1 Mayıs 2022 Pazar

Bruce K. Ward - Dostoyevski’nin Batı Eleştirisi - Notlar

Bruce K. Ward - Dostoyevski’nin Batı Eleştirisi - Notlar

Yeryüzü Cennetinin Peşinde

Mütercim: Güneş Ayas, İthaki Yayınları, 2018

 


Çevirmenin Önsözü

Dostoyevski’nin Rusya için ele aldığı Batı sorunu, Türkiye’nin toplumsal gerçekliğiyle büyük paralellikler taşır.

Dostoyevski’nin Batı eleştirisi tüm metinlerinin temel arka planıdır.

 

XIX. yüzyılda Rusya'da neredeyse her roman aynı zamanda topluma sunulan yeni bir tez, her büyük romancı kendisini dünyayı ve halkını kurtarmakla sorumlu gören bir kanaat önderidir.

 

Ward’un eseri, Dostoyevski’yi salt bir edebiyatçı değil, felsefi, dini ve siyasi fikirleri olan bir "fikir adamı" olarak ele alır. Ward, Dostoyevski’nin teolojik/metafizik görüşleri ile politik Batı eleştirisini "toplumsal düzen sorunu" temel ana motifi etrafında birleştirir.

Ward, Dostoyevski'nin eserlerini yorumlarken öncelikle Dostoyevski’nin defterlerine ve gazete-dergi yazılarına odaklanır.

 

Giriş

19. yüzyılda Batı medeniyetinin derin bir krizle karşı karşıya olduğu anlayışı yaygınlaşmıştır.

"Batı medeniyetinin hastalıklarına, hatta bizzat varoluşuna yönelik endişeler, artık geçen yüzyılda olduğu gibi birkaç kişinin... fikirleriyle sınırlı değil." Bu krizin dışsal mı yoksa içsel (ruhsal) bir kriz mi olduğu tartışmalıdır. Ruhsal kriz olduğunu düşünenlere göre maddi problemler daha temel bir manevi bozulmanın göstergesidir.

Fyodor Dostoyevski, tam da Batı modernliğinin bu içsel krizine ışık tutabilmiş bir düşünürdür. Dostoyevski için Batı sorunu geçici bir heves değil, sanatının ve hayatının merkezindedir. Batı onun "ikinci vatanıdır," bu sayede Batı'yı hem içeriden derinden tanır hem de ona dışarıdan bakabilecek mesafeyi korur.

 

Dostoyevski'nin Batı hakkındaki fikirlerinin ciddiyetle incelenmesinin önünde iki engel bulunmuştur:

  1. Batı hakkındaki bilgisinin yalnızca edebiyat ve estetikle sınırlı sanılması (oysa Rousseau, Kant, Hegel, Hobbes, Felsefe, Ekonomi ve Siyaset okumuş, editörlük yapmış ve Avrupa seyahatlerinde pratiği incelemiştir).
  2. Politik ve Batı eleştirisine dair fikirlerinin dinsel/felsefi düşünceleriyle uyumsuz görülüp bir "19. yüzyıl Rus milliyetçiliği" dar kalıbına sıkıştırılması.

 

Vladimir Solovyov'un belirttiği gibi Dostoyevski’nin ana çabası toplumsal düzeni sağlamaya yönelik bir mefkûre aramaktır. "Dostoyevski'nin dinsel düşünceleriyle, Batı'ya ilişkin siyasal analizleri arasındaki çelişkinin iki kutbu, ancak 'en iyi beşeri düzen' sorunu çerçevesinde bir araya getirilebilir."

Dostoyevski, modern Batı düzeninin krizini çözmede, Batı'nın dinsel mirasının saptırılmasını ve asıl çözümlere Hıristiyanlık içinden nasıl ulaşılabileceğini analiz eder.

 

Birinci Bölüm: Rus Batıcılığının Tarihsel Gelişimi

Rus Batıcılığının Erken Dönemleri

Büyük Petro (1696-1725): Rus Batıcılığı "bizzat Büyük Petro'nun sonucu" idi. Petro iradeli bir dahi ancak aynı zamanda bir "canavar"dı. Reformları halkı muaf tutup sadece vergi kaynağı saymış, üst sınıf soyluları ise halktan ve topraktan koparmıştır. "Rus üst sınıfının tamamı, sonunda Almanlara dönüştü ve köklerinden koparak Alman olan her şeyi sevip Rus olan her şeyden tiksinmeye başladılar..."

 

Büyük Katerina (1762-1796): Batılılaşmayı bir "oyun" ve gösteriş olarak yürüttü. Dostoyevski bu dönemi şöyle tarif eder: "Ayağımıza ipek çorap geçirip başımıza bir peruk takınca, bir de kılıç kuşanıp Avrupalı olacağımızı sanıyorduk... Değişen bir şeyimiz yoktu gerçekte... uşaklarını kırbaçlatıyordu yine yaşlı adam."

 

Dekambristler (1825): Sofistike, lekesiz ama halktan kopuk bir soylu hareketiydi.

 

Dostoyevski ve Rus Batıcılığı

Dostoyevski çocukluğunda Karamzin, Puşkin, Schiller, Victor Hugo ve Balzac ile tanıştı. 1830'larda Romantizm etkisindeydi. 1840'larda eleştirmen Vissarion Belinski ile tanışması hayatının dönüm noktası oldu. Belinski, ateist hümanizmin ve Fransız ütopik sosyalizminin ateşli bir savunucusuydu. Belinski, Dostoyevski'ye şöyle diyordu: "İnanın çok safsınız! Sizin İsa'nız zamanımızda yaşasaydı, inanın, kimsenin farkına bile varmayacağı sıradan bir kişi olurdu. Zamanımızın bilimi ve insanlığı harekete geçirenler karşısında büsbütün silinir giderdi."

Dostoyevski, Belinski ve Petraşevski grubu aracılığıyla Fransız sosyalizmi ve "Avrupa liberalizmi" ile tanıştı. "Gelecekte 'yeniden kurulmuş bir dünya' gerçeğine ve komünist bir toplumun kutsallığına kendimi daha 1846'larda Belinski'nin etkisiyle adamıştım."

 

Sibirya Deneyimi ve Dönüşüm

1849'da tutuklanıp ölüm cezasına, ardından Sibirya sürgününe gönderilmesi Dostoyevski için radikal bir kırılma oldu.

  1. Halkla Buluşma: Sürgündeki suçlu ve köylü halkın derin Ortodoks inancına tanık oldu. Kiliselerdeki ayinlerde zincirli mahkûmların "Ey Tanrım, hırsız bile olsam, beni kabul et" diyerek diz çöküşünü gördü.
  2. Kötülük Gizemi: İnsan doğasındaki kötülüğün toplum düzeniyle çözülemeyeceğini Orlov gibi gaddar ve çelik iradeli mahkûmları görünce anladı. Liberalizmin "insanın gizlerini" çözemeyeceğini kavrayıp Hıristiyanlığa döndü.

 

1860'ta Petersburg'a dönünce Zaman dergisini çıkardı. Slavofillerin muhafazakâr kapanmasını da Batıcıların kör ateizmini de eleştirdi. Batıcıların evrensellik ve hakikat tutkusu ile Slavofillerin Hıristiyan halk değerlerini birleştirmeye çalıştı.

 

İkinci Bölüm: Düzeni Sağlamaya Yönelik "Büyük Mefküre"nin Teori ve Pratiği

Köksüzlük ve Beşeri Düzen

Batılılaşma ile Rus üst sınıfı toprağından ve halkından koparak "köksüz" hale gelmiştir. Geleneğin ve dinin yitirilmesi kargaşaya (besporyadok) yol açar. "İnsanın sırrı sadece yaşamasında değil, niye yaşadığını bilmesindedir."

Din, bir halkın ortak düzen ihtiyacını sağlayan ana kaynaktır. Bu kaynaktan kopuş kargaşa hastalığını ve "Yeraltı Adamı" tipini doğurmuştur. Yeraltı adamı, ortak bir mefkûreden yoksun bilincin felç oluşudur. "Yeraltının sebebi kesin genel kurallara olan inancımızın ortadan kalkmasıdır. Artık hiçbir şey kutsal değildir." Raskolnikov'un rüyasındaki trişin veba afeti de ortak hakikatin yitirilişinin kargaşa resmidir.

 

"Büyük Mefkûre" 1840'ların Batıcılığı

1840'ların idealist liberalleri (Ecinniler'deki Stepan Verhovenski ve Delikanlı'daki Versilov) milli gelenekleri ve vatan kavramını prensip olarak reddedip "ahlaki zemin" adına küçümsediler. "Soylu her şeydir, çünkü uygarlığın unsurları ve liderlik özellikleri onda toplanmıştır" iddiasıyla hareket ettiler.

 

Cenevre Düşüncesi: Eşitlik ve Kardeşlik

Rousseau kaynaklı "Cenevre Düşüncesi", Tanrı'sız bir dünyada ahlak, akıl ve bilinçli iradeyle insan kardeşliğini kurma ülküsüdür. Versilov bu yeryüzü cenneti hayalini şöyle anlatır: "Yüce ölümsüzlük ülküsü yitip gider, yerini başka şeyler alır... Kendilerinin gelip geçici, ölümlü olduklarını anladıkları ölçüde, bambaşka... bir sevgiyle severler toprağı, hayatı." Ancak Tanrı'sız bu sevgi muğlaktır ve pratik bir dirençten yoksundur.

 

"Mefkûre"nin Bir Sonraki Aşaması: 1860'ların Batıcılığı

1860'lar kuşağı ("Oğullar"), liberallerin teori ile pratik arasındaki boşluğunu kapatmak için sabırsızlandı.

  • Bilimsel Sosyalizm (Çernişevski): İnsan doğasını doğa kanunlarına ve çıkar hesaplarına bağladı. Yeraltından Notlar buna itiraz eder: İnsan sırf çıkarla değil, özgür iradesi ve hatta yıkıcılığı pahasına hareket edebilir.
  • Devrimci Sosyalizm ve Terör (Neçayev / Peter Verhovenski): Düzeni kurmak için önce tam kargaşa ve ahlaksızlık yaratmayı savundu.
  • Şigalyovizm (Şigalyov): "En eski zamanlardan bugüne kadar, toplumlar için sistem önerenlerin hepsi... hayalci ve budala kişiler... Sınırsız özgürlükten yola çıkarak sınırsız despotizme ulaştım." Toplumun %90'ı köleleştirilecek, %10'u onları yönetecektir.

 

Rus Batıcılığının Eleştirisinden Batı'nın Eleştirisine

1840'ların hümanist liberalizmi (babalar), zorunlu mantıksal silsileyle 1860'ların Şigalyovcu tiranlığına (oğullar) evrilmiştir. Stepan Verhovenski ölmeden önce bunu idrak ederek İncil'deki domuzlar hikayesini hatırlar: "Hasta adamdan çıkan ve domuzlara giren şeytanlar... Biziz bunlar. Biz ve onlar... Deliler gibi kayalıklardan denize atlayacağız ve hepimiz öleceğiz."

 

Üçüncü Bölüm: Modern Batı'da "Büyük Mefküre"

Geleneksel Batı Düzeninin Yıkılması

Roma Katolik medeniyeti 12. yüzyılda doruktaydı (Budala'da Lebedev'in anlattığı 60 keşişi yiyen ve işkenceden korkmayıp pişmanlıkla kendini kiliseye ihbar eden adam hikayesi insanları bağlayan ortak inancın gücünü gösterir). Ancak Rönesans, Protestanlık ve Aydınlanma akla dayanarak bu düzeni oydu. Fransız Devrimi "salt aklın yasaları temelinde sağlanacak bir adalet rüyası" olarak Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik formülünü getirdi.

 

Yeni Düzen ve Batılı Halklar

  • Fransa: Fransız uygarlığı dışsal zarafete, biçime ve burjuva melodramına dayanır. Burjuva liberalizmi özgürlüğü ticari çıkar serbestliğine indirgemiştir. "Fransız demek güzel bir kalıba girmiş demektir... dış görünüşleri güzel, hoş olabilir. Ama ruh yönünden hiç de öyle değil."
  • İngiltere ve ABD: Dostoyevski 1862 Londra gezisinde Kristal Saray'ı ve Sanayi Devrimi'ni görür. Bu güç Babil'i ve Baal'e tapınmayı andırır. "Baale tapmamak... önünüzdekileri içinizde yaşattığınız ülkü diye bellememek için... bir ruhsal direncin gerektiğini hissedersiniz."

 

Sefalet içindeki Whitechapel semtindeki işçiler insanlığın şöleninden kovulmuştur. ABD ise burjuvazinin geçmiş geleneklerce engellenmeden tümüyle maddecilik ve kâr üzerine kurulu bir sömürü düzeni kurduğu yerdir.

  • Almanya: Alman burjuvazisi dürüst, çalışkan ama otoriteye son derece uysaldır ("Peder Bey" zihniyeti). Fransa ile savaştığında zafer sarhoşluğuna kapılmıştır. Dostoyevski bu çatışmayı müzikal bir benzetmeyle anlatır: Gururlu ve coşkulu Marseillaise melodisi, kaba ve küstah Mein Lieber Augustin temasına yenik düşer.

 

Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru: Liberal Burjuva Demokrasisi

Avrupa'da egemen olan "Liberal Burjuva Demokrasisi" ahlaki düsturunu şöyle özetler: "Herkes kendi için, yalnızca kendi için; insanlar arasında her çeşitten ilişki salt kendi için!" Ancak bu düzen alt sınıfları sömürdüğü için sürekli korku içindedir.

 

Düzenin Krizi ve Batı’nın Geleceği

Sınıf ayrımı ve işçi kitlelerinin öfkesi korkunç savaşlara ve devrimlere gebedir. Liberal demokrasi manevi derinlikten yoksun olduğu için dördüncü zümrenin (proletaryanın) gelişi karşısında yıkılacaktır. Bu krizin sonunda Dostoyevski kehanet gibi bir toplumsal formüle ulaşır: "Papa-komünizmin lideri."

Çaresiz kalan Katolik Kilisesi ayakta kalmak için mülksüz kitlelerle ve komünizmle birleşip dünya krallığını kuracaktır.

 

Dördüncü Bölüm: Batı'nın Nihai Toplumsal Çözümü

"Büyük Engizisyoncu"

Karamazov Kardeşler'deki bu bölüm, 16. yüzyıl Sevilla'sında geçer. 90 yaşındaki Kardinal (Büyük Engizisyoncu), hücresine koydurduğu İsa'ya konuşur. Şeytan'ın çölde İsa'ya sorduğu üç soru, beşeri düzen probleminin temel anahtarıdır. "Bu sorular insan yaradılışının çözümlenmemiş ve tarihe mal olmuş çelişmelerinin üç şeklidir."

 

Birinci Ayartıcı (Dünyevi Ekmek)

Şeytan "Taşları ekmek yap" demiştir. İsa bunu reddedip insana vicdan özgürlüğünü ("semavi ekmek") vermiştir. Ancak Engizisyoncu'ya göre zayıf insanoğlu özgürlüğün yükünü taşıyamaz; dünyevi ekmeği seçer. "Önce insanların karnını doyur, ondan sonra onlardan ahlak talep et." Sosyalizm de modern dönemde semavi ekmeği reddedip dünyevi ekmeği vaat ederek Babil Kulesi'ni inşa eder.

 

İkinci Ayartıcı (Mucize, Sır ve Otorite)

İsa tapınağın kulesinden atlamayarak mucizeyle insanları köleleştirmeyi reddetmiştir. Oysa insan vicdan özgürlüğünden eziyet duyar; vicdanını devredecek güçler arar. "Sana başkaldıran güçsüz isyancıların vicdanlarını... bağlayan, etki altında tutal üç güç var: Mucize, sır ve otorite."

Engizisyoncu, insanlara bu sırrı vererek vicdan azaplarını dindirip onları çocuksu bir mutluluğa kavuşturduklarını söyler.

 

Üçüncü Ayartıcı (Dünya Krallığı / Evrensel Devlet)

Şeytan İsa'ya dünya krallıklarını teklif etmiştir; İsa reddetmiştir. Engizisyoncu ise "Sezar'ın kılıcını" kabul ettiklerini açıklar. İnsanoğlunun son derdi evrensel birleşme, karınca yuvası gibi bir devlettir. "Biz Seninle değil o'nunlayız, sırrımız bu işte" diyerek Şeytan'ın tarafına geçtiklerini itiraf eder.

 

Batı'nın Nihai Toplumsal Çözümünün Gayesi ve İnsan-Tanrı

Engizisyoncu'nun tiranlığı, insanlık sevgisinden ve rasyonel akıldan yola çıkan Cenevre düşüncesinin en tutarlı sonucudur. Engizisyoncu Tanrı'ya inanmaz. "Senin engizisyoncu Tanrı'ya inanmıyor, sırrı bu, başka şey değil!"

İvan Karamazov da "Çocukların ıstırabı gerçeğin satın alınması için ödenene katıldıysa, bu gerçeğin böyle bir pahaya değmediğini şimdiden söylerim... Bu yüzden ben bileti hemen geri veriyorum" diyerek Tanrı'nın dünyasını reddeder. Tanrı yoksa "Her şey mubahtır." Tanrı'nın yerini "İnsan-Tanrı" alır. Kirilov'un intiharı da Tanrı'yı yok edip insanın kendi tanrılığını ilan etme çabasıdır.

 

Beşinci Bölüm: Batı'nın Nihai Toplumsal Çözümü Hakkında Dostoyevski'nin Değerlendirmesi

İsa'nın Sessizliği

İsa, Engizisyoncu'nun nutku boyunca tek kelime etmez; sonunda ihtiyarın kansız dudaklarından öper. Bu mantık ötesi, kalbe dayanan sevginin yanıtıdır. Dostoyevski'ye göre akıl maddi dünyaya aittir; hakikat, ruh ve Tanrı ancak "kalp" vasıtasıyla hissedilir. "Tabiat, ruh, aşk ve Tanrı kişinin ancak yüreği ile hissedilebilir, yoksa akıl yoluyla değil."

 

İnsan-Tanrı'nın Kendine İhaneti

İnsan-Tanrı modeli (Stavrogin, Kirilov, İvan) pratikte başarıya ulaşamaz. Stavrogin can sıkıntısı ve suçlulukla intihar eder; Kirilov'un intiharı groteskleşir; İvan ise suçluluk duygusu ve beyin hummasıyla deliliğe sürüklenir. İnsan-Tanrı fikri hayatın canlı gerçekliği karşısında hiçliğe ve öz-yıkıma dönüşür.

 

İsa'nın Sessizliğinin Bozulması (İlahi Adalet Fikri)

Peder Zosima, İvan'ın isyanına Eyüp Kitabı ve "İlahi Adalet" ile cevap verir. Dünyevi kargaşa ve acı, sonsuz ilahi uyumun yanında geçicidir. Kürek mahkûmu Mitya Karamazov zindanda şöyle haykırır: "Çeşit çeşit azap içinde, varım! diyeceğim; işkenceden kıvranırken gene varım! ... Güneşin varlığını bilmek bile yaşamaktır."

 

Kilise Düşüncesi

Dostoyevski'nin alternatifi "Kilise Düşüncesi"dir:

  1. Özgürlük: Nefsi ve arzuları fethetmek, manevi ferahlığa ulaşmaktır.
  2. Eşitlik: Her insanın ortak ilahi kaynaktan beslenmesiyle eşit sayılmasıdır.
  3. Kardeşlik: Bireyselliğin yok olmadan evrensel sevgide birleşmesidir. İlyuşa’nın cenazesindeki çocukların Alyoşa etrafında birleşmesi bu kardeşliğin canlı örneğidir.

 

Altıncı Bölüm: Rus Sosyalizmi ve Batı'nın Krizi

Pratik Hıristiyanlık Teorisi

Dostoyevski dışsal yapıların devrimle değişmesini değil, insanın kendinden başlamasını savunur. "Dünaynın yeniden biçimlendirilmesi gerek, ama bu işin ilk adımı her şeye kendimizden başlamak olmalıdır." Dünyanın içinde bir keşiş gibi yaşayacak "yeni insan" tipi Alyoşa Karamazov'dur.

 

Dostoyevski'nin Tarih Felsefesi ve Kilise-Devlet Karşıtlığı

Tarih, Devlet Fikri ile Kilise Fikri arasındaki mücadeledir. Devlet insanı köleleştirir; Kilise özgürleştirir. "dünyada var olan devlet, eninde sonunda tam anlamıyla Kilise haline gelmeli..."

 

Batı'da Kilise ve Devletin Tarihi

  • Roma: Zoraki birlik ve Sezar'ın kılıcıydı.
  • Roma Katolikliği: Filioque eklentisiyle Hıristiyanlığı rasyonelleştirdi; Tanrı'nın dünyadaki yokluğunu varsayarak "Sezar'ın kılıcını" devraldı ve devletleşti.
  • Protestanlık: Katolikliğin kabını kırdı ancak suyu toprağa döktü; bireysel akla dayanarak sınırsız parçalanmaya yol açtı.

 

Rusya'da Kilise ve Devletin Tarihi (Rus Sosyalizmi)

Doğu Kilisesi (Ortodoksluk) İsa imgesini saflığıyla korumuştur. Rus halkının bağrında var olan dinsel topluluk bilinci (sobornost / obsçina), Dostoyevski tarafından "Rus Sosyalizmi" olarak adlandırılır. Bu sosyalizm, maddeciliğe değil Hıristiyan kardeşliğine dayanır.

 

Rusya ve Modern Batı'nın Krizi

Puşkin Konuşması'nda belirttiği gibi Rusya'nın misyonu evrensel kardeşliktir. "Rusya'nın kaderi evrensellik katına çıkmaktır; kılıç zoruyla değil, kardeşlik bağlarının kuvvetiyle, insanları kardeşlik ülküsü çerçevesinde birleştirme emelimizle."

Dostoyevski, Doğu Sorunu ve İstanbul çağrılarında kılıcı masumları korumak dışında reddetmiş, Batı'nın akılcı tiranlığına karşı Hıristiyan sevgisinin ışığını savunmuştur.

 

Ek

Filioque Meselesi

Filioque ibaresi, Doğu Kilisesi teolojisine göre Hıristiyanlığın temel prensibinin (Tanrı'nın aynı zamanda hem aşkın hem içkin olması paradoksu) rasyonelleştirilerek yanlış anlaşılmasına yol açmıştır. İznik Amentüsü, Tanrısal Öz ile hipostatik güçler ve Baba'nın Şahsiyeti arasında ayrım yaparak bu ilahi paradoksu korumuş; aklın sınırlı becerileriyle bu kutsal alana davetsiz bir misafir gibi girmesini engellemeyi amaçlamıştır. Dostoyevski'nin düşüncesinde bu teolojik kırılma, kilise ile devlet arasındaki ilişkinin ve rasyonelleşmenin temelini oluşturur.

 

Batı (Latin) kilisesi, Arianizm ve pagan tehditlerine karşı Tanrı'nın birliğini Babanın şahsiyeti yerine "Tanrısal Öz"de (Summum Ens) arayarak rasyonel bir kesinlik temin etmeye çalışmıştır. Amentü'ye filioque (Oğul'dan da) ibaresinin eklenmesiyle, üç hipostazın çoklu ve iletilebilir güçleri ikincil plana itilmiş; bölünmez ve aşkın Tanrısal Öz vurgusu nihayetinde Tanrı'nın dünyanın dışına sürülmesiyle sonuçlanmıştır.

 

Doğu Hıristiyanlığı'nda Tanrı'nın içkinliği gereği İsa mahalli kiliselerin vasıtasız başıdır ve tüm piskoposlar yetki bakımından eşittir. Batı teolojisindeki rasyonelleşme ve Tanrı'nın dünyadaki eksiksiz mevcudiyetinin zayıflaması ise, İsa'nın yeniden dönüşüne kadar O'nun yerini alacak görünür bir lider (Roma Piskoposu/Papalık) ihtiyacını ve Sezarvari bir mutlak yönetim idealini doğurmuştur. Dostoyevski'ye göre Papalığın hak ve yetkiler açısından öncelik iddiası, Batı'daki bu teolojik rasyonelleşmenin ilk ve en önemli pratik sonucudur.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder