anlayarak sulh yaptı ve bu suretle Osmanlı himayesini ve vergiyi kabul etti ve kız kardeşi prenses Marya’yı da Sultan Murad’a verdi.

Osmanlıların Makedonya’yı işgal ederek Köstendil’e gelmeleri Yukarı Sırbistan despotu Lazar Grebliyanoviç’i Sultan Murad’la anlaşmaya mecbur etti.

Murad’ın büyük oğlu Yıldırım Bayezid ile Germiyan hükümdarı Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun’la evlendi.
1385’te uzun süren muhasaradan sonra Sofya, 1386’da Niş alındı.

Sekizinci Bölüm
GÜNEY DOĞU AVRUPA KITASINA GÖÇMEN NAKLÎ
Osmanlılar yeni zaman içinde milliyetlerini tesis ederken dinî hürriyet umdesini temel taşı olmak üzere vazetmiş ilk millettir.
…bu sayededir ki Türkler Rumeli’de işgal ettikleri geniş ülkeleri bir avuç kuvvetle elde tutmuşlardır ve yine bu sayede Timur’un sademesiyle Osmanlı devleti Anadolu’da parçalandığı halde Rumeli’de dimdik durmuştur.

Dokuzuncu Bölüm
OSMANLILARIN BALKAN DEVLETLERİ VE PRENSLİKLERİ İLE MÜNASEBETLERİ
Türklerle aynı kökten olup İslâv kültürünü kabul etmiş olan Bulgarlar beşinci asırda Ural havzasından Tuna kenarına gelerek bir devlet kurmuşlar ve Asparuh adındaki kral zamanında Mizya’ya kadar hudutlarım genişletmişler ve İslavlaşarak Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Bulgarlar Mete (Mo-tun) devrinde (M. ö. 210-174) Hun devletine tâbi Ting-ling’ler ile alâkalı olup bu sonuncular da Onogurlardandır.

1392 senesinde Macar kıralı Sigismund, Bulgarların hâmisi sıfatıyla ve kral Şişman’la gizli muhaberesi üzerine (…)Yıldırım Bayezid taarruza geçip Bulgaristan’ın başkenti Tırnova’yı ele geçirdi (1393). Fetihten sonra Kral Şişman’ın oğlu Âleksandr Müslüman olmuştur. Bu Aleksandr daha sonra Börklüce Mustafa’nın isyanını bastırırken maktul düşmüştür.

Sırplar, Bizans arazisine tecavüz eden A varlara karşı imparatorluk tarafından yedinci asırda hududa yerleştirilmişler ve sonra orada bir devlet kurmuşlardır.
İstefan Duşan (1331 - 1355) zamanında Balkanlarda nüfuzu artan Sırplar, imparatorluk kurma hülyasıyla İstanbul’u almak hevesine kapıldılar. Bu amaçla Orhan Bey’le ittifak yapmak üzere bir heyet gönderdi. Teklif kabul edilmedi. Türkler Rumeli’ye geçmeye başladıktan sonra Papa, Sırp kralını Türkler üzerine yapılacak mücadelenin önderi ilân etti. Duşan’ın ölümünden sonra Sırp birliği parçalandı.
Kral Uroş 1367’de evlat bırakmadan ölünce, despot ve prens unvanıyla bir kısım beyleri etrafına toplamış olan Lazar, tahta çıktı. Lazar, Osmanlı fetihlerine engel olmaya çalışıp Kosova’daki muharebede maktul düştü (1389). Yıldırı Bayezid, Lazar’ın oğlu Lazareviç’le iyi ilişkiler kurdu. Lazareviç, Yıldırım Bayezid’in saltanatı müddetince ona sadık kalmış, Niğebolu ve Ankara muharebelerinde Türk askerinin yanında bizzat kendisi ile kardeşi Vulk kumandalarında Sırp askeri bulunmuştur.

XI. yüzyıldan itibaren Arnavutluk feodal Avrupa ile Bizans arasında bir köprübaşı olmuştu.
Sicilya kralı Şarl Danju 1272’de Arnavutluk’ta nüfuz kurdu ancak bu durum Bizanslılar ile Anjüvenler arasında mücadeleye sebep oldu.
Osmanlıların Arnavutlukta ilk faaliyetleri 1383’de başladı. 1389’da Kroya ile İskenderiye (İşkodra) Türklerin eline geçti.

1403 ile 1404 seneleri arasında doğmuş olan Jorj, İskender adiyle Osmanlı sarayına alındığı zaman on sekiz, on dokuz yaşlarında idi. Kabiliyetli bir genç olup silâhşor olarak yetişmişti. Osmanlıların Anadolu ve Rumeli seferlerine iştirak ederek cesaretiyle tanındı.
İskender Bey, Osmanlı ordusunda sancak beyliğine kadar çıkmıştı; 1443’de Jan Hunyad’la yapılan Morava muharebesinde ve henüz savaşın başlarında mevziini terk ederek memleketine kaçmış ve bunun böylece çekilişi Osmanlı ordusunun bozulmasının sebeplerinden birini teşkil etmişti.
Kroya sancak beyliğine tâyin edildiğine dair elde ettiği sahte bir fermanla hemen o tarafa gitti. 1443’den itibaren meşhur mücadelesine başladı.

Osmanlıların Avrupa’ya ayak bastıkları ve Rumeli’de fütuhat yaptıkları sırada Tuna nehrinin mansabına yakın yerlerin kuzeyinde Moldavya (Boğdan) ile Ulahya (Eflâk)’da iki Rumen prensliği bulunuyordu.

Eflak beyi Mircea - Mirçâ (1386 - 1418), 1391’de Firuz Bey kumandasındaki Türk akıncıları ilk defa Tuna’yı geçmişler ve Mirçâ’nın ülkesini yağmalamalardır. Yıldırım Bayezid Anadolu seferindeyken bu Mirça, Silistre’yi almak için Türk kuvvetlerine baskın yaptı. Bunu haber alan Yıldırım derhal Mirça üzerine sefere çıktı (1392).
Osmanlı ordusu Rovine’de yapılan ilk müsademede yenilmiş, fakat bu küçük çarpışmadan sonra geri çekilen Mirçâ takip edilerek kat'î bir hezimete uğratıldı.
Mirçâ, Ankara muharebesinden sonra Osmanlı şehzadeleri arasındaki mücadelede Rumeli’ye geçmiş olan Musa Çelebi’ye yardım etmiş ve Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin vak’asında da rol oynamıştır.

1435’de Vlad Drakul, yani Şeytan Vlad Eflâk beyi olmuştur.
1456’da Eflâk Beyi olan Vlad Çepeş Osmanlı tarihlerinde Kazıklı Voyvoda denilen şahıs olup yukarıda adı geçen Vlad Drakul’un (Şeytan Vlad) oğlu ve Mirçâ’nın torunudur.

Buğdan (doğrusu Boğdan) veyahut Moldavya prensliği, şimalî Transilvanya’da Maramureş şehrinde oturan küçük bir Ulah asılzâde ailesinin, Macar kralı birinci Layoş’a karşı isyan ederek bu mıntıkaya yerleşmesinden sonra kurulmuştur.

Bosna, X. yüzyılda Hırvatistan kır allığına tâbi olup muhtariyet halinde (ban) denilen yerli beyler tarafından idare ediliyordu; bunlar Bogomil mezhebinde olduklarından Papa’nın emriyle Macarlarla birinci haçlı ordusuna çiğnettirilmişler; fakat buna rağmen Macarların himayesinden yine ayrılmayıp sıkı surette o krallığa bağlanmışlardı.
Bosna halkının kütle halinde Müslüman oluşlarında halkın Bogomil olmasının birinci derecede tesiri vardır; çünkü İsa’yı, Allah’ın kulu ve peygamberi olarak tanıyan Müslümanlık, Bogomil mezhebindeki Bosnalılara yumuşak ve uygun gelmişti.

Hersek dukalığı veya Hersegoven on üçüncü asırda Sırp krallığına ait iken XIV. yüzyılın ikinci yarısında (1366) Bosna krallığına tâbi olmuştu.
X V. yüzyıl ortalarında Hersek dukası olan Istefan Koşariç, büyük oğlu Vladislas ile bozuşmuş ve oğlu Vladislas idareyi ele almış (1466), babası da II. Mehmed’den yardım istemiş. Osmanlı kuvvetleri Hersek'e geldiği zaman 1467), Kosariç ölmüştü. Koşariç’in küçük oğlu, Türk terbiyesi üzere yetiştirilmiş beylerbeyi, vezir ve beş defa vezir-i âzam olmuştur (Hersekzâde Ahmed Paşa, vesikalarda “Ahmed Hersegoviç”).

Onuncu Bölüm
OSMANLILARIN AKDENİZ VE AVRUPA DEVLETLERİYLE MÜNASEBETLERİ
Akdeniz ve Karadeniz’’ de hâkim rol oynayan ve bir hayli müstemlekeleri bulunan Venedik ve Ceneviz Cumhuriyetleri ile dinî otoritesi cihetiyle mütehakkim rolü olan Papalık ve bunlardan başka İtalya yarımadasındaki Piza, Floransa, Napoli gibi devletlerin de Osmanlılarla münasebetleri vardı.

Adriyatik denizinin nihayetinde bulunup bugün İtalya devletine ait olan Venedik Cumhuriyeti denizci bir devlet idi; bu cumhuriyet donanması ve ticaret gemileri sayesinde Akdeniz'i bir örümcek ağı gibi kuşatmıştı. Venedik Cumhurreisine doç deniliyordu.
Venedik Cumhuriyeti on dördüncü asırda birtakım desiselerle Kıbrıs adasını ele geçirdiği gibi bilhassa Arnavut beyi İskender’in vefatından sonra da Arnavutluk sahillerinde mühim limanlara sahip olmuştur.
Osmanlı Devleti, henüz kuvvetli bir donanması bulunmadığı dönemlerde Venediklilere karşı temkinli politikalar izledi.
Venedikliler, on beşinci asrın son yarısından itibaren (Osmanlı Devleti donanmasını güçlendirdikten sonra) Osmanlılar aleyhine yapılan her ittifaka açıkça girmekte tereddüt etmemişlerdir.

Cenova veya Ceneviz diye meşhur olan Cenevizliler, Batı Akdeniz kenarında ve kendi adındaki körfezde mühim bir ticaret şehri idi; bu şehir halkı olan Cenevizliler de başta gelen meşgaleleri Venedikliler gibi deniz vasıtasıyla ticaret idi.
1190’dan itibaren duka denilen bir reisle idare usulü kabul edildi, daha sonraları reis olmak, birbirine rakip Dorie ve Spinoles isimlerinde iki âileye inhisar eylemişti.
…bunlar bir iki defa kendi idarelerinden âciz kalıp 1396 ve 1468’de Fransa’nın himayesine girmişlerdi.
Cenevizliler, İmparator Mihail Paleologos’la 1261 tarihli bir ticaret muahedesiyle geniş imtiyazlara nâil olmuşlar 1303’te Galata ve Beyoğlu taraflarına yerleşmişlerdi.
Cenevizlilerle Venediklilerin menfaat çatışmaları bu ikisini birbirine düşürdü. Bu yüzden biri 1350’den 1355 senesine ve diğeri 1378’den 1381 (Choggia savaşı) yılına kadar süren iki büyük muharebeye sebep olmuşlardır.
Ceneviz Cumhuriyetinin güney Karadeniz ile kuzey Karadeniz’in Kırım sahillerinde ve Tuna nehri deltasında ve Akdeniz'de Ege sahillerinde ve oralardaki adalarda mühim ticaret iskeleleri ve sömürgeleri vardı.
Ceneviz Cumhuriyeti on dördüncü asır sonlarında Fransa’nın nüfuzu altına düşmüş…

Papalar, büyük Haçlı seferlerinden sonra Anadolu ve Rumeli’yi istilâ etmekte olan Türklere karşı Avrupa milletlerini ayaklandırmak için büyük teşkilatıyla harekete geçmişlerdi.
XII. ve XIII. yüzyıllarda nüfuz ve tahakkümleri son haddine varmış olan Papalar, XIV. yüzyıldan itibaren eski nüfuz ve itibarlarını kaybetmeğe başlamışlardı.
Roma’da Papalık 1309’da V. Kleman zamanına kadar bulunup o tarihte Avinyon'a nakledilmiş ve 1377 de XI. Greguvar zamanında tekrar Roma’ya dönmüş ise de onun 1378 senesinde vefatı üzerine bu defa biri Roma’da ve diğeri Avinyon’da olmak üzere iki Papa meydana çıkmış ve nihayet 1449’da V. Nikola zamanından itibaren Roma’da bir Papalık kalmıştır.
Bu ikiye ayrılış yüzünden Avrupa’da dinî ihtilâflar devam etmiştir.

Papaların mükemmel donanmaları vardı ve bu donanma ile diğer Lâtin devletlerinin donanmaları birleştirilmek suretiyle Türklere karşı müteaddid muharebeler yapılmıştır.

Osmanlı Devleti kurulup Rumeli’ye geçildiği sırada Macaristan, Arpad sülâlesinden Anju hanedanının eline geçmiş bulunuyordu.
Büyük Layoş (Ludvig - Lui, 1342 - 1382) Balkanları nüfuzu altına almak ve buralarda Katolikliği yaymak için çok çalışmıştı.
Layoş’un erkek evlâdı yoktu. Büyük kızı Marya Macaristan kraliçesi olarak Lüksemburg kralı dördüncü Şarl’ın ikinci oğlu Sigismund’la evlenince, Sigismund, Macaristan kralı oldu.
Sigismund 1410’da Alman İmparatorluğu’na intihap edilmiş ve bu suretle Macaristan, imparatorluk nüfuzu altına girmiştir. İlerleyen dönemde Macaristan kraliyeti üzerinde Alman nüfuzu, ülkede çalkantılara neden oldu. Bu çekişmelerden Osmanlı Devleti istifade etmiştir.

Osmanlı Devleti kurulup yayılırken Fransa ile İngiltere arasında yüz sene muharebesi devam etmekte idi; bu harb fasıla ve mütarekelerle 1337’den 1452 senesine kadar sürmüş ve Fransa kıralı VII. Şarl zamanında bitmiştir. Muharebenin sonunda Fransa kıt'ası tamamen Fransızların ellerine geçmiş ve burada bir Fransız birliği vücut bularak feodaliteye son verilmiştir.
Fransız birlikleriyle Osmanlı birlikleri ilk olarak Niğbolu Savaşı’nda karşılaşmışlardır. Bu savaşta İngilizler de Osmanlı’nın karşısında yer almışlardır.

On Birinci Bölüm
ANKARA SAVAŞI SONUNA KADAR ANADOLU VE RUMELİ’DEKİ OSMANLI VEKAYÎÎ
Evvelâ Ermenak ve Mut taraflarında kurulup sonra Karaman ve Konya ve havalisine sahip olduktan sonra kendilerini Anadolu Selçuklularının vârisi sayan Karaman oğulları, evvelce küçük bir uç beyliği olan ve pek kısa zamanda fütuhatla geniş toprak sahibi ve hatırı sayılır bir devlet haline gelen Osman oğullarının üstünlüğünü çekememekte idi.

Karamanoğullarından Alâüddin Ali Bey, Osmanlı hükümdarı I. Murad’ın kızı Nefise Sultan denilen Melek Hatun ile evlenmiş ve bu suretle Osmanlı hanedanıyla akraba olmuştu. Osmanlıların Ankara’yı alması, Karamanoğullarını doğu ve batı cihetinden Osmanlılara komşu yapmıştı. Durumdan rahatsız olan Alâüddin Ali Bey, Ankara havalisinde nüfuzu kuvvetli olan Ahileri kışkırtarak Osmanlıların Ankara’yı kaybedilmesine sebep oldu. Osmanlılar Rumeli tarafında fütuhatla meşgulken de Beyşehri ile bazı yerleri işgal etti (1386). Bunun üzerine Sultan Murat, ordusunun başında Anadolu seferine çıktı. 1387’de Osmanlı ordusu Karaman hududunu aştı.
Konya önlerinde vukua gelen şiddetli muharebede Karamanoğullarının ordusu bozguna uğradı. Sultan Murat’ın oğlu Bayezid, bu muharebedeki faydalarından sonra “Yıldırım” unvanını aldı. Alâüddin Ali Bey el öpüp af diledi. Sultan Murad, Beyşehrini alıp Bursa’ya döndü.

1389, Birinci Kosova Savaşı
Sultan Murad, bu sefere çıkmazdan evvel Anadolu’daki topraklarının muhafazası için Timurtaş Paşa, Firuz Bey gibi pek değerli beş kumandanını görevlendirdi. Balkan seferine çıkan Sultan Murad’a Anadolu Beyliklerinin pek çoğu destek birlikleri gönderdiler. Bu muharebeden evvel hacca gitmiş olan Gazi Evrenuz Bey de Sultan Murad’ın yanındadır. Ordu, Sırp despotu Lazar’ın merkezi olan Priştine’ye doğru yola çıktı. Kosova ovasına gelindiği zaman müttefik düşman kuvvetleriyle karşılaştılar; bunların kuvvetleri Osmanlılardan çoktu. Muharebe, düşmanın attığı top ateşiyle başladı. İlk saldırılarda Osmanlı ordusunun sol kanadı sarsıldı. Bu durum, Yıldırım Bayezid’in düşman hatlarını yarmasıyla düzeltildi. Sekiz saat süren muharebe, kalabalık düşman ordusunun bozgunu ile neticelendi. Harbin sonunda savaş alanını gezen Sulta Murad, Sırp asillerinden Miloş Obiliç tarafından hançerlendi. Sırp despotu Lazar ile oğlu, maiyetleriyle birlikte esir edildi.
Öleceğini anlayan Sultan Murad hükümdarlığı, devlet erkânının ittifakıyla oğlu Yıldırım Bayezid’e bıraktı ve az sonra da vefat etti. Diğer kardeşi Yakup Çelebi, hemen orada boğduruldu.
Sultan Murad’ın ortanca oğlu Savcı Bey, hükümdarlığa geçmeğe haris olup babasının Anadolu’da bir seferde bulunduğunu fırsat bilerek 1385’de imparatorun büyük oğlu Andronikos ile beraber babalarının aleyhlerine isyan ettiklerinden Dimetoka’da yakalanarak evvelâ gözlerine mil çekilmiş ve sonra öldürülmüştür.

Yıldırım Bayezid’in hükümdarlığı ve Anadolu harekâtı
Yıldırım Bayezid, Lazar’ın kızı Marya’yı (veya Olivera, Gibbons’a göre Despina) nikâhladı ve bu suretle Balkanlarda sükûn sağlamaya çalıştı. Aynı dönemde Anadolu’da Bayezid’e karşı muhalefet artmıştı.
Bayezid ilk önce Germiyan Beyliğinin üzerine gitti. Kayın biraderi Yakup Bey’i yakalayıp hapsettirdi. Germiyanlılara ait Denizli'yi aldıktan sonra Aydın beyliği üzerine yürüdü. Bunların ardından Menteşe ve Saruhan Oğullarını zapt etti.
Ege tarafları zapt edildikten sonra Bayezid evvelâ Hamidiline geçti; orada Hamidoğullarına ait yerleri aldıktan sonra, Antalya’yı aldı.
Yıldırım Bayezid bundan sonraki seferini Karamanoğlu üzerine yaptı. Osmanlı ordusu da Karamanoğulları’nın başkenti olan Konya’yı kuşattı. Karamanoğlu Alaüddin Bey sulh istedi.
Yıldırım Bayezid, Karaman seferinde iken onun Anadolu’da meşguliyetini fırsat bilen Eflâk prensi Mirça, bazı yerlere taarruz etmişti. Sultan Bayezid hemen Rumeli’ye geçmeğe mecbur olmuştu (1391). Mirça, Arkuş ovasında mağlup edilerek teslim alındı. Eflak seferinden hemen sonra, İstanbul’u kuşatmış olan Osmanlı kuvvetleri Frenk gemileri tarafından saldırıya uğradı. Saldıran filo Selanik limanına çekildiği için Yıldırım Bayezid, Selanik’i kuşattı ve aldı (1394). Yıldırım bundan sonra Yunan yarımadasında bir dizi fetih gerçekleştirdi.
Yıldırım Bayezid, Balkan seferinden sonra tekrar Anadolu’ya yöneldi. Bu dönemde önemli rakibi Kadı Burhanettin idi. 1392’de Çoruh sahasında Kırkdilim mevkiinde Kadı Burhaneddin ile Yıldırım’ın Şehzade Ertuğrul’un kumanda ettiği Osmanlı kuvvetleri arasında üç gün süren muharebede Osmanlı kuvvetleri mağlup ve Ertuğrul maktul olmuş ve Burhaneddin’in müsaadesiyle İskilip, Ankara, Kalecik ve Sivrihisar tarafları Moğollar tarafından yağmalanmıştır. Kadı Burhanettin, Amasya’yı almak istediyse de üzerine gelmekte olan Osmanlı ordusundan mütevellit Sivas taraflarına çekilmiş bu noktada kuvvetini tahkim etmiştir.

Haçlı Seferi ve Niğebolu Zaferi
Türklerin Rumeli’deki ilerlemeleri karşısında telaşa kapılan Macar kralı Sigismund, diğer Avrupa devletlerini Türklere karşı ittifak yapmağa davet etti (1395-1396). O sırada devam eden İstanbul muhasarası, bu davetin karşılık bulmasını kolaylaştırdı.
Türklere karşı Sigismund’un kumandası altında sevk edilecek kuvvetler, Macarlardan başka Fransız, Alman, Belçika, Felemenk, İsviçre şövalyeleriyle, İngiltere haçlıları, İskoçya, Savua, Lombardiya ve Rodos şövalyeleri ve Ulahlardan (Eflâk) mürekkep olup mecmuı son tetkiklere göre yüz bin ile yüz yirmi bin arasında idi.
Haçlılar geçtikleri yerlerdeki Ortodoks mezhebine mensup Hıristiyanlar arasında yağma ve katiller yaptılar. Orsovo’daki Türkler mukavemet ettiler ise de yerli Hıristiyanlar onları zorla şehirden çıkardıklarından burası işgal edildi. Vidin kalesinde muafız Türk kuvvetleri şehit edildiler. Rahova'daki Türk muhafız kuvvetleri de aynı akıbete uğradılar. İki koldan ilerleyen Haçlı ordusu 1396 Eylülünde Niğebolu önlerinde birleşti. 16 gün boyunca kaleyi muhasara ettiler. Niğebolu muhafızı Doğan Bey mukavemet ederek teslim olmadı.
Yıldırım Bayezid İstanbul muhasarasını kısmen kaldırarak kuvvetlerini Edirne'de topladı ve hemen buradan düşman üzerine yürüdü.
İki ordu Niğebolu kalesi yakınında karşılaştılar.
Fransız süvarileri ibtida Bayezid’in merkezde Yeniçerilerin önündeki ilk kademede bulunan Azap denilen hafif yaya kuvvetleri üzerine yüklendiler ve onları mağlup ve imhaya başlayıp teslim olanları bile katlettiler. Plân mûcibince Osmanlı merkez kuvveti bir miktar geri alındı. Fransızlar tepeyi işgal ettikleri ve muharebenin Türklerin mağlûbiyeti ile neticelendiğini zannettikleri sırada (…) kısmen imha ve kısmen esir edildiler. Türk kuvvetleri budan sonra derhal ve şiddetle Sigismund’un kısm-ı küllisine hücum ettiler. Niğebolu muharebesinde Haçlı ordusuyla gelen prens ve asilzadelerden bazıları telef olup bir kısmı da esir edilmişlerdir.

Muharebeden sonra, Bayezid, İmparatora elçi göndererek İstanbul’un teslimini istedi. Manuel buna cevap bile vermedi. Osmanlılar muhasarayı şiddetlendirdiler. Rumeli Hisarı bu dönemde inşa edildi. Kuşatma boyunca Avrupa’dan sadece Fransızlar, Bizans’a yardım gönderdiler. Bundaki maksatları da Galata ve Pera’daki menfaatlerini korumaktı. Fransızların gayretiyle kavgalı olan kardeşler barıştı ve Yuannis, İmparator Manuel’in şeriki olarak İstanbul’a döndü. Busiko’nun emrindeki Fransızların faaliyetleri kuşatmayı gevşetmemişti. Muhasara, Bayezid’le Timur arasında başgösteren gerilim nedeniyle devam etmedi. Bizans’la bir antlaşma yapılarak muhasara kaldırıldı.

1397 senesinde Yıldırım Bayezid Yunanistan'a bir sefer yaptı. Tesalya Yenişehri’ni ve Farsala'yı aldıktan sonra hiç bir mukavemetle karşılaşmadan Termopil’i geçti ve Orta Yunanistan’a inerek Salona ve Atine ile diğer bazı dukalıkları işgal etti; sonra geri döndü.

Karaman Seferi
Niğebolu muharebesi sırasında (…) karaman oğlu Ankara’yı basarak Anadolu
Beylerbeğisi bulunan Sarı Timurtaş Paşa’yı esir etti. Savaşı Yıldırım Bayezid kazanınca, Sarı Timurtaş Paşa’yı serbest bırakıp arayı bulmaya çalıştı. Muharebe kaçınılmazdı, iki ordu Konya’da karşılaştı. Konya kalesine kaçan Karamanoğlu burada muhasara edildi. Pâdişâh, eniştesi olan Alâüddin Bey’i yakalatıp katletti. Kesilmiş başı bir mızrağa takılarak şehir içinde dolaştırıldı (1397).
Karaman Devletini ortadan kaldırılması, Sivas hükümdarı Kadı Burhanettin’i telaşa soktu ve Memluk Sultanı’nın tahakkümü altına girdi.
Yıldırım Bayezid 1398 ilkbaharında Karadeniz tarafına bir sefer düzenledi. Müslüman Samsun alındı. Samsun ve havalisi bir sancak teşkil edilerek Bulgar kralı Şişman’ın Müslüman olan oğlu Aleksandr’a verildi. Osmanlı’nın bölgede görülmesi, Karadeniz kıyılarındaki diğer beyliklerin de Osmanlı’ya katılması neticesini verdi.
Karadeniz seferinin ardından Yıldırım Bayezid, güneye doğru geçip Sivas üzerine yürüdü. Sivas’ta Kadı Burhanettin ölmüş, yerine oğlu Alâüddin Ali Bey (Zeynelâbidin) hükümdar olmuştu. Sivas’ı alan Yıldırım Bayezid, Zeynelâbidin’i Dulkadiroğlu Nasırüddin’in yanına gönderdi (1399).
Memluk tahakkümü altındaki Kadı Burhanettin memleketinden geriye sadece Malatya kalmıştı. Memlûk Sultanı Berkuk ölünce yerine oğlu Ferec geçti. Ferec’in yaşı küçüktü. Yıldırım Bayezid, yaşı küçük olan Ferec’in ümerasıyla arasının iyi olmadığını öğrenip Malatya’nın kendisine terk edilmesini istedi. Malatya ancak kuşatılıp, çevresine hendekler kazıldıktan sonra teslim oldu. Osmanlı’nın doğu hududu Fırat’a kadar dayandı.

Timur ve Bayezid
Aksak Timur denilen Timur, 1335’de Semerkand’ın güneyindeki Keş şehrinde doğmuştur. 1368’de Belh Emiri oldu ve hududunu genişletmeğe başladı. Bir süre Altınordu devleti ile mücadele edip gücünü ve topraklarını genişletti. 1378’de İran’ı nüfuzu altına aldı. Bağdad’taki Celâyiriyye hükümdarı Sultan Ahmed’i memleketi terke ve Mısır’a Memlûk sultanı Melik Zahir Berkuk’a iltica’ya mecbur etti (1393). Timur, Hindistan seferin çıkıp bütün kuzey Hindistan’ı zap ederek 1399’da geri dönüp Bağdad’ı zapt etti. Bunun üzerine Celâyiriyye hükümdarı Sultan Ahmed ve ona tabi bulunan Karakoyunlu Türkmen reisi Kara Yusuf, Yıldırım Bayezid’e sığındı. Timur’un hasımlarına kucak açtığı için Yıldırım Bayezid ile Timur arasında nâmeler teati edilmeye başladı. Timur, Sultan Ahmed’le, Kara Yusuf’un kendisine teslim edilmesini, aksi halde Osmanlı’yla muharebe edeceğini belirtti. Yıldırım Bayezid, gelen tehdit dolu nâmelere hiddetlendi. Akıbetinden endişelenen Kara Yusuf aşiretini alarak kaçtı. Geçtiği yerleri yağma ve talan ederek Şam’la Bağdad arasındaki Hit sahrasına indi. Bunun ardından Sultan Ahmet de kaçıp Bağdat’a gitti.
Bu sırada Timur, Kadı Burhanettin memleketinden arda kalan Moğol kökenli göçebeleri Osmanlı’ya karşı kışkırttı.
Timur 1400 senesinde Azerbaycan’da Berdaa’da kışladığı sırada Erzincan emiri Mutahharten oraya giderek Timur’a itaatini arz etti. Bayezid, ödemesi gereken vergiyi istediğinde Mutahharten oralı olmayıp durumu Timur’a bildirdi. Timur bu münasebetle Bayezid’e hem tehdid ve hem nasihati havi nâme yolladı. Harb kaçınılmaz oldu. Timur, birliklerini toplayıp Sivas’a doğru yola çıktı. Sivas valisi şehzade Süleyman, kalenin müdafaasını Malkoç oğlu Mustafa Bey’e bırakarak geri çekildi. 18 günlük kuşatmanın sonunda Timur, kaleyi ele geçirdi. Kale muhafızlarını diri diri hendeklere atıp üzerlerini toprakla kapattı. Mamur bir şehir olan Sivas yerle bir edildi. Timur daha sonra Malatya’yı alıp Suriye üzerine yürüdü. Bölgedeki şehirleri alıp Karabağ’da kışladı. Bu sırada Orta Asya’daki güzide kuvvetlerini Anadolu’ya çağırdı.
Daha önce Bayezid’in işgal edip aldığı Anadolu beylikleri de Timur’a destek veriyorlardı. Timur’un maksadı kat’i olarak Osmanlı devletini parçalamaktı. Yıldırım Bayezid, durumun nezaketinin farkındaydı. Beklediği takviye kuvvetler Anadolu’ya ulaştıktan sonra, Timur bir kez daha Yıldırım Bayezid’e isteklerde bulundu; Yıldırım’ın Anadolu beylerinden aldığı yerleri mutlak surette iadesinde özellikle ısrar etmiştir.
Osmanlı ordusu Ankara önüne geldi. Timur da hemen harekete geçti.
Timur Ankara önüne gelir gelmez kaleyi kuşattı.
Bayezid kuvvetleri Timur’un hiç beklemediği bir yoldan meydana çıkıverdi. Baskına uğrayan Timur telaşa kapılmadı, ordusunun cephesini yeniden düzene sokmağa çalıştı. Bu sırada Bayezid, taarruz yapması gerektiği halde beklemeyi tercih etti. Temmuz 1402’de bir Cuma günü çarpışma gerçekleşti.
Timur’un ordusunun mevcudu yüz altmış bin ve Osmanlı kuvvetleri ise Timur’un Fetihnâmesindeki kayda göre yetmiş bindi. Timur’un ordusunda süvarilerin oranı da bir hayli fazla idi ve de üstelik orduya 32 adet fil dahil edilmişti.
Osmanlıların sol koluna yüklenen Timur kuvvetleri ilk zamanlarda bir şey yapamadılar. Fakat sol cenahın gerisindeki Kara Tatarların ki Timur tarafından gizlice elde edilmişlerdi, geriden Rumeli askerleri üzerine ok atarak bu cenahı iki ateş arasında bırakmaları ve buna mukabil ihtiyat kuvvetlerin vaziyeti düzeltmek için yaptıkları gayretin boşa gitmesi üzerine Osmanlı sol kolu bu ihanetin kurbanı olarak geri çekilmeğe mecbur olmuştu.
Sağ koldaki muharebede de bu kol yine hıyanetle karşılaşmıştı. Anadolu beylerine tâbi timarlı sipahiler Timur tarafına geçiverince bu cenah da geri çekilmeğe mecbur oldu.
Harbin kaybedildiğini gören vezir-i âzam Ali Paşa ile Murad Paşa, Yeniçeri ağası
Hasan Ağa ve Karasi subaşısı İnebey büyük şehzade Süleyman Çelebi’yi alıp kaçtıkları gibi ihtiyat kumandanı olan Çelebi Mehmed de bin kadar maiyyeti kuvvetleriyle sancak merkezi olan Amasya'ya doğru kaçmıştı. Bundan başka Sırp despotu ile kardeşinin kumandası altındaki kuvvetler de kaçmışlardı; Yıldırım Bayezid ise yerinde duruyordu. Çataltepe'ye çekildi, Bayezid, orada elinde balta ile hücum edenleri düşürüyordu.
Bayezid’i, Timur’un yanma getirdikleri zaman, Timur kendisini karşıladı ve hakkında hürmet gösterdi.
Timur, Fransa kıralı VI. Şarl ile İngiltere kıralı IV. Hanri’ye nâme yollamış ve
Niğebolu muharebesinde yenemedikleri Osmanlı hükümdarına galebe ettiğini bildirmiştir.
Timur Ankara önünde sekiz gün kaldıktan sonra Kütahya'ya gelmiş ve buradan hoşlanarak bir ay kadar oturmuştur.
Zafernâme'nin kaydına göre Bayezid’in bir kızı Timur’un torunu Ebu Bekir Mirza’ya nikâhlandı.
Şehzade Süleyman Çelebi’yi yakalamak için Bursa’ya giden Timur’a bağlı kuvvetler şehzadeyi bulamadı fakat şehri yağmalayıp ateşe verdi.
Timur Kütahya'da bulunduğu müddet zarfında, Yıldırım Bayezid’in memleketlerini almış olduğu Karaman, Germiyan, Aydın, Saruhan, Menteşe ve Hamidoğulları’nın beyliklerini iade etti.
Timur daha sonra İzmir üzerine giderek o dönem Rodos şövalyelerinin elinde olan sahil İzmi’in teslim edilmesini istedi. Red cevabı alınca 15 günlük muhasaranın ardından İzmir’i aldı. Bundan sonra Foça ile Sakız adasındaki Lâtinler de Timur’a vergiyi kabul etti.
Timur Bayezid’in oğlu Emir Süleyman Çelebi’ye de nâme yazarak kendisine tâbi olmasını bildirmiş ve o da elçisi vasıtasıyla bu teklifi kabul etmiştir.
Yıldırım’ın diğer oğlu İsa Çelebi de itaatini arz etti.
Çelebi Mehmed’in, Meskükât kataloglarında Timur namına sikkesi olduğu malûm olduğundan onun da Timur’un yüksek hâkimiyetini kabul etmiş olduğu görülüyor.
Timur sekiz ay Anadolu’da kalmış ve Rumeli’yi, Adaları ve Bizans İmparatoru ile Memlûk sultanını nüfuzu altına alıp Anadolu’da parça parça eski beylikleri tekrar kurarak Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtıp karışıklık içinde bıraktıktan sonra memleketine dönmüştür.
Yıldırım Bayezid gibi cevval, izzet-i nefis sahibi mağrur ve zaferden zafere koşmuş olan bir hükümdar, mağlubiyet ve esarete tahammül edemedi; Timur musahabe esnasında kendisini yine hükümdarlıkta bırakacağım söylüyorsa da o bu vaatlere inanmıyordu. Nihayet Timur’un kendisini Semerkand’a götüreceğini anlamış ve İzmir seferinden döndükten sonra parmağındaki yüzük taşının altında sakladığı zehri alarak hastalanmış ve Akşehir’e geldikten sonra 9 Mart 1403 Perşembe günü vefat etmiştir.

On İkinci Bölüm
OSMANLI DEVLETİNİN PARÇALANMASI
Ankara savaşında Osmanlı kuvvetleri mağlup olmuş, Anadolu beyleri ellerinden çıkan yerleri ziyadesiyle geri almışlar ve Osmanlı şehzadeleri arasında saltanat mücadelesi başlamıştı. Bununla beraber, Osmanlılar aleyhine Güney - doğu Avrupa’da yani Balkanlarda hiçbir hareket vuku bulmamıştır. Ankara’da mağlup kuvvetten kırk bin kişilik Osmanlı kuvvetlerinin Rumeli2ye geçmesine Bizans İmparatoru Manuel’in mâni olmak istemesine karşı Ceneviz ve Venedik gemileri yardımda bulundu.
Timur Mustafa Çelebi’yi de beraberinde Semerkand'a götürmüştür. Süleyman Çelebi’ye Rumeli’deki yerleri vermiş, İsa Çelebi Balıkesir ve Bursa’da Mehmed Çelebi Amasya'da ve Musa Çelebi de İsa’yı Bursa’dan çekilmeğe mecbur ederek Bursa’da Timur’un al damgasıyla hükümdar olmuşlardır.

Yıldırım Bayezid’in mağlûbiyetini duymuş olan Bizans imparatoru Manuel, Süleyman Çelebi ile Gelibolu muahedesini yaptı (1403). Gelibolu muahedesi mucibince İstanbul çevresindeki bir kısım arazi Bizans’a terk edildi. Ayrıca şehzade Kasım ile kız kardeşi Fatma İstanbul’da rehin bırakıldı.
Edirne’ye geçip hükümdarlığını ilan eden Emir Süleyman, sefahate düşkün olup rahatı severdi.
Musa Çelebi Bursa'ya gelerek kardeşi İsa’yı kaçırttı ve Burada hükümdarlığını ilân etti. İsa Bey daha sonra Bursa’yı geri aldı. Musa Çelebi, dayısı Germiyanoğullarının yanına gitti.
Amasya’da bulunan Şehzade Mehmed, Amasya-Sivas hattını kontrol altına aldı. Bursa’daki kardeşi İsa’ya haber salıp Anadolu’yu kendi aralarında taksim etmeyi teklif etti. İsa Bey teklifi kabul etmeyince kardeşler arasında çarpışmalar başladı. Muharebeleri kaybeden İsa Bey İstanbul’a, ardından da Edirne’ye, Emir Süleyman’ın yanına kaçtı.
Çelebi Mehmet, Bursa’yı aldıktan sonra kendini padişah ilan etti. Germiyanoğlu Yakub Bey’e haber gönderip babasının tabutuyla beraber kardeşi Musa Çelebi’yi istedi. İstediklerini aldı.
Emir Süleyman, İsa Çelebi’yi Bursa üzerine yolladı. Şehir halkı kaleye kapanıp müdafaa tertibi alınca İsa Çelebi Bursa’yı ateşe verdi. Çelebi Mehmed süratle Bursa’ya döndü, muharebeyi kaybeden İsa Çelebi, İsfendiyaroğullarının yanına kaçtı. Çelebi Mehmed Tokat'a döndü ve Dulkadiroğlu Nâsırüddin Mehmed Bey’in kızıyla nişanlandı.
İsa Çelebi, Aydınoğlu Cüneyd’in yanına gidip, Saruhan ve Menteşe beyleriyle ittifak ederek bir kez daha Çelebi Mehmed’e saldırdı ve yine kaybetti. Bu mağlubiyetten sonra Cüneyd af diledi. Saruhan Bey’i Hızırşah, bu kalkışmanın diyeti olarak katledildi. Karamanoğlu’nun yanına giden İsa Çelebi bir defa daha saldırıya geçti. Bu sefer yakalandı ve boğduruldu.
Çelebi Mehmed’in Anadolu’daki kudretini gören Emir Süleyman, Anadolu’ya geçti. Bursa’yı aldı. Çelebi Mehmed, Amasya’ya çekildi. Emir Süleyman, Ankara’yı alıp Bursa’ya geri döndü. Çelebi Mehmed, baskın yapmak üzere Bursa’ya gitti. İki kardeş karşı karşıya geldilerse de muharebe etmediler. Çelebi Mehmed tekrar Amasya’ya döndü. Emir Süleyman’ın Karamanoğluna ait olan Sivrihisar’ı alması üzerine Karamanoğullarıyla arası açıldı. Emir Süleyman’ın birlikleri Karaman illerini vurdu. Karamanoğlu bu gelişmeler üzerine Çelebi Mehmed’le görüştü ve ittifak kurdular. Karamanoğlunun yanında bulunan Musa Çelebi, Çelebi Mehmed’e sadık kalmak kaydıyla Emir Süleyman’ın dikkatini o tarafa çekmesi için Rumeli’ne gönderildi. Musa Çelebi’nin Rumeli’deki faaliyetleri sonuç verdi ve Emir Süleyman Anadolu’dan çekildi. Musa Çelebi, Rumeli’de bir dizi hamleden sonra kendini beylerbeyi ilan etti. Emir Süleyman’ın yolladığı kuvvetleri alt ettikten sonra Edirne üzerine yürüdü. Sefih bir hayat yaşayan Emir Süleyman İstanbul istikametine kaçarken köylüler tarafından yakalandı. Musa Çelebi’nin adamları Emir Süleyman’ı yakalayıp boğdu (1410).
Musa Çelebi bu başarılarının ardından kardeşiyle yaptığı anlaşmayı bozarak kendini hükümdar ilan etti.
Musa Çelebi, cesur, gözü pek, faal hükümdar olmakla beraber çok sert ve haşindi. Timur hâdisesinde babasının başına belâ olmasına imparatorun sebep olduğunu söylüyordu. Biraderi Süleyman’ın, Bizanslılara terk etmiş olduğu Karadeniz sahilindeki şehirleri ve Tesalya'yı aldıktan sonra İstanbul’u abluka etti.
İmparator Manuel, Çelebi Mehmet’ten yardım istedi. İstanbul’a gelen Çelebi Mehmet, Musa Çelebi’yle olan ilk karşılaşmasında bozguna uğradı. İstanbul’a kaçarak canını zor kurtardı. İkinci muharebe Trakya tarafında yapıldı ve Çelebi Mehmet yine mağlup oldu. Rumeli beyleri, çok sert ve acımasız olduğu için Musa Çelebi’den razı değildiler. Bu durum Çelebi Mehmet için bir avantaj yarattı. Evrenuz Bey, Anadolu’dan temin ettiği bir ordu ile Rumeli’ye geçti. Musa Çelebi’nin ileri kuvvetleri bertaraf edildi. Yalnızlaştığının farkına varan Musa Çelebi, Edirne’den çıkıp Tuna nehrine doğru geri çekildi. Taraflar Sofya’nın güneyinde harb ettiler. Neticede Musa Çelebi yakalanıp boğduruldu (1413).

On Üçüncü Bölüm
OSMANLI DEVLETÎ’NÎN BÎR İDARE ALTINDA TOPLANMASI
Karamanoğlu Mehmed Bey, Çelebi Mehmed’in Rumeli’de Musa Çelebi ile olan mücadelesini fırsat bilerek Germiyanoğlu Yakub Bey’in memleketini işgal ettikten sonra Bursa’ya saldırmış, dayısı olan Yıldırım Bayezid’in mezarına hakaret etmiş, daha sonra da şehri ateşe vermiştir.
Anadolu’ya geçen Çelebi Mehmet, Ege kıyılarını düzene soktuktan sonra Karamanoğlu’nun üzerine yürüdü. Konya işgal edildiyse de kuşatmaya devam edilmeyip ordu kuzeye çekildi.
Eflak prensi Mirça’ya akrabası Dan, rakip çıktı. Dan, Osmanlılardan destek gördü. Buna karşın Macarlar da Mirça’ya destek verdiler. Taraflar arasındaki muharebede Dan galip geldi (1416). Bu muharebeden sonra uzun süre Macarlarla hudut kavgaları yapıldı.
Candar Oğullarının aile içi meselesinden istifade eden Osmanlı, bu beyliği ikiye bölerek tahakkümü altına almağa muvaffak oldu.

Şeyh Bedreddin Vak’ası
Şeyh Bedreddin Mahmud’un torunu hafız Halil’in yazmış olduğu manzum (Menakıb-ı Şeyh Bedreddin) metne göre Bedreddin, Anadolu Selçukluları hükümdarı Alâüddin Keykubad’ın neslindendir. Bedreddin’in ceddi olan Âbdülaziz, Osmanlıların Rumeli istilâsına başladıkları sırada onlarla beraber bulunmuş ve Dimetoka muharebesinde şehid olmuştur.
Âbdülaziz’in İsrail adındaki oğlu Dimetoka kalesi Rum beyinin kızım almış ve bu izdivaçtan Şeyh Bedreddin doğmuştur. Doğum yeri Edirne yakınlarındaki Samona kalesidir.
Tahsil için Bursa kadısı Koca Mahmud efendiden ve daha sonra da Konya'da Allâme Feyzullah’tan ders görmüş ve oradan da Suriye ve ardından da Kahire’ye gitmiştir. Mübarekşah Mantıkî’den yüksek tahsilini ikmal etmiş, Hüseyin Ahlatî’den tasavvuf okumuştur. Tebriz’e gitmiş, bu seyahatinde Kazvin’e de giderek batınî ilmi de öğrendi. Hüseyn-i Ahlatî’nin tavsiyesiyle Memluk sultanının oğlu Ferec’in hocalığına tâyin edilmiştir. 1397’de şeyhinin vefatı üzerine bir müddet Kahire’de onun yerine şeyh olmuş ve sonra Anadolu’ya dönmüştür. Anadolu’yu dolaştığı dönemde tasavvuf ve batınî akidesini yaymağa çalışmış ve daha sonra Edirne’ye dönmüştür. Musa Çelebi, Şeyh Bedreddin’i kazasker tâyin etmek suretiyle bilmeyerek onun nüfuzunun yayılmasına yardım etmiştir. Çelebi Mehmet hükümdar olduktan sonra görevinden azledilen Şeyh Bedreddin, İznik’e ikamete mecbur edilmiş, faaliyetlerine burada devam etmiştir.
Şeyh Bedreddin Karaburun taraflarında halifesi Börklüce Mustafa’nın faaliyetini ilerlettiğini haber alınca bir gün hacca gitmek bahanesiyle çocuklarını İznik'te bırakarak Kastamonu'ya kaçmış ve oradan da Sinop'a giderek bir gemi ile Kefe'ye ve sonra Eflâk voyvodasının yanma gitmiştir.
Börklüce Mustafa, müridi Yahudi dönmesi Torlak Kemal’le birlikte kızılbaşların meşkûn olduğu mahallerde bir isyan hazırlığı içindeydi. Şeyh Bedreddin, Alevilerle meskûn Deliorman’a geçerek ayaklanma hazırlıklarına iştirak etti.
İsyan ilk olarak Karaburun’da baş gösterdi. İzmir sancak beyi Aleksandr isyanı bastırmaya çalışırken mağlup ve maktul oldu. Saruhan sancak beyi Timurtaş Paşazade Ali de isyanı bastıramayıp Manisa’ya geri çekildi. Çelebi Mehmet muhkem bir kuvvet ile harekete geçti. Veziriazam ve beylerbeyi olan Bayezid Paşa, şehzade Murad ile birlikte asilerin elebaşlarını teslim aldı. Asiler, taraftarlarının “Dede Sultan” dedikleri Börklüce’nin gözü önünde boğazlandı. Börklüce elleri tahtaya mıhlanmış bir surette deve üzerine konulup şehirde teşhir edildikten sonra katledildi. Bayezid Paşa ve şehzade Murad, Manisa’ya geçerek Torlak Kemal ve avanelerini etkisiz hale getirip asileri astırmak suretiyle isyanı bastırdı.
Bu tarihlerde hükümdarlık iddiasıyla ortaya çıkan Yıldırım Bayezid’in oğlu Mustafa Çelebi’nin (Düzme Mustafa) Selanik taraflarındaki isyanını bastırmak üzere bölgeye giden Çelebi Mehmed, Deliorman’dan geçerken Şeyh Bedreddin’in faaliyetlerini haber aldı. Bayezid Paşa, Anadolu’dan dönünce Deliorman’a geçti. Şeyh Bedreddin’i ele geçirilip Serez’e gönderildi.
Şeyh Bedreddin, Rumeli fatihleri evlâdından ve yüksek âlim ve mütefekkir bir şahsiyet olduğundan derhal öldürülmedi. Ulemadan Heratlı Mevlâna Haydar, bu mesele üzerinde Bedreddin ile ilmi münakaşa yaptı ve nihayet cemiyet nizamını bozmağa çalışan Bedreddin’i ilzam etti ve vermiş olduğu fetva üzerine ki rivayete göre Bedreddin’in kendisi de bunu kabul etmişti, Bedreddin Serez pazarında bir dükkânın önüne asıldı ve malları varislerine verildi (1420).

Şeyh Bedreddin, İslâm hukuki olan fıkıhta zamanının imamı gibi idi. Kitab-üt Teshil adiyle kaleme aldığı eseri Letaif-ül İşarât’ın şerhidir. Varidat adlı eseri, tasavvufî görüşlerini anlatır.

Şeyh Bedreddin hareketi dikkate şayan bir hâdisedir; bu ayaklanma tıpkı XII. yüzyılın ortalarına doğru tertip edilmiş olan Baba İshak ihtilâline benzemektedir; Baba İshak, nasıl Babâi ve Alevîlere istinaden propaganda yaparak muhitini hazırlayıp Selçuklu kuvvetlerinin Suriye ve Elcesire taraflarındaki meşguliyetinden istifade ile Malatya, Maraş, Sivas, Çorum, Tokat,
Amasya ve etrafındaki taraftarlarını ayaklandırdı ise, Şeyh Bedreddin de halifeleri vasıtasıyla hem Anadolu ve hem Rumeli’de hazırlamış olduğu Alevî muhitlerinde aynı suretle hareket etmiştir (s. 534).

Düzme Mustafa Çelebi Vak’ası
Timur’la beraber Semerkand'a kadar götürülmüş olan Mustafa Çelebi, Timur’un ölümünden sonra serbest kalıp Anadolu’ya gelmiştir. Bir süre Karamanoğlu memleketinde kaldıktan sonra Eflak prensinin yanına giderek Çelebi Mehmet’e karşı yardım istedi. Bu sırada Niğebolu sancak beyi Aydınoğlu Cüneyd Bey hemen Eflâk’a giderek kendisine iltihak etmiştir. Bunlar, Selanik tarafında kargaşa çıkardı. Çelebi Mehmed bölgeyi zapt ettiyse de Selanik kalesine ve dolayısıyla da Bizans İmparatoru Manuel’e sığınan Mustafa Çelebi’yi teslim alamadı. Mustafa Çelebi’yi teslim etmeyen İmparator Manuel, onu hayatının sonuna dek mahpus tutacağını vaat etti.

Çelebi Mehmed nüzul nedeniyle hasta düşünce şehzade Murad Amasya’dan gelinceye dek hastalığının ve dahi vefatının gizli tutulmasını istedi. Söylediği gibi de yapıldı. Padişahla görüşmek isteyen Bizans elçisi bir yolunu bulup Bizans sarayına durumu haber verdi. Şehzade Murad, Bursa’dayken babasının vefat haberi duyuruldu. Çelebi Mehmed’in naaşı Bursa’ya getirilerek babasının türbesine defnedildi. Bizans imparatoru Mustafa Çelebi’yi Gelibolu’ya getirtti. Amacı Osmanlı ülkesini bölmek ve kendi topraklarını genişletmekti. Gelibolu halkı ve civardakiler Mustafa Çelebi’ye biat ettilerse de kale muhafızları teslim olmadılar. Mustafa Çelebi, Bayezid Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edip Edirne’ye gitti ve padişahlığını ilan etti. Bu muharebede Bayezid Paşa’nın emrindeki ordu kademeli olarak Mustafa Çelebi’nin safhına geçmiş ve Paşa’yı teslim olmağa mecbur etmişlerdir. Teslim olan Bayezid Paşa katledilmiştir. Bu hadiseden sonra bütün Rumeli’ne hâkim olan Mustafa Çelebi, Edirne’de zevkusefaya daldı.
Sultan Murad’ın Anadolu’da kuvvetlerini tahkim ettiğini haber alan Mustafa Çelebi, ordusunun başında, Gelibolu üzerinden Anadolu’ya geçti. Bursa üzerine yürüdü. İki taraf, Bursa yakınlarında Ulubad’ta karşılaştılar. Bu yakın temas devam ederken Mustafa Çelebi’nin yandaşlarının birçoğu Sultan Murad tarafına geçtiler. Yakınlarına itimadı kalmayan Mustafa Çelebi Rumeli’ye kaçmak istedi. Sultan Murad işi daha fazla uzatmak istemedi ve peşine düştü. Mustafa Çelebi Gelibolu’ya geçti. Sultan Murad da Foça Podestası Jan Adorno’nun temin ettiği kadırgalarla karşı kıyıya çıktı. Kovalamaca devam etti. Mustafa Çelebi, Edirne’deki saraydan kaçırdığı hazineyle beraber Eflak tarafına gitti. Tunca nehri yakınlarında yakalanarak Edirne’ye getirildi. Mustafa Çelebi, alelade bir suçlu gibi meydanda asılarak idam edildi. Çürüyünceye dek de asıldığı yerde tutuldu.
Mustafa Çelebi olayının müsebbibi Bizans sarayı, Sultan Murad’la bozuk olan ilişkilerini iyileştirmek için elçiler gönderdi. Elçiler, Osmanlı’nın şimdiki hedefinin İstanbul olduğu cevabını alarak geri döndüler.

İstanbul’un Muhasarası
1422’de İstanbul kuşatıldı. Surlar toplarla dövülmeğe başlandı. Bizans imparatoru (Manuel bu sıralarda yaşlı ve hasta idi, idare işleri oğlu Yuannis’teydi), Sultan Murad’ın kardeşi Mustafa’yı Murad’a karşı kullanmak istedi. Sultan Murad padişah olunca öldürülmekten korkup Karamanoğlu memleketine sığınan şehzade Mustafa, Bizans imparatorunun emellerine alet oldu. Karaman ve Germiyan beylerinin de desteğiyle Anadolu’da faaliyete girişti. Kardeşinin faaliyetlerini bastırması gereken Sultan Murad, muhasarayı kaldırdı.
Şehzade Mustafa İznik kalesini kırk gün muhasara etti. Sultan Murat bu sırada İznik’e yetişti. Yakalanan şehzade bir incir ağacının dibinde boğduruldu (1423). Sultan Murad bundan sonra Tokat kalesinde mahbus tuttuğu Mahmud ve Yusuf isimlerindeki iki kardeşinin gözlerine mil çektirdi.

Sultan Murad, hükümdarlığına muhalif olan unsurları tasfiye ettikten sonra Rumeli tarafına geçip sükûnu sağladı. Rumeli’de istikrarı sağlayan Sultan, Anadolu’ya geçip iptida, Menteşe beyliğini tasfiye etti (1425).

Sultan Murad Karamanoğlu memleketiyle aradaki akrabalığı kuvvetlendirmek istediğinden İbrahim Bey’le kardeşleri Ali ve İsa Beylere birer kız kardeşini verdi.

Eski Türk beyleri ailesinden Taceddin oğullarından Alparslan oğlu Hasan Bey Ordu ve Çarşamba taraflarında hüküm sürüyordu. Osmanlı, bu bölgeyi almak istedi.
Hasan Bey’in ceddi Tacüddin Bey Niksar, İskefsir ve Canik taraflarının emiri olup merkezi Niksar idi. Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin’le bazan dost olmuş ve bazan mücadele etmiş ve Ordu vilâyeti dahilindeki Türkmen beyi Hacı Emir Zade Süleyman Bey’in memleketine yapmış olduğu bir akında maktul düşmüş ve yerine oğlu Mahmud Bey Emir olmuştu. Bunun kardeşi Alparslan, biraderine muhalefet ederek Niksar'ı zabt etmiş ve Kadı Burhaneddin’den yardım istemişti; fakat Burhaneddin, bunun, kendi hasmı olan Eretna akrabalarından Feridun ile münasebatını haber aldığından Alparslan’ı katlettirdi. Bu Alparslan’ın Hüsameddin Hasan ve Mehmed Yavuz isimlerinde iki oğlu vardı.
Hasan Bey, yakalanıp Bursa hisarında hapsedildi (1428). Hasan Bey bire süre sonra hapisten kaçtı fakat padişaha biat ettiği için kendisine Gümülcine sancağı verildi.

Ankara Savaşı’ndan sonra Yakup Bey’in idaresine verilen Germiyan Beyliği, Şehzade Mustafa’nın kalkışması sırasında Sultan Murad’a muhalif davranmışa da, vasiyet edecek kimsesi olmadığı için vefatından sonra mülkünü Osmanlılara vasiyet etti.

Yıldırım Bayezid’in zapt ettiği Selanik, Ankara Savaşı’ndan sonra Bizans’ın eline geçmiş ve bir süre sonra Venediklilere satılmıştı. Sultan Murad Selanik’i almak üzere Venedikli yöneticilere haber gönderdi. Venedikliler Selanik’i bırakmadı ve harp kaçınılmaz oldu. 1430’ta Selanik zapt edildi. Selanik’i kaybeden Venedikliler, Çanakkale boğazının Anadolu sahillerini top ateşine tuttular. Bunun üzerine Sultan Murad sulh için Venedik’e elçi gönderdi.

Karamanoğlu İbrahim Bey, Osmanlılara karşı mevkiini kuvvetlendirmek için Sırp despotu ve Macarlarla beraber Osmanlılar aleyhine ittifak etti. Sultan Murad, Karamanoğlu üzerine yürüdü. İsa Bey’i Karaman beyi yapacağını ilan ederek İbrahim Bey’i sıkıştırdı. İbrahim Bey yüksek âlimlerden Mevlâna Hamza vasıtasıyla sulhe talip olup özür diledi.
Sultan Murad Karaman seferinde iken Macar kıralı Alacahisar taraflarını vurdurmuştu. Bu nedenle sıra Macarlardaydı. Sultan Murad 1437’de sefere çıktı. Sırp despotu ile Eflâk prensi padişaha kılavuzluk yaptılar. Sefer boyunca Macar kralı bulunamadı. Bu harekâtın hemen ardından Tuna kıyısındaki Semendire üzerine gidildi. Semendire kuşatmasından sonra Macar ordusunun baskınıyla karşılaşıldı. Osmanlı ordusu bu baskından zaferle çıktı (1438).
Belgrad muhasara edildi. Sultan Murad bu sefer esnasında demir madenleri ile meşhur olan Novoberda tarafına bizzat giderek orasını zapt etti (1439). Belgrad muhasarası altı ay kadar devam etti; fakat bir netice alınamayarak muhasara kaldırıldı.
Mezid Bey kumandasındaki bir akıncı kuvveti 1442’de Transilvanya’da Hermanştad kalesini muhasara etti. Jan Hunyad (Hunyadi Yanoş) kalenin imdadına koştu. Muhasarayı kaldıran Mezid Bey, Hunyad’ı karşıladı. Muharebe galibiyete giderken kaleden çıkan düşman kuvvetleri Türk akıncılarını arkadan kuşattı. İki ateş arasında kalan Türk akıncıları yaklaşık 20 bin maktul verdikten sonra mağlup oldular. Esir ettiği Türkleri, kurduğu eğlence sofralarında katleden Jan Hunyad’ın bu muvaffakiyeti Avrupa’da şöhretine sebep oldu. Bundan istifade edilerek Papa IV. Öjen’in teşvikiyle Türkler aleyhine derhal bir ittifak oluşturuldu. Bu ittifaka Macarlardan başka Leh, Ulah (Eflâk) ve Sırplarla Alman İmparatorluğu dahilindeki milletler, Fransa ve Belçika gönülleriyle Anadolu’da Karamanoğlu İbrahim Bey de dahil olmuştur.
Müttefiklerin başında Polonya ve Macaristan kıralı Ladislas ile iki büyük muharebenin galibi Jan Hunyad bulunuyorlardı. Jan Hunyad, Kruşevac (Alacahisar), Şehirköy ve Niş'i tahrip edip yaktı. Haçlılarla ilk muharebe 3 Kasım 1443’de Morava nehri kenarında ve Niş civarında oldu. Türkler bu muharebede mağlup oldular. Sultan Murad Balkanların güneyine çekildi. Haçlılar Sofya’yı aldılar.
Sultan Murad, İzladi derbendi önüne geldi ve düşmanla karşılaştı. 24 Aralık’ta yapılan muharebede Osmanlı ordusu mağlûp oldu; düşman derbendi geçerek Filibe ovasına indi ve Yalvaç kırlarında yapılan üçüncü bir muharebede de Osmanlı kuvvetleri mağlûp edildiler; fakat kışın şiddeti haçlıları yıpratmış olduğundan geri döndüler; Türk kuvvetleri takibe başladılar. Hunyad’ın sahte ric’atine aldanıp onu takip eden Türk kuvvetleri pusuya düşürüldü ve bir kısmı esir edildi.
Balkanlarda harp devam ederken Karamanoğlu yine Osmanlı hududunu aşarak taarruza geçmiş ve müthiş tahribat yapmıştır. Sultan Murad, Amasya sancak beyi olan büyük oğlu Alâüddin Bey’i Karamanoğlu üzerine gönderdiği gibi arkadan da kendisi Kapıkulu askeriyle o tarafa gitti. Sıkışan Karamanoğlu, eşinin sultanla kardeşliğinden istifade ederek sulh istedi. Şehzade Alâüddin Karaman seferinden döndükten az zaman sonra vefat etti.
Haçlılar sert kış şartları nedeniyle geri çekildiler. Gerek Osmanlı ordusunun gerekse Anadolu’daki asayişin durumu, Sultan’ı sulhe mecbur etti. 1444’te Edirne’de barış antlaşması yapıldı (Edirne-Segedin Muahedesi).
Bu muahede gereğince Sırplardan alınan yerler Brankoviç’e bırakılarak Sırbistan’ın tekrar kurulması ve despotun Osmanlıların yanında bulunan iki oğlunun iadeleri kabul edildi. Eflâk, Osmanlılara vergi vermekle beraber Macarların nüfuzu altına bırakıldı.

Bu antlaşmadan sonra Sultan Murad, Karamanoğlu’nun hakkından gelmek üzere Anadolu’ya geçti. Sultan Murad, ordusuyla geçtiği yerlerde taş taş üstüne bırakmayacak derecede tahribat yaptı. Karamanoğlu bir yolunu bulup sulh yaptı. Bundan sonra Sultan Murad Edirne’ye dönmeyip hükümdarlığı hayatta olan tek oğlu Manisa valisi Mehmed’e bırakarak kendisi Bursa'ya çekildi.
Sultan Murad gibi tecrübeli bir kumandanın saltanattan çekilmesi Edirne'de büyük heyecan uyandırdı. Haçlı saldırısından çekinenler Anadolu’ya göç etmeye başladılar.
Papa, Osmanlılarla yapılan barışı bozmak için çalışmalar yaptı ve nihayetinde sulh bozuldu.
Bizans sarayında bulunup Osmanlı hanedanına mensup şehzade Orhan salıverildi ve hemen saltanat iddiasıyla Çatalca taraflarında dolanmağa başladı. Jan Hunyad’ın Türklerden alınacak Bulgaristan’a kral olacağı da vaid olunarak onun da harb aleyhindeki evvelki fikri değiştirildi.
Macar, Bohemya, Eflâk, Hırvat, Polonya ve Alman milletleriyle Papa taraftarları ve gizlice donanma vermek suretiyle Venedikliler de bu ittifaka dahil oldular.
Muahedenin bozulduğundan haberi olmayan Osmanlı hükümeti, Sırbistan’da işgal etmiş oldukları yerleri geri verdiler.
Haçlılar, Tuna boyunca ilerleyip Osmanlı hududunu yakıp yıkmaya başladılar. Bu sırada kiliseleri dahi yağmaladılar.
II. Mehmed babasını başkumandan olarak ordunun başına davet etti. Bunun üzerine Sultan Murad kırk bin kişilik Anadolu kuvvetiyle hareket etti. Sultan Murad süratle Edirne'ye gelip Sultan Mehmed ile veziriazamı orada bırakarak ordu kumandanı sıfatıyla Varna önüne gelmiş olan Haçlılar üzerine gitti.

Varna Muharebesi
Varna savaşı 10 Kasım 1444 (28 Receb 848) salı günü yapılmıştır. O gün Sen Marten yortusu'na tesadüf ettiği için haçlılarca uğurlu sayılmıştı.
Muharebe başlar başlamaz Jan Hunyad Osmanlı ordusunun Karaca Bey kumandasındaki sağ koluna bizzat hücum ederek bu kolu geri sürdü; sol cenaha yüklenen Eflâk kuvvetleri ise bu kolu bozdular. Macaristan kıralı Ladislas (III. Vladislas) heyecana gelip Jan Hunyad’ın menetmesine rağmen, Osmanlı ordusu merkezine, padişahın üzerine hücum etti. Merkezden içeriye giren düşman kuvvetleri çevrildi. Yeniçeri bölüklerinden birisinin kumandanı Koca Hızır hemen koştu ve derhal kiralın başını kesip mızrağın ucuna taktı. Bunu gören düşman kuvvetleri bozulmaya, bir kısmı kaçmağa yeltendi ise de kaçamayıp maktul düştüler. Jan Hunyad Polonyalı kuvvetlerden kurtulanları alarak kaçmıştır.
Sultan Murad Varna’dan Edirne'ye dönünce, oğluyla müşterek olarak ikinci defa padişah olmuştur. 1 yıl kadar sonra Manisa’ya dönen sultan, 1446’da çıkan bir askeri isyandan sonra tekrar Edirne’ye çağrılmış ve oğlu Mehmed’i Manisa’ya göndermiştir. Şehzade Mehmed’in iki defa tahttan azline sebep olan Veziriazam Çandarlı Halil Paşa’dır.

Arnavutluk’ta ayaklanma çıkaran İskender Bey’den dolayı Sultan Murat Kroya’ya (Akçahisar) sefer düzenledi. Tam bu sırada, Varna mağlubiyetini telafi etmek isteyen Jan Hunyad, Macarlardan başka, Eflak, Polonya, Erdel ve Almanya’dan topladığı askerlerle Osmanlı hududuna doğru ilerledi. Padişah, ordusuyla Sofya’ya çekildi. Jan Hunyad, Ekim 1448’de Kosova’ya girdi. İki ordu burada karşılaştı. Muharebe 3 gün sürdü.
Üçüncü gün, plân mûcibince Osmanlı cenahları mukavemet edememiş gibi geri çekildi. Düşman merkeze saldırınca da kanatlar düşmanı kıstırdı. Çandarlı Halil Paşa, Eflak prensini ele almayı başardı ve Eflak kuvvetleri haçlı ordusundan ayrıldı. Kaybedeceğini anlayan Hunyad, gizlice ordugâhtan ayrılarak kaçtı.

Sultan Murad, Gülbahar hatun ile evli olan oğlu Mehmed’e Dülkadiroğlu’nun kızını almak istedi. Evlendiler ve bu hanım (Sitti hanım) 1466’da vefat etti. Sultan Murad, 1451’de nüzul sebebiyle vefat etti.

Sultan II. Mehmed’in Hükümdarlığı
Sultan Murad öldüğü zaman Mehmed’den başka İsfendiyar Bey’in torunu olan hareminden henüz süt emen Ahmed adında bir çocuğu olmuştu. II. Mehmed bu çocuğu derhal boğdurmuştur.
II. Mehmed, (27-30) Mart 1432’de doğmuştur.
Her fırsatta Osmanlılara karşı hasmâne hareket eden Karamanoğlu yine hududu aştı ve II. Mehmed’in ilk seferi Anadolu istikametinde oldu. Zoru gören Karamanoğlu İbrahim Bey sulh istedi. Sefer dönüşünde Yeniçeri hünkârı padişahı karşılayıp ilk seferi olduğu için âdet olduğu üzere bahşiş istedi. Bahşişi aldı ve fakat bu cüretten dolayı Yeniçeri ağasını azledip ordudaki bölük kumandanlarını dövdürdü.
Jan Hunyad ile üç senelik bir sulh yaptı.
Sırp elçileriyle de dostluk muahedesi yaptı.
Sırp despotunun kızı olan üvey validesini (Despina / Mara), babasının yanına gönderip kendisine her türlü ihtiyacı için Sırp hududu üzerinde bir hayli yerin gelirini tahsis etti.
Eflâk, Midilli, Sakız, Rodos ve diğer devletlerle de muahedelerini tecdid etti.
Bizans İmparatoru’yla, Çelebi Mehmet’in oğlu ya da Süleyman Çelebi’nin torunu olan Şehzade Orhan’ı salıvermemesi konusunda anlaştı.

Karamanoğlu üzerine yapılan sefer, Bizans sarayının şehzade Orhan’ı salıverme tehdidi nedeniyle tehir edilince II. Mehmed, Rumeli’ye döndü. Boğaz’ı geçerken Anadoluhisarı’nın karşısına kale yapılmasını emretti. Bizans sarayı II. Mehmed’e elçiler gönderdiler ancak padişahı kararından vazgeçiremediler. 3-4 içerisinde Rumelihisarı inşa edildi.
Macar Urban’dan, İstanbul’un surlarını delecek güçte top dökmesi istendi.
İmparator 8. Yuannis, ölmeden evvel Papa ile görüşerek kiliselerin birleşmesi konusunda bir mutabakat yapılmış idi. Buna karşı olan Grandük Notaras, İmparatordan sonraki en yüksek rütbeli kişi idi. Şu meşhur “İstanbul’un içinde Türk sarığını görmek, Latin serpuşunu görmekten iyidir” diyen de budur.
1453 senesinin Şubat ayında, surları dövmesi için döktürülen top, İstanbul yakınlarına getirildi.
Muhasara esnasında Mora tarafından İstanbul’a yardım gelmemesi için o tarafa akıncılar gönderildi.
Hazırlıklar tamam olunca padişah, Rebiulevvel 857/23 Mart 1453’de Edirne'den hareket etti. Nisan’ın beşinci günü İstanbul önlerine geldi. 6 Nisan’da muhasara başladı.
Surları dövecek olan toplar Edirnekapı ile Topkapı arasına yerleştirildi. En büyük top, Eğrikapı karşısına konmuştu.
Padişahın karargâhı Maltepe tarafındaydı.
Bizans surlarının Topkapı mıntıkası İmparator, Jüstinyani ve Kantakuzen taraflarından müdafaa ediliyordu.
Nisanın on sekizinde Bayrampaşa deresi taraflarında surlarda gedik açıldı. Ancak surlardan içeriye girmek mümkün olmadı.
Papa tarafından gönderilen bir donanma Yedikule açıklarına kadar geldi. Deniz muharebelerinde Osmanlı donanması çok zayiat verdi ve sahile yanaştı.
Düşmana hem askerle ve hem zahire ve sair harb levazımı yardımı gelmesi, muhasarayı uzatacağı için tehlike baş gösterdi.
Gemilerin Tophane sırtlarından kızaklar üzerinde çekilerek Haliç’e indirilmesi bu noktada planlanıp uygulamaya geçildi. 21-22 Nisan gecesi, 70 kadar gemi Haliç’e indirildi.
Derhal Haliç ile Ayvansaray arasında bir köprü inşa edildi. Köprüye yerleştirilen toplarla bu taraftaki surlar dövülmeye başlandı.
25, 26 Mayıs’ta bir Macar heyeti Osmanlı karargâhına geldi. Bu heyet Jan Hunyad döneminde yapılan sulhun artık geçerli olmadığını bildirdi.
Muhasaranın kaldırılması yahut şiddetinin artırılması tartışıldı. Nitekim muhasaranın şiddeti artırıldı.
27 Mayıs’ta yapılan ve üç gün süren bombardımanla surların bir kısmı yıkıldı.
29 Mayıs’ta Padişah, yeniçerilerle birlikte surlara doğru ilerledi. Surun üzerine ilk olarak çıkan bir elinde kalkanı, diğerinde palasıyla Ulubatlı Hasan’dır. Türkleri surların üzerinde gören Bizans savunma birlikleri paniğe kapılıp geri kaçmaya ve bu arada birbirlerini çiğnemeye başladılar. Rivayete göre İmparator da bu sırada ayaklar altında çiğnenip ölmüştür.
Topkapı içeriden kırıldı ve Türk kuvvetleri bu kapıdan içeri şehre girdiler.
Giritli gemicilerin müdafaa ettikleri Vasileos (Basil) Leon ve Aleksiyüs burçları alınamadı, bunlar kahramanca döğüştüler; bunların müdafaaları padişaha arzedilerek kendilerinin gemileriyle mallarının serbest bırakılması şartıyla teslim olarak gittiler.
Elli dört gün süren ve 18 Nisan, 6, 12 ve 29 Mayısta yapılan dört büyük hücumdan sonra Şarkî Roma İmparatorluğu’nun 1125 senelik başşehri olan İstanbul ( Kostantiniyye) 20 Cemaziyelevvel 857 / 29 Mayıs 1453 salı günü zabtedildi.
Çelebi Mehmed’in oğlu Şehzade Orhan, şehrin işgal edildiğini haber alınca kendisini surdan atarak intihar etmiş ve başı kesilerek padişaha getirilmiştir.
Fatih, muhteşem bir alay ile Topkapı’dan şehre girdi.
Ayasofya kilisesine gitti, oraya gelince atından indi, (Şükrane olarak) yere kapandı ve toprak alıp başının üstüne götürdü.

On Dördüncü Bölüm
XV. YÜZYIL ORTALARINA KADAR OSMAN OĞULLARI AİLESİ
Türk devletlerindeki kanun ve töreye göre memleket ailenin müşterek malı sayılırdı. Bu âdet, I. Murad zamanından itibaren yalnız hükümdar bulunanın evlâtlarına inhisar etmişti.
Osmanlılarda hükümdarlığa kimin geleceğine dair bir saltanat kanunu yoktu ve hükümdarlar bir isyan hâdisesinin önüne geçmek için kardeşlerini öldürürlerdi; bu an’ane daha sonraları Fatih Sultan Mehmed’in kanunnamesiyle kat’î şeklini almıştı; bu kanunnameye, Osmanlı hanedanından her kime hükümdarlık nasip olursa nizam-ı âlem için kardeşlerini öldürmesi hususunda bir madde konmuştu.
Osmanlı padişahı memleketin sahibi olmak itibarıyla tebaasının canı ve malı üzerinde tasarruf hakkı vardı.
İlk Osmanlı padişahları (XVI. yüzyıl sonlarına kadar) şehzâdeliklerinde, sancak beyliklerinde hizmet ve muharebelerde ordunun kollarında kumandanlık ederek tecrübe edinirlerdi.
Osmanlı padişahlarının, en itibarlısı ak sancak olmak üzere muhtelif saltanat sancakları ile altı adet tuğları vardı.
Osmanlı tarihlerinde birinci padişah sayılan Osman Gazi, yaşadığı müddetçe Anadolu Selçuklularıyla İlhanlılara tabi bir uç beyi olarak kalmıştır.
Hakikî olarak ilk Osmanlı hükümdarı Orhan Bey’di (1324 - 1362).
I. Murad (1362 - 1389) Rumeli ve Anadolu’daki başarılarıyla devleti bir imparatorluk derecesine çıkarmıştır. Babası gibi teşkilâtçı olup Kapıkulu ocakları ve diğer askerî teşkilât, zamanın ihtiyaçlarına göre bunun devrinde yapılmıştır.
Yıldırım Bayezid (1389 - 1402) fütuhatını Rumeli’den ziyade Anadolu’da yapmış, fakat Bulgaristan’ın doğrudan doğruya ilhakıyla Niğebolu muzafferiyeti gibi büyük başarı ile Balkanlarda sükûn ve istikrarı temin eylemiştir. Ankara Savaşı ve Timur hâdisesi, Osmanlı fütuhatını yetmiş sene geriletmiştir.
Çelebi Sultan Mehmed (1413 - 1421) Osmanlı devletinin ikinci kurucusu olmuştur.
II. Murad (1421 - 1451) Varna muharebesindeki galebesi kendisinin daha evvel Haçlılara karşı olan mağlûbiyeti lekesini silmiştir. Bütün devlet işlerini saltanatının iptidasından sonuna kadar kendilerine tam itimat gösterdiği Çandarlı zâde İbrahim Paşa ile onun oğlu H alil Paşa âdeta müstakil olarak idare etmişlerdir.
Osmanlının kuruluşundan itibaren devlet idaresinde hüküm ve nüfuz Türk vezir ve beylerinin ellerinde iken daha sonra II. Murad zamanından itibaren Pençik oğlanlarıyla devşirmeden yetişen devlet adamları meydan almışlardır.
Baştan itibaren 1451 senesine kadar gelen Osmanlı hükümdarları daimî surette halkla temas ederler, divanda bizzat dava dinleyip devlet işlerini görürlerdi. Fatih Sultan Mehmed saltanat usulünü kabul ile divan müzakeresini terk ederek halkla teması kesince milletle kendi arasına ince bir perde çekilmiş ve zaman geçtikçe, yani halefleri devrinde bu perde kalınlaşarak tebea ile hükümdar birbirlerini görmez ve tanımaz olmuşlardır.
Şehzâdeler gidecekleri sancağa validelerini de beraber götürürlerdi. Sancakta bulunan şehzâdelere çelebi sultan denilirdi.
Şehzâdelere Rumeli’de sancak verilmesi kanun değildi.
X V. yüzyıl ortalarına kadar vaziyetin icabına göre İzmit, Bursa, Eskişehir, Aydın, Kütahya, Balıkesir, Isparta, Antalya, Amasya, Manisa, Sivas gibi şehirler başlıca şehzade sancak merkezleri bulunmuşlardır.

On Beşinci Bölüm
OSMANLILARIN ÎLK DEVLET TEŞKİLÂTI
Osmanlıların devlet işlerini görüştükleri en üst makam divandır ve divan tıpkı bakanlar kurulu gibi çalışır.
Divan her gün sabah erkenden namazdan sonra toplanırdı.
Osmanlıların ilk devirlerinde divanda ulema sınıfından gelme yalnız bir vezir vardı. Vezir adedi artınca birinci vezire vezir-i âzam denildi, ilk vezir-i âzam yani birinci vezir Cendereli zâde Ali Paşa idi. Vezirlerin, vezirlik alâmeti olarak üç tuğları vardı.
Fatih’in son zamanlarına yakın devre kadar padişahlar divana bizzat riyaset ederlerken sonra bu işi vezir-i âzama bırakarak arz odasını ihdas etmiştir.
Bütün devlet işlerinden vezir-i âzam mes’uldü; azil, tâyin işleri ve bütün devlet işlerindeki muameleler onun kararı ve padişahın müsaadesiyle olurdu; bu tarihlerde hiç bir arzları geri dönmezdi.
Beylerbeyi ilk devirlerde Osmanlılarda bir tane olup bütün ordu işlerinden mes’uldü ve devlette hükümdardan sonra sözü geçen bu idi.
Ülke toprakları büyüdükçe Beylerbeyi adedi de arttı. Mamafih eyaletlerinin en yüksek askerî kumandanlığını muhafaza ettiler.
Sancak beyleri, tertip sırasıyla beylerbeyilere tabî olup mıntıkalarındaki serbest timar yerlerden başka idareleri altındaki sancakların hem İdarî ve hem askerî ve âsayiş işlerinden mes’ul idiler.
Bir harb vukuunda sancağı dahilindeki timarlı sipahileri toplayarak beylerbeyinin kumandası altında sefere giderdi.

Osmanlıların idarelerindeki yerler aşağıdan yukarıya köy, kaza, sancak ve beylerbeyilik şeklinde İdarî, askerî, bir taksimata tabi tutulmuştu.
Reâya denilen köyler halkı dirlik, vakıf, mülk reâyası olarak başlıca üç sınıfa ayrılmıştı. Reâya veya köylünün askerî olmavan şer’î ve hukukî dâvalarına mahallî kadılar (Yargıç) bakarlardı.
Kazaların inzibatı, subaşılara aitti.
Rumeli beylerbeyisinin merkezi Manastır ve Anadolu’nun ise Kütahya ve muvakkat bir zaman (Kütahya şehzâde sancağı olunca) Ankara ve sonra daimî olarak Kütahya olmuştur.
Osmanlılar fethettikleri memleketlerde kendilerinden evvel teşekkül etmiş olan Anadolu beylikleri gibi toprağı taksim ve idare etmişlerdir. Anadolu beyliklerinden aldıkları yerleri eski şekilleriyle aynen kabul edip Rumeli’de elde ettikleri yerlerin hepsini emîri yani devlete ait arazi olarak tapulamışlardır.
Devlete ait yerlere arazi-i emîriyye denilmiştir. Bu araziyi ekip biçen halka da reâya denilirdi.
Osmanlılarda arazi-i emîriyyeden başka vakıf ve mülk topraklar da vardı.
Vakıf arazinin öşür ve resmi dinî, İlmî ve İçtimaî müesseselere tahsis kılınmıştı.
Mülk arazi satılması, hediye edilmesi, parçalanması caiz olup kimse müdahale edemezdi.
Reâya, toprağı ekip biçmek, mamur etmek şartıyla onu muhafaza ederdi; aksi takdirde sahib-i arz tarafından tarlası elinden alınıp başkasına verilirdi. Bütün bu arazi muamelâtı tahrir defterlerinde gösterilir.
Toprak ne köylünün ve ne de sahib-i arz’ın malı olmayıp devlete aitti.

On Altıncı Bölüm
OSMANLILARDA ASKERÎ TEŞKİLÂT
Osmanlı kuvvetleri kapukulu, eyalet ki bunda hudut kuvvetleri de dahildir ve deniz kuvvetleri olarak üç kısımdı.
Kapıkulu askeri, yaya sınıfından olan yeniçeri, cebeci, topçu ocaklarıyla yine bir ocak halinde olarak atlı bölüklerden teşekkül etmişti; bu iki sınıf asker, hükümdarın şahsına mahsus maaşlı merkez kuvvetleriydi ve padişah nerede bulunursa onunla beraber bulunurlardı.
Eyalet askerine gelince, bunlar başlıca topraklı veya tımarlı sipahi denilen süvarilerle yaya, müsellem, azab ve bir de Rumeli hudutlarında bulunan akıncılardan mürekkepti.

Gazi Orhan Bey zamanında Türk gençlerinden mürekkep ayrı ayrı biner kişilik yaya ve müsellem isimleriyle muvazzaf iki sınıf piyade ve süvari kuvveti vücuda getirildi.
Acemi ocağı ile yeniçeri ocağı teşkilâtları I. Sultan Murad zamanında Kazasker Cendereli Kara Halil ile Konyalı Molla Rüstem’in tavsiyeleriyle ortaya konmuştur. Yeniçeri ocağına asker yetiştirmek için acemi ocağı ilk defa Gelibolu’da kurulmuştur.
Fakat esirler fırsat buldukça kaçtıkları için bu usul değiştirilmiştir. Yeni usule göre savaşlarda tutsak olan küçük yaştaki Hıristiyanlar, evvelâ Anadolu’daki Türk köylüsünün yanına verilerek az bir ücretle hizmet ettirilir. Burada Türk ve İslâm âdet ve an’anelerini öğrenip o hayata intibak ettikten sonra bir akçe gündelikle acemi ocağına kayıt olunurlar ve burada da bir müddet hizmetten sonra günde iki akçe ile yeniçeri ocağına alınırlardı.
Esirlerden alınan bu çocuklara pençik oğlanı ismi verilmişti

Yeniçeri ocağı, 1363’de teşkil edilmiştir. Sefere gidişlerde ve konaklarda yeniçeriler padişahın etrafında bulunup onu muhafaza ederlerdi.
Yeniçeri ocağının en büyük kumandanı yeniçeri ağası olup bundan sonra sekbanbaşı gelirdi.
Yeniçeriler maaşlarını üç ayda bir alırlardı.
Muharrem, safer, rebiulevvel denilen ilk üç aya bu ayların baş harflerinin toplanmasıyla masar denilirdi. Rebîulâhir, cemaziyelevvel, cemaziyelâhir aylarına recec ve receb, şaban, ramazan aylarına reşen ve şevval, zilkade, zilhicce aylarını temsil eden remze de lezez ismi verilmişti.
Yeniçeriler başlarına gazi serpuşu olan ve Türkler uç bölgelerinde iken kendilerini halktan ayırt etmek için başlarına giydikleri börk adı verilen beyaz keçeden başlık giyerlerdi.
Yeniçeriler börklerini eğri ve zabitleri düz giyerlerdi; zabitlerin börklerinin başa giyilecek yeri sırma işlemeli olup buna üsküf derlerdi.

Ocak kendisini, XIII. yüz yılın ikinci yarısında yaşamış olan Babaîler’den Hacı Bektaş-ı Velî ye mensup sayarak onu, ocağın piri olarak tanımıştı. Buna sebep ocağın teessüsünde Alperenlerin, Babaîlerin müessir olmalarıdır.
Yeniçerilerin ok, yay, kalkan gibi ihtiyaçları olan âlet ve eşyayı yapan veya tedarik eden ocağa cebeci ocağı denilirdi.
Osmanlı ordusunda ilk defa 1389’daki birinci Kosova muharebesinde top kullanılmıştır.
Timarlı sipahi veya süvarinin hizmet mukabili reâyadan almış olduğu öşür ve resme dirlik ve sipahinin kendisine de Sahib-i arz denilirdi.
Azab (Azeb) bekâr demektir. Bunlar, Anadolu’dan toplanmış muharebeye yarar, dinç, kuvvetli, bekâr Türk gençleridir.
Akıncılar, Türklerden teşkil edilmiş hafif süvari kuvvetleridir. Akıncıların başlıca vazifeleri ordunun keşif hizmetini görmek, düşman topraklarındaki araziyi keşfederek orduya yol açmak, bu suretle düşmanın pusu kurmasına mâni olmaktır.
Düşman ülkesine karşı yapılan bir akının, akın adını alabilmesi için o taarruzun mutlak surette akıncı kumandanlarının emrinde olması lâzımdı. Akına gönderdiği kuvvet yüz ve yüzden fazla olursa o akına haramilik ve yüz kişiden aşağı olursa ona da çete denilirdi.

On Yedinci Bölüm
OSMANLILARDA FÎKİR HAYATI VE ÎLMÎ-ÎÇTÎMAÎ MÜESSESELER
Sadeddin-i Teftâzânî (vefatı 1390) ve Seyyid Şerif-i Cürcânî (vefatı 1413), bu iki simin eserleri ve talebeleriyle tesis ettikleri mektep asırlarca Türk ve bilhassa Osmanlı medreselerinde devamlı tesirini göstermiştir.
Edebalı Şam’da, Davud-ı Kayseri Kahire'de, Muhsin-i Kayseri Şam’da, Kara Hoca Alâüddin İran'da, Kadı zâde-i Rumî Musa Horasan ve Maveraünnehir'de, Molla Fenarî (Muhammed b. Hamza) ve Samavnalı Bedreddin Kahire'de, Alâaddin-i Rumî Semerkand'da, Germiyanlı Ahmedî Mısır'da ihtisas yapmışlardı.
Osmanlı memleketlerine hicret eden âlimler sayesinde Türkiye’deki ilim cereyanları birdenbire yükselmiştir: Şeyh Mehmed-i Gezeri ile Şeyh Ahmed-i Cezerî, îbn-i Ârabşah, hey’etci Abdülvacid, Fahreddin-i Acemi, Haydar-ı Herevî, Alâaddin-i Tusî, Seyyid Ali Acemi, riyaziyeci Fethullah XV. yüzyılın ilk yarısı içinde Türkiye’ye gelmişlerdi. Bunlardan sonra Ali Kuşçu, Musannifek Alâaddin, Tebrizli Tabip Kemaleddin, tabip Hekimşah-ı Kazvinî, tabip Şirvanlı Şükrullah, tabip ve riyaziyeci Abdullah, Hekim Lârî, hey’et ve riyaziyeci Şirazlı Muzafferüddin Ali, İdris-i Bitlisi Anadolu’ya gelmişlerdir.

İznik’te cami imaretiyle beraber bir de medrese yapılmıştır (1331). Davud-ı Kayseri buraya müderris tayin edilmiştir. Yüzyılın sonlarına doğru Bursa medreseleri başı çekmeye başlamış, İznik medresesi Bursa’dakilere kıyasla önemini yitirmiştir. Edirne, başkent olduktan sonra aynı zamanda ilim merkezi de olmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’da yaptırmış olduğu Sahn-ı seman medreselerinin açılmasına kadar bu önemli konumunu muhafaza eylemiştir.

Osmanlı medreseleri, yüksek tahsil yani fakülte kısmı hariç olarak Telvih, Miftah ve Hâşiye-i tecrid medreseleri diye üç kısma ayrılıp bunlardan aşağı, bir de kavaid yani sarf ve nahiv (gramer) derslerini öğreten medreseler vardı.

Okutulan dersler gramer, mantık, ferâiz, kelâm, belâgat, usûl-i fıkıh, fıkıh, usûl-i hadîs ve hadîs ile tefsirden mürekkep olup bunlardan her birinin izahını hâvi muhtasar ve mufassal müteaddit şerh ve haşiyeleri vardı ve bunların medrese derecelerine göre aşağı medreselerde evvelâ muhtasarı ve yüksek medreselerde mufassalı okutulurdu.

XIV. yüzyılda, diğer Anadolu beyleri gibi Osmanlı hükümdarları da millî lisana ehemmiyet vermişler ve bilhassa Türkçenin inkişafına ve resmî lisan olmasına hizmet etmişlerdir.
Dursun Fakih’in Yemen ilindeki Mukaffa kalesi manzumesi ile Nakib oğlu’nun Selâsil (Ankara) kalesi manzumesi ve Beypazarlı Maanoğlu Hasan’ın Cenadil kalesi manzumesi bu kabil Türkçe ilk eserlerdendir.
Kütahyalı Şeyhoğlu Mustafa, Hurşid ve Ferahşad: Şeyhoğlu Mustafa takriben 1334’de doğmuş ve XV. yüzyıl başlarında (1413) vefat etmiştir. Farsça şiirleri büyük bir muvaffakiyetle Türkçeye çevirmiştir; şiirleri lirik olmamakla beraber üslûp ve teknik itibariyle kusursuzdur. Germiyan oğlu Süleyman Şah adına tercüme edilen Merzubannâme ve Kabusnâme de bunundur.
Lâkabı Tacüddin ve adı İbrahim olan Ahmedî’nin aslen Uşak kazasının Sivaslı nahiyesinden olduğu tahmin ediliyor. 1335’de doğmuş ve 1412’de ölmüştür; 8251 beyitli İskendernâme'sini 1390’da bitirmiştir. Bu eser meşhur İskender’in hayatı ve muharebeleri hakkındaki malûmatla beraber İslâm hikemiyatını, tıb ve felsefeye ait mutalaları da ihtiva edip sonunda da Dâsitan-i Tevârih-i Mülûk-i Al-i Osman adiyle Ertuğrul Gazi’den, Emir Süleyman Çelebi zamanına kadar Osmanlı tarihine ait bir kısım vardır. Ahmedî’nin beş bin beyitli Cemşid-ü-Hurşid isimli manzumesi, Çin pâdişâhı’nın oğlu Cemşid ile Rum kayserinin kızı Hurşid arasındaki âşikane mâcerayı tasvir etmektedir. Ahmedî’nin bir de divanı vardır.
Emir Süleyman Çelebi ile II. Murad, memleketteki fikir hayatına ehemmiyet vererek, âlim ve şairleri himaye etmişler ve millî cereyana ehemmiyetli bir hız vermişlerdir ki Ahmedî, Şeyhî Sinan, Ahmed Dâî, Atayî, Cem ali ve saire gibi şahsiyetler, bu himayeye mazhar olan şair ve âlimlerden idiler.
Bursa'da Ulucami imamı Süleyman Çelebi’nin kaleme aldığı sehl-i mümteni şiirlerin şaheseri olan mevlûd kitabı, Âşık Paşa’nın manzumelerinden mülhem olmuştur.
Ahmedî’nin yetiştirdiği Şeyhî, II. Murad’ın emriyle Genceli Nizâmî’nin Hüsrev ve Şirin manzumesini Türkçeye çevirmiştir. Rakiplerini hivic yollu kaleme aldığı Harnâme'si ince nükteleri ve lisanındaki nezahet itibariyle okunmağa değer bir manzumedir.
Şeyhî’nin yeğeni Cemâli ile Hümâmî, Hüsâmî, şair ve ressam Sâfî, Hassan, Şemsî, Seyfî gibi şairler Osmanlı sarayının mümtaz şahsiyetlerindendi.

Osmanlı devleti kurulurken Anadolu’daki Ahî ve Babâî ve Mevlevi tarikatları en faal devirlerini yaşıyorlardı. Tasavvufi eserler manzum ve mensur olarak yazılmaktaydı.
Ahî tarikatı reisliğinin Şeyh Edebalı’dan sonra kime geçtiğini bilmemekle beraber bunun daha sonra I. Sultan Murad’a intikal eylediğini biliyoruz.
Orhan Bey’in maiyetinde muhtelif savaşlara iştirak etmiş olan Geyikli Baba, Abdal Musa, Abdal Murad ve Duğlu Baba ve emsali babalar, sonradan adım Bektaşiliğe çeviren Babâî tarikatına mensup Alperenlerden idiler.
Babâîlik daha sonraları yeniçeri ocağına girmiş ve halifeleri vasıtasıyla Babâîlerden olup XIII. yüzyılın ikinci yarısında vefat etmiş olan Hacı Bektaş-ı Veli’ye nisbet edilmiştir.
Babâîler en çok Sivas, Çorum, Yozgat, Aydın, İzmir, Balıkesir, Kuzey Anadolu (Giresun’dan Sinop’a kadar olan saha) ve Konya, Antalya ve havalisinde akidelerini yaymışlardı.
Yıldırım Bayezid’in Emir Buharî’ye kızını vermiş olması Osmanlı hükümdarlarının tarikat erbabına göstermiş oldukları hürmet ve riayetin canlı bir delilidir.
XIV. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı memleketlerinde Ekberiyye, Bistamiyye, Zeyniyye isimlerindeki tarikatleri görmekteyiz. Molla Fenarî, Osmanlı memleketlerinde medrese kolunun reisi olduğu gibi aynı zamanda bu üç tarikatın (Ekberiyye, Bistamiyye, Zeyniyye) yayılmasında da birinci derecede âmil olmuştur.

Osmanlılarda Yazılan İlk Eserler
Kayserili Davud bin Mahmud’un Matla-ı husûs-ul-hilem fi şerh-i Fusûs-il hikem isimli vâkıfâne şerhi, 14. yüzyılda yazılmıştır.
Ankaralı Mustafa bin Mehmed, Sure-i Mülk tefsiri
Kara Hoca Alâüddin Ali (Alaeddin Esved), Künûz-ü l-envar isimli şerh, Mecma-ul-Fuad adındaki muhtasar miftah şerhi, Şerh-i müskilât-i Kur an ve şerh-i müşkilât-i ahâdis adındaki telifler,
Ali bin Hibetullah, Fütuvvet âdâbına dair Fütuvvetnâme,
İbn Melek oğlu Mehmed’in Bedr-ül-vâızin ve zahr-ül-âbidin,
Mebmed bin Şeyh Mustafa tarafından Arapçadan tercüme edilmiş olan Kavisnâme (Ok talim kitabı),
Zekeriya bin Mehmed Kazvinî’nin Acaib-ül mahlûkat adlı eseri Rükneddin Ahmed tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

II. Murad saltanatı zamanında Osmanlı ülkelerinde İlmî cereyan artmış, şiir ve musiki zevki yükselmiştir.

İlk defa Orhan Gazi, İznik medresesiyle beraber imaretini de yaptırmıştır.
İlk hastaneyi Bursa’da şehrin doğusunda ve Uludağ eteğinde camimin hemen yanında olarak Yıldırım Bayezid yaptırmıştır (1399).

On Yedinci Bölüm
XV. YÜZYIL ORTALARINA KADAR OSMANLI SİKKE YANİ PARALARI
İlhanilerin Anadolu valisi Timurtaş’ın 727 senesi sonlarında (1327 Kasım) Mısır'a kaçması üzerine aynı senede Osman Gazî’nin oğlu Orhan Gazi Bursa’da ilk sikkesini kestirmek suretiyle istiklâle doğru bir adım atmıştır.
Orhan Gazî’nin kestirdiği sikkenin adı Moğolcadan alınan akçedir; ilk akçe beş kırat üç habbe vezninde kesilmiştir.
Sultan Murad Hüdavendigâr (Birinci Murad) hem akçe yani gümüş sikke ve hem de ilk defa bakır sikke kestirmiştir.
Paralara tuğra şekliyle isim yazılması birinci olarak I. Murad ve Emir Süleyman’ın sikkelerinde görülüp sonradan Çelebi Sultan Mehmed ve II. Murad da bazı sikkelerinde isimlerini tuğralı yazdırmışlardır.
Çelebi Sultan Mehmed, sikkelerinde babasını Han olarak vasıflandırmıştır ki bu tâbir Timur’un yüksek hâkimiyetini tanıdığı müşterek sikkesinden itibaren bütün sikkelerinde görülüyor.
Osmanlı altını ilk defa Fatih Sultan Mehmed tarafından kesilmiştir.

On Sekizinci Bölüm
OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞUNDA BÜYÜK HİZMETLERİ GÖRÜLEN BAZI AİLE VE ŞAHSİYETLER

Akça Koca
Osman Gazi’nin silâh arkadaşlarından idi. Sakarya mıntıkasına ve İzmit taraflarına yaptığı akınlarla buralarda bazı kaleleri elde etmiş Ayan gölü (Sabanca gölü) tarafındaki palangayı alarak kendisine karargâh yapmış ve daha sonra Ermeni pazarı ve Kandıra'yı zabtetmiş ve aşiret beylerinden Konuralp ile Aydos ve Samandıra'yı almışlardır. Samandıra kalesi Akçakoca’ya mülk olarak verilmiştir. İzmit ile Üsküdar arasındaki bütün Türk muvaffakiyetleri bu Akça Koca ile Gazi Abdurrahman’ın faaliyetleri sayesinde temin edilmiştir.
Akça Koca’nın vefatı 1326 (726 H.)’dan sonra olup kabri Kandıra’da bir tepe üstündedir. Bunun adına nisbetle İzmit vilâyetine Kocaeli denilmiştir.
Şeceresi şöyledir:
Akça Koca > Hacı İlyas > Efdal veya Fazlullah Paşa > Mevlana Kutbüddin > Seydi Çelebi

Bayezid Paşa
Amasyalı olup babasının adı Yahşi’dir. Çelebi Mehmed’e sadakatle hizmet etmiş olan Bayezid Paşa, onun hükümdarlığı zamanında hem birinci vezir ve Karamanoğlu üzerine yapılan bir seferde mühim hizmetine mebni ilâve olarak Rumeli beylerbeği olarak bu iki vazifeyi ölümüne kadar muhafaza etmiştir.
II. Murad’ın padişahlığına karşı çıkan Mustafa Çelebi’nin isyanını bastırmak üzere Rumeli’de çarpışırken katledilmiştir. Kabri Sazlıdere’dedir

Çandarlı Vezir Ailesi
Bu aile bir buçuk asır en yüksek ilmiye makamı olan kazaskerlikle hükümet reisliğini yani vezir-i âzamlığı ellerinde tutmuşlardır.
Bu öz Türk ailesi Ankara vilâyetine bağlı Nallıhan ilçesinin Cendere köyündendir.
Bu ailede ilk tanıdığımız şahsiyet Halil Hayreddin Paşa’dır. Şeyh Edebalı’nın akrabasındandı. Orhan Gazi zamanında Bilecik ve İznik’te kadılık yapan Paşa, Bursa kadısıyken Osmanlı ordu teşkilatına düzen getirmiştir. Murad Hüdavendigâr zamanında Osmanlılarda ilk defa ihdas olunan Kazaskerliğe getirilmiştir. Büyük oğlu Ali paşa babasının vefatı üzerine vezir olmuştur. Ali Paşa 1387’den 1406 senesine kadar I. Murad, Yıldırım Bayezid ve Emîr Süleyman zamanlarında on dokuz sene vezir-i âzamlıkta bulunmuştur.
Tarihler değerini ve hizmetini takdir etmekle beraber Sultan Bayezid’i içkiye alıştırmasından dolayı kendisini kusurlu görürler.
Ali Paşa kardeşlerinden İbrahim Paşa, II. Murad’ın vezir-i âzamı olarak vazife yapmıştır. Oğlu Halil Paşa babasından sonra vezir-i âzam olmuştur. Halil Paşa, II. Murad döneminde çok güçlüydü. Aldığı bazı kararlar Şehzade Mehmed’i gücendirmişti. Sultan Mehmed “Fatih” unvanını alınca Halil Paşa’yı Bizans’tan rüşvet aldı propagandasıyla katlettirmek suretiyle intikam aldı.

Şeyh Edebalı
Gazı Osman Bey Söğüd ve havalisinde bulunduğu sırada bu mıntıkanın en nüfuzlu Ahi reisi Şeyh Edebalı’ydı. Çukurhisar’ın güney doğusundaki İtburnu mevkiinde oturuyordu. Aslen Karaman (Konya ve Sivrihisar) taraflarındandır.
Gazi Osman Bey bunun nüfuzundan istifade etmiş, kızıyla evlenerek Edebalı’ya damat olmuştur.

Gazi Evrenuz Bey
İsa Bey ile oğlu Evrenuz Bey, Karesi beyliği ümerasından iken o havalinin kısmen Orhan Gazi tarafından işgali üzerine Osmanlı devleti hizmetine girmişlerdir. Sultan Murad Rumeli’ye geçtiği vakit Evrenuz Bey Keşan ile İpsala'yı zapt etmiştir. 1417 Kasım’da vefat ederek Yenice-i Vardar'daki türbesine defnedilmiştir.
Evrenuz Bey’den sonra Osmanlı devletinin Rumeli'de akıncı kumandanı olarak Evrenuz’un oğulları Ali ve İsa Bey’leri görüyoruz.

Hacı İvaz Paşa
Künyesi İmadeddin’dir. Tokat ahilerinden Ahi Bayezid bin İvaz’ın oğludur. Ankara muharebesinden sonra Çelebi’nin hükümdarlığını temin için çalışmıştır.
Karamanoğlu’nun otuz beş kırk gün Bursa kalesini muhasarasına karşı koymuş, Bursa’yı korumuştur. Çelebi Mehmed bütün devlete hükümdar olduktan sonra Hacı İvaz da vezir olmuştur. II. Murad döneminde İbrahim Paşa vezir-i âzam ve Hacı İvaz Paşa ikinci vezir olmuştur. Bu ikisinin arası iyi değildi. Padişaha suikast yapacağı ihbarı üzerine düştüğü cendere neticesinde vezirlikten azledilip gözlerine mil çekildi. Bursa’da Pınarbaşı Kuzgunluk mevkii kurbindeki hazireye defnedilmiştir.

Hacı İlbeği
Bu kahraman Türk kumandanı Karesi beyliği ümerasından iken Orhan Gazi tarafından Karesi beyliğinin kısmen işgali esnasında Evrenuz, Ece Yakub ve Gazi Fazıl Beylerle beraber Osmanlı beyliği hizmetine girmiş ve Karesi beyi tâyin edilen şehzade Süleyman Paşa’nın maiyetine verilerek onunla birlikte Rumeli fütuhatına iştirak etmiştir.
Edirne üzerine yapılan harekâtta Lala Şahin Paşa maiyyetinde olarak buranın fethinde daha sonra yine Lala Şahin Paşa ile Zagre ve Filibe’nin zabtında bulundu. Bu Türk istilâsına karşı Macar kiralının kumandası altında Sırp, Bulgar ve Bosna kralları kuvvetleri ittifak edip büyük bir ordu ile Meriç nehri yanında Çirmen mevkiine gelip nehri geçtiler; ilk hedefleri Edirne’yi kurtarmaktı.
Hacı İlbeyi, az bir kuvvetle düşmanı tetkik etti. Gece karanlığından istifade ederek şiddetli bir baskın yaptı, asıl büyük Türk ordusunun kendilerini bastığını zanneden haçlılar bozguna uğradılar, bir kısmı kırıldı ve bir kısmı Meriç’te boğuldu (Sırp Sındığı Savaşı, 1364).
Beylerbeyi olan Lala Şahin Paşa, on bin kişi ile altmış bin tahmin edilen kuvveti bozguna uğratması sebebi ile Hacı İlbeyi’nin başarısını çekemedi ve bir yolunu bulup bu değerli kumandanı zehirletti.

Köse Mihal Bey
Rivayetlerine göre Eskişehir Türk beyiyle Osman Gazi arasındaki bir çarpışmada karşı tarafta bulunan Mihal Bey, esir düşmüş, Osman Bey bunun yiğitliğine mebni kendisini serbest bırakmış ve dost olmuştur. Orhan Gazi zamanında Bursa’nın zaptında bulunmuştur.
Osmanlı tarihlerinde XVI. yüzyıl sonlarına kadar faaliyetlerini gördüğümüz Mihallı akıncıları, Köse Mihal'in oğul ve torunlarıdır.
Akıncı Mihaloğulları ahfadı İhtimanlı ve Pilevneli olarak iki koldan zamanımıza kadar gelmişlerdir.

Lala Şahin Paşa
Babasının adının Abdülmuin olması, Hıristiyan iken Müslüman olduğunu veya küçük iken elde edilip Müslüman terbiyesi üzere yetiştirilmiş olduğunu gösterir.
I. Sultan Murad’a lalalık ettiğinden dolayı Lala Şahin Paşa diye şöhret bulmuştur. Edirne'yi ve daha sonra Filibe ile Zağra'yı almıştır. Sırp Sındığı zaferinden dolayı Hacı İlbeği’ye hased ederek büyük hizmetine karşı bu değerli kumandanı zehirletmiştir.

Timurtaş Paşa ve Oğulları
Gazi Osman Bey’in silâh arkadaşlarından Aygud Alp, Osmanlı tarihlerine göre Kara Timurtaş Paşa’nın ceddidir.
Kara Timurtaş Paşa, Lala Şahin Paşa’dan sonra beylerbeyi olmuştur. 784 H/1382’de birinci defa Manastırı, Pirlepe ve İştip kalelerini zapt etti.
1404 Martta Bursa'da vefat ederek kendi namına mensup semtte yaptırdığı camii yanına defnedilmiştir.
Timurtaş Paşa’nın Yahşi, Oruç, Ali ve Umur isimlerinde dört oğlu vardı. Bunlardan en büyükleri olan Yahşi Bey, Niş fatihidir; Ankara muharebesinde maktul düşmüştür.

Turahan Bey Ailesi
Mora akıncılarının kumandanı olan Turahan Bey’in adı yanlış olarak Turhan diye zikredilir. Babası, Yıldırım Bayezid zamanında Üsküp beyi olan Paşa Yiğit’tir.
1443’de Macar kıralı Ladislas’m kumandası altındaki Haçlı ordusuna karşı ne yolda hareket edilmesi lâzım geldiği hakkında Turahan Bey’in yaptığı ikazlara kulak verilmemiş ve Osmanlı ordusu bozguna uğramıştır. Bu mağlubiyete rağmen Turahan Bey günah keçisi ilan edilip Tokat'ta Bedevi Çardak denilen kale burcuna hapsetmiştir. Varna Muharebesindeki muvaffakiyetten sonra akıncılarının ricası üzerine afvedilip kendisine Mora akıncı beyliği verilmiştir.

On Sekizinci Bölüm
OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞUNDAN İSTAMBUL’UN FETHİNE KADAR BAŞVEZİRLİKTE BULUNMUŞ OLANLAR

Alaüddin Paşa: Orhan Gazi’nin ilk veziridir. Vefatı 1340 tarihinden evveldir.
Nizamüddin Ahmed Paşa: 1340’ta vezir oldu.
Hacı Paşa: Ahmed Paşa’dan sonra vezir oldu.
Sinanüddin Yusuf Paşa: Orhan Gazi’nin son veziridir. Ahi reislerinden biridir.
Çandarlı Halil Hayreddin Paşa: Kazaskerken vezir olup, kumandanlığı da uhdesinde toplamıştır.
Çandarlı Ali Paşa: Halil Paşa’nın oğludur. Veziriazam rütbesini ilk defa bu almıştır.
Şeyh Ramazan: Çandarlı Ali’den sonra vezir olan kişi kuvvetle muhtemel budur. Emir Süleyman’a vezirlik yapmıştır.
Şah Melik: Musa Çelebi’nin veziridir. Musa Çelebi’nin yanından kaçtıktan sonra Çelebi Sultan Mehmed’in yanına davet edilmiştir.
Bayezid Paşa: Çelebi Mehmed devleti bir idare altında toplayınca ona vezirlik yapmıştır.
Çandarlı İbrahim Paşa: Bayezid Paşa’nın katli üzerine vezir olmuştur. 
Çandarlı Halil Paşa: İbrahim Paşa’nın oğludur. Fatih’in isteği üzerine katledildi.
---
Türk Tarih Kurumu
5. Baskı, 1988


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder