1 Mayıs 2022 Pazar

E. H. Carr - Dostoyevski - Notlar

E. H. Carr - Dostoyevski - Notlar

6. Basım, İletişim Yayınları, 2014

Mütercim: Ayhan Gerçeker

 


Sunuş

Dostoyevski’nin romanlarında doğa tasvirleri yok denecek kadar azdır; toplumsal olaylar ise sadece birer fondan ibarettir. Yeraltından Notlar’da hapishane koşullarından ziyade insanların ruh halleri, Ecinniler’de ise düşünce akımlarından ziyade karakterlerin iç dünyaları öne çıkar.

Tanrı’nın varlığı, ahlak, huzur ve bilinçaltı gibi evrensel insani sorunları işlediği için Dostoyevski güncelliğini daima korur.

Tarihçi E. H. Carr, bu biyografide geniş Rusya tarihi bilgisini kullanarak Dostoyevski’nin hayat hikâyesi ile edebî eleştirisini kusursuz bir dengede sunmayı başarmıştır.

 

Önsöz

İlk "Resmî" biyografiler, Dostoyevski'nin 1881'deki ölümünden sonra arkadaşları Strakhov ve Orest Miller tarafından hazırlanan biyografi, yazarın eşi Anna Grigoryevna'nın izin verdiği kadarını içerir. Eşi 1919'a kadar yaşadığı için uzun süre yeni belgelerin açığa çıkmasına izin vermemiştir.

 

1921 / Kızının yazdığı biyografi ile babasının öldürülüşü, ilk evliliğindeki mutsuzluğu ve Polina Suslova ile olan ilişkisi ortaya çıkar.

 

1923 – 1930 yılları arasında eşinin günlükleri ve anıları, eşine yazdığı 162 mektup, Polina Suslova’nın günlüğü, kardeşi Andrey’in anıları ve Devlet Yayınevi tarafından derlenen tüm mektupları yayımlanır.

 

Birinci Kitap: Yetişme Yılları

1. Çocukluk

Dostoyevski ailesi adını Pinsk bataklıkları yakınındaki Dostoievo köyünden alır. Ailenin Litvanya veya Polonya kökenli olduğuna dair iddialar bulunsa da Dostoyevski özü itibarıyla tam bir Rus’tur.

 

Babası Mihail Dostoyevski, Ukrayna'dan Moskova'ya gelip tıp eğitimi almış, 1812 savaşında askeri doktorluk yapmış ve Mariinski Yoksullar Hastanesi'ne atanmıştır.

 

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 30 Ekim 1821'de Moskova'da Mariinski Hastanesi'ne bitişik dar bir evde doğmuştur.

 

Aile son derece kapalı, sıkı ve dış dünyadan izole bir yaşam sürer. Çocukların oyun arkadaşı olmamıştır. Akşamları babanın öncülüğünde yüksek sesle kitap okunur; yaz yürüyüşleri bile oyun oynamak için değil, babanın "eğitici" dersleri dinlemek içindir.

Çocukluğundaki arkadaşsızlığı, hayatında ve eserlerinde belirgin izler bıraktı... Gözlemindeki şaşırtıcı derinlik, bakış alanının darlığını fazlasıyla telafi eder.

Çocukluğu tamamen büyük şehirde geçen Dostoyevski, bir "şehir romancısı"dır. Turgenyev veya Tolstoy'daki geniş doğa tasvirleri onda yoktur. Onun mekânları kasvetli tavan araları, dar sokaklar ve hapislik hissi veren kapalı odalardır.

 

Evde anne-babasından İncil ve okuma-yazma öğrenen Fyodor ve ağabeyi Mihail, daha sonra özel okullara ve yatılı okula gönderilir. Ağabeyi ile birbirlerine çok bağlıdırlar.

 

1837 / Dostoyevski 15 yaşındayken annesini kaybeder. Aynı günlerde putlaştırdığı şair Puşkin’in ölüm haberini alır.

 

Babası, iki kardeşi Petersburg’daki Askeri Mühendislik Akademisi’ne götürür. Fyodor sınavlardan geçerken ağabeyi sağlık nedeniyle kabul edilmez.

Akademiye giren Fyodor; zayıf, solgun, yalnızlığa çekilen ve geceleri mum ışığında kitap okuyan bir gençtir. Bu dönemde Shakespeare, Schiller, Goethe, Scott, Hoffmann ve Balzac gibi yazarları tutkuyla okur; ilk dram taslaklarını yazar.

 

Petersburg’da tanıştığı 25 yaşındaki romantik şair Shidlovski, onun edebiyat ve tutku dünyasında derin izler bırakır. Dostoyevski, bu yıllarda yoğun bir duygusal ve romantik çalkantı yaşar.

 

Karısının ölümünden sonra alkole sürüklenen, huysuz, kıskanç ve serflerine (köylülerine) karşı son derece sert davranan doktor baba, Tula'daki küçük çiftliğine çekilir.

1839 yazında baba Dostoyevski, ezilmekten bıkmış kendi köylüleri tarafından öldürülür. Dönemin Çarlık sansürü nedeniyle bu tür köylü isyanı/öç alma cinayetlerinin basına yansıması yasak olduğu için olay aile içinde gizli tutulmuş ve yazışmalar imha edilmiştir.

 

2. Petersburg’daki İlk Yıllar

On sekiz yaşına basan Dostoyevski için babasının bu trajik ölümü, çocukluk dönemi ile yetişkinlik hayatı arasındaki kesin sınırı çizer.

Bu olayın yarattığı sarsıntı epilepsi (sara) nöbetlerinin kökeni tartışmalarına konu olmuştur. Dostoyevski'nin mektupları, sara nöbetlerinin babasının ölümünden 8-9 yıl sonra, Sibirya sürgünü döneminde başladığını göstermektedir.

 

Babasının ölümünün ardından miras payını alan Dostoyevski, hayatı boyunca sürecek olan mali disiplinsizlik ve müsriflik dönemine girer. Büyük daireler kiralayıp, parasını kumar, borçlar, fahiş faizli borçlanmalar ve insanlara hesapsız yardımlarla kısa sürede tüketir.

 

1843'te akademiyi bitirip Savaş Bakanlığı'nda göreve başlasa da memuriyeti sıkıcı bulur. Taşraya tayin tehdidi üzerine, devamlı gelir sağlayan bu mesleği gözünü kırpmadan terk eder ve tek geçim kaynağı olarak edebiyatı seçer.

 

Balzac'ın Eugénie Grandet eserini çevirir. Parasızlık, edebiyata para kazanma aracı olarak bakmasına yol açar.

 

İnsancıklar - 1846

Mektup-roman biçimindeki İnsancıklar'ı yazdıktan sonra arkadaşı Grigoroviç ve şair Nekrasov metni gece boyunca okuyup hayran kalırlar. Nekrasov metni ünlü eleştirmen Belinski'ye "Yeni bir Gogol doğdu!" diyerek götürür.

Belinski eseri coşkuyla karşılar. Dostoyevski, 24 yaşında kazandığı bu takdiri hayatının en mutlu anı olarak hatırlar.

 

Aşırı gururlu, kırılgan ve toplumsal kurallara uyumsuz olan genç yazar, el üstünde tutulmasını çocukça bir kibirle karşılar. Ancak bu tutumu Turgenyev ve Nekrasov gibi edebiyatçıların onunla dalga geçmesine ("Edebiyat sivilcesi" lakabını takmalarına) ve çevresinde alay konusu olmasına yol açar.

 

Yayıncı Kraevski'ye mali yönden bağlanması ve yazdığı sonraki öykülerin (Öteki, Ev Sahibesi) beğenilmemesi üzerine Belinski çevresiyle arası bozulur.

 

Bu yıllardaki cinsel hayatı; ürkeklik, sokaklardaki gizli zevkler ve mesafeli hayranlıklardan ibarettir. Nekrasov'un birlikte yaşadığı Madam Panaeva'ya platonik olarak aşık olur ancak duygularını asla açamaz.

 

Aşırı sinirli, huzursuz ve içe dönük yapısı insan ilişkilerini zedeler. Yalnızlığa çekildikçe iç dünyası baskın hale gelir; bu durum ilk dönem eserlerinde yapaylaşmaya ve sanatsal bir düşüşe yol açar.

 

3. İlk Eserler

1840'larda Rus edebiyatında romantizm etkisini yitirmiş, edebiyat soyluların tekelinden çıkıp profesyonel yazarların eline geçmiştir.

Bu yıllarda Dostoyevski’yi biçimlendiren üç temel gelenek vardır:

Duygusal (Sensation) Roman: Rousseau, Richardson ve Karamzin (Zavallı Liza) kökenli, acıklı ve erdemli kişileri konu alan Fransız etkisindeki akım.

Fantastik Roman: İngiliz "Gotik" tarzı (Walpole, Radcliffe) ve Alman romantizmi (özellikle Hoffmann ve Jean-Paul).

"Doğalcı" (Realist) Roman: Gogol’ün Palto (1842) öyküsüyle başlayan, ezilmiş halktan insanları ve küçük memurları konu alan akım.

 

İnsancıklar

Duygusal ve doğalcı akımın bir melezidir. Makar Devuşkin Gogol'ün küçük memur tipinden, Varvara ise duygusal romanlardan beslenir.

Dostoyevski, Gogol’ün mizahi/betimleyici yaklaşımını aşarak konuyu trajik ve estetik bir düzeye taşımıştır.

 

Öteki - 1846

Gogol’ün memur tipi ile Hoffmann’ın fantastik "çift/eş" (doppelgänger) temasının birleşimidir.

Başarısız bulunsa da Dostoyevski’nin daha sonra Yeraltından Notlar ve Karamazov Kardeşler gibi olgunluk eserlerinde işleyeceği "insanın iç ikiliği/bölünmüşlüğü" ve "aşağılık kompleksi" temalarının ilk habercisidir.

 

Ev Sahibesi: Hoffmann/Lewis tarzı büyüsel unsurlar içeren, döneminde ve sonrasında başarısız/saçma bulunan bir denemedir.

 

Bir Yufka Yürekli & Beyaz Geceler (1848): Beyaz Geceler, iki erkek ve bir kadından oluşan "üçlü ilişki" temasının ilk örneğidir (bu tema ileride Ezilenler ve Ebedi Koca'da geliştirilecektir).

 

Netoçka Nezvanova (1849): Tutuklanması nedeniyle yarım kalan, Dickensvari ama kurgusal bütünlüğü zayıf ilk büyük roman denemesidir.

 

Bir Küçük Kahraman: 1849'da Peter ve Paul Kalesi'ndeki hücresinde, idam/sürgün korkusu altında yazdığı hafif ve duygusal bir çocukluk/aşka geçiş öyküsüdür.

 

Dostoyevski 1849'da ölseydi, İnsancıklar ile hatırlanan ikincil bir klasik olarak kalacaktı. 10 yıllık Sibirya sürgünü, edebî çizgisinde belirgin bir kesinti yaratmıştır.

 

Duygusal ve Gogolvari üslup sürgünden sonra kaybolsa da fantastik/psikolojik ikilik öğesi olgunluk romanlarına da sızmıştır:

 

Budala'daki Rogojin’in bakışları (Ev Sahibesi’ndeki Murin'in devamıdır).

 

Karamazov Kardeşler'de İvan Karamazov’a şeytanın görünmesi sahnesi (Öteki’deki ikiz/sanrı temasının ve Eugene Sue’nun etkisinin 30 yıl sonraki yansımasıdır).

 

4. Felaket

Fransız ütopyacı sosyalistlerinin fikirlerinin tartışıldığı Petraşevski grubuna ve ardından gizli matbaa kurmayı hedefleyen daha radikal Durov grubuna katılmıştır.

1848 Avrupa devrimlerinin ardından Çar I. Nikola, rejim karşıtı bir tehdit olarak gördüğü bu grubu gizli polis takibine (ajan Antonelli aracılığıyla) aldırdı.

Grup üyelerinden Speshnev, Durov, Filipov ve Dostoyevski, eyleme geçmek amacıyla gizli bir matbaa kurma girişimi başlattı. Dostoyevski, Apollon Maykov'dan da bu konuda yardım istemiş ancak ret yanıtı almıştı.

 

22-23 Nisan 1849

Dostoyevski ve ağabeyi Mihail dahil 34 kişi tutuklandı (Mihail sonradan serbest bırakıldı). Dostoyevski, Peter ve Paul Kalesi'nde sekiz ay hücrede tutuldu.

Dostoyevski'ye yöneltilen suçlama, Belinski'nin Gogol'e yazdığı ve çarlık düzenini ile Ortodoksluğu sertçe eleştiren yasaklı mektubunu toplantıda okumuş olmasıydı.

 

Soruşturma Komisyonu'nun sorguları esnasında yaşadığı belirsizlik ve baskı, Suç ve Ceza'daki Raskolnikov ile Zosimov/Porfiri arasındaki psikolojik çatışma sayfalarına doğrudan ilham kaynağı olmuştur.

 

Askerî mahkeme 21 kişi hakkında idam kararı verdi. Ancak Çar, bu cezayı infaz etmek yerine gençlere ders vermek amacıyla korkunç bir simülasyona dönüştürdü.

 

Mahkûmlar idam edileceklerini sanarak Semyonov Meydanı'na getirildi, beyaz kefenler giydirildi, papaz günah çıkardı ve ilk üç kişi direklere bağlandı. Kurşuna dizilme emri verileceği sırada Çar'ın affı okundu.

 

Bu dehşet anı Dostoyevski’nin ruhunda silinmez izler bıraktı. Budala romanındaki Prens Mışkin’in idam cezasına ve "ölümün kesinliğinin yarattığı işkenceye" dair ünlü tiradı, tamamen yazarın bu kişisel deneyimine dayanır.

 

Dostoyevski’nin cezası 4 yıl kürek (ağır hapis) ve ardından er olarak askerlik hizmetine çevrildi.

Ayaklarına pranga vurularak açık kızaklarla eksi 40 dereceyi bulan dondurucu soğukta Urallar üzerinden Tobolsk'a gönderildi.

Tobolsk durağında, 1825 Dekabrist ayaklanması mahkûmlarının eşleri yazarla buluşarak ona yiyecek, giyecek ve hapishanede bulundurmasına izin verilen tek kitap olan İncil'i hediye ettiler.

Dostoyevski, 4 yıl boyunca prangayla yaşayacağı Omsk Hapishanesi'ne ulaştı.

 

5. Ölüler Evi

Omsk Hapishanesi'ndeki 4 yıllık ağır hapis boyunca pislik, zincirler ve yalnız kalamama işkencesi çekmiştir. Kaba mahkumların altında derin insani erdemler keşfederek halkı (Narod) ülküleştirmeye başlamıştır.

Tek saat bile yalnız kalamadım.

İnsan topluluğu bir zehir gibi ya da bulaşıcı hastalık gibi...

Hapishanede, soyguncuların arasında dört yıl insanları tanımaya çalıştım...

 

Ölüler Evinden Anılar: Sansür ve zamanın yumuşatıcı etkisi nedeniyle daha tarafsız ve sakin bir tona sahiptir.

Turgenyev'in "Dantevari" (Cehennem benzeri) olarak nitelediği ünlü hamam tasviri; buhar, pislik, şıngırdayan prangalar ve bağrışmalarla hapishane hayatının vahşetini gözler önüne serer.

Ölüler Evinden Anılar, siyasi bir reform veya protesto amacı taşımaz. Dostoyevski olanı biteni dingin bir tevekkül ve kabullenişle anlatır.

 

Dostoyevski, toplumun geleneksel "iyi" ve "kötü" tanımlarının yetersizliğini, cinayet işleyen kişilerin bile vicdan azabı çekmeden cömertlik ve şefkat gösterebildiğini görmüştür. Bu durum, Suç ve Ceza’da işleyeceği ahlaki sorgulamaların zeminini hazırlamıştır.

 

Hapishaneden 33 yaşında çıkan Dostoyevski, ruhuna giren bu "cehennem" yüzünden dünyayı artık normal boyutlarıyla değil; canilerin, ermişlerin ve sınırda yaşayan insanların dünyası olarak kurgulamaya başlamıştır.

 

İkinci Kitap: Mayalanma Yılları

6. Sürgün ve İlk Evlilik

1854'te Semipalatinski'ye er olarak atanmış, Baron Wrangel ile dostluk kurmuştur. Veremli Maria Dmitrievna Isaeva ile tutkulu bir aşk yaşayarak kocasının ölümünden sonra 1857'de evlenmiştir.

 

Subaylığa terfi ettikten ve Çar II. Aleksandr'a dilekçe verdikten sonra 1859'da Petersburg'a dönmüştür. Sürgünde Dickens ve Gogol etkili Amcamın Rüyası ile Stepançikovo Köyü romanlarını yazmıştır.

 

7. Dergicilik Deneyi

Dostoyevski'nin yokluğunda Kırım Savaşı kaybedilmiş, Çar I. Nikola ölmüş (yerine II. Aleksandr geçmiş) ve demiryolları açılmıştır. Çarlıkta serflerin serbest bırakılması ve sansürün esnetilmesi gibi reform atmosferi hakimdir.

 

Vremya dergisi

Ağabeyi Mihail fabrikasını satarak finansmanı sağlar; kendisi yayıncı, Fyodor ise başyazar olarak Vremya dergisini kurarlar (Eylül 1860 ilan, Ocak 1861 ilk sayı).

Dostoyevski dergide Ezilenler ve Ölüler Evinden Anıları tefrika eder. Dergi ticari olarak başarılı olur (abone sayısı 4.000'in üzerine çıkar).

 

Dostoyevski, 1840'ların radikal/devrimci çizgisinden sırılarak Suç ve Ceza ile Budala'yı yazacak olan milli/muhafazakâr bir çizgiye doğru evrilir.

 

Eleştirmen Apollon Grigoriev'in etkisiyle dergi etrafında Pochva (Toprak) öğretisi şekillenir. Bu anlayış, Batıcılar ile Slavcılar arasında bir sentez kurmayı amaçlar; eğitimli sınıflar ile köylü/halk (Narod) arasındaki kopukluğu gidermeyi ve öz Rus değerlerine ("toprağa") dönmeyi savunur.

 

Grigoriev'in ve yazar Ostrovski'nin "perişan, sarhoş ama saf Rus ruhuna sahip" insan tipi, Dostoyevski'nin eserlerine yansır (Suç ve Ceza'daki Marmeladov karakteri gibi).

 

Haziran 1862'de Berlin, Paris, Londra, Cenevre ve Floransa'yı kapsayan ilk Avrupa gezisine çıkar. Paris'i sıkıcı bulur, Uffizi Galerisi'nden bıkıp çıkar. Avrupa gezisinin edebiyattaki en belirgin dışavurumu Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları olur.

 

Londra'da sürgündeki büyük devrimci Aleksandr Herzen'i ziyaret eder. Aralarındaki diyalog yüzeysel bir dostlukla sınırlı kalır; Herzen "Rus halkı" fikrini çarlık otokrasisini eleştirmek için kullanırken, Dostoyevski bu halkı Ortodoks ve Çarlık sisteminin temeli olarak görmeye başlamıştır.

 

1863'teki Polonya Ayaklanması Rus basını ve aydınları üzerinde büyük bir dalgalanma yaratır.

 

Strakhov’un nisan sayısında yazdığı "Çok Önemli Bir Sorun" başlıklı imzasız makale, hükümet yanlısı basın organlarınca "Polonya kültürünü Rus kültüründen üstün gösteriyor" şeklinde çarpıtılır.

Çar'ın emriyle Vremya Haziran 1863'te tamamen kapatılır. Bu durum Dostoyevski kardeşleri büyük bir parasal krizin ve borç yükünün içine iter.

 

8. Dostluk Yılları

Sibirya sürgününden Petersburg’a dönüldüğünde Dostoyevski ile karısı Maria Dmitrievna arasındaki tutku bitmiş, yerini hayal kırıklığı ve acımaya bırakmıştır.

Maria Dmitrievna ağır verem hastasıdır ve sinirliliği artmıştır. Dostoyevski, karısının ölümünden sonra Wrangel'e yazdığı mektupta aralarında "sınırsız bir sevgi" olduğunu ama birlikte asla mutlu olamadıklarını ifade eder. Maria, hayatının son yıllarında Dostoyevski için yalnızca bir "acıma nesnesi" olarak kalmıştır.

 

Biyografi yazarı Nikolai Strakhov’un, Dostoyevski'nin ölümünden sonra Tolstoy’a yazdığı mektupta Dostoyevski’yi "hınçlı, kıskanç ve ahlakı bozuk" biri olarak tanımladığı ortaya çıkar.

Strakhov, Dostoyevski'nin küçük bir kız çocuğuna tecavüz ettiğini böbürlenerek anlattığını ileri sürer.

Dostoyevski'nin eşi Anna Grigorievna bu iddiayı kesinlikle reddetmiştir.

Dostoyevski bu motifi henüz yazmadığı roman taslaklarında (ve daha sonra Ecinniler'deki Stavrogin'in İtirafı bölümünde) kurgusal bir unsur olarak arkadaş çevresinde anlatmıştır. Söylentinin kaynağının bu edebi taslaklar olması çok muhtemeldir.

 

Kendisinden yaklaşık 20 yaş küçük olan üniversite öğrencisi ve yazar Apollinaria (Polina) Suslova ile Vremya dergisindeki öyküsü vesilesiyle tanışır ve aralarında bir ilişki başlar.

 

1863 yazında Avrupa'da buluşmak üzere sözleşirler. Dostoyevski gecikince Paris'e önceden giden Polina, orada "Salvador" adında genç bir İspanyol doktora aşık olur. Dostoyevski Paris'e vardığında Polina'nın kendisini artık bir "kardeş" gibi gördüğü gerçeğiyle yüzleşir ve büyük bir yıkım yaşar.

 

İki "kardeş" gibi İtalya gezisine çıkarlar. Dostoyevski, Baden-Baden ve Wiesbaden'de kumarda (rulet) tüm parasını, hatta karısına gönderilecek parayı ve saatini kaybeder. Zaten krizde olan mali durumları daha da batar.

 

Polina Suslova son derece bencil, gururlu ve mütehakkim (zorba) bir karaktere sahiptir. Dostoyevski, onun elinde acı çekmekten mazoşist bir haz duymuş; aşkın içinde barındırdığı "hükmetme/ezme arzusu" ile "aşağılanma/acı çekme arzusunu" ilk kez bu kadar net gözlemlemiştir.

 

Kumarbaz: Roman doğrudan bu ilişkinin otobiyografik bir dışavurumudur. Kahraman Polina, Suslova'nın idealize edilmiş halidir; Fransız De Grieux karakteri ise İspanyol sevgilinin karikatürüdür.

 

Yeraltından Notlar: Polina’dan çekilen acıların yarattığı hınç, altı ay sonra yazılan bu eserde bir kadın karakter üzerinden çıkarılır.

 

9. Acı Yılları

Maria Dmitrievna, verem hastalığının son aşamalarında Moskova’da hasta yatağındayken Dostoyevski, ilişkileri geçmişte yıpranmış olmasına rağmen vicdan, merhamet ve vefayla eşinin yanında kalır ve bakımını üstlenir.

Maria Dmitrievna, 16 Nisan 1864 tarihinde hayatını kaybeder.

Maria’nın ilk evliliğinden olan üvey oğlu Paul, Petersburg’da özel öğretmen (Rodeviç) gözetiminde bırakılmasına rağmen dersleriyle ilgilenmez; eğlenceye, kadınlara ve sorumsuz bir yaşama yönelir.

Moskova’ya hasta annesini ziyarete geldiğinde sergilediği kaba ve umursamaz tavırlar nedeniyle annesini daha da yıpratır ve geri gönderilir.

Dostoyevski, Paul’ün tüm hatalarına rağmen ona karşı son derece sabırlı, affedici ve şefkatli yaklaşır; ancak bu durum Paul’ün sorumsuzluklarını daha da artırır.

 

Yaşadığı yoğun stres ve üzüntü sebebiyle sık sık ağır sara (epilepsi) nöbetleri geçirir. Ayrıca şiddetli basur ve idrar torbası iltihabı yüzünden aylarca fiziki acı çeker.

 

Eniştesinin ölümünden kalan 3.000 rublelik miras bir süre borçlarını ödemesini sağlasa da kısa sürede tükenir. Yayıncı Boborykin ve diğer alacaklılarla sorun yaşar, ağabeyi Michael’den sürekli borç almak zorunda kalır.

 

Dostoyevski, eşinin can çekiştiği, sağlık ve para sorunlarıyla boğuştuğu bu kasvetli kış döneminde Yeraltından Notlar’ı yazar.

Dostoyevski; insanın mantıksız, öz yıkıcı, sırf kendi özgür iradesini ve kaprisini kanıtlamak için kötüyü ve zararlı olanı seçebilen karmaşık yapısını ortaya koyar. Bu eser, Dostoyevski’nin büyük romanlar döneminin bir ön sözü ve modern psikolojiyi öngören felsefi bir dönüm noktasıdır.

Sansür kurulu, eserdeki hınç ve eleştiri dolu kısımlara izin verirken, Dostoyevski'nin çözümü Hıristiyanlık inancında bulduğunu belirttiği orijinal sonu çıkartır.

 

Vremya dergisi kapatıldıktan sonra iki kardeş yoğun sansür baskıları ve gecikmeler altında Epocha adıyla yeni bir dergi çıkarırlar.

Derginin idari yükünü taşıyan ağabeyi Michael, 10 Temmuz 1864’te vefat eder. Geride büyük bir borç (25.000 ruble), bakıma muhtaç bir aile ve zararda olan bir dergi bırakır.

Dostoyevski, reddedebilecek durumda olmasına rağmen ağabeyinin anısını lekelememek için onun tüm borçlarını, ailesinin ve gayrimeşru çocuğunun geçimini fedakârca üstlenir.

Rusya’daki politik ortamın sertleşmesi, sansür baskısı, abone sayısının düşmesi ve idari yetersizlikler nedeniyle Epocha 1865 başında kapanır.

 

10. Duygusal Olaylar

Anna Korvin-Krukovskaya

Anna, babasından gizli yazdığı Düş adlı öyküsünü Dostoyevski'nin çıkardığı Epocha dergisine gönderir. Dergi mali krizde olduğu için öykü yayımlanır. Bir sonraki öyküsü (bir keşişin çelişkileri) Dostoyevski üzerinde derin bir iz bırakır ve 15 yıl sonra yazacağı Karamazov Kardeşler’e ilham olur.

Anna radikal düşünceli, asi bir kızdır. Babası sert tutumuyla Budala romanındaki Yepançin karakterine, Anna ise Aglaya karakterine prototip oluşturur.

 

Dostoyevski Anna'ya aşık olur fakat aşırı kıskanç ve baskıcı tavırları nedeniyle araları bozulur. Evlilik teklif eder ancak Anna, Dostoyevski’nin kendisini yutacak derecede titiz ve baskıcı olduğunu hissederek kabul etmez. Dostça ayrılırlar.

 

Martha Brown

Fırtınalı bir geçmişe sahip olan Martha; Avrupa gezileri, hapis, intihar teşebbüsü ve hayırseverlerin yardımıyla evlendiği gemiciden aldığı "Brown" soyadının ardından Petersburg'a döner.

Epocha dergisinde İngilizce çevirmenliği yaparken Dostoyevski ile yakınlaşır. Dostoyevski ona derin bir acıma ve şefkat duygusuyla yaklaşır, hatta Gorski'yi bırakıp kendisiyle yaşamasını teklif eder.

Martha’nın Dostoyevski’ye yazdığı minnet dolu mektup, Budala romanındaki Prens Mişkin ile Nastasya Filippovna arasındaki ünlü sahnenin ve diyalogların doğrudan ilham kaynağı olur.

 

Epocha kapanınca borçlar altında ezilen Dostoyevski, yayıncı Stellovski ile ağır şartlar içeren bir sözleşme imzalar (zamanında roman teslim etmezse tüm telif haklarını kaybetme tehlikesi).

 

Wiesbaden'e giderek şansını rulette dener ancak tüm parasını kaybeder. Otelde yemeksiz ve mumsuz kalacak kadar büyük bir sefalet çeker. Turgenyev ve eski arkadaşı Baron Wrangel’den borç alarak hayatta kalır.

Bu sefalet içindeyken Russky Vestnik dergisinin yayıncısı Katkov'a mektup yazarak tasarladığı Suç ve Ceza romanı karşılığında avans ister.

Wrangel'in yardımıyla Kopenhag üzerinden Petersburg'a döner.

 

Tekrar karşılaştığı eski sevgilisi Polina Suslova'ya evlenme teklif eder. Polina teklifi reddeder. Dostoyevski, Polina'nın "kendisini bir zamanlar vermiş olmasını affedemediği için intikam aldığını" söyler. Bu konuşmayla Polina hayatından büyük oranda çıkar.

 

Üçüncü Kitap: Yaratış Yılları (1866-1871)

11. Harika Yıl

1866 / Dostoyevski, kumar borçları ve açlıkla boğuştuğu Wiesbaden günlerinde Suç ve Ceza fikrini geliştirir. İlk olarak birinci şahıs (günce, mahkeme itirafı, anı) anlatımıyla denemeler yapsa da sonunda üçüncü şahıs anlatımında karar kılar.

 

Yayıncı Stellovski ile yaptığı ağır sözleşme gereği, 1 Kasım'a kadar yeni bir roman teslim etmezse tüm telif haklarını kaybetme riskiyle karşılaşır.

 

Dostoyevski, arkadaşı Milyukov'un tavsiyesiyle steno hocası Olkhin üzerinden 20 yaşındaki Anna Grigorievna Snitkina ile tanışır.

Dostoyevski Kumarbaz romanını Anna'ya dikte ettirerek sadece 26 günde (30 Ekim 1866'da) bitirir. Çok geçmeden, 15 Şubat 1867'de evlenirler.

 

Kardeşinin dul eşi Emilia Fyodorovna ve üvey oğlu Paul, Dostoyevski’yi maddi olarak sömürmeye devam etmek için genç gelin Anna'yı dışlamaya ve evliliği sabote etmeye çalışır.

Dostoyevski'nin sara (epilepsi) nöbetlerine ve kıskançlık krizlerine tanık olan Anna, evliliği ve eşini bu asalak akraba çevresinden kurtarmak için çeyizini ve zinet eşyalarını rehine vererek para bulur.

Paskalya öncesi Berlin trenine binerek Rusya'dan ayrılırlar. Bu gidiş, akrabaların baskısından kaçışla başlayan ve 4 yıl 3 ay sürecek olan uzun bir Avrupa döneminin başlangıcı olur.

 

12. Yurtdışında İlk Aylar

1867 Nisan'ında Rusya'dan ayrılarak Dresden, Baden-Baden ve ardından Cenevre'ye geçerler.

 

Anna'nın bu ilk aylarda steno ile tuttuğu ve onlarca yıl sonra derlediği ayrıntılı günce, çiftin evlilik dinamiklerini, günlük harcamalarını ve Dostoyevski'nin çocuksu, tez canlı ama sevecen karakterini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer.

 

Miyopluğu nedeniyle Dresden Galerisi'nde sandalye üzerine çıkmaya çalışan, kıskançlık krizleri geçiren, çocuksu ve dengesiz haller sergileyen yazarın tüm yükünü Anna sırtlar.

Dostoyevski'nin eski sevgilisi Apollinaria Suslova ile mektuplaşmaya başlamasını fark eden Anna, akıllıca manevralarla kocasını suçlamadan kıskandırıp duruma hakim olur ve rekabeti kazanır.

 

Dostoyevski, rulet masasında soğukkanlı kalınırsa bir "sistem" sayesinde kazanmanın kesin olduğuna inanır. Hamburg ve Baden-Baden'deki casinolarda elindeki tüm parayı, elbiselerini ve takılarını rehine vererek kaybeder.

 

Her kaybedişin ardından Anna'nın ayaklarına kapanıp kendini "sahtekar" ilan ederek af diler. Anna ise onu suçlamak yerine sükunetle karşılayıp para temin eder. Bu kumar krizleri 1871'de Almanya'daki kumarhanelerin kapatılması ve yaşının ilerlemesiyle son bulacaktır.

 

Aristokrat, Batıcı, varlıklı ve ateist olan İvan Turgenyev ile muhafazakar, Slavcı, yoksul ve Ortodoks inancına tutunan Dostoyevski Baden'de karşı karşıya gelir.

Dostoyevski, 1865'te Turgenyev'den aldığı 50 thaler borcun mahcubiyeti ve rulet kayıplarının stresiyle Turgenyev'i ziyaret eder. Turgenyev'in Duman romanı üzerinden başlayan tartışma şiddetli bir fikir çatışmasına ve nefret ilişkisine dönüşür.

Dostoyevski daha sonra Ecinniler (Ecinniler / Karmazinov) romanında Turgenyev'in ağır bir karikatürünü çizer; Turgenyev ise onu "çılgın" ve Marquis de Sade benzeri bir figür olarak nitelendirir.

 

13. Yurtdışındaki Hayat Sürüyor

Dostoyevski ve Anna, Baden-Baden'den sonra Basel (burada Holbein'ın Haçtan İniş tablosundan derinden etkilenirler), Cenevre, Vevey, Milano, Floransa, Prag ve nihayet Dresden'de yaşarlar.

Bu dört yıllık sürgün dönemi sanatsal açıdan son derece verimlidir; Budala (Ocak 1869, Floransa), Ebedi Koca (1869 güzü, Dresden) ve Ecinniler’in büyük bir kısmı bu yıllarda kaleme alınır.

 

Cenevre Barış Kongresi (1867)

Dostoyevski, Barış ve Özgürlük Birliği'nin kongresine katılır. Garibaldi ve Bakunin gibi isimlerin de yer aldığı bu ortamda dinlenen konuşmalar Dostoyevski'de büyük bir tiksinti uyandırır. Hıristiyanlığın ve devletin yok edilmesini savunan bu radikal fikirler, Budala’daki genç nihilist karakterlerin ve Ecinniler romanının temel düşünsel tohumlarını atar.

 

1868 / Cenevre'de ilk çocukları Sonya dünyaya gelir. Dostoyevski kızına aşırı bir tutkuyla bağlanır; ancak bebeğin üç ay süren yaşamı zatürre ile son bulur. Bu ölüm çifti derin bir yasa boğar ve Cenevre'den kaçarak Vevey'e sığınmalarına neden olur.

 

1869 / Dresden'de ikinci kızları Lyubov dünyaya gelir.

Yayıncı Katkov'dan alınan avanslar, rehine verilen kıyafetler/takılar ve kronik parasızlık tüm seyahat boyunca peşlerini bırakmaz.

Kendisi yoksulluk içindeyken ölen kardeşinin karısı Emillia'ya ve üvey oğlu Paul'a düzenli para göndermeye devam eder. Anna, kocasının bu kayıtsız ve sorumsuz cömertliğine (kendi mantosu rehinde dururken yengesinin mantosunu kurtarmaya çalışmasına) sitem etse de sadakatini korur.

 

Ebedi Koca

Katkov'un Russky Vestnik dergisine söz vermişken, maddi sıkışıklık ve Vremya/Epocha geleneğine duyduğu duygusal bağ yüzünden yeni kurulan Zarya dergisine Ebedi Koca öyküsünü yazar.

Kitap, Flaubert veya Maupassant tarzı acı bir komedidir. Dostoyevski'nin ilk karısı Maria Dmitrievna ve onun aşığı Vergunov ile olan geçmiş ilişkisiyle alaycı bir "ödeşmesi" olarak değerlendirilir.

 

Avrupa'da kaldığı sürece Almanlara ve İsviçrelilere karşı sert bir antipati geliştirir; Rusya'ya ve Rus insanına duyduğu özlem dayanılmaz bir hal alır.

Katkov'dan alınan son avansla 1871 Temmuz'unda Dresden'den Petersburg'a dönerler. Dönüşten bir hafta sonra oğulları Fyodor doğar. 1865'te borçlu ve yarım kalmış bir yazar olarak ayrıldığı Petersburg'a; Suç ve Ceza, Budala ve Ecinniler’in yazarı olarak, Rus edebiyatının devleri arasında devasa bir ünle adım atar.

 

14. Ahlaki Sorun - Suç ve Ceza

19. yüzyıl Rus edebiyatında sanat ile ahlak ayrışmamıştır. Rus insanı için soyut, ahlaki ve metafizik sorunlar hayatın doğrudan bir parçasıdır. Dostoyevski’nin aşırı, radikal veya "fantastik" görünen karakterleri (bir ilke için cinayet işleyen veya intihar edenler) dönemin Rus toplumunda gerçek karşılıkları olan tiplerdir.

 

Raskolnikov, olağanüstü insanların (Napoléon, Newton vb.) insanlığa hizmet etmek veya kendi sınırlarını aşmak adına yerleşik ahlak kurallarını ve yasaları çiğneme hakkı olduğuna inanır. Cinayeti "bir bit mi, yoksa bir insan mı" olduğunu anlamak ve kendi gücünü kanıtlamak için işler.

“Ben düpedüz öldürdüm; kendim için, salt kendim için öldürdüm... Titreyen bir yaratık mıydım, yoksa hakkı olan bir insan mıydım?”

 

Dostoyevski, Raskolnikov’u tek bir mantıksal düzlemde tutmaz. Karakter, romantik bireycilik (kendi için öldürmek) ile Çernışevski’nin temsil ettiği rasyonel/faydacı ahlak ("topluma zararlı, parazit bir tefeciyi öldürmek kamu yararınadır") arasında bocalayarak insaniliğini ve tutarsızlığını korur.

 

Raskolnikov figürü, Dostoyevski’nin Omsk’taki sürgün yıllarında tanıdığı Orlov adlı soğukkanlı katilden izler taşır. Orlov, "et üzerinde tam bir zafer" kazanmış, vicdan azabı çekmeyen ve korkusuz bir profil çizer. Raskolnikov da bu sarsılmaz iradeyi arar; ancak kendi zayıflığı ve içindeki insani/dini öz yüzünden başarısızlığa uğrar.

 

Svidrigailov / Raskolnikov’un aynadaki karanlık aksidir. Bütün ahlaki bağlardan kopmuş, tam bir hazcı (hedonist) ve ahlaksız bir "üstün insan" denemesidir. Svidrigailov, hazcılığın nihai felsefi ve manevi iflasını (intiharını) simgeler.

 

Sonya Marmeladova / Raskolnikov’un aşırı kendini öne sürme felsefesine karşılık, Sonya teslimiyeti, kendini feda etmeyi ve adanmışlığı temsil eder. Dostoyevski’nin felsefesinin temeli olan "kurtuluşa ve arınmaya ancak acı çekerek varılabilir" düşüncesinin ilk tohumları Sonya’da görünür.

 

Raskolnikov, Goethe’nin Faust’u gibidir. İkisi de ahlak sınırlarını aşarak tatmin ve güç arar. Ancak Faust kurtuluşu "durmaksızın çalışmak ve eylemde" (dünyevi yapıp etmelerde) bulurken; Rus insanı ve Dostoyevski için kurtuluş eylemle değil, isteyerek kabul edilmiş acı çekme ve çile yoluyla gelir.

 

Raskolnikov Sibirya’da zihinsel kibirli rasyonelliğini bırakıp Sonya'nın sevgisine ve İncil'in temsil ettiği inanca teslim olur. Dostoyevski, ahlaki bencilliğin iflasını gösterip okuyucuyu yeni bir manevi dirilişin eşiğinde bırakarak romanı noktalar.

 

15. Ahlaki Ülkü - Budala

Suç ve Ceza dışarıdan ve sorgulayıcı bir yaklaşımla ahlakı ele alırken, Budala muzaffer bir inanç ortamı içinde ahlaka içeriden bakar.

Raskolnikov gibi aydın/entelektüel bir karakterden bir "ermiş" çıkarmanın imkansızlığı karşısında Dostoyevski, "mutlak iyi insanı" yaratmak adına yüzünü Prens Mişkin’e dönmüştür.

 

Dostoyevski, yeğeni Sonya’ya yazdığı mektupta "mutlak iyi"yi anlatmanın zorluğunu vurgular. Dünyadaki tek mutlak iyinin İsa olduğunu belirtir.

 

Hıristiyan edebiyatında iyiliğin en kusursuz örneği olan Don Kişot (ve Dickens'ın Mr. Pickwick'i), iyi oldukları kadar gülünç oldukları için okuyucuda merhamet ve yakınlık uyandırır. Dostoyevski ise Mişkin'de mizaha dayanmadan bu iyiliği işlemeyi hedefler.

Mişkin; fiziksel tanımı, çocuklarla ilişkisi ve merhametiyle İsa’yı andırdığı kadar, Rus kültüründeki "Masum Deli" veya kutsal budala denilen Yurodiv tipinin edebiyattaki en büyük temsilcisidir.

 

Batı'daki iyi insan kavramı eyleme ve "iyi işler yapmaya" dayanırken; Rus ahlak ideali pasiftir. Mişkin’in temsil ettiği en yüksek Hıristiyanlık erdemi Smirenie (alçakgönüllülük, gönül tokluğu, acı çekmeyi kabul etme) kavramıdır.

 

Batı hukuki ve eyleme dayalı bir ahlak geliştirmişken, Dostoyevski ilkel Hıristiyanlığa dayanarak günahı eylemde değil duyguda/zihni tutumda arar. Bu yüzden hırsızlara ve sarhoşlara merhamet gösterilirken, zihnen bozulmuş olanlara karşı sert durulur.

 

Dostoyevski’ye göre cinsel tutku doğası gereği sahiplenici, kıskanç ve bencildir (iki kişilik bir bencillik). Bu yüzden Mişkin'in temsil ettiği "tam başkasını düşünme ve kendini feda etme" ideali, cinsel/insani tutku ile bağdaşmaz. Mişkin’in Aglaya’ya duyduğu insani aşk, Nastasya Filipovna’nın acılarına ve ihtiyacına odaklanan daha yüce bir feda duygusu tarafından bastırılır.

 

Aglaya, Dostoyevski’nin yarattığı en canlı, gururlu ve dürüst "saf kız" figürüdür. Nastasya ise yaralanmış gururu ve kendini feda etme yeteneğiyle dramatik boyutlardadır.

 

Rogojin, kontrolsüz, zapt edilemeyen tutkunun ve karanlığın simgesidir. Svidrigailov'un soğuk bencilliğine karşıt bir tutku adamıdır.

 

Veremden ölen 16 yaşındaki İppolit, mantıksız acı ve ölüm karşısındaki başkaldırıyı temsil eder. Mişkin'in "Nasıl ölmeliyim?" sorusuna verdiği "Önümüzden geçin ve mutluluğumuzu bize bağışlayın" yanıtı edebiyatın en büyük cevaplarından biridir.

 

16. Ahlak ve Politika - Ecinniler

Dostoyevski, Suç ve Ceza’da Raskolnikov üzerinden işlediği "kendini suçlu görmeyip, haklı olduğunu ve iyi bir şey yaptığını düşünen" katil psikolojisini Ecinniler’de toplumsal boyuta taşır. Raskolnikov’u kişisel alanda suça iten ahlaki kuram, toplumsal alanda ihtilale ve politik nihilizme dönüşür.

 

1869 yılında devrimci öğrenci lideri Sergey Nechayev’in, örgüt disiplinine uymayan ve sadakatinden şüphe duyulan İvanov adlı öğrenciyi arkadaşlarıyla birlikte öldürmesi (ve cesedini havuza atması), Dostoyevski için nihilizm ile suç arasındaki ilişkiyi somutlaştıracağı ideal bir malzeme olmuştur.

 

Dostoyevski, 1860'ların sert nihilistlerinin, 1840'ların romantik ve duygusal liberal/radikal aydınlarının doğal bir sonucu olduğunu iddia eder.

 

Baba kuşağını temsil eden liberal düşünür Timofey Granovski’den esinlenerek yaratılan Stephan Trofimoviç Verhovenski, romanın hem en duygusal hem de en gülünç karakteridir.

Dostoyevski, Batılılaşmış Rus liberallerini hicvetmek amacıyla romanın "Karmazinov" karakterinde Ivan Turgenyev’in fiziksel özelliklerini, yapmacık üslubunu ve gençliğindeki korkaklık söylentilerini ağır bir dille karikatürize eder.

 

Dostoyevski ilk başta Ecinniler’i Katkov’a olan borcunu ödemek için hızlıca yazacağı politik bir hiciv romanı olarak planlamıştı. Ancak kafasındaki Büyük Bir Günahkarın Hayatı adlı devasa dini/felsefi proje, Ecinniler'in içine sızmış ve yapısını kökten değiştirmiştir.

 

Romanın merkezine Nechayev’i temsil eden Peter Verhovenski yerine, Büyük Bir Günahkar tasarısından gelen Nikolay Stavrogin oturur. Dini-felsefi boyut katan yarı-deli Krillov ve "sakat kız" da bu süreçte romana dahil edilir.

 

Nihilizmden vazgeçip Slavcı/milliyetçi ilkeleri benimseyen ve halkı Tanrı inancının merkezine koyan Shatov, Dostoyevski’nin kendi görüşlerini ve gençlik dönüşümünü dramatize ettiği karakterdir.

 

Yüksek ahlak ilkelerine inancını kaybetmiş, ruhen tükenmiş, zevk hissini uyandırmak için aşırılıklara kaçan Stavrogin; köklerini George Sand’in Lélia’sındaki Trenmor veya Musset'nin karakterleri gibi Batı Avrupa romantik edebiyatından alır.

 

"Ölüm korkusunu yenerek Tanrılaşma" düşüncesine sahip olan Krillov, intiharı en yüksek özgürlük eylemi (insan-Tanrı ritüeli) olarak görür. Krillov’un mantığı, Raskolnikov’un kuramının aşırı ucu ve İvan Karamazov’un prototipidir.

 

"Başlangıç noktası sınırsız özgürlüktür, vardığım yer sınırsız despotluktur." (Şigalev’in bu sözü Bolşevik Devrimi’nin geleceğini öngören bir kehanettir)

 

Romanın adı (Ecinniler / Cinler), Stephan Trofimoviç’in ölüm döşeğinde okunan İncil pasajına dayanır. Dostoyevski’ye göre nihilistler ve radikaller, Rusya'nın içine girmiş kötü ruhlardır (cinlerdir). Rusya’nın kurtuluşu ve iyileşmesi, bu cinlerin kendilerini uçuruma atıp yok olmasından sonra "İsa’nın ayaklarının dibinde" gerçekleşecektir.

 

Dördüncü Kitap: Ürün Yılları

17. Rusya'ya Dönüş

Dostoyevski'nin 1871 yazında Petersburg'a dönmesiyle birlikte hayatındaki belirsizlikler ve çalkantılı dönem sona ermiştir. Eşi Anna'nın akıllıca yönetimi sayesinde mali durumları düzelmiş, fırtınalı duygular yerini sakin bir burjuva aile yaşantısına bırakmıştır.

 

Petersburg'a ilk geldiklerinde parasızlık ve eşyasızlık çekmişlerdir. Eski ev eşyalarına el konulmuş, kütüphanesindeki kitaplar satılmış ve Anna'nın rehine verdiği eşyalar kaybolmuştur. Ancak Anna, alacaklılarla kararlı bir şekilde mücadele ederek tüm mali işlerin ve borçların kontrolünü üstlenmiştir.

 

Ecinniler romanının son kısmının yayımlanması büyük ses getirmiş ve siyasi atmosfer nedeniyle geniş bir ilgi görmüştür. Anna, kocasının önceki karsız yayıncılık deneyimlerini bildiğinden kitabı kendisi yayımlamaya karar vermiş; pazarlıkları peşin parayla yürüterek başarılı bir ticari girişim başlatmıştır.

 

Grazhdanin Gazetesi Editörlüğü

Dostoyevski, topluma seslenmek ve düşüncelerini aktarmak amacıyla haftalık bir dergi çıkarma arzusu duymuştur. Prens Meshcherski'nin teklifiyle Grazhdanin gazetesinin yayıncısı olmuş ve düzenli bir aylık elde etmiştir. Bu dönemde Bir Yazarın Defteri başlığı altında makaleler yazmaya başlamıştır.

 

Yaz aylarını Staraya Russa'da geçiren aileden, işleri nedeniyle Petersburg'da kalmak zorunda olan Dostoyevski ayrı düşmüştür. Yalnızlık çektiği bu dönemde eşine yazdığı mektuplar, çocuklarına duyduğu aşırı evhamlı ve tutkulu sevgiyi ortaya koymaktadır.

 

Dostoyevski, gazete sahibi Meshcherski ile yaşadığı anlaşmazlıklar ve disiplinli idari işlerin getirdiği sıkıntı nedeniyle Grazhdanin’deki görevinden ayrılmıştır. Ardından eski dostu/rakibi Nekrasov, Otechestvennye Zapiski dergisi için yeni bir roman yazması teklifinde bulunmuş ve yüksek bir telif önermiştir.

 

Göğüs rahatsızlıkları nedeniyle Almanya'daki Bad Ems kaplıcalarına giden Dostoyevski, buralardan eşine uzun ve yeknesak mektuplar yazmıştır. Anna, eşini hem mali açıdan hem de sömürücü akrabalarından koruyarak onu tamamen kendi kontrolü ve sevgisi altına almıştır.

 

Dostoyevski'nin akrabalarıyla olan bağları zamanla zayıflamıştır. Üvey oğlu Paul İsaev'in sorumluluğunu üstlenmeye devam etse di de Anna'nın müdahalesiyle bu yardımlar ve iletişim zamanla azalmış, kontrol tamamen Anna'nın eline geçmiştir.

 

Aileyi yıllarca meşgul eden en büyük mali çekişme Kumarin teyzenin mirası olmuştur. Vasiyetname ve mülk paylaşımı davaları yıllarca sürmüş, Anna 1879'da pazarlıkları bizzat yürüterek toprak elde etmiş, ancak bu süreç aile içi vicdani ve hukuki tartışmaları bitirememiştir.

 

1874-1875 kışında Staraya Russa'da yazılan Delikanlı romanı, yazarın Kumarin teyze mirası nedeniyle yaşadığı hukuki ve ahlaki ikilemleri doğrudan kurgusuna (Versilov ve Sokolski Prensleri arasındaki dava) yansıtmıştır. Roman, düzenli bir çalışma sürecinin ardından yayımlanmıştır.

 

18. Psikolog Olarak Dostoyevski - Delikanlı

Roman, Dostoyevski'nin politik görüşlerine tamamen zıt olan radikal eğilimli Nekrasov'un gazetesinde (Otechestvennye Zapiski) tefrika edilmiştir.

 

Diğer büyük eserlerinde (ahlak, din, politika gibi) felsefi ve derin sorunları tartışan yazar, sansür veya politik çatışma korkusuyla bu konulardan kaçınmış; yalnızca kişilerin birbirlerine gösterdiği psikolojik tepkilere odaklanmıştır.

 

Roman bir "düşünce birliğinden" ve zorlayıcı bir disiplinden yoksundur. Olay örgüsü (mektuplar, şantajlar, karmaşık ilişkiler) melodrama kaçar; karakterler ve amaçları belirsizdir. Turgenev de bu durumu bir mektubunda "faydasız karmakarışık sözler, psikolojik araştırmalar kaosu" olarak eleştirmiştir.

 

Roman temelde üç ana kaynağın birleşmesinden doğmuştur:

Gayrimeşru Çocuk Motifi: Sosyetenin ve toplumun dışında kalan gayrimeşru bir gencin babası ve toplumla olan çatışması.

"Bir Büyük Günahkârın Hayatı" Müsveddeleri: Kahramanın mahrumiyete katlanarak bir "Rothschild" olma (zenginleşme) tutkusu ve şantajcı Fransız Lambert karakteri buradan aktarılmıştır.

Versilov (Baba) Karakteri: Dostoyevski'nin zihninde yıllardır biriken farklı tiplerin (Öteki, Ezilenler’deki Valkovski, Ecinniler’deki Stavrogin) eklektik bir birleşimidir. Aynı zamanda Rusya ve Avrupa hakkındaki politik kuramların sözcüsüdür.

 

Dostoyevski, Freud öncesinde insanın bilinçdışını ve ruhundaki çelişkileri ("Öteki" / "Çift") keşfetmiştir. Her insanda yüce duygular ile aşağı/karanlık dürtüler yan yana bulunur.

 

Tezsiz ve antitezsiz sentez olamayacağı fikri psikolojiye uygulanmıştır: İnsanın ilahi mükemmelliğe veya tamlığa ulaşabilmesi için ruhundaki "aşağı" (karanlık) öğeyi de yaşaması/barındırması gerekir.

 

Cinsel tutku; acı verme (sadizm) ve acı çekme (mazoşizm) arzusuyla, sevgi ise nefretle iç içedir. Dostoyevski romanlarında "sağlıklı" bir cinsel ilişkiden ziyade, bu ikiliklerin doğurduğu çatışmaları işler (Musset, Baudelaire ve Novalis gibi romantiklerle paralellik kurulur).

 

"Öteki", Dostoyevski'nin kendi çelişkili, fırtınalı kişiliğinde yaşadığı bölünmeleri anlamlandırmak için sığındığı bir simgedir.

 

Dostoyevski'ye göre Rus insanı sınırsızdır ("geniş"tir). Ruhunda en aşağılık/çirkef duygular ile en yüce/kutsal idealleri aynı anda samimiyetle barındırabilir.

Batı'daki gibi yerleşmiş geleneksel dürüstlük yerine Rus insanı, ikiligi ve günahı derinden yaşayarak "gerçek kutsallığa" ve "kurtuluşa" ulaşabilir.

 

19. Gazeteci Olarak Dostoyevski - Bir Yazarın Defteri

Dostoyevski, Delikanlı romanını yazarken oğlu Alyoşa dünyaya gelir (çocuk üç yaşında sara nöbetinden yaşamını yitirecektir). Ailenin mali durumunun düzelmesiyle birlikte Dostoyevski, uzun süredir hayalini kurduğu dergi projesini hayata geçirir.

Eşi Anna, derginin idari, reklam, abonelik ve dağıtım işlerini tamamen üstlenir.

Derginin satışı ilk yıl 4.000, ikinci yıl ise 6.000 aboneye ulaşır. Sadece matbaa masrafı olduğu için oldukça yüksek bir kâr elde edilir.

 

Dostoyevski’nin halka olan inancı somut bir reformculuk ya da insancıllıktan (hümanizmden) ziyade duygusal ve soyut bir inançtır.

Eleştirmen V. V. Rozanov: "Bütün edebiyatımızda ülküleri, günün gerçeklerinden böyle bütünüyle kopuk başka yazar yoktur."

 

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) döneminde Dostoyevski, Balkanlar’daki Slavların özgürleşmesi ve İstanbul’un alınması fikrini coşkuyla destekler.

Bir Yazarın Defteri’nde savaşın toplumsal ve manevi bir "temizlenme" olduğunu, toplumların sağlığı için gerekli görüldüğünü savunarak militan ve milliyetçi bir retorik kullanır.

 

Bu dönemde Dostoyevski, gerici politikalarıyla tanınan Konstantin Pobedonostsev, genç filozof Vladimir Solovyov ve Orest Miller gibi isimlerle yakınlaşır.

1878 yazında Solovyov ile birlikte Optina Pustın Manastırı’nı ziyaret eder. Burada Ambrosius Baba ile görüşür; bu isim, Karamazov Kardeşler romanındaki Zosima Baba karakterinin doğrudan ilham kaynağı olur.

Kendi çocukluğunun geçtiği ve babasının öldürüldüğü Darovoye çiftliğini 40 yıl sonra ziyaret etmesi, romandaki "öldürülen baba" temasına zemin hazırlar.

 

20. Peygamber Olarak Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

Çocukluğundaki biçimsel Ortodoksluk inancı, Petersburg yıllarında ve katıldığı radikal çevrelerde (Belinski, Petraşevski grupları) yerini bilinemezciliğe ve Hıristiyanlığın dogmatik yönünü reddeden bir tutuma bırakmıştır. Ancak Hıristiyan ahlakına ve İsa'nın idealize edilmiş kişiliğine olan hayranlığını korumuştur.

 

Sürgün dönemi ve hapishanede İncil ile geçirdiği yıllar, onda "ilahi bir huzursuzluk" ve inanç susuzluğu doğurmuştur. Mme. Fonvisina’ya yazdığı ünlü mektupta belirttiği üzere; gerçeğin İsa’nın dışında olduğu kanıtlansa bile, gerçeğin değil İsa'nın yanında olmayı seçecek kadar tutkulu ve duygusal bir bağlılık geliştirmiştir.

 

İnanç olmadan ahlak imkansızdır ve hayat çekilmezdir: Ortodoksluk ve İsa; Rusya'nın bütünlüğü ve ahlaki varlığı için bir gerekliliktir.

Geçirdiği sara nöbetleri öncesindeki esrime anları ve "maddi dünyanın sınırlarını aşma" duygusu, inancına mistik bir hava katsa da Dostoyevski kendisini doğrudan Tanrı ile kişisel ilişki kuran geleneksel bir mistik olarak tanımlamamıştır.

 

Karamazov Kardeşler’in Karakter Analizi

Karakter

Temsil Ettiği İlke / Rol

Karakteristik Özellikleri

Dmitri

Tutku ve Günah

Şehvet düşkünü ancak acı çekerek ve günah işleyerek kurtuluşa ulaşan, en "insan" ve en saf Rus tipi.

İvan

Aydın Şüphecilik ve Kötülük

Tanrı'ya isyan eden, akılcı inançsızlık temsilcisi. Gayrimeşru kardeş Smerdyakov’u zihinsel olarak cinayete yönlendirir.

Alyoşa

Hıristiyanlık Ülküsü (Hero)

Manastırdan çıkıp dünyaya karışan, Hıristiyan ahlakını hayata geçirmeye çalışan, ahlaki dengeleyici kardeş.

Smerdyakov

Eyleme Geçen Katil

İvan’ın fikirlerini kaba ve mantıki sonuna kadar götürerek babayı öldüren gayrimeşru evlat.

 

Romanın en güçlü ve felsefi ağırlık noktası İvan ile Alyoşa arasındaki Tanrı, adalet ve kötülük tartışmasıdır (Lehte ve Aleyhte bölümü ile Büyük Engizisyoncu anlatısı). İvan’ın masum çocukların acı çekmesi üzerinden Tanrı’nın dünyadaki "uyumuna" yönelttiği eleştiriye ve biletini iade etme kararlılığına, mantıksal bir cevap verilemez; yanıt Zosima Dede’nin "akılüstü" ve manevi dünyasından gelir.

 

Rus halkının ve kültürünün en temel ihtiyacı "kesintisiz acı çekme" duygusudur.

İlkel Hıristiyanlıkta ve Ortodokslukta acı çekmek, ruhun arınması ve kutsallığa ulaşması için bir araçtır. Bedensel hastalıklar bile ruhun öte dünyayla temas kurmasını kolaylaştıran bir lütuf olarak görülür (Svidrigailov'un hayaletler kuramı).

 

Goethe (Faust), Novalis ve Alman romantiklerinin burjuva sıradanlığına karşı acıyı ve coşku dolu işkenceyi yüceltmesi; Baudelaire’in bunu bir estetik haz aracına dönüştürmesi Dostoyevski'nin düşünce dünyasını etkilemiştir.

 

Yazarın Polina Suslova ile yaşadığı fırtınalı ilişki (gurur-alçakgönüllülük, sevgi-nefret gelgitleri), karakterlerinde mazoşist eğilimler şeklinde belirir. Marmeladov'un "iki misli acı çekmek için" içmesi, Stavrogin'in alçalıştan haz alması ve Liza Hohlakova'nın Alyoşa ile tartıştıktan sonra parmağını kapıya sıkıştırması…

 

Dostoyevski, din adamlarının düştüğü "günah acının nedenidir" yanılgısına düşmez; aksine acı çekmeyi, günahın bağışlanması için gerekli psikolojik bir durum olarak görür.

 

Önemli olan toplumun veya başkalarının affetmesi değil, günahkârın kendi vicdanı önünde kendisini affedebilmesidir. Bu affediş ancak acı çekmeye gönüllü olarak boyun eğmek ve onu aramakla kazanılır.

 

Büyük Engizisyoncu

Karamazov Kardeşler’deki "Engizisyon Mahkemesi Başkanı'nın Öyküsü"nde İsa, insanlara mucizesiz, sırsız ve egemenliksiz özgür vicdan hediyesini vermiştir.

Katoliklik (ve Dostoyevski'ye göre Sosyalizm), insanın sırtındaki bu ağır "özgürlük ve kişisel sorumluluk" yükünü alıp yerine otoriteye dayalı, köleleştirici bir mutluluk, mucize ve sır vaat etmiştir.

Kilise, İsa'nın adını kullanarak onun ilkelerini tersine çevirmiş ve insanları endişelerinden kurtarma bahanesiyle vicdanlarını köleleştirerek onları birer "sürü" düzeyine indirmiştir.

Dostoyevski’ye göre kurtuluşa götüren his, Protestan ilahiyatındaki bireysel günah değil; "herkesin herkesin önünde ve her şeyde suçlu olduğu" kolektif günah duygusudur.

 

Başkasını yargılamak yerine onun suçunda kendi payını bulmak…

 

Dmitri Karamazov

Dmitri, Dostoyevski'nin romanlarındaki diğer karakterlerden farklı olarak durmaksızın şiirsel bir dille konuşur; doğaya, güneşe ve hayata coşkuyla bağlıdır.

Tıpkı Shakespeare’in Othello’su gibi dışa dönüktür, içgözlemci veya ince hesapçı (Hamlet gibi) değildir. Tutku, kıskançlık ve duygu zihnini körleştirir; fakat özündeki yalınlık ve güvenilirlik onu trajik bir boyuta taşır.

Dmitri, işlemediği babalık cinayetinin (ya da işlediği diğer günahların) cezasını çekmek için Sibirya'ya gitmeyi bir "kurtuluş yolu" olarak görür. Madenlerin altında bile Tanrı'ya ve yaşama "sevinç" ilahileri okuyabileceğini kavrayarak trajik ve yüce bir kabullenişe ulaşır.

 

21. Yüceltme

Yaşamının son yıllarında Dostoyevski, okuma etkinliklerinin aranan ismi olmuş ve toplumun her kesiminden (hapisteki bir suçludan, tıp ile evlilik arasında kalan genç kızlara, sınavda başarısız olan öğrencilere kadar) yoğun mektuplar almıştır. Yazar, bu mektuplara uzun ve insancıl yanıtlar vermeye çaba göstermiştir.

 

1880 Puşkin Şenliği ve Tarihi Konuşması

Moskova'da Puşkin anıtının açılışı, Slavcılar ile Batıcılar arasında politik ve edebi bir güç yarışına dönüşmüştü.

 

Şenlikte Batıcı kanadı Turgenyev temsil ederken, Slavcı/milli davayı savunma rolü Dostoyevski’ye düşmüştür. Turgenyev’in 7 Haziran'daki soğuk ve ihtiyatlı konuşmasına karşın Dostoyevski, 8 Haziran’da sahneye çıkmıştır.

 

Dostoyevski; Puşkin’i Aleko, Onegin ve Tatyana tipleri üzerinden Rus halkının özünü ve evrensel anlayışını temsil eden milli bir şair olarak tanımlamıştır.

 

Rusya’nın Avrupa’yı anlayıp uzlaştıracak bir senteze ulaşacağını savunarak Slavcılar ile Batıcıları barıştırma çağrısı yapmıştır.

Konuşma salonda büyük bir coşku ve histeri dalgası yaratmış; yıllardır küs olan insanlar kucaklaşmış, Turgenyev gözyaşlarıyla Dostoyevski’ye sarılmış ve dinleyiciler onu adeta bir "peygamber" olarak selamlamıştır.

 

25 Ocak 1881'de, yayıncılık işleri ve akrabalarıyla (Kumarin mirası yüzünden) yaşadığı tartışmaların getirdiği sinirsel gerilim sonucu ciğerlerinde kanama başlamıştır.

 

28 Ocak sabahı, Tobolsk’ta Dekabristlerin eşlerinin kendisine verdiği ve yanından hiç ayırmadığı İncil’i açtırmış; Aziz Matta bölümünden okunan "Acı çekiyorum şimdi; çünkü tüm kurtuluşu gerçekleştirmek bize yaraşır" satırlarını ölümünün işareti olarak kabul etmiştir.

 

Çocuklarına veda edip İncil'ini oğluna bıraktıktan sonra aynı gün saat 20:30'da hayata gözlerini yummuştur.

 

31 Ocak'ta gerçekleşen cenazeye yaklaşık 30.000 kişi katılmıştır. Alexandr Nevsky Manastırı'nda gece boyunca nöbet tutan öğrenciler ve hayranlar, yazara duydukları saygıdan ötürü tek bir sigara dahi içmemişlerdir.

 

1849'daki idam sehpasında yanında bulunan Palm, Grigoroviç, Soloviev ve Maikov gibi dostları mezarı başında konuşmalar yapmış; mezara toplam 74 çelenk bırakılmıştır.

Dostoyevski'nin ölümü, Rus edebiyatının Ondokuzuncu Yüzyıl'daki "Büyük Çağı"nın kapanış simgesi olarak kabul edilmiştir.

 

22. Sonsöz

Batı Avrupa (Molière, Balzac, Jane Austen) ve Rus edebiyatı (Gogol'ün Ölü Canlar’ı, Gonçarov'un Oblomov’u) insan doğasını belirli "tip"lere, ahlaki niteliklere veya kalıplara indirgeme eğilimindeydi.

 

Gonçarov, sanatın ancak hayatın "katılaşıp tip haline gelmesinden" sonra yaratılabileceğini savunmuş ve Dostoyevski’yi de bu yöntem doğrultusunda görmüştür. Oysa Dostoyevski, tam tersine "benzerliklerin çoğaltılması" değil, "benzersizliklerin çoğaltılması" yöntemini kullanmıştır.

 

Dostoyevski tip yaratmayı bir anda bırakmamıştır. Yeraltından Notlar ve Ecinniler’e kadar tipler belirginken; tipleri tamamen terk edip kişiliği öğelerine ayırma yöntemini zirveye taşıdığı eserleri Delikanlı ve Karamazov Kardeşler olmuştur.

 

İngiliz edebiyatında rasyonalizm öncesi tutarsız, derin ve çelişkili insan doğasını işleyen tek isim Shakespeare’dir. Dostoyevski, karakterlerinin bu "çıplak ve çelişkili" yapısıyla Shakespeare'e en yakın yazar olarak görülür.

Dostoyevski'nin dünyası, Fransız/İngiliz klasiklerinin düzenli bahçesi değil; Rönesans'ın, Orta Çağ'ın tekinsiz, karanlık güçler ormanıdır. Romanlarında en sık geçen kelimelerin "tuhaf", "fantastik" ve "sorunsal" olması tesadüf değildir.

 

Dostoyevski somut/maddi çevrenin ve doğanın gözlemlenmesine kayıtsızdır. Tolstoy gibi kişilerin felsefi veya fiziki detaylarını (Karenin'in kulakları, Prenses Marya'nın dudağı gibi) hafızaya kazımaz. Onun tek ilgilendiği şey insan ruhu ve arkasındaki karanlık bilinmeyen gerçekliktir.

Dostoyevski insan doğasının akıldışı ve uçuruma kaymaya meyilli olduğunu savunur; insanı bu uçurumdan koruyan şey ise Tanrı ve dini inançtır.

 

Dostoyevski ölümünden 20-30 yıl sonra Batı'da (Proust, Joyce, Gide, Middleton Murry) popüler olduğunda, Batılı yazarlar onun akıldışı psikoloji anlayışını ve ahlaki anarşizmini almış, ancak bunu ayakta tutan dini/muhafazakâr temeli reddetmişlerdir.

 

Dostoyevski’yi sadece bir "psikolog" olarak görmek onun sanatsal değerini saptırır (Aksi takdirde Delikanlı’yı Budala veya Karamazov Kardeşler’den üstün tutmak gibi bir hataya düşülür).

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder