26 Nisan 2019 Cuma

Toplumsal Gelişmede Radyo ve Televizyon


Ünsal Oskay - Toplumsal Gelişmede Radyo ve Televizyon

Bu inceleme, Türkiye'de radyo ve televizyonun «kalkınma» alanındaki kullanım olanaklarını saptayabilme amacıyla yapılmıştır.
Radyo ve televizyonun, geri kalmış ülkelerin kalkınmalarında kullanılabilecekleri çok yaygın bir görüştür…

Azgelişmişlik Açısından Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Gelişmede Radyo ve Televizyonun Yeri
Yenileşme çabalarına girişmiş ya da girişmek zorunda kalmış toplumlarda «değişim başlıca ulusal değer olmuştur». İstenen değişim ise, gelişmeye yönelmiş bir değişimdir.

Bu değişimin ana özelliği ise, «güç» oluşudur. Nedeni (…) bütün insanlarda oluşması gereken bir değişim niteliği taşımasıdır (s. 1).

Toplumsal değişim, bu nedenle, azgelişmiş bir ülkede toplum yapısının ana bölümü olan tarımsal hayat alanından başlamak zorundadır.

Azgelişmiş ülkelerin «gelişmemişliği» tarım sektörünün yarattığı artık-değerin «sanayileşmeye» geçişi sağlayacak alanlara yöneltilememesindendir (s. 2).

…köylünün değişim karşısındaki tutumunu kestirmek de zordur (s. 3). (tutucudur çünkü)

Geri kalmış ülkelerdeki ekonomi (…) kapitalizmin gelişmemiş bir türü olan ve «sınaî kapitalizme» geçiş gücü, yeteneği olmayan; bunu kendisi için yararlı ve gerekli bulmayan «merkantil kapitalizmdir.» Bu ekonominin ana özelliği ise çok geniş bir tefeci, aracı ve tüccar topluluğunu barındırmasıdır.

Bu sosyal gruplar (tefeci tüccarlar) yeniliklere karşı çok hassas olmak zorundadırlar. Kullandıkları geri teknolojinin en basit yeniliklere ve teknolojik ilerlemelere katlanacak gücü yoktur. Kendileri dışında birinin —örneğin, devletin— ülkeye, oransal da olsa, ileri teknolojiyi getirmesini istemezler.

Merkantil faaliyet grupları (…) azgelişmiş ülkelerde gelişmenin en büyük engelidirler (s. 5).

…geri kalmış bir ülkede ekonomik, toplumsal veya kültürel bir gelişmenin üçü birbiri için de «mündemiç» bulunan ve birbirinden ayrı düşünülmesine imkân olmayan genel bir «toplumsal gelişme» olarak gerçekleştirilebileceği açıktır (s. 8).

…radyo ve televizyon, özellikle, okur-yazarlık, ulaşım, kentleşme gibi alanlarda geri durumda bulunan ülkelerde başlıca haberleşme ve bildirişim araçlarıdır (s. 10).

Türkiye'de ve Dünyada Radyo ve Televizyon Yayıncılığının Gelişmesi
Dünyada radyo yayıncılığının başlayış tarihi 1921'dir.
1919'da WHA istasyonunun ilk yayınlarının ardından, Wisconsin Üniversitesinde 1921 yılında WHR istasyonunun yaptığı eğitim yayınları deneme yayını biçiminden çıkarılarak, normal yayın hâline getirilmiştir (s. 13).

(14 ve 15. Sayfalar noksan. Türkiye’de radyonun tarihi bu kayıp sayfalarda anlatılıyor olmalı)

Televizyonculuğun Gelişimi ve Türkiye
Televizyon da, radyoda olduğu gibi, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında elektrik alanındaki buluşlardan geliştirilmiştir.
1923'de Zworykin televizyon tüpü olan iconoscope'un patentini almıştır. İki yıl sonra, Jenkins ilk mekanik TV setini yapmıştır. 1926 -1927 yılında Alexanderson, Farnsworth ve Baird tarafından yayın denemeleri yapılmıştır. 1927 yılında Bell Telephone Laboratuvarı New York ile Washington arasında tel ile ilk TV yayının naklini gerçekleştirmiştir.
1939 yılında Başkan Franklin D. Roosevelt, New York Dünya Fuarını açarken olay TV'dan yayınlanmıştır (s. 17).

Türkiye'de ise ilk Televizyon yayınına İstanbul Üniversitesinde ve kapalı devre yayını olarak 1954 yılında başlanmıştır (s. 18).

Radyo ve Televizyondan Yararlanma Yönünden Türkiye'nin Durumu
Türkiye'de 1940 yılında 100 bin kadar radyo alıcısı varken 1945 yılında 200 bine;
1950'de 500 bine; 1955’de 1 milyona; 1960'da 2 milyona ve 1968'de 3 milyona ulaşılmıştır.
PTT İdaresinin elindeki rakamlarda ise, 1937 yılında 25.510 olan radyo alıcısı sayısı, 1940 yılında 91.241'e; 1945 yılında 187.762'ye; 1950 yılında 362.456'ya; 1955 yılında 998.662'ye; 1960 yılında 1.341.278’e ve 1964 yılında 2.177.163’e ulaşmıştır (s. 23).

1965 yılındaki durum itibarıyla, (…) yapılan radyo yayınlarının program olarak dökümünde en yüksek oranın Türk müziğine (% 52) ait olduğu; bunun ardından ise Batı Müziğinin (% 24); çeşitli söz programlarının (°/o 17,2); reklâmların (% 4,5); ve haberlerin (% 2,3) geldiğini görmekteyiz (s. 26).

Köylerimizin çoğu, bilindiği gibi, dış dünya ile zayıf ilişkiler içindedir.

Frederick W. Frey'in araştırmasından Güney Doğu bölgemizin illerindeki köylerin yüzde 49'unda radyo bulunmadığını; radyosuz köy oranının «Orta Merkez» Anadolu illeri toplamında yüzde 16; Kuzey Doğu Anadolu illeri toplamında yüzde 14; Akdeniz bölgesi illeri köy toplamında yüzde 18; Karadeniz bölgesi illeri köy toplamında ise yüzde 8 olduğunu öğrenmekteyiz (Frey’in araştırması 1966’da yayınlandı) (s. 32).

İlgili Çevrelerin Görüşleri: Türkiye'deki Uygulama ve Değerlendirme
(24. 12. 1963 tarih ve) 359 sayılı Türkiye Radyo - Televizyon Kurumu Kuruluş Kanununun 2. ve 5. maddelerinde Kurumun «Yayın Hizmet ve Araçları» konusunda şu noktalar yer almaktadır:
a. Kurum, haber hizmeti görecektir,
b. Kurum, eğitici, öğretici, kültür ve eğitime yardımcı yayınlar yapacaktır,
c. Kurum, programlan ile Anayasanın temel görüşlerini ve ilkelerini benimsetecektir,
d. Kurum, yayınları ile, Cumhuriyetin niteliklerini benimsetecektir,
e. Kurum, Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyine eriştirici Atatürk devrimlerini yerleştirecek ve geliştirecektir,
f. Kurum, fikir, sanat, millî eğitim ve toplum kalkınması konularında programlar hazırlayacak, yayınlar yapacaktır (s. 38).

(İlerleyen sayfalarda DPT’nin radyo ve televizyonla ilgili plan ve uygulamaları ve bunlarla ilgili teori ve tespitlerden söz ediliyor)

Türkiye'de televizyonun deneme yayınlarından çok daha önceki devrelere kadar uzanan bir «radyo yolu ile eğitim» uygulaması olmuştur. Bu uygulama 1941 yılı gibi (…) bir tarihe kadar uzanmaktadır.

İlk defa 1941 yılında başlayan radyo ile eğitim programı Ali Rıza Uluçam'm hazırladığı «Ziraat Takvimi Saati» olmuştur. Bu programda «topraklar, kavaklar, elma ağaçlan, karlı günlerde köyde hayat ve çalışma şartları... bağlar vb. ele alınmıştır.
1952 yılında, İstanbul Radyosunda Cemalettin Şenocak tarafından hazırlanan tarım konuşmaları yayımlanmaya başlanmıştır. 1954 yılında ise, «daha çok hükümetin köy çalışmalarını anlatan» ve Radyo ile Tarım Bakanlığının ortaklaşa hazırladığı «Köyün Saati» programına başlanmıştır. Bu programlarda Cemalettin Şenocak'a da «sohbet» yaptırılmıştır.

1959 yılında Ankara Radyosunun «Günaydın» programları yayınlanmaya başlamıştır. Bu programlar günde 20 dakika üzerinden hazırlanmış ve gerek tarım konularına gerekse dinleyici isteklerine yer verilmiştir.
Daha sonraları, 1961 yılında aynı «Günaydın» programlarında toplum kalkınması konularına da yer verilmeye başlanmıştır (s. 57).

(TRT'nin Kuruluşundan Sonraki Uygulamalar, s. 58 vd.)

Uygulamanın Değerlendirilmesi
1941 yılından günümüze, radyolarda yapılan eğitim programlarının yanı sıra, çeşitli Batı Müziği programlarının, tiyatro saatlerinin, açıklamalı senfonik müzik veya caz müziği saatlerinin de ülkenin kültürel gelişmesine katkısı olduğu belirtilmektedir (s. 60).

…bir ülkedeki kültür ile o ülkedeki ekonomik ve sosyal yapı; yani, insanların birbirleri ile fonksiyonel ilişkileri ve bu ilişkilere «meşruiyet» kazandıran kültürel kurumlar arasında bir denge vardır. Bu denge, insanların toplumsal yaşayışları içinde kendilerine sağlam bir kişilik bulmalarını; mutlu olmalarını; sorunlarını çözümleyebilecek kurumlar kurma ve yaşatma olanağı bulmalarını sağlar (s. 61).

Sorunun Kitle Haberleşme Teorileri Açısından Görünümü
…bütün kitle haberleşme araçları gibi radyo ve televizyonun da hiçbir toplumda, hiçbir konuda ve hiçbir zaman dolaysız bir etkide bulunamaz.
…Türkiye'de, bu toplumsal ve siyasal yapı gelişmediği sürece, ne «toplumsal gelişmede», ne eğitimde, ne de tarım alanında radyo ve televizyonun, toplumun üretici güçlerinin gelişmesini kolaylaştırıcı bir rol oynayamaz (s. 69).

Geri kalmış ülkelerin kalkınamamalarını bir «zihniyet» sorunu sayan bazı Batılı bilim adamları azgelişmişliği «doğu Felsefesine» bağlamışlar; Doğulunun zaman, bilgi ve dünya anlayışının değiştirilmesi ile bu ülkelerin gerilikten kurtulabileceğini ileri sürmüşlerdir (s. 70).

Azgelişmiş ülkelerin kalkınabilmeleri için çeşitli görüşler ileri süren Dünya Tarım ve Besin Birliğinin (FAO) ve Asya Yayın Birliğinin (ABU) ve hatta UNESCO'nun radyo ve televizyon yayınlan ile bu ülkelerde gelişme sağlanabileceğini ileri sürmeleri de bu eski günlerdeki tutumun izlerini taşımakta ve gelecek sayfalarda göreceğimiz gibi, bugünkü bilimsel verilere temelinden aykırı düşmektedir.

…sayısız denecek kadar çok araştırma radyo ve televizyonun henüz «sözsel haberleşme kalıbından» çıkıp da «araçsal haberleşmeye» bile geçmemiş azgelişmiş ülkelerde toplumsal yapıyı pekiştirmekten başka bir sonuç yaratamayacağını ortaya çıkarmış bulunmaktadır.

Öyleyse, «toplumsal gelişme» gibi çok geniş kapsamlı bir konuda radyo ve televizyonun etkinlik sağlayabileceğini ileri sürenler bu görüşü niçin savunmaktadırlar?
-yeni tüketim kalıplan kazandırması,
-azgelişmiş ülkedeki siyasal rejimin tabanını genişletmesine yol açması (s. 71-72),

Kitle Haberleşme Araçlarının «Yapabildikleri» Konusunda Savunulan Görüşler
Kitle haberleşme araçları ile bu ülkelerde teknik beceriler topluma yayılabilir, toplum para ekonomisine aktarılabilir ve bu yolla insanlara yeni iş alternatifleri hazırlanabilir.

(Kitle haberleşme araçları) Toplumun Ufkunu Gözetler
Dikkati Odaklaştırır (s. 73)
…halkın yenileşmeden yana yeni tutumlar kazanmasını sağlar

(Radyo ve televizyonun toplumsal gelişmeye katkı yapabilmesi için) öncelikle, böyle bir toplumda savunulacak olan gelişmeci yeniliklerin halk kitlelerince benimsenmesinin ve desteklenmesinin sağlanması gerekir (s. 86).

Yenilikler zorunlu olarak değişikliklerle gelir. Değişiklik, insanın alıştığı yaşam biçiminden ayrılmasını gerektirir.
…bireylerin yaşadıkları hayat yerine yenisini getirmekle bir yarar elde edeceklerine; yoksunluklarından ve endişelerinden kurtulacaklarına inandırılmaları gerekir (s. 87).

Yenilikçi bilgi ve düşüncelerin kitle tarafından doğru öğrenilebilmesi için, radyo ve televizyon gibi kitle haberleşme araçları ile yapılan haberleşmenin tek yönlü olmaması; kitleden devamlı «feedback» alınması gerekir (s. 89).

Radyo ve televizyonun, azgelişmişlik koşullarından kurtulamamış bulunan bir ülkede toplumun gelişmesi için gerekli olan yeni bilgilerin öğretilmesi, kitlelerin «ihtiyaçlarını hissedebilecek duruma getirilmesi» gibi konularda dolaysız ve salt bu araçların belirleyebileceği etkilerde bulunabileceği yanlış ve yanıltıcı bir görüştür (s. 93).

Türkiye'de radyo ve televizyondan ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma alanında yararlanma konusuyla ilgilenenlerin, ellerindeki bu iki aracın «büyüsüne» kapılıp, azgelişmiş bir ülke olan Türkiye'de «gelişmişlik» sorununun ekonomik, toplumsal, kültürel ve ülkenin dış ilişkileri alanında önemli kökleri olduğunu gözden kaçırmamaları gerekmektedir (s. 96).
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1971

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder