Susana
Onega - John Fowles'un Romanlarında Biçim ve Anlam - Notlar
Form and Meaning in the Novels of John Fowles, UMI Research
Press, Ann Arbor, Michigan, 1989
Giriş
Malcolm Bradbury ve David Palmer, 1950'ler ve 1960'lar
eleştirmenlerinin (Karl, Gindin, Rabinovitz) "savaş sonrası İngiliz
romanının durgun, sığ ve hırssız olduğu yönündeki hakim görüşünü reddederler.
1960'larda yazan Amerikalı eleştirmenler, tarihsel
perspektif eksikliği nedeniyle dönemin deneysel damarlarını gözden kaçırmış;
kurguyu yalnızca "Hareket" (The Movement) akımının gerçekçi, sınıf
odaklı sınırlarına indirgemişlerdir.
Lawrence Durrell, Malcolm Lowry, Samuel Beckett ve William
Golding gibi yazarların savaş öncesinden gelen ve devam eden deneysel
çalışmaları ilk etapta hak ettiği değeri görememiştir.
1950'lerde kitle iletişim araçlarının (BBC, The Spectator,
Encounter vb.) desteğiyle "Hareket" akımı ve "kızgın genç
adamlar" (Angry Young Men / Kitchen Sink) imajı bilinçli bir şekilde öne
çıkarılmıştır.
İşçi Partisi'nin iktidara gelişi ve Refah Devleti'nin
doğuşuyla alt-orta sınıfın bakış açısını yansıtan bu edebiyat, değişen toplumun
"yeni sesi" olarak sunulmuştur.
1950 Sonrası Edebi Eğilimler
Neo-Gerçekçi ve Sosyo-Liberal Roman: F. R. Leavis
geleneği ve Cambridge/Oxford çevresinden beslenen, Angus Wilson, William Cooper
ve Margaret Drabble gibi yazarların temsil ettiği kanat.
Romantik / Fantezi Eğilimi: C.S. Lewis, J.R.R.
Tolkien ve T.H. White'tan gelen geleneksel masalsı ve fantastik çizgi (Richard
Adams vb. ile devam eden).
Varoluşçu ve Biçimsel Deneysel Eğilim (Üstkurmaca):
Samuel Beckett, Malcolm Lowry, Muriel Spark, William Golding, Iris Murdoch,
Doris Lessing, Anthony Burgess, John Fowles gibi yazarlar.
Varsity / Kampüs Romanı: Kingsley Amis'in Şanslı Jim
(Lucky Jim) eseriyle somutlaşan bu tür; C.P. Snow, David Lodge, Malcolm
Bradbury ve Howard Jacobson gibi yazarlarla gelişmiştir.
John Fowles ve Eserleri
Gerçekçilik vs. Deneysellik Gerilimi: Fowles, İngiliz
gerçekçi geleneği ile Fransız varoluşçu/deneysel edebiyatı arasında sıkışmış;
bu gerilimi üstkurmaca (metafiction), parodi ve edebi tersine çevirme
teknikleriyle çözmüştür.
"Varyasyonlar" (Variations) İlkesi:
Fowles'ın tüm romanları (Koleksiyoncu, Büyücü, Fransız Teğmenin Kadını, Daniel
Martin, Mantissa, Kurtçuk ve Abanoz Kulesi öyküleri) birbirini tamamlayan, aynı
temel temaların (insan özgürlüğü, bireyleşme, varoluşçuluk) farklı
varyasyonlarıdır.
Sistol-Diyastol Hareketi: Büyücü (The Magus) ile
başlayan ve Kurtçuk (A Maggot) ile tamamlanan bu süreç; yazarın dünya görüşünün
daralıp genişleyerek (döngüsel biçimde) sürekli yeniden üretildiği bütüncül bir
yapıtlar toplamı sunar.
Koleksiyoncu
John Fowles'ın ilk yayımlanan romanı olan Koleksiyoncu
(1963), görünüşte "itiraf" ve "pikaresk" geleneklerini
takip eder. Roman iki ana anlatıcıdan oluşur: Frederick Clegg'in birinci şahıs
ağzından aktardığı anlatı ve kurbanı Miranda Gray'in günlüğü. Miranda'nın
günlüğü metin içinde bir ayna metni ve üstsöylem işlevi görerek olayların
anlamını ve perspektifini değiştirir.
Karakter Analizi
Clegg, sevgi yoksunluğu, bastırılmış Oedipus kompleksi ve
aşağılık duygusuyla şekillenmiş, duygusal kapasitesi körelmiş bir karakterdir.
Aşkı yalnızca mülkiyet ve nesnelere sahip olma (kelebek toplama, paraya sahip
olma, kadına sahip olma) olarak anlar. Fowles'ın alegorisinde Clegg, dar
görüşlü kitleleri, "Yeni İnsanlar"ı veya "Çoğunluk"u (The
Many) simgelerken; Miranda sanatı, yaşamı, özgürlüğü ve
"Azınlık"ı (The Few) temsil eder.
Clegg'in dili canlılıktan ve hayal gücünden yoksundur;
cinsellik, ölüm ve cinayet gibi kavramları örtmecelerle ("Büyük
Ötesi", "söndürmek", "giysi") gizler.
Romanın sonunda anlatı zamanı ile hikaye zamanı arasındaki
mesafe tamamen daraltılır. Sıfır yazma derecesine ulaşan bu "huni
tekniği", tehdidin okuyucunun kendi geleceğine uzanmasına neden olur.
Büyücü
Roman üçlü yapı olarak kurgulanmıştır.
I. Bölüm (1–9): Maceraya Çağrı ve Eşiği Aşma.
Nicholas Urfe’in Oxford sonrası bunalımı, Doğu Anglia’daki monoton
öğretmenliği, ülkesini ve Alison’ı terk ederek Yunanistan’ın Phraxos adasına
gitme kararı.
II. Bölüm (10–67): İnisiyasyon Ritüeli ve Testler.
Büyücü Conchis’in yönettiği, Bourani’deki "tanrı oyunu"
(maske/meta-tiyatro) vasıtasıyla Nicholas’ın sınandığı alan.
III. Bölüm (68–77): Dönüş ve Olgunlaşma (Bireyleşme).
Fiziksel Yolculuk vs. Zihinsel/Psikolojik Yolculuk
Fiziksel hat (İngiltere -> Phraxos -> İngiltere)
geleneksel kahraman mitini takip ederken; zihinsel hat Jungcu manada benliğin
keşfi sürecini izler.
Anlatıcı Yapısı
Yetişkin/olgun Nicholas’ın geçmişteki kör/eğitimsiz
Nicholas’ı anlatması (Charles Dickens’ın Büyük Beklentiler’indeki Pip anlatı
modeline benzer).
Conchis’in kendi hayatını anlattığı üstsöylem
(metadiscourse).
Romanın sonunda ahlaki değerlendirmeler yapan yazar-benzeri
heterodiegetik anlatıcı ve metalepsis kullanımı.
Koleksiyoncu’daki Frederick Clegg alt-orta sınıfın ve
yıkıcı mülkiyetçiliğin temsilcisiyken, Büyücü’deki Nicholas hem üst-orta
sınıfın züppeliğini/bencilliğini taşır hem de "kadın/fetih
koleksiyoncusu" gibi davranır.
Ancak Nicholas, bünyesinde potansiyel bir sanatçı/yaratıcı
nitelik de barındırdığı için Conchis’in eğitme/farkındalık kazandırma ritüeline
cevap verebilir duruma gelir.
Conchis hem bilge hem de düzenbaz (trickster) rolünü
üstlenir; biseksüel doğası ve sürekli biçim değiştirmesi, gerçekliğin
çokbiçimli (polymorphic) yapısını temsil eder.
Conchis’in taktığı maskeler, insanoğlunun "mutlak
bilgi" ve "mutlak güç" gibi gerçekte var olmayan nesnel
doğrulara dair yarattığı yanılsamaların birer göstergesidir.
Maurice Conchis'in Bourani villasında düzenlediği
"tanrı oyunu" veya psikodramatik maske, Nicholas'ın zihnindeki tüm
mutlak inançları ve illüzyonları yıkmayı amaçlar. Conchis'in sergilediği
maskeler, insanın Tanrı, mutlak bilgi ve mutlak güç hakkındaki yanılsamalarını
simgeler.
"Var Olma Tutkusu" ve Eleutheria (Özgürlük)
Conchis’in II. Dünya Savaşı sırasında Phraxos’ta Alman
işgali altında yaşadığı kırılma (1941), özgürlüğün (eleutheria) tanımını
netleştirir. Bir gerilla liderinin hayatı pahasına haykırdığı bu kavram,
Conchis için "ahlakın ötesine geçen, her şeyi yapma özgürlüğü ama tek
bir şeyi: her şeyi yapmama yasağını kapsayan paha biçilmez tek öz"
haline gelir. Conchis rehineleri sopayla öldürmeyi reddederek bu temel hakikati
seçer.
Nicholas Urfe’in sahte intiharının ardından tüm mermileri
denize sıkması ("bir şenlik ateşi, ölmeyi reddetmek"), yaşamı ve
özgürlüğü her şeyin üzerinde tutan ilk varoluşsal aksiyomdur.
Romanın sonundaki belirsizlik ve açık uçluluk (perimeni -
"bekliyor"), arayışın amacının arayışın kendisi olduğunu gösterir.
Fransız Teğmen'in Kadını
1867 Lyme Regis ortamında başlayan roman, Viktorya dönemi
her şeyi bilen anlatıcı geleneğini üstlenir; ancak 20. yüzyıl anlatıcısının
müdahaleleri, dipnotları ve parodisiyle bu geleneği yapısöküme uğratır.
13. bölümde anlatıcı, "Bilmiyorum. Anlattığım hikaye
tamamen hayal ürünüdür" diyerek yaratılan gerçekçilik illüzyonunu
temelinden yıkar ve post-modernist üstkurmaca düzlemine geçer.
Karakterler
Ernestina Freeman Viktorya döneminin tutkusuz, kalıplaşmış
orta sınıf bakiresini temsil ederken; Sarah Woodruff "zulüm gören Gotik
bakire" rolünü oynayarak Charles Smithson'ı toplumsal kalıplardan kurtaran
ve ona varoluşçu özgürlüğü kazandıran zorunlu bir haç işlevi görür.
Yazarın sunduğu alternatif sonlar, olayların geleneksel
nedeni-sonuç zinciri (olayların mantığı) yerine, Viktorya dönemi beyefendisinin
varoluşçu bir bireye dönüşümünü tamamlayan "tutarlılık mantığına"
uyar.
Daniel Martin
Hollywood'da başarılı bir senarist olan Daniel Martin,
kırklı yaşlarında yaşamının anlamsızlığını fark eder. Film mecrası, gerçek
benliği yansıtmada yetersiz, yüzeysel ve "faşist" (imgenin baskıcı
yapısı gereği) bir araçtır.
Fowles’un tüm yapıtlarında görülen temel tema olan "aşk
deneyimi yoluyla olgunlaşma ve yeni bir yaşam anlayışına ulaşma"
motif, Daniel Martin’in de merkezinde yer alır.
Romanın epigrafı ve ilk cümlesi olan "Tüm görüş ya da
gerisi ıssızlıktır" ifadesi, kahramanın T.S. Eliot’ın Çorak Ülke’sini
andıran çağdaş varoluşçu boşluktan kaçışının koşuludur. Bu yapı, Büyücü’deki
Conchis’in Bourani’deki "bekleme odası" ilanını hatırlatır.
3. Bölüm (“Oyunlar”)
Hollywood’un insanlıktan arındırılmış sahte dünyasıdır. T.S.
Eliot’ın Çorak Ülke (The Waste Land) vizyonunun Fowles
versiyonudur.
Dan’in sevgilisi Jenny’nin "Roman yaz" önerisi
üzerine hayatında bir "kapı" açılır. Eski karısı Nell'in, kanserden
ölmek üzere olan arkadaşı Anthony için açtığı telefon, Joseph Campbell'ın
modelindeki "macera çağrısı" (call to adventure) rolünü üstlenir.
2. Bölüm ("Sazlıklardaki Kadın")
Oxford’da geçer. Dan’in "doğru duygu" ile Jane
arasında, toplumsal normlar ile güç arasında seçim yapmak zorunda kaldığı
kırılma noktasıdır.
Dan, tıkandığı konfor alanından ayrılıp bireyleşme
yolculuğuna çıkmaktan korkar. Ancak Amerika'nın "sahte değerlerini"
terk edip "çorak ülke" İngiltere'ye dönmesi gerekir (Büyücü'deki Ege
adasının aksine, Dan'in efsanevi sınanma mekânı İngiltere'dir).
"Tüm görüş" (bütüncül bakış) ilk kez kahramanın
kendi bilinciyle aradığı bir hedeftir. Burada bilge adam figürü (Profesör Otto
Kimberger) rotayı çizmekten ziyade, Dan'in izlediği yolu teyit eder.
John Fowles ("Dan'in kötü gizlenmiş hayaleti"),
karakteri Dan'in tasarladığı ama yazamadığı son cümleyi ("Tüm
görüş..."), kendi romanının ilk cümlesi yapar.
Dan'in romanındaki kurgusal alter-egosu Simon Wolfe,
harfleri yeniden düzenlendiğinde “Fowles” ismini oluşturur.
Böylece gerçek ile hayal, ontolojik yazar ile kurgusal
karakter döngüsel bir yapıda iç içe geçer.
Metin, heterodiegetik (dışarıdan bakan) anlatıcı ile
autodiegetik (kendi hikâyesini anlatan) anlatıcı arasında sürekli gidip gelir.
1. Bölüm ("Hasat")
Sinematik teknikler, geniş zaman kalıpları, fiilsiz cümleler
ve plastik görsellerle anlatılan bu bölüm, 16 yaşındaki Daniel Martin'in zaman
dışı/donmuş bir anını yakalar.
Wordsworthvari, mitsel bir İngiliz manzarasını çağrıştırır.
Dan ve Fowles için İngiliz bilincinin özlediği mitsel "yeşil dünya"
sembolüdür.
Bölüm sonundaki "D.H.M. - 21 Ağustos 42" imzası,
bu anının yetişkin Dan (Daniel Freeman Martin) tarafından kurgulandığını
doğrular.
Zamir Kaymaları (Ben / O)
Metinde anlatıcı aniden 3. şahıstan 1. şahsa geçer:
"hissediyorum cebine koy ve bir tokalı bıçak çıkar... elveda benim
çocukluğum..."
Simon Loveday’in Yorumu: Bu durum, Dan’in nesnellik arayışı
(kamera bakışı) ile geçmişiyle empati kuran "düşünümsel benliği"
(reflective self) arasındaki yarılmadan kaynaklanır. Dan, kendi
travmatik/gerçek geçmişini 3. şahsa sığınarak anlatmaya çalışsa da yaşantılanan
anı (1. şahıs) anlatının yüzeyine sızmaktadır.
32. Bölüm
Thorncombe'da tek başına düşünen Dan,
Hollywood/post-Beckettçi edebiyat kanonunun dayattığı "sahte varoluşçu
bulantı", "mutsuzluk" ve "moda elitist suçluluk"
pozlarını reddeder. Kendisinin hayatta şanslı olduğunu ve kaderini kabul
etmekten memnun olduğunu fark eder.
Dan, kurgusal bir alter-ego (Simon Wolfe) icat etmek yerine
kendi "gerçek benliğini" olduğu gibi kabul etme kararı alır.
Bu karar sırf klasik gerçekçiliğe basit bir geri çekilme
değildir; kurgu ile ontolojik gerçeğin iç içe geçtiği, sinemanın yüzeysel
görsellerine karşı romanın karmaşık "iplikleşmiş" gerçekliğini
savunma adımıdır.
Anlatı Düzeni
İlk 35 Bölüm: Üç farklı sesin (Heterodiegetik anlatıcı,
Jenny, Dan) iç içe geçtiği, anlatı kişilerinin sürekli kaydığı deneysel bir
yapı.
Son 11 Bölüm ("Piramitler ve Hapishaneler"den
İtibaren): Birinci şahıs seslerin çekildiği, heterodiegetik anlatıcının
geleneksel 3. şahıs anlatımıyla Mısır ve Palmira gezisine odaklandığı daha
durağan ve bütünsel bir yapı.
Fowles’un diğer romanlarındaki kadın figürler gibi Jane de
"opak" ve bilmeceli yapısıyla Dan'in kendi içine bakmasını sağlayan
baştan çıkarıcı bir katalizördür.
Dan, okuyucuya ve çevresindeki kadınlara sürekli yalan
söyler; kendisini "varoluşsal bunalımda düşmek üzere olan bir adam"
gibi sunsa da aslında çevresindekileri uçuruma sürükler.
Dan, Jenny’yi yalnızlığa sürüklerken; eski sekreteri
Andrea’nın intiharı Dan üzerinde açıklayamadığı ağır bir suçluluk duygusu
bırakır.
Thorncombe’daki bahçede Dan, yapay varoluşçu pozları bırakıp
kendi gerçekliğiyle yüzleşmeye karar verir. Jenny'nin sunduğu kurgusal/yapay
dünyayı reddederek Jane'in "opak aynasında" kendi gerçekliğini
aramaya başlar (32. Bölüm).
Mantissa
Fowles'un Derrida, Barthes ve Lacan'ın yapısökümcü
teorileriyle şakacı bir dille dalga geçtiği varoluşçu bir edebi komedidir.
Flann O'Brien'ın At Swim-Two Birds eserinden esinlenmiştir.
Romanın tamamı yazar Miles Green'in kapitone
beyninin/kafatası odasının içinde geçer. Hafıza kaybı yaşayan Green ile farklı
kılıklara giren (Dr. Delfie, Hemşire Cory, punkçı, geyşa) İlham Perisi Erato
arasındaki güç ve cinsellik mücadelesi anlatılır.
Yazarın karakterleri üzerindeki hakimiyet arzusu erotik bir
mücadeleye dönüştürülür; Barthes'ın jouissance (metnin hazzı/orgazmı)
kavramı klinik bir tedavi yöntemi olarak parodileştirilir.
Kurtçuk (A Maggot)
1736 yılında geçen roman; sorgulama tutanakları, tanık
ifadeleri ve Gentleman's Magazine vakayinamelerinden oluşan bir yama işi
(pastiche) yapısındadır.
Lord'un gizemli oğlu Bay B.'nin (Bartholomew) kılık
değiştirerek Devon ormanlarındaki bir mağarada ortadan kaybolması ve uşağı
Dick'in asılı bulunması incelenir. Olaylar üç ayrı düzeyde yorumlanır:
- Rasyonalist/Adli
(Avukat Ayscough'un cinayet/komplo teorisi).
- Şeytani/Gotik
(David Jones ve Rebecca'nın ilk ifadesindeki karabüyü ve cadı ritüeli
versiyonu).
- Mistik/Göksel
(Rebecca Hocknell'ın Dolling Mağarası'ndaki Kutsal Ruh/Sophia vizyonu ve
Shaker tarikatının doğuşu).
Mağaradaki mandala ve dörtlülük (quaternity)
arketipi üzerinden Bay B. (bilinç), Dick (bilinçdışı/hayvanilik) ve Rebecca
(anima) bütünleşmeye ulaşır. "Kurtçuk" hem ölüm ve yeniden doğuşun
kozmik çemberini hem de yazarın zihnindeki heves/takıntıyı simgeler.
Sonuç
1950'lerden itibaren İngiliz romanında deneysellik "kurgu
ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi" sorgulayan bir yöne evrildi.
Fowles hem İngiliz gerçekçiliği hem de Fransız
deneyselciliği ile beslenmiştir. Gerçekçi anlatı geleneklerini mükemmelen
uygularken, bir yandan da parodi ve kural ihlalleriyle bu gelenekleri altüst
eder ("büyüyen değil, gelişen bir sanatçı").
Özgürlük / Bireysel düzeyde
"bireyleşme/olgunlaşma", toplumsal düzeyde ise "güç ve
esaret" ilişkisi olarak işlenir.
Fowles kitleleri değil, eğitilmiş ve duyarlı azınlığı (Aristos)
öne çıkarır. Ancak Aristos olmak bir tahakküm hakkı değil, kitlelere
karşı bir "sorumluluk" getirir.
Koleksiyoncu / Duyu hazzı ve sahip olma arzusuyla
yaşar (Clegg, Urfe'nin kadın toplaması, Charles'ın fosil toplaması). Hayal
gücünden yoksundur.
Kahramanlar (Urfe, Miranda, Charles vb.) bir
"büyücü/öğretmen" figürüyle ya da varoluşsal krizle karşılaşır.
Tanrı'nın yokluğu ve yalnızlıkla yüzleşen kahraman, varoluşçu boşluğu kabul
ettiğinde gerçek yaşama sevincine (joie de vivre) ve özgürlüğe kavuşur.
Koleksiyoncu / Miranda’nın günlüğünün sonundaki şimdiki
zaman ile Clegg’in hikaye zamanı en sonunda çakışır. Bu teknik, okuyucuyu
geçmiş bir suçun dinleyicisi olmaktan çıkarıp, tehdidin gelecekte de devam
ettiği "korkunç derecede yakın bir şimdiye" hapseder (varoluşçu zaman
anlayışı).
Büyücü / Nicholas Urfe'nin birincil anlatısının içine
Maurice Conchis'in hikayeleri ve masalları (mise en abyme / uçuruma atma)
eklenir.
Story/Hayat (Alison), Maske/Tiytaro (Lily) ve Masal/Teori
(Conchis). Bunlar aynı hikayenin üç farklı boyutunu sunar.
Anlatıcı-yazar romanın sonunda anlatı zamanı ile hikaye
zamanını sıfırlar; Nicholas ve Alison sonsuz bir şimdiki zamanda dondurulur.
Çünkü varoluşçu kahraman için "arayışın amacı arayışın kendisidir".
Fransız Teğmenin Kadını / Fowles, Viktorya dönemi
gerçekçi roman geleneğini 13. bölüme kadar taklit eder. Ancak bu bölümde
"Bilmiyorum. Anlattığım hikaye tamamen hayal ürünüdür" diyerek anlatı
çerçevesini (frame-breaking) bilinçli olarak kırar.
Yazar kendisini trene binen bir yolcu olarak kurgunun içine
sokar, yazı tura atarak alternatif sonlar sunar ve kurgu ile gerçeklik
arasındaki sınırları tamamen belirsizleştirir.
Daniel Martin’de anlatıcı, geçmişi hatırladıkça zaman
ve anlatıcı sesi (1. şahıs / 3. şahıs) sürekli değişir. Hem gerçek bir coğrafi
yolculuk (Kaliforniya'dan Mısır ve Palmira'ya) hem de geçmişe dönük bir
psikolojik bireyselleşme yolculuğu iç içe geçer.
Koleksiyoncu, Büyücü, Fransız Teğmenin
Kadını ve Daniel Martin’in sonunda karakterler, anlatı ve öykü
zamanının çakıştığı, döngüsel ve "her şeyi saran dondurulmuş bir şimdiki
zamanda" bırakılır.
Kadın Karakterlerdeki İkileşme/İkizler Motifi
Fowles'un neredeyse tüm romanlarında kadın figürler, erkeğin
kendisini keşfetme arayışında iki zıt kutba bölünür (Ruhani/Bakire vs.
Dünyevi/Cinsel):
Büyücü: Lily (ruhani/bakire) ve Rose (cinsel/saldırgan).
Abanoz Kule: Fare (ideal) ve Ucube (gerçek).
Fransız Teğmenin Kadını: Sarah Woodruff (masum bakire vs.
succuba / baştan çıkarıcı iblis).
Daniel Martin: Nell ve Jane ("Göksel İkizler"),
Marjory ve Miriam ("Peri Kız Kardeşler"), Mary ve Louise.
Mantissa: İlham perisinin Dr. Delfie ve Hemşire Cory olarak
bölünmesi.
Kurtçuk: Fanny (kısır fahişe) ve Rebecca Hocknell (dindar
vizyoner/Shakers kurucusunun annesi).
Yazarın tüm kariyeri boyunca İngiliz gerçekçi gelenek ile
Fransız deneysel çizgisi arasındaki mücadele, nihayetinde üstkurmaca
(metafiction) lehine sonuçlanmıştır. Mantissa ve Kurtçuk bu
çizginin en radikal uçlarıdır.
"Kurtçuk" hem arketipsel bir döngüyü (mandala -
yaşam ve ölüm döngüsü) hem de bir "zihinsel takıntıyı" simgeler.
Fowles, rasyonalist dünyada insanın aşkınlık
(tasavvufi/ruhsal aşama) ihtiyacını Jungcu arketipsel sembolizm ile aktarır.
Romanın sonunda Fowles, katı varoluşçu umutsuzluğun ötesine
geçerek yalnızca bireyin değil, insan türünün de kolektif olarak gelişme ve
ilerleme kapasitesine duyduğu inancı teyit eder.
…
Ek
Fowles, Fowles'u Anlatıyor
John Fowles Röportajı
"Kızgın Genç Adamlar" (Angry Young Men)
Fowles kendisini hiçbir zaman bu hareketin bir parçası
olarak görmediğini belirtir. Hareketin İngiliz tiyatrosu ve sinemasında işçi
sınıfı kökenli bir "temizlenme" sağladığını kabul etmekle birlikte,
tarihsel işlevini tamamladığını savunur.
Sosyalist eğilimli olduğunu ifade etse de, edebi malzeme
açısından orta sınıfın yaşam alanını işçi sınıfı gerçekliğine göre çok daha
zengin ve geniş bulduğunu vurgular.
Gençliğinde hem Fransa'da hem de Yunanistan'da başarısız
öğretmenlik deneyimleri yaşadığını söyleyen Fowles, "yaratıcı bir yazar
için öğretmenliğin çok kötü bir meslek olduğunu" söyler.
Edebiyatı analiz etmek ile onu yaratmanın tamamen farklı
zihinsel süreçler olduğunu; romancının zihninin bir "bitpazarı" veya
"eski eşya odası" gibi kuralsız ve dağınık bilgilerle dolu olması
gerektiğini ifade eder.
Romanlarının çoğunun tek bir "görsel imge" veya
"resimden" (kare) doğduğunu açıklar (Fransız Teğmenin Kadını'nda
rıhtımda duran kadın; Daniel Martin'de çölde ağlayan kadın imgesi gibi).
Yazmaya başlarken önceden hazırlanmış katı bir planı
olmadığını, kurgusal yol ayrımlarında nereye gideceğini bilmemenin
belirsizliğini sevdiğini söyler.
Yazma sürecini iki aşamaya ayırır: İlk aşama mantığın ve
eleştirinin bastırıldığı, fikirlerin aniden aktığı "şamanist" veya
hipnotik aşamadır. İkinci aşama ise "mavi kalemli profesör" benliğin
devreye girip sert düzeltmeler yaptığı aşamadır.
Gençliğinde Camus ve Sartre etkisinde olduğunu kabul eder,
ancak zamanla modern kurgunun kendisine yönelmiştir (Italo Calvino, Borges ve
Marquez gibi isimlere büyük sempati duyar).
Çağdaş Avrupa edebiyatındaki "hayat
cehennemdir/absürdtür" anlayışından bıktığı için Daniel Martin’i Viktorya
dönemi romanlarına benzer şekilde bilinçli olarak mutlu sonla bitirdiğini
belirtir.
Mantissa’nın sanıldığı gibi ağır bir edebi kuram kitabı
olmadığını, Fransızların "badinage" (akıl oyunu / şaka) geleneğine
dayanan hafif ve eğlenceli bir metin olarak kurgulandığını; Derrida veya Lacan
gibi yapısökümcü teorilerle aslında dalga geçtiğini söyler.
Kurtçuk’ta 18. yüzyıl adli raporları ve The Gentleman's
Magazine üslubunu kullanarak tamamen "soru-cevap" şeklinde yalın
diyaloglara dayanan zor bir teknik seçtiğini belirtir.
İyi bir romancının en büyük niteliğinin "neyi dışarıda
bırakacağını bilmek" olduğunu savunur. Metindeki boşlukların, okuyucunun
hayal gücünü harekete geçiren temel yakıt olduğunu ifade eder.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder