21 Mayıs 2022 Cumartesi

Eileen Warburton - John Fowles İki Dünyalı bir Yaşam - Notlar

Eileen Warburton - John Fowles İki Dünyalı bir Yaşam - Notlar

John Fowles: A Life in Two Worlds, Viking Adult, New York, 2004

 


Giriş

Fowles, sanatçının özel yaşamıyla eserlerinin ayrıştırılmasına karşı çıkar; yazılan "yalanlar" ile yaşanan "yalanların" aynı tuvalin parçası olduğunu savunur. Ona göre sanat, soyut bir kaynaktan değil, gerçek bir insandan ve onun biyografik deneyimlerinden doğar.

 

Fowles, eleştirmenlerin bitmiş "ölü" metinlere odaklanıp, mit yaratma sürecinin arkasındaki canlı, öznel deneyimleri göz ardı etmesini eleştirir.

 

Eileen Warburton 1974 yılında Fowles ve eşi Elizabeth ile tanışır. Fowles, Warburton'a henüz yayınlanmamış kişisel günlüklerini (1947–1998 arası), mektuplarını ve özel arşivini açarak resmi biyografi yazarı olmasını kabul eder.

 

Elizabeth'in hayatına girmesinden önce Fowles'ın basılmış bir romanı yoktur; Elizabeth'in vefatından/ayrılışından sonra da yenisi gelmemiştir.

 

Warburton, Fowles ile yaptığı röportajlarda yazarın biyografik gerçekleri sık sık unuttuğunu, kurguladığını veya yeniden hayal ettiğini fark eder. Fowles kendi yaşamını kurgunun ham maddesi olarak görmüş, gerçekleri bir maske veya kılık değiştirerek yeniden üretmiştir.

Biyografi; Fowles'ın 1947–1998 günlüklerine, mektuplara, Harry Ransom Araştırma Merkezi (Austin, Teksas) ile Exeter Üniversitesi arşivlerine ve Fowles'ın ailesi/dostlarıyla yapılan mülakatlara dayanmaktadır.

 

1. Bahçedeki Sesler

Belmont House ve Gizli Bahçe

ohn Fowles, Dorset kıyısındaki Lyme Regis'te bulunan Belmont House'un dik, duvarlarla çevrili gizli bahçesinde dolaşırken çocukluk dünyasına sığınır. Fowles için burası "kendi içine kapanık, dış dünyayla hiç yüzleşmeyen bir yalnızlığın gizli yeri" ve küçük çocukların deyimiyle *"büyücülerin yeri"*dir. Bahçe, mevsimlerin ritmiyle zamanın durduğu, doğayla ve anılarla baş başa kalınan mistik bir sığınaktır.

 

Fillebrook Bulvarı

Fowles'ın ilk çocukluk anıları babası Robert (Rob) Fowles'un Essex, Leigh-on-Sea'deki (Fillebrook Bulvarı 63) takıntılı şekilde budanmış küçük meyve bahçesine dayanır.

Babası yetiştirdiği elma ve armutların ödülleriyle gururlanırken, John için bu bahçe "ödüller ve fiyatlara ilişkin değil, koku ve tatlara ilişkindi". Annesi Gladys May Richards, siyah saçlı, utangaç ve sohbet canlısı bir kadındır. John, annesinin "gözbebeği" olarak büyür. Annesinin yanında bakıcısı ve kuzeni Peggy Fowles da çocukluğunun neşeli figürlerindendir.

Babası Robert, Birinci Dünya Savaşı'nda Flanders siperlerinde savaşmış, kardeşini kaybetmiş ve ağır nörastenik travmalarla dönmüştür. Ticari kaygılar ve geniş ailenin mali yükleri altında ezilen Robert, kendisini felsefe (Spinoza, Leibniz, Amerikan pragmatizmi) ve Alman Romantik şiiri okumaya adamıştır.

 

Alleyn Court Hazırlık Okulu

John, 1934'te amcası Stanley Richards'ın da öğretmenlik yaptığı Alleyn Court Hazırlık Okulu'na gönderilir. Burada disiplinli fakat ailevi bir atmosferde Fransızca, Latince, İngilizce ve doğa bilimleri okur. Kriket, tenis ve atletizmde büyük yetenek göstererek okulun spor kahramanı ve açılış atıcısı (bowler) olur. Babasıyla arasındaki en güçlü bağ kriket ve felsefi tartışmalardır.

 

Doğa bilimci ve ressam olan amcası Stanley Richards, John'a doğayı gözlemlemeyi, kelebek ve güve toplamayı öğretir. John, okumaya tutkuyla bağlanır; özellikle Richard Jefferies'in Bevis: Bir Çocuğun Hikayesi romanı onun zihninde alternatif bir dünya yaratır. Bevis gibi doğada yalnızlaşmayı ve hayal gücüyle çevresini dönüştürmeyi öğrenir. Temmuz 1939'da Bedford Okulu bursunu kazanarak yatılı eğitime adım atar.

 

Büyümemizin Merkezindeki Yeşillik

Bedford Okulu ve Savaş Yılları

13 yaşındaki John, Eylül 1939'da Bedford Okulu'na başlar. İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle binalar kum torbalarıyla güçlendirilir. John, ev özlemi çeker; küçük öğrencilerin kıdemlilere hizmet ettiği katı "ibne" (fagging) sisteminden, kurallardan ve cezalardan nefret eder. Savaşın şiddetlenmesiyle 1940'ta ailesi Devon kırsalındaki Ipplepen köyüne tahliye olur.

 

Devon Kırsalı

Devon'un yeşil tarlaları ve ormanları John için adeta bir cennet olur. 1942'de kız kardeşi Hazel Mary doğar. Annesinin ilgisinin yeni bebeğe kayması ve yaşadığı yalnızlık, John'un 22 Aralık 1941'de ilk doğa günlüklerini tutmaya başlamasını sağlar. Avcı B.W. Brealey (B.B.) rehberliğinde disiplinli bir avcı olur ve öldürdüğü avların çetelesini tuttuğu Up-shot günlüğünü başlatır.

 

Bedford Upper School'a döndüğünde kriket takımının yıldızı ve okulun kahramanı haline gelir. Alman bombalamaları sırasında Büyük Salon'un çatısında yangın gözlemciliği yaparken, orada gizlice prova yapan BBC Senfoni Orkestrası'nın icra ettiği Mozart, Bach ve Beethoven eserlerini dinleyerek derin bir müzik tutkusu geliştirir. 1944'te okul müdürü (Head Boy) pozisyonuna getirilir.

 

Askeri Hizmet ve Kraliyet Deniz Piyadeleri

Temmuz 1944'te Bedford'dan ayrılıp Edinburgh Üniversitesi'nde Deniz Kuvvetleri kursuna katılır. Kraliyet Deniz Piyadeleri'nde subay eğitimi alır ve Dartmoor'daki zorlu komando eğitimlerinde eğitmenlik yapar. 1946'da Plymouth Belediye Başkanı Isaac Foot'un "Sadece tam bir aptal orduda kariyer yapmayı düşünür!" sözü üzerine Oxford Üniversitesi'ne başvurmaya karar verir.

 

Daha Büyük Bir Dünya

Ekim 1947'de Oxford New College'da Fransızca okumaya başlar. Eğitmeni Merlin Thomas rehberliğinde Marie de France, Villon, Ronsard, Rabelais ve Voltaire okur. Ronsard şiirlerini çevirirken yazar olma çağrısını hisseder: "Görev duygusu, seçilmiş kişi".

 

1948'de Aix-en-Provence ve Collioure seyahatlerine çıkar. Sinbad yatında tanıştığı Micheline Gilbert aracılığıyla Camus ve Sartre varoluşçuluğunu derinlemesine kavrar. Pascal'ın Pensées eserindeki "ateş gecesi" (nuit de feu) tinsel dönüşüm kavramından ve Camus'nün absürt evreninde insanın başkaldırısı fikrinden etkilenir. Sanatsal ölümsüzlüğü varoluşun tek yanıtı olarak görür.

 

Finnmark Gezisi

1949 yazında Kuzey Norveç (Finnmark, Noatun) ornitoloji gezisinde, doğanın mutlak insan dışı sessizliğinde mistik bir "ateş" deneyimi yaşar. Bu an, ileride yazacağı The Magus (Büyücü) romanındaki Maurice Conchis karakterinin aydınlanma anına temel oluşturur.

 

Kronik amipli dizanteri hastalığı yüzünden sık sık odasına kapanır. Marksist arkadaşı Fred "Podge" Porter ile felsefi tartışmalar yürütür. Sınav kaygısı nedeniyle kendisini başarısızlığa hazırlasa da Haziran 1950'de Oxford finallerini başarıyla geçerek çift ikinci derece (double second) ile mezun olur.

 

Çocuksu Hayaller Ülkesinde

Poitiers

Ailesinin Leigh-on-Sea'deki "cüce varoluşundan" kaçmak isteyen Fowles, Kasım 1950'de Poitiers Üniversitesi'nde İngilizce okutmanı olarak göreve başlar. İlk aylarda kasvetli odasında derin bir yalnızlık ve özgüvensizlik yaşar.

 

Dondurucu bir Aralık gecesinde Place du Vertugadin meydanında dururken, zifiri karanlık gökyüzünden geçen binlerce göçmen kuşun sesini duyar ve "iki dünya arasında bir bağlantı olduğumu derinden hissettim" der. Bu deneyim yaratıcı gücünü ateşler. Camus ve Kafka'nın absürt dünyasını Marivaux'nun fantastik büyü dünyasıyla birleştirme estetiğini geliştirir.

 

Doğa bilimci öğrenci André Brosset (Le Başkan) ile "Vahşi Fransa"yı keşfeder ve d'Abadie Şatosu'ndaki pornografi/tahnit koleksiyoncusu markiyi ziyaret eder (bu figür The Magus’taki de Deukans'a ilham verir).

Öğrencisi Ginette Marcailloux ile romantik bir ilişki yaşar ancak kıza kurgusal bir roman karakteri gibi mesafeli yaklaşır. Ağustos 1951'de Alpler'de katıldığı öğrenci kamp turunda neşeli bir gençlik deneyimi yaşar. Dönüşte Poitiers'deki işine son verilir ve Yunanistan'ın Spetsai adasındaki bir okuldan gelen teklifi kabul eder.

 

Bir Ada ve Yunanistan

Spetsai (Phraxos)

Ocak 1952'de Yunanistan'a varır. Çam ormanlarıyla kaplı Spetsai adasındaki Anargyrios ve Korgialenios Okulu'nda ders vermeye başlar. Okulun katı ve verimsiz sistemini eleştirse de öğrencilerini çok sever. Meslektaşı Denys Sharrocks ile ömür boyu sürecek derin bir dostluk kurar.

 

Adanın "sade ve zahmetsizce güzel" doğasında saatlerce tek başına yürür. İleride The Magus’taki "Bourani"ye dönüşecek olan Jasmine villası ve sahibi Botassi ile tanışır. Temmuz 1952'de Parnassus Dağı'na tek başına tırmanarak "ruhsal bir hac ve sınav" yaşar.

 

İspanya Gezisi

Ağustos 1952'deki İspanya seyahatinde 19 yaşındaki Monique Baudouin'e karşı platonik, iffetli ve şiirsel bir tutku besler; onu bir "Gioconda" veya "Madonna" olarak görür. İngiltere'ye dönüş yolunda Spetsai'deki yeni meslektaşı Roy Christy ve karısı Elizabeth ile tanışır.

 

Elizabeth ve Roy

Elizabeth (Betty Whitton)

Elizabeth, Walsall/Birmingham'da işçi sınıfı bir ailede büyümüş, WRAF'ta görev yapmış, caz ve edebiyat tutkunu bağımsız bir kadındır. Mimar ve yazar adayı Roy Christy ile evlenmiş ve kızı Anna doğmuştur.

 

Roy ve Elizabeth Kasım 1952'de Spetsai'ye gelir. Roy'un ağır alkolizmi, narsisizmi ve felsefi saldırganlığı ortamı gerer. John ile Elizabeth arasında derin bir duygusal çekim başlar. Girit seyahati ve Shakespeare’in Fırtına oyunu provalarında yakınlaşırlar. Haziran 1953'te Atina Akropolis surları altında ilk kez öpüşürler: "Bir barajın yıkılması gibi, hızlı ve tatlı bir felaket".

 

John ve Roy disiplinsizlik nedeniyle okuldan kovulurlar. Adada geçirdikleri son haftalarda Fowles ve Elizabeth tutkulu bir zina ilişkisi yaşarlar. İngiltere'ye döndüklerinde kızı Anna'nın hastalanmasıyla bu yasak ilişki ağır bir suçluluk krizine dönüşür.

 

Anna

Roy, Elizabeth'i evden atar ve kızı Anna'yı bir manastıra yerleştirir. Elizabeth psikolojik bir çöküş yaşayarak Birmingham'daki ailesinin yanına döner. Fowles, Kasım 1953'te Hertfordshire'daki tarihi Gotik malikane olan Ashridge Vatandaşlık Koleji'nde (Ashridge College) öğretim görevlisi olarak işe başlar.

 

Zambak ve Gül

Ashridge'in lüks ve resmi ortamında Fowles, sosyetik bitirme okulu kızlarından Sally Simpson ve ardından Sanchia Humphreys (Curio/Lily) ile platonik ve flörtöz kaçamaklar yaşar. Bu esnada Yunanistan deneyimlerini aktardığı Bir Ada ve Yunanistan taslağının 3. cildinde yarattığı "Avusturyalı Subay Kadını" Maria karakteri, ileride yazacağı Fransız Teğmenin Kadını (The French Lieutenant's Woman) romanının temellerini oluşturur.

 

Eylül 1954'te Elizabeth, Anna'yı geri alabilmek için Roy'a dönmeyi dener. Ancak Hampstead'deki odasında çaresizce bekleyen Fowles, Elizabeth olmadan yaşayamayacağını anlar ve ona evlenme teklif eder. Elizabeth John'a geri döner; bu karar sonraki 36 yıllık birlikteliklerinin başlangıcı olur.

 

Bekleme Odası  

Hampstead

John ve Elizabeth, Hampstead'de perişan ve yoksul odalarda "günah içinde" yaşamaya başlarlar. Fowles, St. Godric's Sekreterlik Okulu'nda yabancı öğrencilere İngilizce ve edebiyat öğretmeye başlar ve zamanla İngilizce Bölüm Başkanı olur. Elizabeth ise mağazalarda ve tıbbi kayıt bürolarında çalışarak evin geçimine katkıda bulunur.

 

Evlilik

Uzun ve sancılı hukuki süreçlerin ardından Elizabeth, Roy'dan boşanır. Fowles ve Elizabeth, 2 Nisan 1957'de Londra'daki bir evlendirme dairesinde gizlice evlenirler. Düğün hediyesi olarak birbirlerine Fowles'ın yazdığı "Altı sarı lale vardı" dizesiyle başlayan Epithalamion şiirini sunarlar.

 

Yayınlanmamış Bir Yazar

Yıllarca The Magus (Büyücü) ve felsefi görüşlerini bir arada tutmaya çalıştığı taslağı (Magaristos), Nisan 1960'ta nihayet iki ayrı esere dönüşür:

  1. Büyücü (The Magus): Kurgusal roman.
  2. Aristos (The Aristos): Herakleitos felsefesinden (karşıtların gerilimi, sürekli değişim, kendini tanıma) beslenen felsefi manifesto.

 

Babası Robert Fowles ile olan ilişkisi düzelir; onun entelektüel merakını ve doğa/bahçecilik tutkusunu paylaştığını kabul eder.

Annesi Gladys’e karşı nefreti ve direnci devam eder; onu entelektüel gelişiminin ve sanatsal özgürlüğünün önündeki "bitkisel engel" olarak görür.

Ancak Gladys’in aile geçmişini anlatırken sergilediği sözsel büyü, hafıza zenginliği ve kelime akışı, Fowles’ın yaratıcı kurgularına bilinçaltı bir kaynak sağlar.

Fowles ilerleyen yıllarda, erkek yazarların kurgusal motivasyonunun "bebekliklerinde kaybettikleri annelerini yeniden kazanma" takıntısına dayandığı teorisini kuracaktır.

 

St. Godric’s

St. Godric’s Sekreterlik Okulu’nu edebi üretimi için "en az zaman harcayarak maaş alabildiği" ideal bir sığınak olarak görür.

1959'da bölüm başkanı olur, müfettiş gibi müfredatı baştan düzenler; öğrencileri milliyetlerine ve yeteneklerine göre kategorize ettiği oldukça detaylı bir öğrenci akış/seviye sistemi kurar.

 

Nisan 1959'da Church Row 28 numaradaki tarihi 1720 yapımı çatı katı dairesine taşınırlar.

John, pencereden teleskopla mahalleyi ve kadınları izler (“kız izleme” olayları); bu durum Elizabeth’i zaman zaman rahatsız etse de ilişkilerindeki denge korunur.

 

Elizabeth’in eski eşi Roy Christy’den olan kızı Anna, koruyucu ailelerde ve manastır okullarında büyür.

Anna, biyolojik annesi Elizabeth’i sadece "Liz" adında özel bir arkadaş olarak tanır. Liz’in düzenlediği otobüs gezileri, piknikler ve tiyatro ziyaretleri Anna’nın çocukluğunun en mutlu anlarıdır.

Bir çocuk sahibi olmayı çok isteyen Elizabeth, Kasım 1961'de tüplerini açtırmak için ağır bir ameliyat (salpingostomi) geçirir (1950'deki doğum sonrası geçirdiği enfeksiyon nedeniyle fallop tüpleri tıkanmıştır). Ameliyat başarısız olur ve kısırlık kesinleşir; bu durum çiftte derin bir acı bırakır.

 

John, dışarıya karşı felsefi bir duruş sergileyip çocuksuzluğu kabul ettiğini (“özgürlük” olarak gördüğünü) iddia etse de, bu durumun yarattığı derin acıyı bastırır. Eşinin kısırlık trajedisi ve ameliyattaki ölüm korkusu, yazarlık bilinçaltına ve kurgularına derinden işler.

 

Koleksiyoncu (The Collector)

Fowles, kısırlık acısı, yalnızlık ve geçmiş fantezilerinin etkisiyle Kasım 1960 - Mart 1961 arasında Koleksiyoncu (The Collector) romanını kaleme alır. Fowles; kapana kısılmışlık hissi, Herakleitosçu "Aptalların dünyasında sıkışan akıllılar" felsefesi (Clegg = Polloi/avam, Miranda = Aristoi/seçkin), ergenlikten beri kurduğu yeraltı hapis fantasileri ve yaşanmış bir kaçırılma olayından ilham almıştır.

Kelebek koleksiyoncusu Frederick Clegg'in sanat öğrencisi Miranda Gray'i mahzene kaçırmasını konu alan roman, toplumsal sınıfların ve insan doğasının derin bir sembolizmidir. Elizabeth'in eleştirileriyle romanı revize eder ve Clegg karakterini iktidarsız yapar.

 

Jonathan Cape Yayınevi (Tom Maschler) romanı çok beğenir ve yayımlamak üzere satın alır.

İlk başta tanınma korkusuyla "Richard Whitton" takma adını kullanmak istese de, Temmuz 1962’de Jonathan Cape ile sözleşme imzalanmasıyla John Fowles anonimlikten çıkıp dünya çapında tanınacak bir yazar olma yolundaki ilk büyük adımını atar.

 

Doğrudan Parnassus'un Zirvesine

İtalya Gezisi

Sözleşmenin ardından Fowles, Denys ve Monica Sharrocks ile İtalya seyahatine çıkmıştır. İtalyan mimarisinden rahatsız olan Fowles, Aziz Petrus Katedrali için "her zaman birini Büyük Katolik Yalanının kara ağzına sokmayı bekleyen canavarca bir ıstakoz gibi orada yatıyordu" benzetmesini yapmıştır. Fowles'ın dönüşte hazırladığı Atina'ya Yolculuk (Arasında) adlı eser, Tom Maschler tarafından bir "genç adam kitabı" olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Aynı dönemde kaleme aldığı karamsar şiir dizisi Sıra Dört de reddedilince; Fowles psikolojik sığınağı yarım bıraktığı Anthony'nin Günahı tiyatro oyununda bulmuştur.

 

Fowles, 1954'te tutkuyla bağlandığı Sanchia Humphreys ile 1963'te yeniden buluşmuştur. Ancak Sanchia ile ilişkisini "gerçek değil", edebi bir fantezi olarak nitelendirip karısı Elizabeth'e olan bağlılığını teyit etmiştir. Elizabeth, Fowles'a yazdığı bir şiirde "Tuttuğumuz gerçeklik — / Burada. / Zamanda geriye değil Ya da şimdi olmayan zamanlara" dizeleriyle bu sadakati ifade etmiştir. Elizabeth, Büyücü (The Magus) romanındaki Alison Kelly karakterine ilham kaynağı olmuş ve bu karakter zamanla "kitabın gerçek kahramanına" dönüşmüştür.

 

Yunanistan

Koleksiyoncu 23 Nisan 1963’te basılmış ve eleştirmenlerden büyük övgü almıştır. Bu başarı Fowles’ta "varoluşçu mide bulantısı" yaratmış ve Elizabeth ile birlikte aceleyle Yunanistan’a kaçmıştır. Yunanistan’da turizmin yarattığı tahribata öfkelenen Fowles, orada tanıştığı Betsa Payne’in gizemli melankolisinden etkilenmiştir. Eylül 1963'te ABD'ye düzenlenen tanıtım turunda Boston ve New York'u ziyaret etmiş, Amerikan okurunun kitabın alegorik yönüyle ilgilenmesinden memnun kalmıştır. New York şehri için "New York havalı, neşeli ve genç" gözlemini yapmıştır.

 

Fowles, Alain-Fournier’nin Büyük Meaulnes (Le Grand Meaulnes) romanını okuyarak yapıttaki "gizem, saf gizem" duygusundan derinden etkilenmiştir. 22 Kasım 1963'te ABD Başkanı John F. Kennedy'nin suikasta uğraması üzerine şoka giren Fowles, felsefi görüşlerini içeren Aristos taslağını öfkeyle revize edip yayına hazırlamıştır.

 

Vahşi Göz

Koleksiyoncu'nun başarısıyla Fowles, edebi şöhret kazanmış ancak sosyal çevreden küçümsemeyle bahsetmiştir. Kendisini "profesyonel bir varoluşçu yalnız" olarak tanımlayan yazar, günlüğünde "Ben tamamen kendimim. Ama kendimi daha mutlu hissetmiyorum... tek bir yol hariç... Bu yazarken geçerli" notasını düşmüştür. Cheltenham Edebiyat Festivali’nde Iris Murdoch ile yan yana oturmuş ve festivali "hiçbir şeyin tanımlanmadığı... hepsi çok soğuk balıkların olduğu" bir etkinlik olarak eleştirmiştir.

 

Koleksiyoncu'nun film hakları Columbia Pictures tarafından satın alınmış ve yönetmenliğe William Wyler getirilmiştir. Senaryonun Amerikanlaştırılmasına ve mutlu son eklenmesine karşı savaşan Fowles, bu süreci "kızına tecavüzün izlenmesi" olarak tanımlamıştır. Mart 1964’te senaryo revizyonu için Los Angeles’a giden Fowles, kendisini Hollywood ortamında "Vahşi Göz" olarak görmüştür. Hollywood için "buradaki tek düzgün rol. İzleyin, kaydedin ve bir gün yazdırın" ifadelerini kullanmıştır. Filmde Freddie Clegg’i canlandıran Terence Stamp’in oyunculuğunu övmüş, ancak Miranda rolündeki Samantha Eggar ile yaşanan krizlere şahitlik etmiştir.

 

İngiltere’ye döndüğünde babası Robert Fowles kalp krizi geçirmiştir. Babasının onayını almaya çalışan Fowles, 1965’te Aristos’u yayımlatmıştır. Ancak eleştirmenler kitabı sertçe yıpratmış, Virginia Kirkus yazarı "entelektüel aynası önünde poz veren bir pozcu" olarak nitelemiştir.

 

Norveç Gezisi

1964 yazında Elizabeth ile Norveç’e giden Fowles, Pasvik ve Noatun bölgesini ziyaret etmiştir. Alain-Fournier’nin Büyük Meaulnes romanındaki "kayıp alan adı" (domaine perdu) ve çocukluk masumiyetini simgeleyen "ihtisas" kavramları Fowles’ın edebi dünyasının temel taşı haline gelmiştir.

 

Londra’da Edna O'Brien’ın evinde toplanan edebi çevreye katılan Fowles çifti, kendilerini buraya ait hissetmemiş; Fowles şehir merkezine gittiğinde "bir çeşit Dante maskesi" taktığını ifade etmiştir. Bu dönemde Johnson C. Montgomery’nin 2,5 milyon dolarlık intihal davasıyla ve Save the Children Fund (Çocukları Kurtarın Fonu) derneğinin açtığı hakaret davasıyla boğuşmak zorunda kalmışlardır. Cannes Film Festivali'nde ise Koleksiyoncu başrol oyuncuları Terence Stamp ve Samantha Eggar ödül kazanmıştır.

 

Körfezdeki Tilki

Highgate’te yaşayan Fowles, bir yandan kır evi ararken diğer yandan gizli ve öfkeli bir roman projesi olan Tilki (Lanet olası / Bok / Böcek / Eliminatör) üzerine çalışmıştır. Metinde bu çalışma "öfkeli proje, Fowles'un nadiren kamuoyuna ifade ettiği öfkeyi ve kırgınlığı serbest bırakabileceği psikolojik olarak gizli bir yerdi" şeklinde tanımlanmaktadır.

 

Elizabeth, kızı Anna Christy ile yeniden sıcak bir ilişki kurmuş; ancak eski eş Roy Christy bu durum karşısında kıskançlığa kapılmıştır. Fowles, evlilikte mutlak sadakati savunmuş ve Sheil’in eleştirilerine "Belki de... ama mutlu evli bir adama layık" yanıtını vermiştir.

 

Elizabeth’in yaşadığı kimlik kaybı üzerine Betty Friedan’ın Kadınsı Gizem (The Feminine Mystique) kitabı etrafında tartışmışlardır. Elizabeth, Jonathan Cape yayınevinde okuyuculuk yapmaya başlamış ancak okuduğu taslaklar için "Hepsi inanılmaz bir pislikti" diyerek işi bırakmıştır.

 

Fowles, Büyücü romanının ilk taslağını bitirdiğinde, final sahnesini Highgate Mezarlığı’nda geçen melodramatik bir kurguyla tasarlamıştır. Editör Tom Maschler bu sonu "operatik ve gereksiz derecede iklim karşıtı" bularak eleştirmiştir. Fowles, Maschler’in tavsiyesiyle romanın sonunu Nicholas ile Alison arasında belirsiz ve açık uçlu bir modern finale dönüştürmüştür.

 

Dorset gezilerinde Thomas Hardy’nin edebi mirasından derinden etkilenen Fowles, Temmuz 1965’te Lyme Regis yakınlarındaki Underhill Çiftliği’ni (Underhill Farm) keşfetmiş ve aradığı mistik sığınağı bulduğunu hissetmiştir.

 

İhtisas

Ekim 1965’te Underhill Farm’a taşınan çift, doğayla iç içe ilkel bir hayata adım atmıştır. Fowles, Undercliff bölgesini "bir druid balsamı, her şeyden önce yeşil bir tatlılık... ve böylesine sonsuz bir yeşillik" sözleriyle tanımlamıştır. Eski bir komşusu ise arazi için "Toprak burada denize kur yapıyor... Bu yan arazi" demiştir. Fowles tarlalarında fiziksel emek harcamaktan derin zevk almıştır.

 

Elizabeth, kış aylarında ağır mevsimsel duygusal bozukluklar (SAD) yaşamıştır. 1966 yazında ise Roy Christy’nin kaleme aldığı ve Elizabeth ile John’u hedefe koyan hakaret dolu bir roman taslağı ellerine ulaşmıştır. Fowles bu kitap için "Bunu yalnızca aklı tam olarak yerinde olmayan bir adam yazabilirdi... iğrençti... durdurulmalı" diyerek mektup yazmış ve yayını durdurmuştur.

 

25 Ocak 1967’de Fowles, rüyalarındaki siyahlı kadından ilhamla Fransız Teğmen’in Kadını (The French Lieutenant's Woman) romanını yazmaya başlamıştır. Elizabeth metne doğrudan müdahale ederek çizgi roman tarzı baltalı katil bölümünü çıkarttırmış ve taslağın üzerine "Dersten vazgeç: Büyüyü bozar" notunu düşmüştür. Ayrıca romanın geleneksel sonuna karşı çıkarak "Burası gerçekten onu çöpe attığınız yer... Sana layık değilim" demiş ve romanın trajik/açık uçlu bir modern yapıyla bitmesini sağlamıştır.

 

Büyücü filminin çekimleri Yunanistan'daki askeri darbe yüzünden Mayorka'ya taşınmıştır. Bu sırada yüksek vergi borçlarıyla boğuşan Fowles, 25 Şubat 1968'de çiftlik arazisinde meydana gelen devasa heyelanla sarsılmıştır. Fowles, çöken tarlaları görünce karısına "Eh, dileğine kavuştun... Burası bitti" demiştir. Çiftlik satılmak zorunda kalınmış ve Fowles’lar Lyme Regis merkezindeki Belmont House’a taşınma kararı almıştır.

 

Dışlanma

1785 yapımı Eleanor Coade taşlarıyla süslü Belmont House, 10 yıldır boş kaldığından çürümeye yüz tutmuş bir harabe durumundaydı. Isınma, nem ve çöküntülerle geçen ilk aylarda Fowles derin bir depresyona sürüklenmiştir.

 

Büyücü filmi fiyaskoyla sonuçlanıp eleştirmenlerce gömülürken, Fransız Teğmen’in Kadını hem Cape hem de Little Brown tarafından devasa avanslarla kabul edilmiştir. Ancak Fowles bu ticari başarı karşısında derin bir utanç ve suçluluk duymuş, kendisini "bir sahtekar, yeni tüketiciyi koruma kanunu uyarınca neredeyse sahte bir ürün için şişirilmiş fiyat isteyen bir suçlu" olarak hissetmiştir. Vergileri yönetmek için J. R. Fowles Ltd. şirketini kurmuştur.

 

Kasım 1969’da ABD’ye düzenlenen tanıtım turunda roman en çok satanlar listesinde zirveye çıkmıştır. Ancak Fowles, Amerikan tüketim toplumundan, çevre kirliliğinden ve pragmatizminden tiksinmiştir. Los Angeles için "lanetlenmişlerin şehriydi... bu kadar itici bir şehir olamaz" ifadelerini kullanmış; duygularını Amerika, Senin İçin Ağlıyorum (America, I Weep for You) risalesinde kaleme almıştır.

 

Kasım 1969 ABD turnesinin yarattığı öfkeyle yazmaya başladığı ve başlangıçta Atlantic Monthly için bir makale olarak tasarladığı metin, büyüyerek 139 sayfalık bir broşüre dönüştü. Bu metni, Aristos kitabının bir devamı ve human özgürlüğünün analizi olarak kurguladı.

 

26 Ekim 1970’te babası Robert Fowles vefat etmiştir. Babasının ardından yas tutan Fowles, onun körlüğüyle ilgili yazdığı bir şiirden esinlenerek Cizvit ve ardından Daniel Martin roman taslaklarına başlamıştır.

 

Son Bölüm (The Last Chapter): David Tringham yönetiminde 1972'de çekilen bu kısa film, Ian Fleming tarzı sığ ve ticarileşmiş gerilim yazarlarını eleştiren, Fowles'ın ilham perileriyle (Musa'lar) karşılaşmasını konu alan aynı isimli öyküsünden uyarlandı.

 

Fowles, casus romanı türünü dönüştürmek amacıyla Cihaz (The Device / Someone Has to Do It)) adlı kapsamlı bir gerilim romanı yazmıştır. Ancak Nisan 1971’de editör Tom Maschler ve ardından karısı Elizabeth romanı sert bir şekilde reddetmiştir. Bu reddediş üzerine Fowles, Elizabeth ile olan edebi editoryal ortaklığını sonsuza dek bitirmiştir. Fowles, 1997'deki bir röportajında Elizabeth'in editoryal yardımının kesilmesi sorulduğunda derin bir iç çekerek "Çok üzücüydü" yanıtını vermiştir.

 

Elizabeth, Fowles'ın hayat arkadaşı olarak kalsa da edebi ortağı olma niteliğini kaybetti. Bu durum Fowles'ın metinlerine doğrudan yansıdı:

Eserlerini kısıtlayan/düzenleyen bir süzgeç kalmadığı için daha öğretici (didaktik) açıklamalar ve daha erotik betimlemeler yazmaya başladı.

Sonraki eserlerinde (Abanoz Kule, Mantis) kadın karakterler mesafeli, soluk ve ulaşılamaz figürler olarak belirdi.

Fowles, yaratıcı bir yazar olarak rüyalar dünyasına çekilip yalnızlaştı.

 

Kirpi

Belmont Evi

1970'lerin başında Belmont Evi'nde yaşayan John Fowles, bahçesindeki kirpileri besleyip izlemekten özel bir zevk alır. Kirpiler onun için "kamu görevlerinden ve sahte sorumluluklardan vazgeçmenin, tam olarak gerçekte olduğu gibi var olmanın tatminini sembolize etmeye başladı."

Fransız Teğmen'in Kadını (1969) ile Abanoz Kulesi (1974) arasındaki bu dönemde Fowles, Londra edebiyat çevresinden uzak, izole bir yaşam sürer ve zaman zaman "tuhaf aboulia ve accidie banyosunda debelenmek" dediği kayıtsızlık ve depresyon süreçleri geçirir.

İngiliz eleştirmenlerin tavrından rahatsız olarak "Yayın şairler için değildir" görüşünü benimser. Bu süreçte Claire de Duras'ın Ourika adlı eserini Fransızcadan çevirir ve bu hikayenin zihnindeki Sarah Woodruff imgesiyle olan bilinçdışı bağını keşfeder.

 

Yayımlanmayan felsefi makalelerinde birey-toplum dengesi ve tüketim toplumunun kısıtlanması üzerine fikirler geliştirir. Kamu Borç Verme Hakkı (PLR) kampanyasını destekler ve 1971 Booker Ödülü jürisinde yer alır. Ödülün V. S. Naipaul'a verilmesi sürecindeki politik tartışmalar ("Booker Ödülü Imbroglio") nedeniyle edebiyat ödülleri sistemine küser.

Gilbert Rose'un psikanaliz makalesinden etkilenerek irredantist (kayıp anneyle/çocuklukla birleşme ve geçmişi kurtarma) kavramını benimser ve sanatsal süreci bitmiş üründe değil, "gerçek yazma sürecinin akıcı, değişken, çoklu deneyiminde" görür. Bu anlayış Daniel Martin romanının temellerini atar. Arkadaşı David Tringham ile Son Bölüm (The Last Chapter) filmini çeker. Yaşadığı Lyme Regis kasabasının tarihine ilgi duyar ve doğa korumacısı Kenneth Allsop ile derin bir dostluk kurar. Allsop'un trajik intiharı sonrası Abanoz Kule (The Ebony Tower) seçkisindeki "Piknik" ("Bulut") ve "Enigma" öykülerini kaleme alır.

 

Daniel Martin'in Adasında

Fowles, romanlarını fiziksel ve ruhsal çekilme alanları olan "adalar" olarak tanımlar.

Daniel Martin romanında kendi kişisel geçmişini kurgulaştırır; kahramanı Daniel için "benim dışsallaştırılmış hayal gücümdü; biyografik gerçekleştirmenin yerini alan hayal gücüm" ifadelerini kullanır. Bu dönemde Fransız Teğmen'in Kadını'nın film hakları ve senaryo süreçleriyle (Prens Faysal dolandırıcılığı, Fred Zinnemann ve Dennis Potter çalışmaları) uğraşsa da film dünyasından duygusal olarak uzaklaşır.

 

İntihar eden dostu Kenneth Allsop'un anısına Bristol Kanalı'ndaki Steep Holm adasını satın alan Kenneth Allsop Memorial Trust vakfına başkanlık eder ve Rodney Legg ile birlikte adanın ekolojik/tarihi koruma çalışmalarını yürütür. Fotoğraf kitapları kapsamında Gemi Enkazı (Shipwreck) ve Fay Godwin ile Adalar (Islands) projelerini hazırlar.

1966 tarihli romanı Büyücü’yü (The Magus) baştan sona yeniden yazarak erotik unsurları ve varoluşçu ahlak temalarını derinleştirir.

Eşi Elizabeth ile ilişkisindeki mesafe artarken Fowles kendi iç dünyasına çekilir.

Ourika çevirisini özel sınırlı baskı olarak yayımlatır. 1977'de Daniel Martin yayımlandığında Amerika'da John Gardner tarafından "şu anda İngilizce yazan ve eserleri edebiyat klasikleri olarak kabul edilebilecek tek romancı - bir Tolstoy veya James'in gücüne, kapsamına, bilgisine ve bilgeliğine sahip İngilizce yazan tek yazar" sözleriyle övülürken, İngiliz eleştirmenlerin sert saldırılarına hedef olur.

 

Geçmişin Tesellileri

Daniel Martin'e gelen İngiliz eleştirilerinin ardından Fowles kişisel günlüğünde üç yıllık bir sessizliğe bürünür ve kurgu yayımlama ihtiyacını baskılar.

Doğa ve insan ilişkisini işlediği Adalar (1978) ve Ağaç (The Tree, 1979) denemelerini yazar; "Ağaçlar bana çoğu insandan daha yakın" diyerek doğayla ve vefat eden babasının anısıyla uzlaşır.

Lyme Regis'teki Philpot Müzesi'nin Onursal Küratörü olur; bakımsız kalmış müzeyi kurtarmak için yoğun emek harcar ve yerel tarih broşürleri yayımlayarak gelirini müzeye aktarır.

Barry Brukoff ile Stonehenge'in Gizemi çalışmasını yürütür; 17. yüzyıl antikacısı John Aubrey'nin İngiliz Anıtları (Monumenta Britannica) el yazmasının karmaşık metin bulmacalarını çözer.

Tiyatro alanına yönelerek Molière'in Dom Juan ve Musset'nin Lorenzaccio oyunlarını çevirir. Tiyatro tecrübesi diyalog anlayışını şekillendirir: "Diyalog manyetiktir. Çevresindeki her şeyi şimdiki zamana çekiyor.". Karel Reisz'ın yönettiği, Harold Pinter'ın senaryosunu yazdığı, Meryl Streep ile Jeremy Irons'ın oynadığı Fransız Teğmen'in Kadını filmi çekilir ve büyük başarı kazanır.

1982'de ilham perisi temasını işleyen deneysel romanı Mantissa’yı yayımlar.

 

Ejderhalar Burada

Mayıs 1982'de Elizabeth Fowles, 1953-1954 yıllarına ait aşk mektuplarını yakarak ilişki geçmişlerine ve John'un ilgisizliğine karşı simgesel bir tepki gösterir. Belge biriktirmeye ve geçmişin izini sürmeye tutkuyla bağlı olan John Fowles için bu eylem büyük bir darbe olmuştur. Fowles, onu bu yüzden asla affetmeyeceğini yazmıştır.

 

Londra Ulusal Tiyatrosu (National Theatre) için önemli çeviriler yapmıştır:

Jean-Jacques Bernard – Martine: Çevirdiği bu oyundaki "sessizlik teorisi" ve ifade edilemeyen içsel duygular Fowles’ı derinden etkilemiştir.

Marivaux – Aşk ve Şans Oyunu (Aşk Piyango): Gösterişli ve esprili yapısına rağmen diyalogların altında söylenmeyenleri barındıran bir diğer eserdir.

 

1985'te Fowles, 18. yüzyıl dini muhaliflerini ve Quaker hareketini konu alan Kurtçuk (A Maggot) romanını yayımlar; roman geniş bir eleştirel övgü toplar. Eserlerine yönelik artan akademik incelemeler ve yapısalcılık/yapısöküm teorileri karşısında hümanist yazar çizgisini korur.

 

T. S. Eliot ve James Joyce gibi büyük yazarların biyografilerini okuyan Fowles, büyük sanatçıların kişisel yaşamlarında eşlerine karşı "bencil ve yıkıcı" olabildiklerini kabul etmiş; kendisinin de yayınlar, makaleler ve yabancı insanlara yardımlarla uğraşırken Elizabeth'i yalnız bıraktığını fark etmiştir.

 

Evlilik krizleri, Belmont House'un soyulması, komşularla yaşanan sorunlar ve Lyme Regis Müzesi'nin getirdiği sorumluluklar Fowles’ın sağlığını bozmuştur. 1986 başında ciddi bir yüksek tansiyon teşhisi konmuş ve ağır yan etkileri olan ilaçlar (Adalat) kullanmaya başlamıştır.

 

Elizabeth, annesi Doris'in ölümüyle yıkılmış; John'un bu olayı günlüğüne duygusuz ve kurgusal bir gözle kaydetmesine kenar notlarıyla büyük bir öfke kusmuştur.

 

14 Şubat 1988'de geçirdiği felç (geçici iskemik atak) sonucu beyninde hasar oluşur; doktorun "Doğrulama yeteneğini kaybettin" uyarısı üzerine kurgu yazma yetisini yitirdiğini fark eder. Bu süreçten sonra kurgusal maskeler kullanmaksızın doğrudan günlüklerine ve kurgu dışı metinlere yönelir.

 

Fowles, sağlık sorunları ve zihinsel çöküş döneminde zihninde Hellugalia adını verdiği hayali bir Balkan/Arnavutluk benzeri ülke kurgulamıştır.

Bu roman projesi, Daniel Martin ve reddedilen diğer fikirleri gibi Fowles için bir "psikolojik sığınak" haline gelmiştir. Romanın en belirgin özelliği "yazılamaz, bitirilemez ve sonsuza kadar revize edilebilir" bir fikir/akış olarak kalmasıdır.

 

John Fowles’ın tamamen eşine bağımlı hale gelmesi Elizabeth’in hareket alanını kısıtlamış, onu Fowles’ın "bakıcısı ve temsilcisi" konumuna hapsetmiştir.

 

Şubat 1990'da eşi Elizabeth'e pankreas kanseri teşhisi konur, hastalığın akciğer, karaciğer ve kemik iliğine yayıldığı anlaşıl ve sadece dokuz gün sonra, 1 Mart 1990'da Elizabeth hayatını kaybeder.

 

Hassasiyet

Elizabeth'in ölümünün ardından Fowles derin bir yalnızlık yaşar. Elizabeth’in 1 Mart’taki ölümünün ardından Fowles, evde karısının hayaletini ve varlığını hissetmeye devam etmiş; son yıllarda aralarında yaşanan soğukluk, sessizlik ve Elizabeth’in Lyme Regis’teki hayata duyduğu nefret nedeniyle büyük bir vicdan azabı ve yalnızlık dalgasıyla boğuşmuştur.

Cinsel yakınlıktan ziyade genç kadın ilham perileriyle kurulan romantik-sanatsal bağı ifade eden "hassasiyet" (tenderness) kavramına sığınır.

Temmuz 1990'da tanıştığı 21 yaşındaki Oxford öğrencisi Elena van Lieshout Belmont'a taşınır; Fowles onunla fırtınalı ve edebi paralellikler içeren bir ilişki yaşar.

Fowles’ın yaşlı bir adam olarak genç bir kadınla Belmont’ta yaşaması, yakın çevresi tarafından kendisinin Ebony Tower (Abanoz Kule) hikayesindeki duruma benzetilmiştir.

Fowles’ın kızı Anna Christy ve eski dostu Leo Smith, Elena’yı bir "fırsatçı" ve "para peşinde koşan biri" olarak görmüştür. Bu durum Fowles’ın Leo Smith ile 2,5 yıl boyunca konuşmamasına ve kızıyla ilişkisinin gerilmesine yol açmıştır.

Elena onun yaşama arzusunu yeniden canlandırsa da iki yıl süren ilişki 1992 sonunda biter.

1993'te Deniz Prensesi gemisiyle Avustralya ve Yeni Zelanda'ya seyahat eder. Bütün kişisel arşivini ve günlüklerini 150.000 $ karşılığında, Austin'deki Texas Üniversitesi Harry Ransom Merkezi'ne (HRC) satar.

Bacaklarındaki dolaşım rahatsızlıkları nedeniyle ağır sağlık sorunları atlatır.

 

70. Yaş Kutlamaları (1996)

Twentieth Century Literature dergisi Fowles özel sayısı çıkarmış; Fowles "Doğanın Doğası" (The Nature of Nature) adlı son büyük makalesini yayımlamıştır.

 

Kurgu dışı yazılarının derlendiği Solucan Delikleri (Wormholes, 1998) kitabını hazırlar.

 

Fowles’ın evi onunla ilgilenen, yemek pişiren, yazılarını daktilo eden, editörlük yapan ve onu ziyaret eden kadınlarla doluydu. Evdeki tek erkek ise İskoç bahçıvan Neil Reid’di. Bu durum çevresinde Fowles’ın bir "harem" tuttuğuna dair esprilere yol açmıştır.

 

1996 yılına gelindiğinde Fowles’ın hayatındaki en etkili kadın ("haremin baş kadını") Sarah Smith olmuştur. Fowles ona Hint haremlerindeki yönlendirici kadına atfen "begüm" adını vermiştir.

Uzun süredir arkadaşı olan Sarah Smith ile 3 Eylül 1998'de evlenir.

Sarah Smith’in ve Norwich'teki East Anglia Üniversitesi’nden Christopher Bigsby’nin desteğiyle, Belmont’un bir eğitim, konferans ve doğa araştırma merkezine dönüştürülmesi amacıyla 1998’de John Fowles Edebiyat Vakfı kurulmuştur.

Turneler sırasında bacaklarındaki dolaşım sorunlarına ek olarak kalp rahatsızlıkları da yaşayan Fowles'a kalp pili takıldı.

Elizabeth’in ölümünden on yıl sonra, güneşli bir Mayıs gününde John Fowles ve üvey kızı Anna Christy, Elizabeth’in küllerini Belmont bahçesindeki bir ağacın etrafına ve toprağa serperek ona veda etmişlerdir.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder