1 Mayıs 2022 Pazar

Rene Girard - Dostoyevski - Yeraltı İnsanı - Notlar

Rene Girard - Dostoyevski - Yeraltı İnsanı - Notlar

Dostoievski, du double à l'unité

Mütercim: Orçun Türkay, Everest Yayınları, 2014

 


1. Cehenneme İniş

Çağdaş eleştirmenler, bir yazarın yapıtını yaratırken, kendini de yarattığını söylemeyi pek sever.

 

Dostoyevski’de yapıt yazmak ve kendini yaratmak, estetik ve psikolojik kalıplara hapsolmuş "yaşlı adamı öldürmek" anlamına gelir.

İlk yapıtlarındaki düzensizlik ve içsel çöküş, Karamazov Kardeşler gibi olgunluk eserlerindeki berrak ve dâhice bakış açısıyla zıtlık oluşturur.

 

Dostoyevski Yeraltından Notlar’dan itibaren içindeki cinleri romanlarında canlandırarak kovar; her kitap yeni bir dönüşümü ve sorunlara yeni bir açıdan bakışı temsil eder.

 

Makar Devuşkin’in (İnsancıklar) edilgen boyun eğişi ile Golyadkin’in (Öteki) kendisini tehdit eden "ikizi" arasında paralellik vardır. İkiz veya rakip, kahramanın yitik birliğini tehdit eden ya da başarısızlık takıntısını somutlaştıran bir ögedir.

Ev Sahibesi, Bir Yufka Yürekli ve Beyaz Geceler gibi eserlerde kahramanlar sevdikleri kadını bir rakiple paylaşmaya, rakibin avukatlığını yapmaya veya iki sevgili arasında bir "kardeş/arabulucu" rolü üstlenmeye meyillidir.

 

Dostoyevski’nin hapis sonrasında âşık olduğu Maria Dimitriyevna ve onun genç sevgilisi Vergunov ile kurduğu ilişki, kendi romanlarındaki kurgunun birebir yansımasıdır.

 

Dostoyevski, rakibi Vergunov’u savunmuş, onun maaşının artması için uğraşmış ve iki sevgili arasındaki "üçüncü kişi" olmayı üstlenmiştir. Mektuplarında bu durumu şövalyelik ve özveri olarak sunsa da, özünde başarısızlık korkusundan ve hastalıklı/mazoşist bir tutkudan beslenmiştir.

 

Dostoyevski’nin tutkusu (ve romanlarındaki kahramanların arzusu) ancak bir engel, rakip veya başarısızlık olasılığı olduğunda alevlenir; engel ortadan kalkıp evlilik gerçekleştiğinde yerini ilgisizliğe bırakır.

 

Ezilenler romanı, Dostoyevski’nin Kuznetsk’te yaşadığı bu romantik ve karmaşık deneyimin doğrudan edebiyata aktarılmış halidir.

Romandaki karakterler (Vanya, Nataşa, Katya, Alyoşa) sürekli birbirlerini başkalarının kollarına iterler. Bireyler aşağılanmaktan, aldatılmaktan ve acı çekmekten gizli bir tat alırlar.

Ezilenler, psiko-patolojik mazoşizmden kaynaklanan tutumları manevi çaba ve özveri maskesi altında sunan romantik ve aldatıcı bir atmosfer taşır.

 

2. Yeraltı Psikolojisi

Ebedi Koca’da kadının (arzulanan nesnenin) ölümünün ardından koca (Trusotski) ile sevgilinin (Velçaninov) karşı karşıya gelmesi, meselenin cinsel tutkudan ziyade rekabet ve engel olduğunu açıkça gösterir.

 

Trusotski’nin kendisini aşağılayan ve aldatan kişilerin (Bagautov ve Velçaninov) peşinden gitmesi, onlara duyduğu hayranlık ve zafer kazanma arzusundan kaynaklanır. Mazoşizm genel bir aşağılanma isteği değil; aşağılayan kişinin gözünde yeniden var olma ve gururu kurtarma çabasıdır.

Trusotski yeniden evlenmek istediğinde bile gelin adayını önce Velçaninov’a onaylatma, onu sürece dâhil etme ihtiyacı hisseder. Başkasının arzulamadığı bir nesne, onun gözünde değer kazanamaz.

 

Romantik/idealist edebiyattaki "merhamet", "özveri" veya "kendini feda etme" gibi yüce duygular, aslında sınırına dayanmış, bozulmuş ve mazoşistleşmiş bir gururun maskesidir.

 

Ezilenler bu mazoşist tutumları manevi bir çaba ve yücelik olarak sunarken (yazarın körlüğü); Ebedi Koca ve sonraki olgunluk eserleri gururun ve bencilliğin bu yıkıcı mekanizmasını nesnel ve berrak bir bilinçle ifşa eder.

 

Yeraltı insanının sıkıntısı yalnızca cinsel değil, genel ve varoluşsal bir aşağılık duygusudur.

Yeraltı insanı, sırf kendi özgür iradesini ve "huysuzluk yapma hakkını" kanıtlamak adına kendi çıkarına aykırı davranmayı seçer.

Dostoyevski Yeraltından Notlar ile kendi geçmiş romantizmini yerer.

 

Öteki (Golyadkin) ve Yeraltından Notlar aynı hakikatin iki farklı ifadesidir. Gururlu birey, başarısızlığa uğradığında kendi içinde "küçümseyen" ve "küçümsenen" olarak ikiye bölünür.

Bu psikolojik parçalanma, 19. yüzyıl Çarlık bürokrasisindeki katı hiyerarşi, kişisizleştirme ve kısır rekabet ortamıyla beslenir. Bireyler birbirlerine benzedikçe kendilerini "biricik" sanma illüzyonuna kapılırlar.

 

Dostoyevski’nin dehası kuramsal felsefi yazılarında değil, insan ruhunun karmaşık, çelişkili ve "öykünmeli" (imitative) doğasını doğrudan sahnelediği romansı kurgusunda yatar.

 

Dostoyevski’nin serfleri tarafından öldürülen baskıcı babasının ölümü, genç yazarda derin bir rahatlama ve dolayısıyla "cinayete ortaklık" hissi uyandırır. Bu korkunç anı ve yarattığı kaygı, onun psikolojik dünyasının temel taşlarından birini oluşturur.

 

Dostoyevski Öteki’de ikiz izleğine gündelik ve gerçekçi bir boyut kazandırarak büyük bir coşkuyla çalışmıştır.

Belinski’nin Öteki’yi sert bir dille eleştirmesi Dostoyevski’yi tam anlamıyla yıkıma uğratır. Hayran olduğu otoritenin (Belinski) bu reddi, yazarın çevresindeki başarısızlık çemberini daraltır. Dostoyevski kendisinden ve yapıtından iğrenme noktasına gelir.

Belinski ve çevresinin onu dışlaması, Dostoyevski’nin "yetenekli ve konforlu bir yazar" olarak kalmasını engellemiş; önündeki tüm orta yolları kapatmıştır. Bu dışlanma ve içsel çöküş, Dostoyevski’yi sıradan bir edebiyatçı olmaktan çıkarıp delilik ile deha arasındaki o tek çıkış eşiğine sürüklemiştir.

 

3. Yeraltında Doğaötesi

Raskolnikov grotesk değil, trajik bir yeraltı insanıdır. Kendi gururunu sarsılmaz bir temele oturtmak ve sıradan ahlakın üzerine çıkmak için cinayet işler.

İşlediği suç onu toplumdan koparır ama özgürleştirmez. Raskolnikov'un yalnızlığı onun "üstinsan/tanrı" mı yoksa "solucan" mı olduğunu netleştirmez. Hakem hâlâ "Öteki"dir (yargıçlar, toplum); varlığı ve özsaygısı hâlâ dışarıdan gelecek hükme bağımlıdır.

 

Kumarbaz’daki Uçitel için rulet ve kadın (Polina) aynı yeraltı mekanizmasına tabidir. Arzulanan nesne ile engel/rakip aynı kişide birleşmiştir. Ruleti yenmek ile bir kadını elde etmek, "kendine söz geçirme" (soğukkanlılık) ve gururunu gizleme yetisine dayanır.

 

Para, tıpkı erotizm gibi yeraltı gururunun bir aracıdır. Delikanlı’daki Arkadi, zenginliği harcamak için değil, Rothschild olup "Öteki"lerin kafasına fırlatmak ve üstünlüğünü kanıtlamak için ister.

 

Yeraltı psikolojisini tanımlayan şey karşıtların uzlaşmadan yan yana gelmesidir. Rulette ve kumar tutkusunda efendilik ile kölelik, cimrilik ile savurganlık saniyeler içinde yer değiştirir.

 

Prens Mışkin, gururun değil alçakgönüllülüğün ve kusursuzluğun simgesi olarak kurgulanmıştır. Ancak romandaki müdahaleleri yapıcı değil, yıkıcı sonuçlar doğurur (örneğin General İvolgin'in çöküşü).

Mışkin'in saf alçakgönüllülüğü, somutlaşamayan bir romantik idealizm olarak kalır ve yeraltı mazoşizmine dönüşür. Mışkin ile Rogojin aynı varoluşsal sakatlığın iki yarısıdır (ruhsal idealizm ve hayvanca şehvet). Dostoyevski, insani/bireysel bir "kusursuzluk" hayalinin de yıkımla sonuçlanacağını gösterir.

 

Mışkin (mutlak alçakgönüllülük) ve Stavrogin (mutlak ilgisizlik/kibir) aynı madalyonun iki yüzüdür. Her ikisi de aristokratik kopuşu ve yeraltı bilincini temsil eder.

Stavrogin, çevresindeki tüm ecinniler (Verhovenski, Şatov vb.) için bir Tanrı, bir "ışık" veya "karşı mesih"tir. Kendi gururunu mutlak kılmak isteyen yeraltı insanı, önünde duran aşılmaz engeli (Stavrogin) kutsallaştırır ve ona tapar.

 

Bireyin kendisini tanrılaştırma çabası (kendi kendine yetme arzusu) hüsranla sonuçlandığında, birey kendisi tanrı olamaz; ancak "Öteki"ni (Stavrogin'i) tanrılaştırır. Stavrogin, önceki tüm yeraltı arzularının, erotik takıntıların ve güç hırslarının nihai bir bileşimidir.

 

Şatov’un Ortodoksluk ve Rus İsa savunusu, otantik bir inançtan ziyade nihilizme karşı geliştirilmiş tepkisel bir ideolojidir. Kaynağı yine Stavrogin olduğu için Şatov "Rusya'ya ve Rus İsa'ya inanırım" der ama doğrudan "Tanrı'ya inanıyorum" diyemez. İnancı, nefret ettiği şeye (nihilizm/Batıcılık) bağımlı kalmaya devam eder.

 

Batı düşüncesi (Descartes’ın cogitosundan itibaren), Tanrı’ya ait tekillik ve mutlaklık yetkilerini kademeli olarak bireysel Ben’e yüklemiştir. Ancak "Ben", ötekilerden bağımsız var olamayacağı için kendini Tanrı’nın yerine koyma çabası ilişkiyi zehirler.

 

Kirilov, umutsuzluktan değil; insanoğlunu İsa’nın uyandırdığı "ölümsüzlük illüzyonundan" ve bundan doğan yeraltı azabından kurtarmak için intihar eder.

 

Dostoyevski Stavrogin’i önceden tasarladığı soyut felsefi kuramları kanıtlamak için yaratmamıştır. Aksine, kahramanı yaratıp yeraltı mantığının sonuna kadar izini sürdüğü için bu metafizik birliğe ve hakikate ulaşmıştır.

 

Cinler, Hıristiyanlığı dogmatik olarak olumlayan bir tez romanı değildir. Roman cehennemî kötülükle doludur. Ancak Dostoyevski, yeraltı psikolojisinin acımasız mantığını sonuna kadar götürerek (kötülüğün ve nihilizmin doruğunda) Hıristiyan simgeciliğinin ve Hıristiyan yapısının kaçınılmazlığını/derinliğini keşfeder.

 

4. Diriliş

Genç Dostoyevski için eleştirmen Bielinski, onu hiçlikten varlığa çıkaran "kurtarıcı baba" modelidir. Ancak Bielinski, Dostoyevski'nin sonraki eserlerini (Ev Sahibesi vb.) acımasızca eleştirip onu reddettiğinde, ilişki yeraltına özgü bir nefret-hayranlık ikiliğine (doppelgänger / engel-model ilişkisine) dönüşür.

 

İlk sara nöbetlerinin babasının ölümü ve Bielinski'nin ölüm haberiyle tetiklenmesi, yeraltı cenderesinin ve "baba cinayeti" vicdan azabının bedensel tezahürüdür.

 

Dostoyevski'nin aşırı Batıcılığı da, sonrasındaki taşkın Slavcılığı da mimetik sarkacın iki ucunu oluşturur.

Puşkin konuşmasıyla birlikte bu iki kutuplu (Manici) çatışmanın yapaylığını kavrar; tikelci nefretten evrensel Hıristiyan özgürlüğüne geçer.

 

Versilov (Delikanlı) hem Mişkin'i (mutlak iyi) hem Stavrogin'i (mutlak kötü) bünyesinde barındırır. Baba figürünün bu ikili doğası, yeraltı bilincinin henüz tam çözülemediğini ama sorgulandığını gösterir.

 

Baba Fyodor Karamazov'un iğrençliğiyle yüzleşilmesi, oğulun kendi içindeki nefret ve utancı (Kendi-nefretini) kabul etmesidir. Baba cinayeti hem bir cinayet hem de mimetik bir intihardır. Bu kabul, yeraltı mekanizmalarını dağıtır ve "Diriliş"i başlatır.

 

Büyük Engizisyoncu, insanlığın özgürlükten korkup putlara, otoriteye ve ekmeğe sığınacağını savunur. İsa’yı, insan doğasını çok yüksekte tutup ona taşıyamayacağı bir özgürlük yüklemekle suçlar.

 

İblis’in çölde İsa’ya sunduğu üç şey —Mucize, Gizem ve Otorite— insanı köleleştiren yeraltı putlarıdır.

 

Engizisyoncu kötülüğü kötülükle (totaliter denetimle) çözmeye çalışırken; Dostoyevski, İsa'nın bu üç ayartıyı reddederek sunduğu mutlak vicdan özgürlüğünü Hıristiyanlığın ve yeraltından kurtuluşun tek çaresi olarak görür.

 

Gurur, bireyi Tanrı’dan ve Öteki’nden ayırıp kendi yaratıcılığına tapsa da, nihayetinde onu Öteki’nin (Şeytan’ın) karşısında dize getirir. Dostoyevski’nin toplumsal mesihçiliği, kuşkusu ve gururu aynı anda yaşadığı an, Şeytan’ın çöldeki üç ayartmasına (Mucize, Gizem, Otorite) kapıldığı andır.

 

İvan’ın yazdığı Büyük Engizisyoncu Söylencesi, görünüşte Hıristiyanlığın ve İsa’nın bir eleştirisi gibi dursa da, aslında İsa’ya yönelik en yüce övgüdür. İsa’nın hiçbir güce, baskıya ve mucizeye dayanmayan; tamamen insani ve vicdani özgürlüğe dayanan karşılıksız sevgisini ortaya koyar. İsa’nın Engizisyoncu’yu, Alyoşa’nın da İvan’ı sessizce öpmesi; sözel tartışmayı aşan bu mutlak sevgiyi simgeler.

 

Yeraltı insanının gururu ve ikiye bölünmüşlüğü, romanlarda "ikiz" izleğiyle şekillenir. Karamazov Kardeşler’de İvan’ın ikizi önce somut/yeryüzündeki Smerdyakov iken, ardından zihinsel bir sanrı olan İblis’e dönüşür.

 

Dostoyevski’nin sanatı, toplumun putataparlığa batışını ve bu putların (ideolojiler, hırslar, insanı tanrılaştırma çabaları) yol açtığı felaketleri teşhir eder. İnsan Tanrı’yı reddettiğinde, İsa’nın getirdiği canlı özgürlük insanı kendi kendini çarmıha germeye iter; bu felaketler ve yanılsamaların çöküşü, insanı en sonunda Tanrı’nın yokluğuna ve O’na olan mutlak gereksinime götürür.

 

Gurur her şeyi böler, parçalar ve ölüme sürükler. Ancak bu ölümün kabulü, birliğe ve dirilişe kapı aralar. Dostoyevski’nin roman evreni ilk dönemlerin ikircikli, sisli ve yeraltı havasından çıkarak; pırıl pırıl karın, güneşin ve dondurucu canlı havanın egemen olduğu net bir birliğe ulaşır.

 

Suç ve Ceza ile başlayan, Cinler ve Delikanlı ile olgunlaşan "yeraltından çıkış ve iyileşme" süreci, Karamazov Kardeşler ile tamamlanır. Bütün romanlar ve Dostoyevski’nin kendi yaşamı; tinsel bir ölümün ve ardından gelen Hıristiyanî bir dirilişin (başkalaşımın) mimetik biçimine uyum sağlar.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder