Bruce
K. Ward - Dostoyevski’nin Batı Eleştirisi -
Notlar
Yeryüzü Cennetinin Peşinde
Mütercim: Güneş Ayas, İthaki Yayınları, 2018
Çevirmenin Önsözü
Dostoyevski’nin Rusya için ele aldığı Batı sorunu, Türkiye’nin
toplumsal gerçekliğiyle büyük paralellikler taşır.
Dostoyevski’nin Batı eleştirisi tüm metinlerinin temel arka
planıdır.
XIX. yüzyılda Rusya'da neredeyse her roman aynı zamanda
topluma sunulan yeni bir tez, her büyük romancı kendisini dünyayı ve halkını
kurtarmakla sorumlu gören bir kanaat önderidir.
Ward’un eseri, Dostoyevski’yi salt bir edebiyatçı değil,
felsefi, dini ve siyasi fikirleri olan bir "fikir adamı" olarak ele
alır. Ward, Dostoyevski’nin teolojik/metafizik görüşleri ile politik Batı
eleştirisini "toplumsal düzen sorunu" temel ana motifi etrafında
birleştirir.
Ward, Dostoyevski'nin eserlerini yorumlarken öncelikle Dostoyevski’nin
defterlerine ve gazete-dergi yazılarına odaklanır.
Giriş
19. yüzyılda Batı medeniyetinin derin bir krizle karşı
karşıya olduğu anlayışı yaygınlaşmıştır.
"Batı medeniyetinin hastalıklarına, hatta bizzat
varoluşuna yönelik endişeler, artık geçen yüzyılda olduğu gibi birkaç
kişinin... fikirleriyle sınırlı değil." Bu krizin dışsal mı yoksa içsel
(ruhsal) bir kriz mi olduğu tartışmalıdır. Ruhsal kriz olduğunu düşünenlere
göre maddi problemler daha temel bir manevi bozulmanın göstergesidir.
Fyodor Dostoyevski, tam da Batı modernliğinin bu içsel
krizine ışık tutabilmiş bir düşünürdür. Dostoyevski için Batı sorunu geçici bir
heves değil, sanatının ve hayatının merkezindedir. Batı onun "ikinci vatanıdır,"
bu sayede Batı'yı hem içeriden derinden tanır hem de ona dışarıdan bakabilecek
mesafeyi korur.
Dostoyevski'nin Batı hakkındaki fikirlerinin ciddiyetle
incelenmesinin önünde iki engel bulunmuştur:
- Batı
hakkındaki bilgisinin yalnızca edebiyat ve estetikle sınırlı sanılması
(oysa Rousseau, Kant, Hegel, Hobbes, Felsefe, Ekonomi ve Siyaset okumuş,
editörlük yapmış ve Avrupa seyahatlerinde pratiği incelemiştir).
- Politik
ve Batı eleştirisine dair fikirlerinin dinsel/felsefi düşünceleriyle
uyumsuz görülüp bir "19. yüzyıl Rus milliyetçiliği" dar kalıbına
sıkıştırılması.
Vladimir Solovyov'un belirttiği gibi Dostoyevski’nin ana
çabası toplumsal düzeni sağlamaya yönelik bir mefkûre aramaktır. "Dostoyevski'nin
dinsel düşünceleriyle, Batı'ya ilişkin siyasal analizleri arasındaki çelişkinin
iki kutbu, ancak 'en iyi beşeri düzen' sorunu çerçevesinde bir araya
getirilebilir."
Dostoyevski, modern Batı düzeninin krizini çözmede, Batı'nın
dinsel mirasının saptırılmasını ve asıl çözümlere Hıristiyanlık içinden nasıl
ulaşılabileceğini analiz eder.
Birinci Bölüm: Rus Batıcılığının Tarihsel Gelişimi
Rus Batıcılığının Erken Dönemleri
Büyük Petro (1696-1725): Rus Batıcılığı "bizzat
Büyük Petro'nun sonucu" idi. Petro iradeli bir dahi ancak aynı zamanda bir
"canavar"dı. Reformları halkı muaf tutup sadece vergi kaynağı saymış,
üst sınıf soyluları ise halktan ve topraktan koparmıştır. "Rus üst
sınıfının tamamı, sonunda Almanlara dönüştü ve köklerinden koparak Alman olan
her şeyi sevip Rus olan her şeyden tiksinmeye başladılar..."
Büyük Katerina (1762-1796): Batılılaşmayı bir "oyun"
ve gösteriş olarak yürüttü. Dostoyevski bu dönemi şöyle tarif eder: "Ayağımıza
ipek çorap geçirip başımıza bir peruk takınca, bir de kılıç kuşanıp Avrupalı
olacağımızı sanıyorduk... Değişen bir şeyimiz yoktu gerçekte... uşaklarını
kırbaçlatıyordu yine yaşlı adam."
Dekambristler (1825): Sofistike, lekesiz ama halktan
kopuk bir soylu hareketiydi.
Dostoyevski ve Rus Batıcılığı
Dostoyevski çocukluğunda Karamzin, Puşkin, Schiller, Victor
Hugo ve Balzac ile tanıştı. 1830'larda Romantizm etkisindeydi. 1840'larda
eleştirmen Vissarion Belinski ile tanışması hayatının dönüm noktası oldu.
Belinski, ateist hümanizmin ve Fransız ütopik sosyalizminin ateşli bir
savunucusuydu. Belinski, Dostoyevski'ye şöyle diyordu: "İnanın çok
safsınız! Sizin İsa'nız zamanımızda yaşasaydı, inanın, kimsenin farkına bile
varmayacağı sıradan bir kişi olurdu. Zamanımızın bilimi ve insanlığı harekete
geçirenler karşısında büsbütün silinir giderdi."
Dostoyevski, Belinski ve Petraşevski grubu aracılığıyla
Fransız sosyalizmi ve "Avrupa liberalizmi" ile tanıştı. "Gelecekte
'yeniden kurulmuş bir dünya' gerçeğine ve komünist bir toplumun kutsallığına
kendimi daha 1846'larda Belinski'nin etkisiyle adamıştım."
Sibirya Deneyimi ve Dönüşüm
1849'da tutuklanıp ölüm cezasına, ardından Sibirya sürgününe
gönderilmesi Dostoyevski için radikal bir kırılma oldu.
- Halkla
Buluşma: Sürgündeki suçlu ve köylü halkın derin Ortodoks inancına
tanık oldu. Kiliselerdeki ayinlerde zincirli mahkûmların "Ey Tanrım,
hırsız bile olsam, beni kabul et" diyerek diz çöküşünü gördü.
- Kötülük
Gizemi: İnsan doğasındaki kötülüğün toplum düzeniyle çözülemeyeceğini
Orlov gibi gaddar ve çelik iradeli mahkûmları görünce anladı. Liberalizmin
"insanın gizlerini" çözemeyeceğini kavrayıp Hıristiyanlığa
döndü.
1860'ta Petersburg'a dönünce Zaman dergisini çıkardı.
Slavofillerin muhafazakâr kapanmasını da Batıcıların kör ateizmini de
eleştirdi. Batıcıların evrensellik ve hakikat tutkusu ile Slavofillerin
Hıristiyan halk değerlerini birleştirmeye çalıştı.
İkinci Bölüm: Düzeni Sağlamaya Yönelik "Büyük Mefküre"nin Teori ve
Pratiği
Köksüzlük ve Beşeri Düzen
Batılılaşma ile Rus üst sınıfı toprağından ve halkından
koparak "köksüz" hale gelmiştir. Geleneğin ve dinin yitirilmesi
kargaşaya (besporyadok) yol açar. "İnsanın sırrı sadece yaşamasında değil,
niye yaşadığını bilmesindedir."
Din, bir halkın ortak düzen ihtiyacını sağlayan ana
kaynaktır. Bu kaynaktan kopuş kargaşa hastalığını ve "Yeraltı Adamı"
tipini doğurmuştur. Yeraltı adamı, ortak bir mefkûreden yoksun bilincin felç
oluşudur. "Yeraltının sebebi kesin genel kurallara olan inancımızın
ortadan kalkmasıdır. Artık hiçbir şey kutsal değildir." Raskolnikov'un
rüyasındaki trişin veba afeti de ortak hakikatin yitirilişinin kargaşa
resmidir.
"Büyük Mefkûre" 1840'ların Batıcılığı
1840'ların idealist liberalleri (Ecinniler'deki Stepan
Verhovenski ve Delikanlı'daki Versilov) milli gelenekleri ve vatan kavramını
prensip olarak reddedip "ahlaki zemin" adına küçümsediler. "Soylu
her şeydir, çünkü uygarlığın unsurları ve liderlik özellikleri onda
toplanmıştır" iddiasıyla hareket ettiler.
Cenevre Düşüncesi: Eşitlik ve Kardeşlik
Rousseau kaynaklı "Cenevre Düşüncesi", Tanrı'sız
bir dünyada ahlak, akıl ve bilinçli iradeyle insan kardeşliğini kurma
ülküsüdür. Versilov bu yeryüzü cenneti hayalini şöyle anlatır: "Yüce
ölümsüzlük ülküsü yitip gider, yerini başka şeyler alır... Kendilerinin gelip
geçici, ölümlü olduklarını anladıkları ölçüde, bambaşka... bir sevgiyle
severler toprağı, hayatı." Ancak Tanrı'sız bu sevgi muğlaktır ve pratik
bir dirençten yoksundur.
"Mefkûre"nin Bir Sonraki Aşaması: 1860'ların Batıcılığı
1860'lar kuşağı ("Oğullar"), liberallerin teori
ile pratik arasındaki boşluğunu kapatmak için sabırsızlandı.
- Bilimsel
Sosyalizm (Çernişevski): İnsan doğasını doğa kanunlarına ve çıkar
hesaplarına bağladı. Yeraltından Notlar buna itiraz eder: İnsan sırf
çıkarla değil, özgür iradesi ve hatta yıkıcılığı pahasına hareket
edebilir.
- Devrimci
Sosyalizm ve Terör (Neçayev / Peter Verhovenski): Düzeni kurmak için
önce tam kargaşa ve ahlaksızlık yaratmayı savundu.
- Şigalyovizm
(Şigalyov): "En eski zamanlardan bugüne kadar, toplumlar için
sistem önerenlerin hepsi... hayalci ve budala kişiler... Sınırsız
özgürlükten yola çıkarak sınırsız despotizme ulaştım." Toplumun %90'ı
köleleştirilecek, %10'u onları yönetecektir.
Rus Batıcılığının Eleştirisinden Batı'nın Eleştirisine
1840'ların hümanist liberalizmi (babalar), zorunlu mantıksal
silsileyle 1860'ların Şigalyovcu tiranlığına (oğullar) evrilmiştir. Stepan
Verhovenski ölmeden önce bunu idrak ederek İncil'deki domuzlar hikayesini
hatırlar: "Hasta adamdan çıkan ve domuzlara giren şeytanlar... Biziz
bunlar. Biz ve onlar... Deliler gibi kayalıklardan denize atlayacağız ve
hepimiz öleceğiz."
Üçüncü Bölüm: Modern Batı'da "Büyük Mefküre"
Geleneksel Batı Düzeninin Yıkılması
Roma Katolik medeniyeti 12. yüzyılda doruktaydı (Budala'da
Lebedev'in anlattığı 60 keşişi yiyen ve işkenceden korkmayıp pişmanlıkla
kendini kiliseye ihbar eden adam hikayesi insanları bağlayan ortak inancın
gücünü gösterir). Ancak Rönesans, Protestanlık ve Aydınlanma akla dayanarak bu
düzeni oydu. Fransız Devrimi "salt aklın yasaları temelinde sağlanacak bir
adalet rüyası" olarak Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik formülünü getirdi.
Yeni Düzen ve Batılı Halklar
- Fransa:
Fransız uygarlığı dışsal zarafete, biçime ve burjuva melodramına dayanır.
Burjuva liberalizmi özgürlüğü ticari çıkar serbestliğine indirgemiştir. "Fransız
demek güzel bir kalıba girmiş demektir... dış görünüşleri güzel, hoş
olabilir. Ama ruh yönünden hiç de öyle değil."
- İngiltere
ve ABD: Dostoyevski 1862 Londra gezisinde Kristal Saray'ı ve Sanayi
Devrimi'ni görür. Bu güç Babil'i ve Baal'e tapınmayı andırır. "Baale
tapmamak... önünüzdekileri içinizde yaşattığınız ülkü diye bellememek
için... bir ruhsal direncin gerektiğini hissedersiniz."
Sefalet içindeki Whitechapel
semtindeki işçiler insanlığın şöleninden kovulmuştur. ABD ise burjuvazinin
geçmiş geleneklerce engellenmeden tümüyle maddecilik ve kâr üzerine kurulu bir
sömürü düzeni kurduğu yerdir.
- Almanya:
Alman burjuvazisi dürüst, çalışkan ama otoriteye son derece uysaldır
("Peder Bey" zihniyeti). Fransa ile savaştığında zafer
sarhoşluğuna kapılmıştır. Dostoyevski bu çatışmayı müzikal bir benzetmeyle
anlatır: Gururlu ve coşkulu Marseillaise melodisi, kaba ve küstah Mein
Lieber Augustin temasına yenik düşer.
Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru: Liberal Burjuva Demokrasisi
Avrupa'da egemen olan "Liberal Burjuva
Demokrasisi" ahlaki düsturunu şöyle özetler: "Herkes kendi için,
yalnızca kendi için; insanlar arasında her çeşitten ilişki salt kendi
için!" Ancak bu düzen alt sınıfları sömürdüğü için sürekli korku
içindedir.
Düzenin Krizi ve Batı’nın Geleceği
Sınıf ayrımı ve işçi kitlelerinin öfkesi korkunç savaşlara
ve devrimlere gebedir. Liberal demokrasi manevi derinlikten yoksun olduğu için
dördüncü zümrenin (proletaryanın) gelişi karşısında yıkılacaktır. Bu krizin
sonunda Dostoyevski kehanet gibi bir toplumsal formüle ulaşır: "Papa-komünizmin
lideri."
Çaresiz kalan Katolik Kilisesi ayakta kalmak için mülksüz
kitlelerle ve komünizmle birleşip dünya krallığını kuracaktır.
Dördüncü Bölüm: Batı'nın Nihai Toplumsal Çözümü
"Büyük Engizisyoncu"
Karamazov Kardeşler'deki bu bölüm, 16. yüzyıl Sevilla'sında
geçer. 90 yaşındaki Kardinal (Büyük Engizisyoncu), hücresine koydurduğu İsa'ya
konuşur. Şeytan'ın çölde İsa'ya sorduğu üç soru, beşeri düzen probleminin temel
anahtarıdır. "Bu sorular insan yaradılışının çözümlenmemiş ve tarihe mal
olmuş çelişmelerinin üç şeklidir."
Birinci Ayartıcı (Dünyevi Ekmek)
Şeytan "Taşları ekmek yap" demiştir. İsa bunu
reddedip insana vicdan özgürlüğünü ("semavi ekmek") vermiştir. Ancak
Engizisyoncu'ya göre zayıf insanoğlu özgürlüğün yükünü taşıyamaz; dünyevi
ekmeği seçer. "Önce insanların karnını doyur, ondan sonra onlardan ahlak
talep et." Sosyalizm de modern dönemde semavi ekmeği reddedip dünyevi
ekmeği vaat ederek Babil Kulesi'ni inşa eder.
İkinci Ayartıcı (Mucize, Sır ve Otorite)
İsa tapınağın kulesinden atlamayarak mucizeyle insanları
köleleştirmeyi reddetmiştir. Oysa insan vicdan özgürlüğünden eziyet duyar;
vicdanını devredecek güçler arar. "Sana başkaldıran güçsüz isyancıların
vicdanlarını... bağlayan, etki altında tutal üç güç var: Mucize, sır ve otorite."
Engizisyoncu, insanlara bu sırrı vererek vicdan azaplarını
dindirip onları çocuksu bir mutluluğa kavuşturduklarını söyler.
Üçüncü Ayartıcı (Dünya Krallığı / Evrensel Devlet)
Şeytan İsa'ya dünya krallıklarını teklif etmiştir; İsa
reddetmiştir. Engizisyoncu ise "Sezar'ın kılıcını" kabul ettiklerini
açıklar. İnsanoğlunun son derdi evrensel birleşme, karınca yuvası gibi bir
devlettir. "Biz Seninle değil o'nunlayız, sırrımız bu işte" diyerek
Şeytan'ın tarafına geçtiklerini itiraf eder.
Batı'nın Nihai Toplumsal Çözümünün Gayesi ve İnsan-Tanrı
Engizisyoncu'nun tiranlığı, insanlık sevgisinden ve rasyonel
akıldan yola çıkan Cenevre düşüncesinin en tutarlı sonucudur. Engizisyoncu
Tanrı'ya inanmaz. "Senin engizisyoncu Tanrı'ya inanmıyor, sırrı bu, başka
şey değil!"
İvan Karamazov da "Çocukların ıstırabı gerçeğin satın
alınması için ödenene katıldıysa, bu gerçeğin böyle bir pahaya değmediğini
şimdiden söylerim... Bu yüzden ben bileti hemen geri veriyorum" diyerek
Tanrı'nın dünyasını reddeder. Tanrı yoksa "Her
şey mubahtır." Tanrı'nın yerini "İnsan-Tanrı" alır. Kirilov'un
intiharı da Tanrı'yı yok edip insanın kendi tanrılığını ilan etme çabasıdır.
Beşinci Bölüm: Batı'nın Nihai Toplumsal Çözümü Hakkında Dostoyevski'nin
Değerlendirmesi
İsa'nın Sessizliği
İsa, Engizisyoncu'nun nutku boyunca tek kelime etmez;
sonunda ihtiyarın kansız dudaklarından öper. Bu mantık ötesi, kalbe dayanan
sevginin yanıtıdır. Dostoyevski'ye göre akıl maddi dünyaya aittir; hakikat, ruh
ve Tanrı ancak "kalp" vasıtasıyla hissedilir. "Tabiat, ruh, aşk
ve Tanrı kişinin ancak yüreği ile hissedilebilir, yoksa akıl yoluyla değil."
İnsan-Tanrı'nın Kendine İhaneti
İnsan-Tanrı modeli (Stavrogin, Kirilov, İvan) pratikte
başarıya ulaşamaz. Stavrogin can sıkıntısı ve suçlulukla intihar eder;
Kirilov'un intiharı groteskleşir; İvan ise suçluluk duygusu ve beyin hummasıyla
deliliğe sürüklenir. İnsan-Tanrı fikri hayatın canlı gerçekliği karşısında
hiçliğe ve öz-yıkıma dönüşür.
İsa'nın Sessizliğinin Bozulması (İlahi Adalet Fikri)
Peder Zosima, İvan'ın isyanına Eyüp Kitabı ve "İlahi
Adalet" ile cevap verir. Dünyevi kargaşa ve acı, sonsuz ilahi uyumun
yanında geçicidir. Kürek mahkûmu Mitya Karamazov zindanda şöyle haykırır: "Çeşit
çeşit azap içinde, varım! diyeceğim; işkenceden kıvranırken gene varım! ...
Güneşin varlığını bilmek bile yaşamaktır."
Kilise Düşüncesi
Dostoyevski'nin alternatifi "Kilise Düşüncesi"dir:
- Özgürlük:
Nefsi ve arzuları fethetmek, manevi ferahlığa ulaşmaktır.
- Eşitlik:
Her insanın ortak ilahi kaynaktan beslenmesiyle eşit sayılmasıdır.
- Kardeşlik:
Bireyselliğin yok olmadan evrensel sevgide birleşmesidir. İlyuşa’nın
cenazesindeki çocukların Alyoşa etrafında birleşmesi bu kardeşliğin canlı
örneğidir.
Altıncı Bölüm: Rus Sosyalizmi ve Batı'nın Krizi
Pratik Hıristiyanlık Teorisi
Dostoyevski dışsal yapıların devrimle değişmesini değil,
insanın kendinden başlamasını savunur. "Dünaynın yeniden biçimlendirilmesi
gerek, ama bu işin ilk adımı her şeye kendimizden başlamak olmalıdır."
Dünyanın içinde bir keşiş gibi yaşayacak "yeni insan" tipi Alyoşa
Karamazov'dur.
Dostoyevski'nin Tarih Felsefesi ve Kilise-Devlet Karşıtlığı
Tarih, Devlet Fikri ile Kilise Fikri arasındaki mücadeledir.
Devlet insanı köleleştirir; Kilise özgürleştirir. "dünyada var olan
devlet, eninde sonunda tam anlamıyla Kilise haline gelmeli..."
Batı'da Kilise ve Devletin Tarihi
- Roma:
Zoraki birlik ve Sezar'ın kılıcıydı.
- Roma
Katolikliği: Filioque eklentisiyle Hıristiyanlığı rasyonelleştirdi;
Tanrı'nın dünyadaki yokluğunu varsayarak "Sezar'ın kılıcını"
devraldı ve devletleşti.
- Protestanlık:
Katolikliğin kabını kırdı ancak suyu toprağa döktü; bireysel akla
dayanarak sınırsız parçalanmaya yol açtı.
Rusya'da Kilise ve Devletin Tarihi (Rus Sosyalizmi)
Doğu Kilisesi (Ortodoksluk) İsa imgesini saflığıyla
korumuştur. Rus halkının bağrında var olan dinsel topluluk bilinci (sobornost /
obsçina), Dostoyevski tarafından "Rus Sosyalizmi" olarak
adlandırılır. Bu sosyalizm, maddeciliğe değil Hıristiyan kardeşliğine dayanır.
Rusya ve Modern Batı'nın Krizi
Puşkin Konuşması'nda belirttiği gibi Rusya'nın misyonu
evrensel kardeşliktir. "Rusya'nın kaderi evrensellik katına çıkmaktır;
kılıç zoruyla değil, kardeşlik bağlarının kuvvetiyle, insanları kardeşlik
ülküsü çerçevesinde birleştirme emelimizle."
Dostoyevski, Doğu Sorunu ve İstanbul çağrılarında kılıcı
masumları korumak dışında reddetmiş, Batı'nın akılcı tiranlığına karşı
Hıristiyan sevgisinin ışığını savunmuştur.
Ek
Filioque Meselesi
Filioque ibaresi, Doğu Kilisesi teolojisine göre
Hıristiyanlığın temel prensibinin (Tanrı'nın aynı zamanda hem aşkın hem içkin
olması paradoksu) rasyonelleştirilerek yanlış anlaşılmasına yol açmıştır. İznik
Amentüsü, Tanrısal Öz ile hipostatik güçler ve Baba'nın Şahsiyeti arasında
ayrım yaparak bu ilahi paradoksu korumuş; aklın sınırlı becerileriyle bu kutsal
alana davetsiz bir misafir gibi girmesini engellemeyi amaçlamıştır.
Dostoyevski'nin düşüncesinde bu teolojik kırılma, kilise ile devlet arasındaki
ilişkinin ve rasyonelleşmenin temelini oluşturur.
Batı (Latin) kilisesi, Arianizm ve pagan tehditlerine karşı
Tanrı'nın birliğini Babanın şahsiyeti yerine "Tanrısal Öz"de (Summum
Ens) arayarak rasyonel bir kesinlik temin etmeye çalışmıştır. Amentü'ye filioque
(Oğul'dan da) ibaresinin eklenmesiyle, üç hipostazın çoklu ve iletilebilir
güçleri ikincil plana itilmiş; bölünmez ve aşkın Tanrısal Öz vurgusu
nihayetinde Tanrı'nın dünyanın dışına sürülmesiyle sonuçlanmıştır.
Doğu Hıristiyanlığı'nda Tanrı'nın içkinliği gereği İsa
mahalli kiliselerin vasıtasız başıdır ve tüm piskoposlar yetki bakımından
eşittir. Batı teolojisindeki rasyonelleşme ve Tanrı'nın dünyadaki eksiksiz
mevcudiyetinin zayıflaması ise, İsa'nın yeniden dönüşüne kadar O'nun yerini
alacak görünür bir lider (Roma Piskoposu/Papalık) ihtiyacını ve Sezarvari bir
mutlak yönetim idealini doğurmuştur. Dostoyevski'ye göre Papalığın hak ve
yetkiler açısından öncelik iddiası, Batı'daki bu teolojik rasyonelleşmenin ilk
ve en önemli pratik sonucudur.
…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder