Eileen
Warburton - John Fowles İki Dünyalı bir Yaşam -
Notlar
John Fowles: A Life in Two Worlds, Viking Adult, New York, 2004
Giriş
Fowles, sanatçının özel yaşamıyla eserlerinin
ayrıştırılmasına karşı çıkar; yazılan "yalanlar" ile yaşanan
"yalanların" aynı tuvalin parçası olduğunu savunur. Ona göre sanat,
soyut bir kaynaktan değil, gerçek bir insandan ve onun biyografik
deneyimlerinden doğar.
Fowles, eleştirmenlerin bitmiş "ölü" metinlere
odaklanıp, mit yaratma sürecinin arkasındaki canlı, öznel deneyimleri göz ardı
etmesini eleştirir.
Eileen Warburton 1974 yılında Fowles ve eşi Elizabeth ile
tanışır. Fowles, Warburton'a henüz yayınlanmamış kişisel günlüklerini
(1947–1998 arası), mektuplarını ve özel arşivini açarak resmi biyografi yazarı
olmasını kabul eder.
Elizabeth'in hayatına girmesinden önce Fowles'ın basılmış
bir romanı yoktur; Elizabeth'in vefatından/ayrılışından sonra da yenisi
gelmemiştir.
Warburton, Fowles ile yaptığı röportajlarda yazarın
biyografik gerçekleri sık sık unuttuğunu, kurguladığını veya yeniden hayal
ettiğini fark eder. Fowles kendi yaşamını kurgunun ham maddesi olarak görmüş,
gerçekleri bir maske veya kılık değiştirerek yeniden üretmiştir.
Biyografi; Fowles'ın 1947–1998 günlüklerine, mektuplara,
Harry Ransom Araştırma Merkezi (Austin, Teksas) ile Exeter Üniversitesi
arşivlerine ve Fowles'ın ailesi/dostlarıyla yapılan mülakatlara dayanmaktadır.
…
1. Bahçedeki Sesler
Belmont House ve Gizli Bahçe
ohn Fowles, Dorset kıyısındaki Lyme Regis'te bulunan Belmont
House'un dik, duvarlarla çevrili gizli bahçesinde dolaşırken çocukluk dünyasına
sığınır. Fowles için burası "kendi içine kapanık, dış dünyayla hiç
yüzleşmeyen bir yalnızlığın gizli yeri" ve küçük çocukların deyimiyle
*"büyücülerin yeri"*dir. Bahçe, mevsimlerin ritmiyle zamanın durduğu,
doğayla ve anılarla baş başa kalınan mistik bir sığınaktır.
Fillebrook Bulvarı
Fowles'ın ilk çocukluk anıları babası Robert (Rob) Fowles'un
Essex, Leigh-on-Sea'deki (Fillebrook Bulvarı 63) takıntılı şekilde budanmış
küçük meyve bahçesine dayanır.
Babası yetiştirdiği elma ve armutların ödülleriyle
gururlanırken, John için bu bahçe "ödüller ve fiyatlara ilişkin değil,
koku ve tatlara ilişkindi". Annesi Gladys May Richards, siyah saçlı,
utangaç ve sohbet canlısı bir kadındır. John, annesinin "gözbebeği"
olarak büyür. Annesinin yanında bakıcısı ve kuzeni Peggy Fowles da çocukluğunun
neşeli figürlerindendir.
Babası Robert, Birinci Dünya Savaşı'nda Flanders
siperlerinde savaşmış, kardeşini kaybetmiş ve ağır nörastenik travmalarla
dönmüştür. Ticari kaygılar ve geniş ailenin mali yükleri altında ezilen Robert,
kendisini felsefe (Spinoza, Leibniz, Amerikan pragmatizmi) ve Alman Romantik
şiiri okumaya adamıştır.
Alleyn Court Hazırlık Okulu
John, 1934'te amcası Stanley Richards'ın da öğretmenlik
yaptığı Alleyn Court Hazırlık Okulu'na gönderilir. Burada disiplinli fakat
ailevi bir atmosferde Fransızca, Latince, İngilizce ve doğa bilimleri okur.
Kriket, tenis ve atletizmde büyük yetenek göstererek okulun spor kahramanı ve
açılış atıcısı (bowler) olur. Babasıyla arasındaki en güçlü bağ kriket ve felsefi
tartışmalardır.
Doğa bilimci ve ressam olan amcası Stanley Richards, John'a
doğayı gözlemlemeyi, kelebek ve güve toplamayı öğretir. John, okumaya tutkuyla
bağlanır; özellikle Richard Jefferies'in Bevis: Bir Çocuğun Hikayesi
romanı onun zihninde alternatif bir dünya yaratır. Bevis gibi doğada
yalnızlaşmayı ve hayal gücüyle çevresini dönüştürmeyi öğrenir. Temmuz 1939'da
Bedford Okulu bursunu kazanarak yatılı eğitime adım atar.
Büyümemizin Merkezindeki Yeşillik
Bedford Okulu ve Savaş Yılları
13 yaşındaki John, Eylül 1939'da Bedford Okulu'na başlar.
İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle binalar kum torbalarıyla
güçlendirilir. John, ev özlemi çeker; küçük öğrencilerin kıdemlilere hizmet
ettiği katı "ibne" (fagging) sisteminden, kurallardan ve
cezalardan nefret eder. Savaşın şiddetlenmesiyle 1940'ta ailesi Devon
kırsalındaki Ipplepen köyüne tahliye olur.
Devon Kırsalı
Devon'un yeşil tarlaları ve ormanları John için adeta bir
cennet olur. 1942'de kız kardeşi Hazel Mary doğar. Annesinin ilgisinin yeni
bebeğe kayması ve yaşadığı yalnızlık, John'un 22 Aralık 1941'de ilk doğa
günlüklerini tutmaya başlamasını sağlar. Avcı B.W. Brealey (B.B.) rehberliğinde
disiplinli bir avcı olur ve öldürdüğü avların çetelesini tuttuğu Up-shot
günlüğünü başlatır.
Bedford Upper School'a döndüğünde kriket takımının yıldızı
ve okulun kahramanı haline gelir. Alman bombalamaları sırasında Büyük Salon'un
çatısında yangın gözlemciliği yaparken, orada gizlice prova yapan BBC Senfoni
Orkestrası'nın icra ettiği Mozart, Bach ve Beethoven eserlerini dinleyerek
derin bir müzik tutkusu geliştirir. 1944'te okul müdürü (Head Boy) pozisyonuna
getirilir.
Askeri Hizmet ve Kraliyet Deniz Piyadeleri
Temmuz 1944'te Bedford'dan ayrılıp Edinburgh
Üniversitesi'nde Deniz Kuvvetleri kursuna katılır. Kraliyet Deniz
Piyadeleri'nde subay eğitimi alır ve Dartmoor'daki zorlu komando eğitimlerinde
eğitmenlik yapar. 1946'da Plymouth Belediye Başkanı Isaac Foot'un "Sadece
tam bir aptal orduda kariyer yapmayı düşünür!" sözü üzerine Oxford
Üniversitesi'ne başvurmaya karar verir.
Daha Büyük Bir Dünya
Ekim 1947'de Oxford New College'da Fransızca okumaya başlar.
Eğitmeni Merlin Thomas rehberliğinde Marie de France, Villon, Ronsard, Rabelais
ve Voltaire okur. Ronsard şiirlerini çevirirken yazar olma çağrısını hisseder: "Görev
duygusu, seçilmiş kişi".
1948'de Aix-en-Provence ve Collioure seyahatlerine çıkar. Sinbad
yatında tanıştığı Micheline Gilbert aracılığıyla Camus ve Sartre
varoluşçuluğunu derinlemesine kavrar. Pascal'ın Pensées eserindeki "ateş
gecesi" (nuit de feu) tinsel dönüşüm kavramından ve Camus'nün absürt
evreninde insanın başkaldırısı fikrinden etkilenir. Sanatsal ölümsüzlüğü
varoluşun tek yanıtı olarak görür.
Finnmark Gezisi
1949 yazında Kuzey Norveç (Finnmark, Noatun) ornitoloji
gezisinde, doğanın mutlak insan dışı sessizliğinde mistik bir "ateş"
deneyimi yaşar. Bu an, ileride yazacağı The Magus (Büyücü) romanındaki
Maurice Conchis karakterinin aydınlanma anına temel oluşturur.
Kronik amipli dizanteri hastalığı yüzünden sık sık odasına
kapanır. Marksist arkadaşı Fred "Podge" Porter ile felsefi
tartışmalar yürütür. Sınav kaygısı nedeniyle kendisini başarısızlığa hazırlasa
da Haziran 1950'de Oxford finallerini başarıyla geçerek çift ikinci derece (double
second) ile mezun olur.
Çocuksu Hayaller Ülkesinde
Poitiers
Ailesinin Leigh-on-Sea'deki "cüce varoluşundan"
kaçmak isteyen Fowles, Kasım 1950'de Poitiers Üniversitesi'nde İngilizce
okutmanı olarak göreve başlar. İlk aylarda kasvetli odasında derin bir
yalnızlık ve özgüvensizlik yaşar.
Dondurucu bir Aralık gecesinde Place du Vertugadin
meydanında dururken, zifiri karanlık gökyüzünden geçen binlerce göçmen kuşun
sesini duyar ve "iki dünya arasında bir bağlantı olduğumu derinden
hissettim" der. Bu deneyim yaratıcı gücünü ateşler. Camus ve Kafka'nın
absürt dünyasını Marivaux'nun fantastik büyü dünyasıyla birleştirme estetiğini
geliştirir.
Doğa bilimci öğrenci André Brosset (Le Başkan) ile
"Vahşi Fransa"yı keşfeder ve d'Abadie Şatosu'ndaki pornografi/tahnit
koleksiyoncusu markiyi ziyaret eder (bu figür The Magus’taki de
Deukans'a ilham verir).
Öğrencisi Ginette Marcailloux ile romantik bir ilişki yaşar
ancak kıza kurgusal bir roman karakteri gibi mesafeli yaklaşır. Ağustos 1951'de
Alpler'de katıldığı öğrenci kamp turunda neşeli bir gençlik deneyimi yaşar.
Dönüşte Poitiers'deki işine son verilir ve Yunanistan'ın Spetsai adasındaki bir
okuldan gelen teklifi kabul eder.
Bir Ada ve Yunanistan
Spetsai (Phraxos)
Ocak 1952'de Yunanistan'a varır. Çam ormanlarıyla kaplı
Spetsai adasındaki Anargyrios ve Korgialenios Okulu'nda ders vermeye başlar.
Okulun katı ve verimsiz sistemini eleştirse de öğrencilerini çok sever.
Meslektaşı Denys Sharrocks ile ömür boyu sürecek derin bir dostluk kurar.
Adanın "sade ve zahmetsizce güzel"
doğasında saatlerce tek başına yürür. İleride The Magus’taki
"Bourani"ye dönüşecek olan Jasmine villası ve sahibi Botassi ile
tanışır. Temmuz 1952'de Parnassus Dağı'na tek başına tırmanarak "ruhsal
bir hac ve sınav" yaşar.
İspanya Gezisi
Ağustos 1952'deki İspanya seyahatinde 19 yaşındaki Monique
Baudouin'e karşı platonik, iffetli ve şiirsel bir tutku besler; onu bir "Gioconda"
veya "Madonna" olarak görür. İngiltere'ye dönüş yolunda
Spetsai'deki yeni meslektaşı Roy Christy ve karısı Elizabeth ile tanışır.
Elizabeth ve Roy
Elizabeth (Betty Whitton)
Elizabeth, Walsall/Birmingham'da işçi sınıfı bir ailede
büyümüş, WRAF'ta görev yapmış, caz ve edebiyat tutkunu bağımsız bir kadındır.
Mimar ve yazar adayı Roy Christy ile evlenmiş ve kızı Anna doğmuştur.
Roy ve Elizabeth Kasım 1952'de Spetsai'ye gelir. Roy'un ağır
alkolizmi, narsisizmi ve felsefi saldırganlığı ortamı gerer. John ile Elizabeth
arasında derin bir duygusal çekim başlar. Girit seyahati ve Shakespeare’in Fırtına
oyunu provalarında yakınlaşırlar. Haziran 1953'te Atina Akropolis surları
altında ilk kez öpüşürler: "Bir barajın yıkılması gibi, hızlı ve tatlı
bir felaket".
John ve Roy disiplinsizlik nedeniyle okuldan kovulurlar.
Adada geçirdikleri son haftalarda Fowles ve Elizabeth tutkulu bir zina ilişkisi
yaşarlar. İngiltere'ye döndüklerinde kızı Anna'nın hastalanmasıyla bu yasak
ilişki ağır bir suçluluk krizine dönüşür.
Anna
Roy, Elizabeth'i evden atar ve kızı Anna'yı bir manastıra
yerleştirir. Elizabeth psikolojik bir çöküş yaşayarak Birmingham'daki ailesinin
yanına döner. Fowles, Kasım 1953'te Hertfordshire'daki tarihi Gotik malikane
olan Ashridge Vatandaşlık Koleji'nde (Ashridge College) öğretim görevlisi
olarak işe başlar.
Zambak ve Gül
Ashridge'in lüks ve resmi ortamında Fowles, sosyetik bitirme
okulu kızlarından Sally Simpson ve ardından Sanchia Humphreys (Curio/Lily)
ile platonik ve flörtöz kaçamaklar yaşar. Bu esnada Yunanistan deneyimlerini
aktardığı Bir Ada ve Yunanistan taslağının 3. cildinde yarattığı "Avusturyalı
Subay Kadını" Maria karakteri, ileride yazacağı Fransız Teğmenin
Kadını (The French Lieutenant's Woman) romanının temellerini oluşturur.
Eylül 1954'te Elizabeth, Anna'yı geri alabilmek için Roy'a
dönmeyi dener. Ancak Hampstead'deki odasında çaresizce bekleyen Fowles,
Elizabeth olmadan yaşayamayacağını anlar ve ona evlenme teklif eder. Elizabeth
John'a geri döner; bu karar sonraki 36 yıllık birlikteliklerinin başlangıcı
olur.
Bekleme Odası
Hampstead
John ve Elizabeth, Hampstead'de perişan ve yoksul odalarda "günah
içinde" yaşamaya başlarlar. Fowles, St. Godric's Sekreterlik Okulu'nda
yabancı öğrencilere İngilizce ve edebiyat öğretmeye başlar ve zamanla İngilizce
Bölüm Başkanı olur. Elizabeth ise mağazalarda ve tıbbi kayıt bürolarında
çalışarak evin geçimine katkıda bulunur.
Evlilik
Uzun ve sancılı hukuki süreçlerin ardından Elizabeth,
Roy'dan boşanır. Fowles ve Elizabeth, 2 Nisan 1957'de Londra'daki bir
evlendirme dairesinde gizlice evlenirler. Düğün hediyesi olarak birbirlerine
Fowles'ın yazdığı "Altı sarı lale vardı" dizesiyle başlayan Epithalamion
şiirini sunarlar.
Yayınlanmamış Bir Yazar
Yıllarca The Magus (Büyücü) ve felsefi görüşlerini
bir arada tutmaya çalıştığı taslağı (Magaristos), Nisan 1960'ta nihayet
iki ayrı esere dönüşür:
- Büyücü
(The Magus): Kurgusal roman.
- Aristos
(The Aristos): Herakleitos felsefesinden (karşıtların gerilimi,
sürekli değişim, kendini tanıma) beslenen felsefi manifesto.
Babası Robert Fowles ile olan ilişkisi düzelir; onun
entelektüel merakını ve doğa/bahçecilik tutkusunu paylaştığını kabul eder.
Annesi Gladys’e karşı nefreti ve direnci devam eder; onu
entelektüel gelişiminin ve sanatsal özgürlüğünün önündeki "bitkisel
engel" olarak görür.
Ancak Gladys’in aile geçmişini anlatırken sergilediği sözsel
büyü, hafıza zenginliği ve kelime akışı, Fowles’ın yaratıcı kurgularına
bilinçaltı bir kaynak sağlar.
Fowles ilerleyen yıllarda, erkek yazarların kurgusal
motivasyonunun "bebekliklerinde kaybettikleri annelerini yeniden
kazanma" takıntısına dayandığı teorisini kuracaktır.
St. Godric’s
St. Godric’s Sekreterlik Okulu’nu edebi üretimi için
"en az zaman harcayarak maaş alabildiği" ideal bir sığınak olarak
görür.
1959'da bölüm başkanı olur, müfettiş gibi müfredatı baştan
düzenler; öğrencileri milliyetlerine ve yeteneklerine göre kategorize ettiği
oldukça detaylı bir öğrenci akış/seviye sistemi kurar.
Nisan 1959'da Church Row 28 numaradaki tarihi 1720 yapımı
çatı katı dairesine taşınırlar.
John, pencereden teleskopla mahalleyi ve kadınları izler
(“kız izleme” olayları); bu durum Elizabeth’i zaman zaman rahatsız etse de
ilişkilerindeki denge korunur.
Elizabeth’in eski eşi Roy Christy’den olan kızı Anna,
koruyucu ailelerde ve manastır okullarında büyür.
Anna, biyolojik annesi Elizabeth’i sadece "Liz"
adında özel bir arkadaş olarak tanır. Liz’in düzenlediği otobüs gezileri,
piknikler ve tiyatro ziyaretleri Anna’nın çocukluğunun en mutlu anlarıdır.
Bir çocuk sahibi olmayı çok isteyen Elizabeth, Kasım 1961'de
tüplerini açtırmak için ağır bir ameliyat (salpingostomi) geçirir (1950'deki
doğum sonrası geçirdiği enfeksiyon nedeniyle fallop tüpleri tıkanmıştır).
Ameliyat başarısız olur ve kısırlık kesinleşir; bu durum çiftte derin bir acı
bırakır.
John, dışarıya karşı felsefi bir duruş sergileyip
çocuksuzluğu kabul ettiğini (“özgürlük” olarak gördüğünü) iddia etse de, bu
durumun yarattığı derin acıyı bastırır. Eşinin kısırlık trajedisi ve
ameliyattaki ölüm korkusu, yazarlık bilinçaltına ve kurgularına derinden işler.
Koleksiyoncu (The Collector)
Fowles, kısırlık acısı, yalnızlık ve geçmiş fantezilerinin
etkisiyle Kasım 1960 - Mart 1961 arasında Koleksiyoncu (The Collector)
romanını kaleme alır. Fowles; kapana kısılmışlık hissi, Herakleitosçu
"Aptalların dünyasında sıkışan akıllılar" felsefesi (Clegg =
Polloi/avam, Miranda = Aristoi/seçkin), ergenlikten beri kurduğu yeraltı hapis
fantasileri ve yaşanmış bir kaçırılma olayından ilham almıştır.
Kelebek koleksiyoncusu Frederick Clegg'in sanat öğrencisi
Miranda Gray'i mahzene kaçırmasını konu alan roman, toplumsal sınıfların ve
insan doğasının derin bir sembolizmidir. Elizabeth'in eleştirileriyle romanı
revize eder ve Clegg karakterini iktidarsız yapar.
Jonathan Cape Yayınevi (Tom Maschler) romanı çok beğenir ve
yayımlamak üzere satın alır.
İlk başta tanınma korkusuyla "Richard Whitton"
takma adını kullanmak istese de, Temmuz 1962’de Jonathan Cape ile sözleşme
imzalanmasıyla John Fowles anonimlikten çıkıp dünya çapında tanınacak bir yazar
olma yolundaki ilk büyük adımını atar.
Doğrudan Parnassus'un Zirvesine
İtalya Gezisi
Sözleşmenin ardından Fowles, Denys ve Monica Sharrocks ile
İtalya seyahatine çıkmıştır. İtalyan mimarisinden rahatsız olan Fowles, Aziz
Petrus Katedrali için "her zaman birini Büyük Katolik Yalanının kara
ağzına sokmayı bekleyen canavarca bir ıstakoz gibi orada yatıyordu"
benzetmesini yapmıştır. Fowles'ın dönüşte hazırladığı Atina'ya Yolculuk (Arasında)
adlı eser, Tom Maschler tarafından bir "genç adam kitabı" olduğu
gerekçesiyle reddedilmiştir. Aynı dönemde kaleme aldığı karamsar şiir dizisi Sıra
Dört de reddedilince; Fowles psikolojik sığınağı yarım bıraktığı Anthony'nin
Günahı tiyatro oyununda bulmuştur.
Fowles, 1954'te tutkuyla bağlandığı Sanchia Humphreys ile
1963'te yeniden buluşmuştur. Ancak Sanchia ile ilişkisini "gerçek
değil", edebi bir fantezi olarak nitelendirip karısı Elizabeth'e olan
bağlılığını teyit etmiştir. Elizabeth, Fowles'a yazdığı bir şiirde "Tuttuğumuz
gerçeklik — / Burada. / Zamanda geriye değil Ya da şimdi olmayan
zamanlara" dizeleriyle bu sadakati ifade etmiştir. Elizabeth, Büyücü
(The Magus) romanındaki Alison Kelly karakterine ilham kaynağı olmuş ve
bu karakter zamanla "kitabın gerçek kahramanına" dönüşmüştür.
Yunanistan
Koleksiyoncu 23 Nisan 1963’te basılmış ve
eleştirmenlerden büyük övgü almıştır. Bu başarı Fowles’ta "varoluşçu mide
bulantısı" yaratmış ve Elizabeth ile birlikte aceleyle Yunanistan’a
kaçmıştır. Yunanistan’da turizmin yarattığı tahribata öfkelenen Fowles, orada
tanıştığı Betsa Payne’in gizemli melankolisinden etkilenmiştir. Eylül 1963'te
ABD'ye düzenlenen tanıtım turunda Boston ve New York'u ziyaret etmiş, Amerikan
okurunun kitabın alegorik yönüyle ilgilenmesinden memnun kalmıştır. New York
şehri için "New York havalı, neşeli ve genç" gözlemini yapmıştır.
Fowles, Alain-Fournier’nin Büyük Meaulnes (Le
Grand Meaulnes) romanını okuyarak yapıttaki "gizem, saf gizem"
duygusundan derinden etkilenmiştir. 22 Kasım 1963'te ABD Başkanı John F.
Kennedy'nin suikasta uğraması üzerine şoka giren Fowles, felsefi görüşlerini
içeren Aristos taslağını öfkeyle revize edip yayına hazırlamıştır.
Vahşi Göz
Koleksiyoncu'nun başarısıyla Fowles, edebi şöhret
kazanmış ancak sosyal çevreden küçümsemeyle bahsetmiştir. Kendisini "profesyonel
bir varoluşçu yalnız" olarak tanımlayan yazar, günlüğünde "Ben
tamamen kendimim. Ama kendimi daha mutlu hissetmiyorum... tek bir yol hariç...
Bu yazarken geçerli" notasını düşmüştür. Cheltenham Edebiyat Festivali’nde
Iris Murdoch ile yan yana oturmuş ve festivali "hiçbir şeyin
tanımlanmadığı... hepsi çok soğuk balıkların olduğu" bir etkinlik olarak
eleştirmiştir.
Koleksiyoncu'nun film hakları Columbia Pictures
tarafından satın alınmış ve yönetmenliğe William Wyler getirilmiştir.
Senaryonun Amerikanlaştırılmasına ve mutlu son eklenmesine karşı savaşan
Fowles, bu süreci "kızına tecavüzün izlenmesi" olarak tanımlamıştır.
Mart 1964’te senaryo revizyonu için Los Angeles’a giden Fowles, kendisini
Hollywood ortamında "Vahşi Göz" olarak görmüştür. Hollywood için "buradaki
tek düzgün rol. İzleyin, kaydedin ve bir gün yazdırın" ifadelerini
kullanmıştır. Filmde Freddie Clegg’i canlandıran Terence Stamp’in oyunculuğunu
övmüş, ancak Miranda rolündeki Samantha Eggar ile yaşanan krizlere şahitlik
etmiştir.
İngiltere’ye döndüğünde babası Robert Fowles kalp krizi
geçirmiştir. Babasının onayını almaya çalışan Fowles, 1965’te Aristos’u
yayımlatmıştır. Ancak eleştirmenler kitabı sertçe yıpratmış, Virginia Kirkus yazarı
"entelektüel aynası önünde poz veren bir pozcu" olarak nitelemiştir.
Norveç Gezisi
1964 yazında Elizabeth ile Norveç’e giden Fowles, Pasvik ve
Noatun bölgesini ziyaret etmiştir. Alain-Fournier’nin Büyük Meaulnes
romanındaki "kayıp alan adı" (domaine perdu) ve çocukluk
masumiyetini simgeleyen "ihtisas" kavramları Fowles’ın edebi
dünyasının temel taşı haline gelmiştir.
Londra’da Edna O'Brien’ın evinde toplanan edebi çevreye
katılan Fowles çifti, kendilerini buraya ait hissetmemiş; Fowles şehir
merkezine gittiğinde "bir çeşit Dante maskesi" taktığını ifade
etmiştir. Bu dönemde Johnson C. Montgomery’nin 2,5 milyon dolarlık intihal
davasıyla ve Save the Children Fund (Çocukları Kurtarın Fonu) derneğinin açtığı
hakaret davasıyla boğuşmak zorunda kalmışlardır. Cannes Film Festivali'nde ise Koleksiyoncu
başrol oyuncuları Terence Stamp ve Samantha Eggar ödül kazanmıştır.
Körfezdeki Tilki
Highgate’te yaşayan Fowles, bir yandan kır evi ararken diğer
yandan gizli ve öfkeli bir roman projesi olan Tilki (Lanet olası
/ Bok / Böcek / Eliminatör) üzerine çalışmıştır. Metinde
bu çalışma "öfkeli proje, Fowles'un nadiren kamuoyuna ifade ettiği öfkeyi
ve kırgınlığı serbest bırakabileceği psikolojik olarak gizli bir yerdi"
şeklinde tanımlanmaktadır.
Elizabeth, kızı Anna Christy ile yeniden sıcak bir ilişki
kurmuş; ancak eski eş Roy Christy bu durum karşısında kıskançlığa kapılmıştır.
Fowles, evlilikte mutlak sadakati savunmuş ve Sheil’in eleştirilerine "Belki
de... ama mutlu evli bir adama layık" yanıtını vermiştir.
Elizabeth’in yaşadığı kimlik kaybı üzerine Betty Friedan’ın Kadınsı
Gizem (The Feminine Mystique) kitabı etrafında tartışmışlardır.
Elizabeth, Jonathan Cape yayınevinde okuyuculuk yapmaya başlamış ancak okuduğu
taslaklar için "Hepsi inanılmaz bir pislikti" diyerek işi
bırakmıştır.
Fowles, Büyücü romanının ilk taslağını bitirdiğinde,
final sahnesini Highgate Mezarlığı’nda geçen melodramatik bir kurguyla
tasarlamıştır. Editör Tom Maschler bu sonu "operatik ve gereksiz derecede
iklim karşıtı" bularak eleştirmiştir. Fowles, Maschler’in tavsiyesiyle
romanın sonunu Nicholas ile Alison arasında belirsiz ve açık uçlu bir modern
finale dönüştürmüştür.
Dorset gezilerinde Thomas Hardy’nin edebi mirasından
derinden etkilenen Fowles, Temmuz 1965’te Lyme Regis yakınlarındaki Underhill
Çiftliği’ni (Underhill Farm) keşfetmiş ve aradığı mistik sığınağı bulduğunu
hissetmiştir.
İhtisas
Ekim 1965’te Underhill Farm’a taşınan çift, doğayla iç içe
ilkel bir hayata adım atmıştır. Fowles, Undercliff bölgesini "bir druid
balsamı, her şeyden önce yeşil bir tatlılık... ve böylesine sonsuz bir
yeşillik" sözleriyle tanımlamıştır. Eski bir komşusu ise arazi için "Toprak
burada denize kur yapıyor... Bu yan arazi" demiştir. Fowles tarlalarında
fiziksel emek harcamaktan derin zevk almıştır.
Elizabeth, kış aylarında ağır mevsimsel duygusal bozukluklar
(SAD) yaşamıştır. 1966 yazında ise Roy Christy’nin kaleme aldığı ve Elizabeth
ile John’u hedefe koyan hakaret dolu bir roman taslağı ellerine ulaşmıştır.
Fowles bu kitap için "Bunu yalnızca aklı tam olarak yerinde olmayan bir
adam yazabilirdi... iğrençti... durdurulmalı" diyerek mektup yazmış ve
yayını durdurmuştur.
25 Ocak 1967’de Fowles, rüyalarındaki siyahlı kadından
ilhamla Fransız Teğmen’in Kadını (The French Lieutenant's Woman)
romanını yazmaya başlamıştır. Elizabeth metne doğrudan müdahale ederek çizgi
roman tarzı baltalı katil bölümünü çıkarttırmış ve taslağın üzerine "Dersten
vazgeç: Büyüyü bozar" notunu düşmüştür. Ayrıca romanın geleneksel sonuna
karşı çıkarak "Burası gerçekten onu çöpe attığınız yer... Sana layık
değilim" demiş ve romanın trajik/açık uçlu bir modern yapıyla bitmesini
sağlamıştır.
Büyücü filminin çekimleri Yunanistan'daki askeri
darbe yüzünden Mayorka'ya taşınmıştır. Bu sırada yüksek vergi borçlarıyla
boğuşan Fowles, 25 Şubat 1968'de çiftlik arazisinde meydana gelen devasa
heyelanla sarsılmıştır. Fowles, çöken tarlaları görünce karısına "Eh,
dileğine kavuştun... Burası bitti" demiştir. Çiftlik satılmak zorunda
kalınmış ve Fowles’lar Lyme Regis merkezindeki Belmont House’a taşınma kararı
almıştır.
Dışlanma
1785 yapımı Eleanor Coade taşlarıyla süslü Belmont House, 10
yıldır boş kaldığından çürümeye yüz tutmuş bir harabe durumundaydı. Isınma, nem
ve çöküntülerle geçen ilk aylarda Fowles derin bir depresyona sürüklenmiştir.
Büyücü filmi fiyaskoyla sonuçlanıp eleştirmenlerce
gömülürken, Fransız Teğmen’in Kadını hem Cape hem de Little Brown
tarafından devasa avanslarla kabul edilmiştir. Ancak Fowles bu ticari başarı
karşısında derin bir utanç ve suçluluk duymuş, kendisini "bir sahtekar,
yeni tüketiciyi koruma kanunu uyarınca neredeyse sahte bir ürün için şişirilmiş
fiyat isteyen bir suçlu" olarak hissetmiştir. Vergileri yönetmek için J.
R. Fowles Ltd. şirketini kurmuştur.
Kasım 1969’da ABD’ye düzenlenen tanıtım turunda roman en çok
satanlar listesinde zirveye çıkmıştır. Ancak Fowles, Amerikan tüketim
toplumundan, çevre kirliliğinden ve pragmatizminden tiksinmiştir. Los Angeles
için "lanetlenmişlerin şehriydi... bu kadar itici bir şehir olamaz"
ifadelerini kullanmış; duygularını Amerika, Senin İçin Ağlıyorum (America,
I Weep for You) risalesinde kaleme almıştır.
Kasım 1969 ABD turnesinin yarattığı öfkeyle yazmaya
başladığı ve başlangıçta Atlantic Monthly için bir makale olarak tasarladığı
metin, büyüyerek 139 sayfalık bir broşüre dönüştü. Bu metni, Aristos
kitabının bir devamı ve human özgürlüğünün analizi olarak kurguladı.
26 Ekim 1970’te babası Robert Fowles vefat etmiştir.
Babasının ardından yas tutan Fowles, onun körlüğüyle ilgili yazdığı bir şiirden
esinlenerek Cizvit ve ardından Daniel Martin roman taslaklarına
başlamıştır.
Son Bölüm (The Last Chapter): David Tringham
yönetiminde 1972'de çekilen bu kısa film, Ian Fleming tarzı sığ ve ticarileşmiş
gerilim yazarlarını eleştiren, Fowles'ın ilham perileriyle (Musa'lar)
karşılaşmasını konu alan aynı isimli öyküsünden uyarlandı.
Fowles, casus romanı türünü dönüştürmek amacıyla Cihaz
(The Device / Someone Has to Do It)) adlı kapsamlı bir gerilim romanı
yazmıştır. Ancak Nisan 1971’de editör Tom Maschler ve ardından karısı Elizabeth
romanı sert bir şekilde reddetmiştir. Bu reddediş üzerine Fowles, Elizabeth ile
olan edebi editoryal ortaklığını sonsuza dek bitirmiştir. Fowles, 1997'deki bir
röportajında Elizabeth'in editoryal yardımının kesilmesi sorulduğunda derin bir
iç çekerek "Çok üzücüydü" yanıtını vermiştir.
Elizabeth, Fowles'ın hayat arkadaşı olarak kalsa da edebi
ortağı olma niteliğini kaybetti. Bu durum Fowles'ın metinlerine doğrudan
yansıdı:
Eserlerini kısıtlayan/düzenleyen bir süzgeç kalmadığı için
daha öğretici (didaktik) açıklamalar ve daha erotik betimlemeler yazmaya
başladı.
Sonraki eserlerinde (Abanoz Kule, Mantis) kadın karakterler
mesafeli, soluk ve ulaşılamaz figürler olarak belirdi.
Fowles, yaratıcı bir yazar olarak rüyalar dünyasına çekilip
yalnızlaştı.
Kirpi
Belmont Evi
1970'lerin başında Belmont Evi'nde yaşayan John Fowles,
bahçesindeki kirpileri besleyip izlemekten özel bir zevk alır. Kirpiler onun
için "kamu görevlerinden ve sahte sorumluluklardan vazgeçmenin, tam
olarak gerçekte olduğu gibi var olmanın tatminini sembolize etmeye
başladı."
Fransız Teğmen'in Kadını (1969) ile Abanoz Kulesi (1974)
arasındaki bu dönemde Fowles, Londra edebiyat çevresinden uzak, izole bir yaşam
sürer ve zaman zaman "tuhaf aboulia ve accidie banyosunda
debelenmek" dediği kayıtsızlık ve depresyon süreçleri geçirir.
İngiliz eleştirmenlerin tavrından rahatsız olarak "Yayın
şairler için değildir" görüşünü benimser. Bu süreçte Claire de
Duras'ın Ourika adlı eserini Fransızcadan çevirir ve bu hikayenin zihnindeki
Sarah Woodruff imgesiyle olan bilinçdışı bağını keşfeder.
Yayımlanmayan felsefi makalelerinde birey-toplum dengesi ve
tüketim toplumunun kısıtlanması üzerine fikirler geliştirir. Kamu Borç Verme
Hakkı (PLR) kampanyasını destekler ve 1971 Booker Ödülü jürisinde yer alır.
Ödülün V. S. Naipaul'a verilmesi sürecindeki politik tartışmalar ("Booker
Ödülü Imbroglio") nedeniyle edebiyat ödülleri sistemine küser.
Gilbert Rose'un psikanaliz makalesinden etkilenerek irredantist
(kayıp anneyle/çocuklukla birleşme ve geçmişi kurtarma) kavramını benimser ve
sanatsal süreci bitmiş üründe değil, "gerçek yazma sürecinin akıcı,
değişken, çoklu deneyiminde" görür. Bu anlayış Daniel Martin romanının
temellerini atar. Arkadaşı David Tringham ile Son Bölüm (The Last Chapter)
filmini çeker. Yaşadığı Lyme Regis kasabasının tarihine ilgi duyar ve doğa
korumacısı Kenneth Allsop ile derin bir dostluk kurar. Allsop'un trajik
intiharı sonrası Abanoz Kule (The Ebony Tower) seçkisindeki
"Piknik" ("Bulut") ve "Enigma" öykülerini kaleme
alır.
Daniel Martin'in Adasında
Fowles, romanlarını fiziksel ve ruhsal çekilme alanları olan
"adalar" olarak tanımlar.
Daniel Martin romanında kendi kişisel geçmişini
kurgulaştırır; kahramanı Daniel için "benim dışsallaştırılmış hayal
gücümdü; biyografik gerçekleştirmenin yerini alan hayal gücüm"
ifadelerini kullanır. Bu dönemde Fransız Teğmen'in Kadını'nın film hakları ve
senaryo süreçleriyle (Prens Faysal dolandırıcılığı, Fred Zinnemann ve Dennis
Potter çalışmaları) uğraşsa da film dünyasından duygusal olarak uzaklaşır.
İntihar eden dostu Kenneth Allsop'un anısına Bristol
Kanalı'ndaki Steep Holm adasını satın alan Kenneth Allsop Memorial Trust
vakfına başkanlık eder ve Rodney Legg ile birlikte adanın ekolojik/tarihi
koruma çalışmalarını yürütür. Fotoğraf kitapları kapsamında Gemi Enkazı (Shipwreck)
ve Fay Godwin ile Adalar (Islands) projelerini hazırlar.
1966 tarihli romanı Büyücü’yü (The Magus) baştan sona
yeniden yazarak erotik unsurları ve varoluşçu ahlak temalarını derinleştirir.
Eşi Elizabeth ile ilişkisindeki mesafe artarken Fowles kendi
iç dünyasına çekilir.
Ourika çevirisini özel sınırlı baskı olarak yayımlatır.
1977'de Daniel Martin yayımlandığında Amerika'da John Gardner tarafından "şu
anda İngilizce yazan ve eserleri edebiyat klasikleri olarak kabul edilebilecek
tek romancı - bir Tolstoy veya James'in gücüne, kapsamına, bilgisine ve
bilgeliğine sahip İngilizce yazan tek yazar" sözleriyle övülürken,
İngiliz eleştirmenlerin sert saldırılarına hedef olur.
Geçmişin Tesellileri
Daniel Martin'e gelen İngiliz eleştirilerinin ardından
Fowles kişisel günlüğünde üç yıllık bir sessizliğe bürünür ve kurgu yayımlama
ihtiyacını baskılar.
Doğa ve insan ilişkisini işlediği Adalar (1978) ve Ağaç (The
Tree, 1979) denemelerini yazar; "Ağaçlar bana çoğu insandan daha
yakın" diyerek doğayla ve vefat eden babasının anısıyla uzlaşır.
Lyme Regis'teki Philpot Müzesi'nin Onursal Küratörü olur;
bakımsız kalmış müzeyi kurtarmak için yoğun emek harcar ve yerel tarih
broşürleri yayımlayarak gelirini müzeye aktarır.
Barry Brukoff ile Stonehenge'in Gizemi çalışmasını yürütür;
17. yüzyıl antikacısı John Aubrey'nin İngiliz Anıtları (Monumenta Britannica)
el yazmasının karmaşık metin bulmacalarını çözer.
Tiyatro alanına yönelerek Molière'in Dom Juan ve Musset'nin Lorenzaccio
oyunlarını çevirir. Tiyatro tecrübesi diyalog anlayışını şekillendirir: "Diyalog
manyetiktir. Çevresindeki her şeyi şimdiki zamana çekiyor.". Karel
Reisz'ın yönettiği, Harold Pinter'ın senaryosunu yazdığı, Meryl Streep ile
Jeremy Irons'ın oynadığı Fransız Teğmen'in Kadını filmi çekilir ve büyük başarı
kazanır.
1982'de ilham perisi temasını işleyen deneysel romanı Mantissa’yı
yayımlar.
Ejderhalar Burada
Mayıs 1982'de Elizabeth Fowles, 1953-1954 yıllarına ait aşk
mektuplarını yakarak ilişki geçmişlerine ve John'un ilgisizliğine karşı
simgesel bir tepki gösterir. Belge biriktirmeye ve geçmişin izini sürmeye
tutkuyla bağlı olan John Fowles için bu eylem büyük bir darbe olmuştur. Fowles,
onu bu yüzden asla affetmeyeceğini yazmıştır.
Londra Ulusal Tiyatrosu (National Theatre) için önemli
çeviriler yapmıştır:
Jean-Jacques Bernard – Martine: Çevirdiği bu
oyundaki "sessizlik teorisi" ve ifade edilemeyen içsel duygular
Fowles’ı derinden etkilemiştir.
Marivaux – Aşk ve Şans Oyunu (Aşk Piyango):
Gösterişli ve esprili yapısına rağmen diyalogların altında söylenmeyenleri
barındıran bir diğer eserdir.
1985'te Fowles, 18. yüzyıl dini muhaliflerini ve Quaker
hareketini konu alan Kurtçuk (A Maggot) romanını yayımlar; roman
geniş bir eleştirel övgü toplar. Eserlerine yönelik artan akademik incelemeler
ve yapısalcılık/yapısöküm teorileri karşısında hümanist yazar çizgisini korur.
T. S. Eliot ve James Joyce gibi büyük yazarların
biyografilerini okuyan Fowles, büyük sanatçıların kişisel yaşamlarında eşlerine
karşı "bencil ve yıkıcı" olabildiklerini kabul etmiş; kendisinin de
yayınlar, makaleler ve yabancı insanlara yardımlarla uğraşırken Elizabeth'i
yalnız bıraktığını fark etmiştir.
Evlilik krizleri, Belmont House'un soyulması, komşularla
yaşanan sorunlar ve Lyme Regis Müzesi'nin getirdiği sorumluluklar Fowles’ın
sağlığını bozmuştur. 1986 başında ciddi bir yüksek tansiyon teşhisi konmuş ve
ağır yan etkileri olan ilaçlar (Adalat) kullanmaya başlamıştır.
Elizabeth, annesi Doris'in ölümüyle yıkılmış; John'un bu
olayı günlüğüne duygusuz ve kurgusal bir gözle kaydetmesine kenar notlarıyla
büyük bir öfke kusmuştur.
14 Şubat 1988'de geçirdiği felç (geçici iskemik atak) sonucu
beyninde hasar oluşur; doktorun "Doğrulama yeteneğini kaybettin"
uyarısı üzerine kurgu yazma yetisini yitirdiğini fark eder. Bu süreçten sonra
kurgusal maskeler kullanmaksızın doğrudan günlüklerine ve kurgu dışı metinlere
yönelir.
Fowles, sağlık sorunları ve zihinsel çöküş döneminde
zihninde Hellugalia adını verdiği hayali bir Balkan/Arnavutluk benzeri ülke
kurgulamıştır.
Bu roman projesi, Daniel Martin ve reddedilen diğer
fikirleri gibi Fowles için bir "psikolojik sığınak" haline gelmiştir.
Romanın en belirgin özelliği "yazılamaz, bitirilemez ve sonsuza kadar
revize edilebilir" bir fikir/akış olarak kalmasıdır.
John Fowles’ın tamamen eşine bağımlı hale gelmesi
Elizabeth’in hareket alanını kısıtlamış, onu Fowles’ın "bakıcısı ve
temsilcisi" konumuna hapsetmiştir.
Şubat 1990'da eşi Elizabeth'e pankreas kanseri teşhisi konur,
hastalığın akciğer, karaciğer ve kemik iliğine yayıldığı anlaşıl ve sadece dokuz
gün sonra, 1 Mart 1990'da Elizabeth hayatını kaybeder.
Hassasiyet
Elizabeth'in ölümünün ardından Fowles derin bir yalnızlık
yaşar. Elizabeth’in 1 Mart’taki ölümünün ardından Fowles, evde karısının
hayaletini ve varlığını hissetmeye devam etmiş; son yıllarda aralarında yaşanan
soğukluk, sessizlik ve Elizabeth’in Lyme Regis’teki hayata duyduğu nefret
nedeniyle büyük bir vicdan azabı ve yalnızlık dalgasıyla boğuşmuştur.
Cinsel yakınlıktan ziyade genç kadın ilham perileriyle
kurulan romantik-sanatsal bağı ifade eden "hassasiyet" (tenderness)
kavramına sığınır.
Temmuz 1990'da tanıştığı 21 yaşındaki Oxford öğrencisi Elena
van Lieshout Belmont'a taşınır; Fowles onunla fırtınalı ve edebi paralellikler
içeren bir ilişki yaşar.
Fowles’ın yaşlı bir adam olarak genç bir kadınla Belmont’ta
yaşaması, yakın çevresi tarafından kendisinin Ebony Tower (Abanoz Kule)
hikayesindeki duruma benzetilmiştir.
Fowles’ın kızı Anna Christy ve eski dostu Leo Smith,
Elena’yı bir "fırsatçı" ve "para peşinde koşan biri" olarak
görmüştür. Bu durum Fowles’ın Leo Smith ile 2,5 yıl boyunca konuşmamasına ve
kızıyla ilişkisinin gerilmesine yol açmıştır.
Elena onun yaşama arzusunu yeniden canlandırsa da iki yıl
süren ilişki 1992 sonunda biter.
1993'te Deniz Prensesi gemisiyle Avustralya ve Yeni
Zelanda'ya seyahat eder. Bütün kişisel arşivini ve günlüklerini 150.000 $
karşılığında, Austin'deki Texas Üniversitesi Harry Ransom Merkezi'ne (HRC)
satar.
Bacaklarındaki dolaşım rahatsızlıkları nedeniyle ağır sağlık
sorunları atlatır.
70. Yaş Kutlamaları (1996)
Twentieth Century Literature dergisi Fowles özel sayısı
çıkarmış; Fowles "Doğanın Doğası" (The Nature of Nature) adlı son
büyük makalesini yayımlamıştır.
Kurgu dışı yazılarının derlendiği Solucan Delikleri (Wormholes,
1998) kitabını hazırlar.
Fowles’ın evi onunla ilgilenen, yemek pişiren, yazılarını
daktilo eden, editörlük yapan ve onu ziyaret eden kadınlarla doluydu. Evdeki
tek erkek ise İskoç bahçıvan Neil Reid’di. Bu durum çevresinde Fowles’ın bir
"harem" tuttuğuna dair esprilere yol açmıştır.
1996 yılına gelindiğinde Fowles’ın hayatındaki en etkili
kadın ("haremin baş kadını") Sarah Smith olmuştur. Fowles ona Hint
haremlerindeki yönlendirici kadına atfen "begüm" adını vermiştir.
Uzun süredir arkadaşı olan Sarah Smith ile 3 Eylül 1998'de
evlenir.
Sarah Smith’in ve Norwich'teki East Anglia Üniversitesi’nden
Christopher Bigsby’nin desteğiyle, Belmont’un bir eğitim, konferans ve doğa
araştırma merkezine dönüştürülmesi amacıyla 1998’de John Fowles Edebiyat Vakfı
kurulmuştur.
Turneler sırasında bacaklarındaki dolaşım sorunlarına ek
olarak kalp rahatsızlıkları da yaşayan Fowles'a kalp pili takıldı.
Elizabeth’in ölümünden on yıl sonra, güneşli bir Mayıs
gününde John Fowles ve üvey kızı Anna Christy, Elizabeth’in küllerini Belmont
bahçesindeki bir ağacın etrafına ve toprağa serperek ona veda etmişlerdir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder