19 Mayıs 2022 Perşembe

Harry T. Moore - Lawrence Durrell'ın Dünyası - Notlar

Harry T. Moore - Lawrence Durrell'ın Dünyası - Notlar

The World of Lawrence Durrell, E.P. Dutton & Co., Inc. 1962

 


Lawrence Durrell'ın edebî mirasını, özellikle de başyapıtı kabul edilen İskenderiye Dörtlüsü (Justine, Balthazar, Mountolive, Clea) roman serisini, şiirlerini, oyunlarını ve yaşamını ele alan eleştiri yazıları, incelemeler, mektuplar ve röportajlardan oluşan kapsamlı bir derlemedir.

 

Giriş

Harry T. Moore

 

Durrell, pek çok yazarın başaramadığı seçkin bir dil ve üslup zenginliğine sahiptir.

Hindistan'da başlayıp Korfu, Paris, Mısır ve Provence'a uzanan egzotik yaşam deneyimi eserlerini beslemiştir.

 

Richard Aldington – Lawrence Durrell

Hayatta, yeni bir roman okurken insanın giderek daha coşkulu hale geldiği, 'işte yazıda yeni bir kişilik, neredeyse kesinlikle kalıcı olacak keskin ve orijinal bir şey var' hissine kapıldığı pek fazla durum yoktur. Bunu yarım asır önce D. H. Lawrence'la... James Joyce'un Ulysses'i ve Proust'un Swann'ın Tarafında romanıyla yaşadım.

 

Durrell'de her şeyden önce onun insanlığını övüyorum; o acı çekiyor ve biz de onunla birlikte acı çekiyoruz, acı çekiyor; hayatın karakterlerine, özellikle de kadınlara açtığı yaralar yüzünden.

 

George Steiner – Lawrence Durrell: Barok Romanı

Eleştirmenlerin bir kısmı Durrell’i "kibirli bir şarlatan" ve Henry Miller’ın zayıf bir taklitçisi olarak görürken; Fransa başta olmak üzere diğer bir kesim onu Proust ve Joyce ile aynı seviyede bir deha olarak kabul eder.

 

Modern edebiyatın Hemingway etkisiyle kazandığı aşırı sade, buruk ve "yoksullaşmış" dilden farklı olarak Durrell; kelimelerin ışığından, müziğinden ve zenginliğinden beslenir.

 

İskenderiye Dörtlüsü’nün Felsefesi

Gerçeğe akılla değil, ancak duygusal/cinsel temas ve anlık aydınlanmalarla (epiphany) ulaşılabileceği savunulur. Gnostisizm, Doğu mistisizmi ve D. H. Lawrence etkisiyle seks, hakikate ve insan ruhuna ulaşmada bir araç olarak işlenir.

 

Şehir, sıradan bir Mısır limanı değil; hayal gücüyle inşa edilmiş devasa bir anıttır. Olaylar Raşomon veya Pirandello tarzında farklı karakterlerin bakış açılarıyla (görelilik ilkesi doğrultusunda) tekrar tekrar, yeni boyutlar kazanılarak anlatılır.

 

Tüm karakterler aynı yüksek entelektüel düzeye ve kırılgan yapıya sahiptir; bu da dünyayı dışarıya kapatan bir ayna labirenti (narsisistik bir havuz) yaratır.

Savaş veya siyasi komplolar fonda yer alsa da, Durrell bunları birer mücevher minyatürüne dönüştürerek tarihsel ağırlıklarından arındırır.

 

İlk üç cildin başarısından sonra yazılan Clea, sembolizm zorlamaları ve Pursewarden’ın sıkıcı notlarıyla belirgin bir düşüşü ifade eder.

 

Cecily Mackworth – Lawrence Durrell ve Yeni Romantiklik

İskenderiye Dörtlüsü

Aşk ve Şehir Balesi (Zemin Kat): Anlatıcı Darley ile Melissa, Justine, Clea, Pursewarden ve Nessim arasındaki karmaşık ilişkiler yumağı.

Shakespearevari Melodram: İntiharlar, cinayetler ve şiddet içeren ölümlerle dolu, adeta Hamlet’in Elsinore Şatosu’nu andıran karanlık ve hareketli bir olay örgüsü.

Gerçeğin Göreliliği ve Prizma Görüşü: Karakterlerin ve olayların her ciltte (Balthazar ve Mountolive dâhil) yeni bir bakış açısıyla yeniden yorumlanması; mutlak olgusal gerçekliğin yerini çok yüzlü "Hakikat" arayışına bırakması.

 

"Bizler coğrafyamızın çocuklarıyız" anlayışıyla İskenderiye, sadece pasif bir fon değil; sakinlerinin eylemlerini, ahlaki sınırlarını ve kaderlerini şekillendiren canlı, tutkulu ve Marquis de Sadevari bir ana karakterdir.

 

Proust romanlarında Bergson’un psikolojik "süre" (durée) ve geçmiş hafıza kavramını işlerken, Durrell 20. yüzyılın Einsteincı Uzay-Zaman (Space-Time) ve Görelilik kuramını insan ilişkilerine uygular.

 

Yeni Romantiklikte seks, "Zamanın ve benliğin hakikatine" ulaşmanın ana aracıdır. Scobie karakteri (daha sonra Kıpti azizi "El Skob"a dönüşen yaşlı eşcinsel polis) üzerinden mitolojik Tiresias figürüne ve insanın doğasındaki temel çift cinsiyetliliğe gönderme yapılır.

 

Dörtlü, aynı zamanda anlatıcı Darley’nin yaşadığı aşklar ve Pursewarden gibi figürlerle girdiği entelektüel etkileşimler sayesinde bir sanatçı olarak olgunlaşmasının ve masalın başına ("Bir zamanlar...") dönmesinin hikâyesidir.

 

Derek Stanford – Lawrence Durrell: Şiirine Erken Bir Bakış

Durrell şiirlerinde mantığın ötesine geçerek semboller, imgeleme gücü ve metafizik bir derinlik kurdu.

Mantık dünyayı tanımlamaya çalışır; ancak hiçbir zaman bu görev için yeterli görülmemektedir... Çağrışımsal bir yaklaşımla şiir, başkalarında tanımlamak değil, endişeye neden olmak için kendi sözdizimini aşar.

 

Lionel Trilling – Dörtlü: İki İnceleme

Romanın işlevi / kültürel vatandaşlığa kabul aracı

Türün ana görevi; toplum tarafından yabancı, imkansız veya kabul edilemez görülen yeni yaşam koşullarını, duyguları ve durumları okuyucuya tanıtmak ve onları gerçek kılmaktır.

 

Durrell, romanlarında konusu modern aşkın araştırılmasıdır.

Dörtlü'deki aşk; fiziksel sadakatten, toplumsal sözleşmelerden ve ego kaygılarından uzaktır. Bu, "her şeyi alan ya da her şeyi kaybeden" sert, paganca ve acımasız bir tutkudur.

Durrell'ın karakterlerinin psikolojik derinliği ve tutku ile görev/ahlak arasındaki mücadelesi, günümüz Amerikan/İngiliz romanından ziyade Racine'in Phèdre veya Corneille'in trajedilerine, hatta Proust'un saplantılı aşk tasvirlerine yakındır.

 

Geleneksel roman (Richardson'dan Lawrence, Proust, Joyce ve Mann'a kadar), bireysel iradenin, hırsın ve engelleri aşma arzusunun bir anlatısıdır.

Durrell ise Schopenhauer'in İrade ve Temsil Olarak Dünya ayrımına benzer şekilde, baskıcı "ahlaki ve toplumsal iradeyi" geri plana çeker.

 

İskenderiye, sadece olayların geçtiği bir arka plan değil; 3.000 yıllık geçmişi, mistisizmi, kadim ritüelleri ve kendi gizli iradesiyle karakterlerin eylemlerini yutan, onları biçimlendiren ana kahramandır. Antonius'un, Kleopatra'nın ve Cavafy'nin gölgesi şehrin her köşesindedir.

 

Einstein'ın görelilik kuramına (Uzay-Zaman sürekliliği) atıfla kurguladığı Dörtlü yapı: üç mekânsal roman ve zamanı temsil eden dördüncü kısım Clea

Gerçeğin Göreliliği: Gerçeğin tek bir bakış açısıyla kavranamayacağını; yeni bilgilerin, günlüklerin ve mektupların ışığında anlatının sürekli değiştiğini gösterir.

"Bir Varımış Bir Yokmuş" Sadeliği: Joyce sonrası modern roman dili, aşırı işlenmiş ve okuyucuyla iletişimi koparmış bir yapıya bürünmüştü. Durrell ise "masal anlatıcısı" konumuna geri dönerek romanı Joyce'un dilsel tahakkümünden kurtarır ve anlatıya yeniden "merak" (wonder) ögesini kazandırır.

 

Durrell'ın başarısı; okuyucuya modern kurgunun sıradan kalıpları ötesinde, kadim dünyanın büyüsüyle harmanlanmış tutkulu, merak uyandıran ve yeni bir hayat algısı sunabilmiş olmasından gelir.

 

Lander MacClintock – Durrell'in Oyunları

Durrell’in şiirsel tiyatro eserleri…

 

Sappho: Midilli adasında geçen oyunda, şair Sappho ile tiran Pittakos arasındaki güç, savaş ve özgürlük çatışmasını ele alır.

 

Acte: Nero dönemi Roma'sında geçen oyunda, kör İskit prensesi Acte ile Romalı general Fabius arasındaki aşk ve yurtseverlik görevi çatışmasını işler. Nero'nun sanatsal çılgınlığını Camus'nün Caligula’sına benzer.

 

George P. Elliott – Hikayenin Diğer Yüzü

Tüm seri (Justine, Balthazar, Mountolive, Clea) tamamlanmadan eserden tam verim alınamayacaktır.

 

Durrell’in önsözlerde yer verdiği Einstein’ın "Uzay-Zaman" göreliği, Marquis de Sade atıfları veya "modern aşkın araştırılması" gibi büyük kuramsal iddiaları yer yer "utanç verici bir öz-farkındalık" veya iddialı birer manifesto olarak görülebilir. Buna “rağmen” eser son derece başarılı ve büyüleyici bir romantik aşk romanıdır.

 

Çocukken tecavüze uğramış ve kayıp kızını arayan Justine; ensest ilişkisi nedeniyle intihar eden yazar Pursewarden; burnu olmayan bir kadına burun yapıp onunla evlenen cerrah Amaril; ölünce Kıpti azizine dönüştürülen travesti polis Scobie; kırbaçla uçan yarasaları avlayan mistik Narouz. Bunlar hep “sınır” kişiliklerdir.

 

1920-1940'ların İskenderiyesi; ırkların, dinlerin, ahlaksızlığın, entrikanın, çölün ve denizin harmanlandığı; Cavafy’nin şiirsel atmosferiyle örtüşen muazzam bir romantik mekândır.

 

Doğu'nun bu atmosferi, bildiğimiz sıradan Amerikan/Batılı nevrozlarından farklıdır; karakterler içsel dünyalarını tutkuyla dışarıya yansıtırlar.

 

Justine (Rüya Gibi Anılar): Darley’nin öznel, kronolojik olmayan rüya gibi anıları.

Balthazar (Düzeltmeler ve Ekler): Balthazar’ın ilk el yazmasına dair yaptığı yorumlar ve karakterlerin gizli amaçlarına dair sunduğu yeni perspektif.

Mountolive (Gerçekçi ve Nesnel Bakış): Üçüncü şahıs ağzından, diplomatik ve nesnel bir dille anlatılan "gerçek" siyasi ve tarihsel zemin.

Clea (Zamanın Akışı ve İlerleyiş): Olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra zamanın ilişkileri nasıl değiştirdiğini gösteren zaman koordinatı.

 

Henry Miller – Her Zaman Neşeli ve Parlak!

Durrell ile 1930'ların ortasında Paris’te Villa Seurat’daki evinde karşılaştı…

 

Her zaman ışıltılı bir yüzle sana doğru geliyor... Altın çocuk. Veya bir su perisi. Her neyse, gençlik vücut bulmuş. Artık beyinler, artı inanılmaz bir eleştirel zeka.

 

Miller, Durrell ve Alfred Perlès; Paris’te adeta üç silahşördür. Birlikte The Booster (daha sonra Durrell'ın isteğiyle Delta) adlı aykırı ve deneysel dergiyi çıkarırlar. Derginin arka kapağında Çince, Çekçe ve Pali dili gibi kimsenin anlayamayacağı metinler yayımlayarak edebi dünyayla dalga geçerler.

 

Biri Brooklyn’li sokak kültüründen gelen işlenmemiş bir adam, diğeri Hindistan (Darjeeling) doğumlu, Doğu ve Akdeniz kültürleriyle yoğrulmuş, geniş bir klasik birikime sahip bir "şair-diplomat"tır.

 

Homer veya Stendhal konusunda anlaşamasalar da Lao-Tse, Petronius, Knut Hamsun ve Spengler gibi isimlerde buluşurlar. Durrell, Miller'ın edebi zayıflıklarını ve üslubunu dostça tiye alır; onu kültürel anlamda besler ve eğitir.

 

Harry T. Moore – Durrell'in Kara Kitabı

Kara Kitap... sözel dehası ve 'İngiliz ölümü'nü zekice araştırmasıyla bugün kendi başına okunabilecek bir kitap.

 

Kitap, Londra’daki kasvetli bir pansiyonda geçen "umutsuzluk senaryosu"nu ve yazarın "İngiliz ölümü" (maddi/manevi çürüme) olarak tanımladığı durumu ele alır.

 

Dylan Thomas’ın eseri okuyunca "hasta ve heyecanlı" hissettiğini belirtmesi gibi, kitap müstehcenlik, grotesk cinsellik ve sürrealist imgelerle doludur.

 

G. E. Wotton – Lawrence Durrell'e Mektup

Wotton, modern toplumun köklerinden ve gelenekten koparak kolektif nevroza sürüklendiğini belirtir. Gnostiklerin ve simyacıların "zıtların birliği" ilkesinin modern psikolojide (Benlik / Self) yeniden doğduğunu savunur.

 

Dörtlü’deki kadın karakterleri Jung’un Anima (erkeğin bilinçdışındaki dişil yön) arketipleri olarak okur. Justine; yıkıcı, arzulanan, karmaşık "Gnostik/Sihirli Kadın" iken; Clea, ruhun sağlığını ve öz-sevgiyi temsil eden bütünleşmiş Anima’dır.

 

Pursewarden ile Liza arasındaki ensest ilişkiyi toplumsal bir tabu olmaktan ziyade, simyadaki "Adem ve Havva’nın/Zıtların ilksel birleşimi" ve bilincin doğuşu olarak yorumlar.

 

W. D. G. Cox – Lawrence Durrell'e Mektup

Durrell, romanların yapısını Einstein'ın uzay-zaman göreliliğine ve görelilik kuramına dayandırdığını söyler.

İlk üç kitap (Justine, Balthazar, Mountolive) aynı zaman dilimindeki ($t$) farklı göreli bakış açılarını (boyutları) temsil ederken; dördüncü kitap (Clea) zamanın (t1) ilerlediği gerçek 4. boyuttur.

 

Romanın ana anlatıcısı Darley miyoptur. Romanda gözlük kullanımıyla ilgili detayların eksik bırakıldığını tespit eder.

 

Balthazar'ın kronolojik yaşı kitaplar arasında çelişmektedir (1900'lerde Leila'nın arkadaşıysa 1930'larda 70-80 yaşlarında olmalıdır, fakat öyle resmedilmez). Ayrıca Mountolive kitabının sonunda Naruz ölürken Balthazar'ın aniden "vantrilok" (ses taklitçisi) yeteneğinin çıkması kurgusal açıdan temelsiz ve ansızındır.

 

Balthazar kitabında Darley, Keats için "Bir süre sonra çölde öldürülecekti" der; ancak bu olay kronolojik olarak ancak Clea kitabında gerçekleşmektedir (anlatıcı kehanette bulunmuş gibi olur).

 

Mountolive kitabındaki gece balıkçılığı sahnesinde flamingoların balık ağlarına takıldığı yazılmıştır. Oysa flamingolar balık yemez, gagalarıyla çamuru süzerek beslenirler.

 

Rolls-Royce arabanın renginin bir yerde sarı, bir yerde gümüş olması; Pursewarden'ın boynunun tanımı; sf. 137 ve 138'deki kelime tekrarları gibi editoryal "fırça darbeleri" eleştirilir.

 

Hayden Carruth – Yaşlı Kaltak İçin Nougat

Durrell’ın şiirleri 1938’den itibaren düzenli basılmasına ve toplu şiirleri yayımlanmasına rağmen, kamuoyu ve eleştirmenler onu öncelikle bir romancı olarak görmüştür.

 

Durrell’ın romanları, saf eylemden ziyade lirik imgelerin ve duygu dizilimlerinin yönlendirdiği "kolektif/birikimsel" yapılardır.

 

Durrell’ın şiirini "aşırı dekoratif, belirsiz ve mitolojik süslemelerden ibaret" bulabilirdi. Ancak Carruth, bu "nuga" (süs/çeşni) benzeri yapının şiire ayrı bir dinsel ve atmosferik derinlik kattığını savunur.

Avrupa medeniyetinin ölümünü kaydeden tarih bilincine sahip bir şairdir.

Durrell’ın eseri, anlamsız bir evrende insan onurunu savunma çabası ve bir tür estetik başkaldırıdır.

 

Martin Green – Lawrence Durrell: Bir Azınlık Raporu

İngiltere'nin dışında ve büyükelçilik memurları arasında bu kadar uzun süre yaşamanın bir sonucu olarak, Durrell'in zihni bir müze parçası gibi.

 

Durrell’in zihniyeti 1914 öncesi sömürgeci/paganist üslup (Norman Douglas, John Buchan) ile 1920'lerin Paris bohemliği ve Eliotçı umutsuzluğun bir karışımıdır.

Kıbrıs'ı konu alan Acı Limonlar kitabı da siyasi gerçeklikten uzak, aristokratik bir romantizmle yazılmıştır.

 

Gerald Sykes – Güneşe Bir Oy

Beckett insan varoluşunun karanlığına ve soğukluğuna çekilirken, Durrell’in hayatı, Akdeniz güneşini, aşkı ve sanatsal uyanışı bir lütuf olarak olumlar.

 

Jean Fanchette – Lawrence Durrell Birkaç Soruya Yanıt Veriyor (Röportaj)

Two Cities dergisinin editörü Jean Fanchette’in sorularını yanıtlayan Durrell, kendisini Fransa'da kabul gören bir "beyaz zenci" ve sömürgeci sanatçı olarak tanımlar. Modern aşk araştırmasının ruhun uyanışına giden bir büyüme yolu olduğunu, Fransızların aşkı metafizik bir araştırma, İngilizlerin ise tesisat meselesi olarak gördüğünü ifade eder.

 

Lawrence Durrell – Kneller Bant (Hamburg)

Durrell’a göre cinsel eylem sadece üreme veya bedensel haz değil; insanın içindeki saklı psişik güçleri uyandıran biyolojik ve ruhsal bir mekanizmadır. Cinsellik (Eros), orjiastik bir unutuştan ziyade, antik Epikürcü akademi anlayışında veya İskenderiye Hermetizminde olduğu gibi "ruh eğitimi" ve kendini bilme yoludur.

 

Durrell, Batı kültürünün kırılma noktasını İskenderiye’de görür. Hristiyanlığın ve dogmatik teolojinin Antik Yunan-Doğu sentezini (Hermes, Aesculapius, Herakleitos, Platon) reddedip "Hermes’e ihanet ettiğini" savunur. İskenderiye, Antik Eleusis ile Roma/Batı arasında köprü kuran kozmolojik bir merkezdir.

Proust sonrası romanın durağanlaşarak "geviş getiren bir yapıya" dönüştüğünü; kendisinin ise Einstein'ın görelilik ve uzay-zaman kuramını romana uygulayarak stereoskopik (çok boyutlu) bir anlatı oluşturduğunu söyler. Karakterler ve sahneler, tıpkı bir kaleydoskop (çiçek dürbünü) gibi farklı bakış açılarından tekrar okunur.

 

Pursewarden: Durrell'ın romandaki felsefi sözcüsüdür. Sanatın bir sakinleştirici olmadığını, gübre ve kemik unu gibi "sert ve gerçek unsurlar" içermesi gerektiğini savunur.

Sade (Marki de Sade): Modern insanın çocuksu, histerik ve zalim yönünün kişileşmiş halidir (Accidie, Doygunluk, Modernite). Sanatçı için eğitici ve ibretlik bir "ruhsal hastalık" simgesidir.

 

Durrell'a göre sanat vaaz vermez, ahlakçılık yapmaz. "Mükemmel insan" doğulmaz, hayat insanın kendi potansiyelini gerçekleştirmesi için bir süreçtir. Şairler, deniz kabuklarının denizin sesini taşıması gibi evrensel bilincin sesini aktarırlar.

 

Victor Brombert – Lawrence Durrell ve Fransız İtibarı

Durrell ile Fransız kamuoyu arasındaki iletişimin en özgün olduğu düzey bu düzeydedir... 'Fransızlar her şeyden önce aşkın metafizik bir araştırma biçimi olduğunun bilincindedir.'

 

Bonamy Dobrée – Durrell'in İskenderiye Serisi

Durrell, geleneksel romanlardaki doğrusal zaman ve tek boyutlu karakter anlayışını reddeder. Justine’deki "terzi aynaları" imgesinden hareketle, insan karakterinin aynı anda birden fazla profili/açıyı yansıtan "prizmatik" bir yapıya sahip olduğunu savunur.

 

Aynı olay veya karakter (örneğin Pursewarden'ın intiharı veya Justine'in iç dünyası), farklı anlatıcıların ve aynaların (Balthazar'ın dipnotları, Mountolive'in nesnel anlatısı, Clea'nın zaman içindeki akışı) gözünden bambaşka biçimlerde algılanır.

 

İlk üç roman (Justine, Balthazar, Mountolive) kronolojik olarak ilerlemez; aynı zaman dilimini uzamsal (mekânsal) olarak genişletir. Sadece dördüncü cilt (Clea) zaman boyutunu temsil eder ve hikâyeyi ileriye taşır.

Bu yapı, Bergson, Proust veya Joyce'un "içsel zaman/süre" (durée) anlayışından farklı olarak, mekan ve zamanın birbirine kenetlendiği "Uzay-Zaman Sürekliliği" (Space-Time Continuum) modelidir.

 

İskenderiye, romandaki karakterlerin üzerinde hareket ettiği basit bir dekor değil; bizzat karakterleri yönlendiren, onları kendi ruhsal iklimiyle şekillendiren canlı bir öznedir.

Karakterler kendi özgür iradeleriyle hareket ettiklerini sansalar da, Aslında İskenderiye'nin tarihi, coğrafyası ve arzuları ("O") tarafından yönlendirilirler.

Mareotis Gölü'ndeki av sahneleri, sema eden Mevlevi dervişleri veya kentin yozlaşmış atmosferi, duyulara hitap eden son derece zengin, "dokunsal" bir dille betimlenir.

 

Balthazar'ın önsözünde belirtildiği gibi romanın merkez konusu modern aşktır. Ancak romanlardaki cinsellik fiziksel değil, psişik ve metafizik bir eylemdir ("Seks psişik bir eylemdir" - Pursewarden).

 

Roman boyunca roman yazma sanatı, resim ve müzik tartışılır. Yalnızlık, aşk temasıyla iç içe geçer ("İnsan yalnızca yalnızlığını doğrulamak için sevişir").

Karakterler kendi iradeleriyle değil, alt-bilinçlerinin ve kentin şehvetli dürtülerinin (Groddeck'in "O" kavramı) esiri olarak yaşarlar.

 

Geleneksel din romanda neredeyse hiç yoktur. Ancak Justine ve Clea bölümlerinde birebir tekrarlanan kör müezzinin şafak vakti okuduğu dua ("Ebed - Sonsuza kadar var olan Tanrı'nın mükemmelliğini övüyorum...") anlatıcı Darley üzerinde beklenmedik bir "bağışlanma ve lütuf" hissi yaratır.

 

Carl Bode – İskenderiye Rehberi

Bu metin, Durrell'ın ebedi tekniklerine, Tarot kartı sembolizmine, Einstein'ın Uzay-Zaman teorisine ve mitolojik arketiplere odaklanan yapıcı ve akademik bir kılavuz niteliğindedir.

 

Durrell, 1952 tarihli A Key to Modern Poetry (Modern Şiirin Anahtarı) adlı eserinde Dörtlü'nün neredeyse tüm fikirlerini rüşeym (nüve) halinde ortaya koymuştur.

 

İlk başlarda Bergson'ın "süre/içsel zaman" (durée) anlayışından etkilenen Durrell, sonradan Einstein'ın Görelilik Kuramı'nı (Uzay-Zaman) benimsemiş ve Dörtlü'yü bir "görelilik şiiri" olarak tasarlamıştır.

 

İlk üç roman (Justine, Balthazar, Mountolive) kronolojik olarak ilerlemez, aynı zaman diliminde uzamsal (mekânsal) olarak genişler. Dördüncü roman (Clea) ise zamanın ileriye doğru aktığı tek devam kitabıdır.

 

Durrell, kendi kişiliğini ve yazarlık serüvenini tek bir karaktere değil, romana dağıtılmış farklı "maskelere" bölüştürmüştür:

Darley: Karalama yapan acemi okul müdürü; tecrübelerle olgunlaşıp romanın sonunda (Proust gibi) büyük eserini yazmaya hazır hale gelir.

Pursewarden: Alaycı, esprili ve bilge edebiyat teorisyeni; Durrell'ın estetik anlayışını dile getirir.

Arnauti, Keats ve Leila: Yazarlık ve sanatsal arayışın farklı boyutlarını temsil ederler.

 

Tarot Kartları ve Mitolojik Sembolizm

Pursewarden - Tarot Aptalı (The Fool): Omuzunda çantasıyla (cüzdan/purse) kozmik enerjiyi ve insan tecrübesini taşıyan, havadar, neşeli ama trajik figür.

Capodistria - Şeytan (The Devil): Oğlak burcu, keçi şehveti, tek gözünün kapalı olması (siyah bant) ve sadece cinsel arzuyu temsil eden meşalesiyle Şeytan kartının birebir karşılığı.

Balthazar - Sihirbaz (The Magician): Şifacı doktor, okültist ve bilge.

Naruz - Aziz / Başrahip (The Hierophant): Boğa burcuyla, sezgileriyle ve elindeki kırbacıyla dini fanatizmi temsil eder.

Clea - Yıldız (The Star) / Tiresias: Su, arınma, meditasyon ve zıpkınlanma sahnesiyle ilişkili.

Melissa - Başrahibe (The High Priestess) & Artemis: Solgunluğu, inceliği ve adıyla tanrıça Artemis/Ay simgesi.

Scobie - Tiresias: Hem erkek hem kadın özelliklerini taşıyan, kehanet yeteneği olan ve öldükten sonra "El Scob" adıyla azizleştirilip kutsal küvetime tapılan çift cinsiyetli efsanevi kahin.

 

Görelilik kuramına göre nesnel bir gerçeklik yoktur; gözlemleyen ile gözlemlenen birbirini değiştirir. Bu yüzden bir olayın (örneğin Pursewarden'ın intiharının) tek bir nedeni olamaz.

 

Durrell zamanı bir arada tutmak için romana mektuplar, günlükler, Balthazar'ın açımlamaları, Arnauti'nin kitabı ve teyp kayıtlarını ekler; roman adeta devasa bir surrealist kolaja dönüşür.

 

Bizim tek dünyamız kendini keşfetme dünyasıdır; aşk bize araçları verir.

 

Lawrence Durrell – Jean Fanchette'e Mektuplar

Two Cities dergisinin editörü Jean Fanchette’e yazdığı samimi mektuplar…

 

Tanrı'dan senfoninin dört bölümünün tamamının eşleşip 'yüzmesini', gerçek bir süreklilik olmasını dilerim! Bakalım...

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder