Rene
Girard - Dostoyevski - Yeraltı İnsanı - Notlar
Dostoievski, du double à l'unité
Mütercim: Orçun Türkay, Everest Yayınları, 2014
1. Cehenneme İniş
Çağdaş eleştirmenler, bir yazarın yapıtını yaratırken,
kendini de yarattığını söylemeyi pek sever.
Dostoyevski’de yapıt yazmak ve kendini yaratmak, estetik ve
psikolojik kalıplara hapsolmuş "yaşlı adamı öldürmek" anlamına gelir.
İlk yapıtlarındaki düzensizlik ve içsel çöküş, Karamazov
Kardeşler gibi olgunluk eserlerindeki berrak ve dâhice bakış açısıyla
zıtlık oluşturur.
Dostoyevski Yeraltından Notlar’dan itibaren içindeki
cinleri romanlarında canlandırarak kovar; her kitap yeni bir dönüşümü ve
sorunlara yeni bir açıdan bakışı temsil eder.
Makar Devuşkin’in (İnsancıklar) edilgen boyun eğişi
ile Golyadkin’in (Öteki) kendisini tehdit eden "ikizi"
arasında paralellik vardır. İkiz veya rakip, kahramanın yitik birliğini tehdit
eden ya da başarısızlık takıntısını somutlaştıran bir ögedir.
Ev Sahibesi, Bir Yufka Yürekli ve Beyaz
Geceler gibi eserlerde kahramanlar sevdikleri kadını bir rakiple
paylaşmaya, rakibin avukatlığını yapmaya veya iki sevgili arasında bir
"kardeş/arabulucu" rolü üstlenmeye meyillidir.
Dostoyevski’nin hapis sonrasında âşık olduğu Maria
Dimitriyevna ve onun genç sevgilisi Vergunov ile kurduğu ilişki, kendi
romanlarındaki kurgunun birebir yansımasıdır.
Dostoyevski, rakibi Vergunov’u savunmuş, onun maaşının
artması için uğraşmış ve iki sevgili arasındaki "üçüncü kişi" olmayı
üstlenmiştir. Mektuplarında bu durumu şövalyelik ve özveri olarak sunsa da,
özünde başarısızlık korkusundan ve hastalıklı/mazoşist bir tutkudan
beslenmiştir.
Dostoyevski’nin tutkusu (ve romanlarındaki kahramanların
arzusu) ancak bir engel, rakip veya başarısızlık olasılığı olduğunda alevlenir;
engel ortadan kalkıp evlilik gerçekleştiğinde yerini ilgisizliğe bırakır.
Ezilenler romanı, Dostoyevski’nin Kuznetsk’te
yaşadığı bu romantik ve karmaşık deneyimin doğrudan edebiyata aktarılmış
halidir.
Romandaki karakterler (Vanya, Nataşa, Katya, Alyoşa) sürekli
birbirlerini başkalarının kollarına iterler. Bireyler aşağılanmaktan,
aldatılmaktan ve acı çekmekten gizli bir tat alırlar.
Ezilenler, psiko-patolojik mazoşizmden kaynaklanan
tutumları manevi çaba ve özveri maskesi altında sunan romantik ve aldatıcı bir
atmosfer taşır.
2. Yeraltı Psikolojisi
Ebedi Koca’da kadının (arzulanan nesnenin) ölümünün
ardından koca (Trusotski) ile sevgilinin (Velçaninov) karşı karşıya gelmesi,
meselenin cinsel tutkudan ziyade rekabet ve engel olduğunu açıkça gösterir.
Trusotski’nin kendisini aşağılayan ve aldatan kişilerin
(Bagautov ve Velçaninov) peşinden gitmesi, onlara duyduğu hayranlık ve zafer
kazanma arzusundan kaynaklanır. Mazoşizm genel bir aşağılanma isteği değil;
aşağılayan kişinin gözünde yeniden var olma ve gururu kurtarma çabasıdır.
Trusotski yeniden evlenmek istediğinde bile gelin adayını
önce Velçaninov’a onaylatma, onu sürece dâhil etme ihtiyacı hisseder.
Başkasının arzulamadığı bir nesne, onun gözünde değer kazanamaz.
Romantik/idealist edebiyattaki "merhamet",
"özveri" veya "kendini feda etme" gibi yüce duygular,
aslında sınırına dayanmış, bozulmuş ve mazoşistleşmiş bir gururun maskesidir.
Ezilenler bu mazoşist tutumları manevi bir çaba ve
yücelik olarak sunarken (yazarın körlüğü); Ebedi Koca ve sonraki
olgunluk eserleri gururun ve bencilliğin bu yıkıcı mekanizmasını nesnel ve
berrak bir bilinçle ifşa eder.
Yeraltı insanının sıkıntısı yalnızca cinsel değil, genel ve
varoluşsal bir aşağılık duygusudur.
Yeraltı insanı, sırf kendi özgür iradesini ve
"huysuzluk yapma hakkını" kanıtlamak adına kendi çıkarına aykırı
davranmayı seçer.
Dostoyevski Yeraltından Notlar ile kendi geçmiş
romantizmini yerer.
Öteki (Golyadkin) ve Yeraltından Notlar aynı
hakikatin iki farklı ifadesidir. Gururlu birey, başarısızlığa uğradığında kendi
içinde "küçümseyen" ve "küçümsenen" olarak ikiye bölünür.
Bu psikolojik parçalanma, 19. yüzyıl Çarlık bürokrasisindeki
katı hiyerarşi, kişisizleştirme ve kısır rekabet ortamıyla beslenir. Bireyler
birbirlerine benzedikçe kendilerini "biricik" sanma illüzyonuna
kapılırlar.
Dostoyevski’nin dehası kuramsal felsefi yazılarında değil,
insan ruhunun karmaşık, çelişkili ve "öykünmeli" (imitative) doğasını
doğrudan sahnelediği romansı kurgusunda yatar.
Dostoyevski’nin serfleri tarafından öldürülen baskıcı
babasının ölümü, genç yazarda derin bir rahatlama ve dolayısıyla "cinayete
ortaklık" hissi uyandırır. Bu korkunç anı ve yarattığı kaygı, onun
psikolojik dünyasının temel taşlarından birini oluşturur.
Dostoyevski Öteki’de ikiz izleğine gündelik ve
gerçekçi bir boyut kazandırarak büyük bir coşkuyla çalışmıştır.
Belinski’nin Öteki’yi sert bir dille eleştirmesi
Dostoyevski’yi tam anlamıyla yıkıma uğratır. Hayran olduğu otoritenin
(Belinski) bu reddi, yazarın çevresindeki başarısızlık çemberini daraltır.
Dostoyevski kendisinden ve yapıtından iğrenme noktasına gelir.
Belinski ve çevresinin onu dışlaması, Dostoyevski’nin
"yetenekli ve konforlu bir yazar" olarak kalmasını engellemiş;
önündeki tüm orta yolları kapatmıştır. Bu dışlanma ve içsel çöküş,
Dostoyevski’yi sıradan bir edebiyatçı olmaktan çıkarıp delilik ile deha
arasındaki o tek çıkış eşiğine sürüklemiştir.
3. Yeraltında Doğaötesi
Raskolnikov grotesk değil, trajik bir yeraltı insanıdır.
Kendi gururunu sarsılmaz bir temele oturtmak ve sıradan ahlakın üzerine çıkmak
için cinayet işler.
İşlediği suç onu toplumdan koparır ama özgürleştirmez.
Raskolnikov'un yalnızlığı onun "üstinsan/tanrı" mı yoksa
"solucan" mı olduğunu netleştirmez. Hakem hâlâ "Öteki"dir
(yargıçlar, toplum); varlığı ve özsaygısı hâlâ dışarıdan gelecek hükme
bağımlıdır.
Kumarbaz’daki Uçitel için rulet ve kadın (Polina)
aynı yeraltı mekanizmasına tabidir. Arzulanan nesne ile engel/rakip aynı kişide
birleşmiştir. Ruleti yenmek ile bir kadını elde etmek, "kendine söz
geçirme" (soğukkanlılık) ve gururunu gizleme yetisine dayanır.
Para, tıpkı erotizm gibi yeraltı gururunun bir aracıdır. Delikanlı’daki
Arkadi, zenginliği harcamak için değil, Rothschild olup "Öteki"lerin
kafasına fırlatmak ve üstünlüğünü kanıtlamak için ister.
Yeraltı psikolojisini tanımlayan şey karşıtların uzlaşmadan
yan yana gelmesidir. Rulette ve kumar tutkusunda efendilik ile kölelik,
cimrilik ile savurganlık saniyeler içinde yer değiştirir.
Prens Mışkin, gururun değil alçakgönüllülüğün ve
kusursuzluğun simgesi olarak kurgulanmıştır. Ancak romandaki müdahaleleri
yapıcı değil, yıkıcı sonuçlar doğurur (örneğin General İvolgin'in çöküşü).
Mışkin'in saf alçakgönüllülüğü, somutlaşamayan bir romantik
idealizm olarak kalır ve yeraltı mazoşizmine dönüşür. Mışkin ile Rogojin aynı
varoluşsal sakatlığın iki yarısıdır (ruhsal idealizm ve hayvanca şehvet).
Dostoyevski, insani/bireysel bir "kusursuzluk" hayalinin de yıkımla
sonuçlanacağını gösterir.
Mışkin (mutlak alçakgönüllülük) ve Stavrogin (mutlak
ilgisizlik/kibir) aynı madalyonun iki yüzüdür. Her ikisi de aristokratik kopuşu
ve yeraltı bilincini temsil eder.
Stavrogin, çevresindeki tüm ecinniler (Verhovenski, Şatov
vb.) için bir Tanrı, bir "ışık" veya "karşı mesih"tir.
Kendi gururunu mutlak kılmak isteyen yeraltı insanı, önünde duran aşılmaz
engeli (Stavrogin) kutsallaştırır ve ona tapar.
Bireyin kendisini tanrılaştırma çabası (kendi kendine yetme
arzusu) hüsranla sonuçlandığında, birey kendisi tanrı olamaz; ancak
"Öteki"ni (Stavrogin'i) tanrılaştırır. Stavrogin, önceki tüm yeraltı
arzularının, erotik takıntıların ve güç hırslarının nihai bir bileşimidir.
Şatov’un Ortodoksluk ve Rus İsa savunusu, otantik bir
inançtan ziyade nihilizme karşı geliştirilmiş tepkisel bir ideolojidir. Kaynağı
yine Stavrogin olduğu için Şatov "Rusya'ya ve Rus İsa'ya inanırım"
der ama doğrudan "Tanrı'ya inanıyorum" diyemez. İnancı, nefret ettiği
şeye (nihilizm/Batıcılık) bağımlı kalmaya devam eder.
Batı düşüncesi (Descartes’ın cogitosundan itibaren),
Tanrı’ya ait tekillik ve mutlaklık yetkilerini kademeli olarak bireysel Ben’e
yüklemiştir. Ancak "Ben", ötekilerden bağımsız var olamayacağı için
kendini Tanrı’nın yerine koyma çabası ilişkiyi zehirler.
Kirilov, umutsuzluktan değil; insanoğlunu İsa’nın
uyandırdığı "ölümsüzlük illüzyonundan" ve bundan doğan yeraltı
azabından kurtarmak için intihar eder.
Dostoyevski Stavrogin’i önceden tasarladığı soyut felsefi
kuramları kanıtlamak için yaratmamıştır. Aksine, kahramanı yaratıp yeraltı
mantığının sonuna kadar izini sürdüğü için bu metafizik birliğe ve hakikate
ulaşmıştır.
Cinler, Hıristiyanlığı dogmatik olarak olumlayan bir
tez romanı değildir. Roman cehennemî kötülükle doludur. Ancak Dostoyevski,
yeraltı psikolojisinin acımasız mantığını sonuna kadar götürerek (kötülüğün ve
nihilizmin doruğunda) Hıristiyan simgeciliğinin ve Hıristiyan yapısının
kaçınılmazlığını/derinliğini keşfeder.
4. Diriliş
Genç Dostoyevski için eleştirmen Bielinski, onu hiçlikten
varlığa çıkaran "kurtarıcı baba" modelidir. Ancak Bielinski,
Dostoyevski'nin sonraki eserlerini (Ev Sahibesi vb.) acımasızca
eleştirip onu reddettiğinde, ilişki yeraltına özgü bir nefret-hayranlık
ikiliğine (doppelgänger / engel-model ilişkisine) dönüşür.
İlk sara nöbetlerinin babasının ölümü ve Bielinski'nin ölüm
haberiyle tetiklenmesi, yeraltı cenderesinin ve "baba cinayeti"
vicdan azabının bedensel tezahürüdür.
Dostoyevski'nin aşırı Batıcılığı da, sonrasındaki taşkın
Slavcılığı da mimetik sarkacın iki ucunu oluşturur.
Puşkin konuşmasıyla birlikte bu iki kutuplu (Manici)
çatışmanın yapaylığını kavrar; tikelci nefretten evrensel Hıristiyan
özgürlüğüne geçer.
Versilov (Delikanlı) hem Mişkin'i (mutlak iyi) hem
Stavrogin'i (mutlak kötü) bünyesinde barındırır. Baba figürünün bu ikili
doğası, yeraltı bilincinin henüz tam çözülemediğini ama sorgulandığını
gösterir.
Baba Fyodor Karamazov'un iğrençliğiyle yüzleşilmesi, oğulun
kendi içindeki nefret ve utancı (Kendi-nefretini) kabul etmesidir. Baba
cinayeti hem bir cinayet hem de mimetik bir intihardır. Bu kabul, yeraltı
mekanizmalarını dağıtır ve "Diriliş"i başlatır.
Büyük Engizisyoncu, insanlığın özgürlükten korkup putlara,
otoriteye ve ekmeğe sığınacağını savunur. İsa’yı, insan doğasını çok yüksekte
tutup ona taşıyamayacağı bir özgürlük yüklemekle suçlar.
İblis’in çölde İsa’ya sunduğu üç şey —Mucize, Gizem ve
Otorite— insanı köleleştiren yeraltı putlarıdır.
Engizisyoncu kötülüğü kötülükle (totaliter denetimle)
çözmeye çalışırken; Dostoyevski, İsa'nın bu üç ayartıyı reddederek sunduğu
mutlak vicdan özgürlüğünü Hıristiyanlığın ve yeraltından kurtuluşun tek çaresi
olarak görür.
Gurur, bireyi Tanrı’dan ve Öteki’nden ayırıp kendi
yaratıcılığına tapsa da, nihayetinde onu Öteki’nin (Şeytan’ın) karşısında dize
getirir. Dostoyevski’nin toplumsal mesihçiliği, kuşkusu ve gururu aynı anda
yaşadığı an, Şeytan’ın çöldeki üç ayartmasına (Mucize, Gizem, Otorite)
kapıldığı andır.
İvan’ın yazdığı Büyük Engizisyoncu Söylencesi,
görünüşte Hıristiyanlığın ve İsa’nın bir eleştirisi gibi dursa da, aslında
İsa’ya yönelik en yüce övgüdür. İsa’nın hiçbir güce, baskıya ve mucizeye
dayanmayan; tamamen insani ve vicdani özgürlüğe dayanan karşılıksız sevgisini
ortaya koyar. İsa’nın Engizisyoncu’yu, Alyoşa’nın da İvan’ı sessizce öpmesi;
sözel tartışmayı aşan bu mutlak sevgiyi simgeler.
Yeraltı insanının gururu ve ikiye bölünmüşlüğü, romanlarda
"ikiz" izleğiyle şekillenir. Karamazov Kardeşler’de İvan’ın
ikizi önce somut/yeryüzündeki Smerdyakov iken, ardından zihinsel bir sanrı olan
İblis’e dönüşür.
Dostoyevski’nin sanatı, toplumun putataparlığa batışını ve
bu putların (ideolojiler, hırslar, insanı tanrılaştırma çabaları) yol açtığı
felaketleri teşhir eder. İnsan Tanrı’yı reddettiğinde, İsa’nın getirdiği canlı
özgürlük insanı kendi kendini çarmıha germeye iter; bu felaketler ve
yanılsamaların çöküşü, insanı en sonunda Tanrı’nın yokluğuna ve O’na olan
mutlak gereksinime götürür.
Gurur her şeyi böler, parçalar ve ölüme sürükler. Ancak bu
ölümün kabulü, birliğe ve dirilişe kapı aralar. Dostoyevski’nin roman evreni
ilk dönemlerin ikircikli, sisli ve yeraltı havasından çıkarak; pırıl pırıl
karın, güneşin ve dondurucu canlı havanın egemen olduğu net bir birliğe ulaşır.
Suç ve Ceza ile başlayan, Cinler ve Delikanlı
ile olgunlaşan "yeraltından çıkış ve iyileşme" süreci, Karamazov
Kardeşler ile tamamlanır. Bütün romanlar ve Dostoyevski’nin kendi yaşamı;
tinsel bir ölümün ve ardından gelen Hıristiyanî bir dirilişin (başkalaşımın)
mimetik biçimine uyum sağlar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder