Harry
T. Moore - Lawrence Durrell'ın Dünyası -
Notlar
The World of Lawrence Durrell, E.P. Dutton & Co., Inc.
1962
Lawrence Durrell'ın edebî mirasını, özellikle de başyapıtı
kabul edilen İskenderiye Dörtlüsü (Justine, Balthazar, Mountolive, Clea) roman
serisini, şiirlerini, oyunlarını ve yaşamını ele alan eleştiri yazıları,
incelemeler, mektuplar ve röportajlardan oluşan kapsamlı bir derlemedir.
Giriş
Harry T. Moore
Durrell, pek çok yazarın başaramadığı seçkin bir dil ve
üslup zenginliğine sahiptir.
Hindistan'da başlayıp Korfu, Paris, Mısır ve Provence'a
uzanan egzotik yaşam deneyimi eserlerini beslemiştir.
Richard Aldington – Lawrence Durrell
Hayatta, yeni bir roman okurken insanın giderek daha coşkulu
hale geldiği, 'işte yazıda yeni bir kişilik, neredeyse kesinlikle kalıcı olacak
keskin ve orijinal bir şey var' hissine kapıldığı pek fazla durum yoktur. Bunu
yarım asır önce D. H. Lawrence'la... James Joyce'un Ulysses'i ve Proust'un
Swann'ın Tarafında romanıyla yaşadım.
Durrell'de her şeyden önce onun insanlığını övüyorum; o acı
çekiyor ve biz de onunla birlikte acı çekiyoruz, acı çekiyor; hayatın
karakterlerine, özellikle de kadınlara açtığı yaralar yüzünden.
George Steiner – Lawrence Durrell: Barok Romanı
Eleştirmenlerin bir kısmı Durrell’i "kibirli bir
şarlatan" ve Henry Miller’ın zayıf bir taklitçisi olarak görürken; Fransa
başta olmak üzere diğer bir kesim onu Proust ve Joyce ile aynı seviyede bir
deha olarak kabul eder.
Modern edebiyatın Hemingway etkisiyle kazandığı aşırı sade,
buruk ve "yoksullaşmış" dilden farklı olarak Durrell; kelimelerin
ışığından, müziğinden ve zenginliğinden beslenir.
İskenderiye Dörtlüsü’nün Felsefesi
Gerçeğe akılla değil, ancak duygusal/cinsel temas ve anlık
aydınlanmalarla (epiphany) ulaşılabileceği savunulur. Gnostisizm, Doğu
mistisizmi ve D. H. Lawrence etkisiyle seks, hakikate ve insan ruhuna ulaşmada
bir araç olarak işlenir.
Şehir, sıradan bir Mısır limanı değil; hayal gücüyle inşa
edilmiş devasa bir anıttır. Olaylar Raşomon veya Pirandello tarzında
farklı karakterlerin bakış açılarıyla (görelilik ilkesi doğrultusunda) tekrar
tekrar, yeni boyutlar kazanılarak anlatılır.
Tüm karakterler aynı yüksek entelektüel düzeye ve kırılgan
yapıya sahiptir; bu da dünyayı dışarıya kapatan bir ayna labirenti (narsisistik
bir havuz) yaratır.
Savaş veya siyasi komplolar fonda yer alsa da, Durrell
bunları birer mücevher minyatürüne dönüştürerek tarihsel ağırlıklarından
arındırır.
İlk üç cildin başarısından sonra yazılan Clea,
sembolizm zorlamaları ve Pursewarden’ın sıkıcı notlarıyla belirgin bir düşüşü
ifade eder.
Cecily Mackworth – Lawrence Durrell ve Yeni Romantiklik
İskenderiye Dörtlüsü
Aşk ve Şehir Balesi (Zemin Kat): Anlatıcı Darley ile
Melissa, Justine, Clea, Pursewarden ve Nessim arasındaki karmaşık ilişkiler
yumağı.
Shakespearevari Melodram: İntiharlar, cinayetler ve
şiddet içeren ölümlerle dolu, adeta Hamlet’in Elsinore Şatosu’nu andıran
karanlık ve hareketli bir olay örgüsü.
Gerçeğin Göreliliği ve Prizma Görüşü:
Karakterlerin ve olayların her ciltte (Balthazar ve Mountolive
dâhil) yeni bir bakış açısıyla yeniden yorumlanması; mutlak olgusal gerçekliğin
yerini çok yüzlü "Hakikat" arayışına bırakması.
"Bizler coğrafyamızın çocuklarıyız" anlayışıyla
İskenderiye, sadece pasif bir fon değil; sakinlerinin eylemlerini, ahlaki
sınırlarını ve kaderlerini şekillendiren canlı, tutkulu ve Marquis de Sadevari
bir ana karakterdir.
Proust romanlarında Bergson’un psikolojik "süre" (durée)
ve geçmiş hafıza kavramını işlerken, Durrell 20. yüzyılın Einsteincı Uzay-Zaman
(Space-Time) ve Görelilik kuramını insan ilişkilerine uygular.
Yeni Romantiklikte seks, "Zamanın ve benliğin
hakikatine" ulaşmanın ana aracıdır. Scobie karakteri (daha sonra Kıpti
azizi "El Skob"a dönüşen yaşlı eşcinsel polis) üzerinden mitolojik Tiresias
figürüne ve insanın doğasındaki temel çift cinsiyetliliğe gönderme yapılır.
Dörtlü, aynı zamanda anlatıcı Darley’nin yaşadığı aşklar ve
Pursewarden gibi figürlerle girdiği entelektüel etkileşimler sayesinde bir
sanatçı olarak olgunlaşmasının ve masalın başına ("Bir
zamanlar...") dönmesinin hikâyesidir.
Derek Stanford – Lawrence Durrell: Şiirine Erken Bir Bakış
Durrell şiirlerinde mantığın ötesine geçerek semboller,
imgeleme gücü ve metafizik bir derinlik kurdu.
Mantık dünyayı tanımlamaya çalışır; ancak hiçbir zaman bu
görev için yeterli görülmemektedir... Çağrışımsal bir yaklaşımla şiir,
başkalarında tanımlamak değil, endişeye neden olmak için kendi sözdizimini
aşar.
Lionel Trilling – Dörtlü: İki İnceleme
Romanın işlevi / kültürel vatandaşlığa kabul aracı
Türün ana görevi; toplum tarafından yabancı, imkansız veya
kabul edilemez görülen yeni yaşam koşullarını, duyguları ve durumları okuyucuya
tanıtmak ve onları gerçek kılmaktır.
Durrell, romanlarında konusu modern aşkın araştırılmasıdır.
Dörtlü'deki aşk; fiziksel sadakatten, toplumsal
sözleşmelerden ve ego kaygılarından uzaktır. Bu, "her şeyi alan ya da her
şeyi kaybeden" sert, paganca ve acımasız bir tutkudur.
Durrell'ın karakterlerinin psikolojik derinliği ve tutku ile
görev/ahlak arasındaki mücadelesi, günümüz Amerikan/İngiliz romanından ziyade
Racine'in Phèdre veya Corneille'in trajedilerine, hatta Proust'un saplantılı
aşk tasvirlerine yakındır.
Geleneksel roman (Richardson'dan Lawrence, Proust, Joyce ve
Mann'a kadar), bireysel iradenin, hırsın ve
engelleri aşma arzusunun bir anlatısıdır.
Durrell ise Schopenhauer'in İrade ve Temsil Olarak Dünya
ayrımına benzer şekilde, baskıcı "ahlaki ve toplumsal iradeyi" geri
plana çeker.
İskenderiye, sadece olayların geçtiği bir arka plan değil;
3.000 yıllık geçmişi, mistisizmi, kadim ritüelleri ve kendi gizli iradesiyle
karakterlerin eylemlerini yutan, onları biçimlendiren ana kahramandır.
Antonius'un, Kleopatra'nın ve Cavafy'nin gölgesi şehrin her köşesindedir.
Einstein'ın görelilik kuramına (Uzay-Zaman sürekliliği)
atıfla kurguladığı Dörtlü yapı: üç mekânsal roman ve zamanı temsil eden
dördüncü kısım Clea
Gerçeğin Göreliliği: Gerçeğin tek bir bakış açısıyla
kavranamayacağını; yeni bilgilerin, günlüklerin ve mektupların ışığında
anlatının sürekli değiştiğini gösterir.
"Bir Varımış Bir Yokmuş" Sadeliği: Joyce sonrası
modern roman dili, aşırı işlenmiş ve okuyucuyla iletişimi koparmış bir yapıya
bürünmüştü. Durrell ise "masal anlatıcısı" konumuna geri dönerek
romanı Joyce'un dilsel tahakkümünden kurtarır ve anlatıya yeniden
"merak" (wonder) ögesini kazandırır.
Durrell'ın başarısı; okuyucuya modern kurgunun sıradan
kalıpları ötesinde, kadim dünyanın büyüsüyle harmanlanmış tutkulu, merak
uyandıran ve yeni bir hayat algısı sunabilmiş olmasından gelir.
Lander MacClintock – Durrell'in Oyunları
Durrell’in şiirsel tiyatro eserleri…
Sappho: Midilli adasında geçen oyunda, şair Sappho
ile tiran Pittakos arasındaki güç, savaş ve özgürlük çatışmasını ele alır.
Acte: Nero dönemi Roma'sında geçen oyunda, kör İskit
prensesi Acte ile Romalı general Fabius arasındaki aşk ve yurtseverlik görevi
çatışmasını işler. Nero'nun sanatsal çılgınlığını Camus'nün Caligula’sına
benzer.
George P. Elliott – Hikayenin Diğer Yüzü
Tüm seri (Justine, Balthazar, Mountolive,
Clea) tamamlanmadan eserden tam verim alınamayacaktır.
Durrell’in önsözlerde yer verdiği Einstein’ın
"Uzay-Zaman" göreliği, Marquis de Sade atıfları veya "modern
aşkın araştırılması" gibi büyük kuramsal iddiaları yer yer "utanç
verici bir öz-farkındalık" veya iddialı birer manifesto olarak görülebilir.
Buna “rağmen” eser son derece başarılı ve büyüleyici bir romantik aşk romanıdır.
Çocukken tecavüze uğramış ve kayıp kızını arayan Justine;
ensest ilişkisi nedeniyle intihar eden yazar Pursewarden; burnu olmayan bir
kadına burun yapıp onunla evlenen cerrah Amaril; ölünce Kıpti azizine
dönüştürülen travesti polis Scobie; kırbaçla uçan yarasaları avlayan mistik
Narouz. Bunlar hep “sınır” kişiliklerdir.
1920-1940'ların İskenderiyesi; ırkların, dinlerin,
ahlaksızlığın, entrikanın, çölün ve denizin harmanlandığı; Cavafy’nin şiirsel
atmosferiyle örtüşen muazzam bir romantik mekândır.
Doğu'nun bu atmosferi, bildiğimiz sıradan Amerikan/Batılı
nevrozlarından farklıdır; karakterler içsel dünyalarını tutkuyla dışarıya
yansıtırlar.
Justine (Rüya Gibi Anılar): Darley’nin öznel,
kronolojik olmayan rüya gibi anıları.
Balthazar (Düzeltmeler ve Ekler): Balthazar’ın ilk el
yazmasına dair yaptığı yorumlar ve karakterlerin gizli amaçlarına dair sunduğu
yeni perspektif.
Mountolive (Gerçekçi ve Nesnel Bakış): Üçüncü şahıs
ağzından, diplomatik ve nesnel bir dille anlatılan "gerçek" siyasi ve
tarihsel zemin.
Clea (Zamanın Akışı ve İlerleyiş): Olayların
üzerinden yıllar geçtikten sonra zamanın ilişkileri nasıl değiştirdiğini
gösteren zaman koordinatı.
Henry Miller – Her Zaman Neşeli ve Parlak!
Durrell ile 1930'ların ortasında Paris’te Villa Seurat’daki
evinde karşılaştı…
Her zaman ışıltılı bir yüzle sana doğru geliyor... Altın
çocuk. Veya bir su perisi. Her neyse, gençlik vücut bulmuş. Artık beyinler,
artı inanılmaz bir eleştirel zeka.
Miller, Durrell ve Alfred Perlès; Paris’te adeta üç
silahşördür. Birlikte The Booster (daha sonra Durrell'ın isteğiyle Delta)
adlı aykırı ve deneysel dergiyi çıkarırlar. Derginin arka kapağında Çince,
Çekçe ve Pali dili gibi kimsenin anlayamayacağı metinler yayımlayarak edebi
dünyayla dalga geçerler.
Biri Brooklyn’li sokak kültüründen gelen işlenmemiş bir
adam, diğeri Hindistan (Darjeeling) doğumlu, Doğu ve Akdeniz kültürleriyle
yoğrulmuş, geniş bir klasik birikime sahip bir "şair-diplomat"tır.
Homer veya Stendhal konusunda anlaşamasalar da Lao-Tse,
Petronius, Knut Hamsun ve Spengler gibi isimlerde buluşurlar. Durrell,
Miller'ın edebi zayıflıklarını ve üslubunu dostça tiye alır; onu kültürel
anlamda besler ve eğitir.
Harry T. Moore – Durrell'in Kara Kitabı
Kara Kitap... sözel dehası ve 'İngiliz ölümü'nü
zekice araştırmasıyla bugün kendi başına okunabilecek bir kitap.
Kitap, Londra’daki kasvetli bir pansiyonda geçen
"umutsuzluk senaryosu"nu ve yazarın "İngiliz ölümü"
(maddi/manevi çürüme) olarak tanımladığı durumu ele alır.
Dylan Thomas’ın eseri okuyunca "hasta ve
heyecanlı" hissettiğini belirtmesi gibi, kitap müstehcenlik, grotesk
cinsellik ve sürrealist imgelerle doludur.
G. E. Wotton – Lawrence Durrell'e Mektup
Wotton, modern toplumun köklerinden ve gelenekten koparak
kolektif nevroza sürüklendiğini belirtir. Gnostiklerin ve simyacıların
"zıtların birliği" ilkesinin modern psikolojide (Benlik / Self)
yeniden doğduğunu savunur.
Dörtlü’deki kadın karakterleri Jung’un Anima (erkeğin
bilinçdışındaki dişil yön) arketipleri olarak okur. Justine; yıkıcı, arzulanan,
karmaşık "Gnostik/Sihirli Kadın" iken; Clea, ruhun sağlığını ve
öz-sevgiyi temsil eden bütünleşmiş Anima’dır.
Pursewarden ile Liza arasındaki ensest ilişkiyi toplumsal
bir tabu olmaktan ziyade, simyadaki "Adem ve Havva’nın/Zıtların ilksel
birleşimi" ve bilincin doğuşu olarak yorumlar.
W. D. G. Cox – Lawrence Durrell'e Mektup
Durrell, romanların yapısını Einstein'ın uzay-zaman
göreliliğine ve görelilik kuramına dayandırdığını söyler.
İlk üç kitap (Justine, Balthazar, Mountolive)
aynı zaman dilimindeki ($t$) farklı göreli bakış açılarını (boyutları) temsil
ederken; dördüncü kitap (Clea) zamanın (t1) ilerlediği gerçek
4. boyuttur.
Romanın ana anlatıcısı Darley miyoptur. Romanda gözlük
kullanımıyla ilgili detayların eksik bırakıldığını tespit eder.
Balthazar'ın kronolojik yaşı kitaplar arasında çelişmektedir
(1900'lerde Leila'nın arkadaşıysa 1930'larda 70-80 yaşlarında olmalıdır, fakat
öyle resmedilmez). Ayrıca Mountolive kitabının sonunda Naruz ölürken
Balthazar'ın aniden "vantrilok" (ses taklitçisi) yeteneğinin çıkması
kurgusal açıdan temelsiz ve ansızındır.
Balthazar kitabında Darley, Keats için "Bir süre
sonra çölde öldürülecekti" der; ancak bu olay kronolojik olarak ancak Clea
kitabında gerçekleşmektedir (anlatıcı kehanette bulunmuş gibi olur).
Mountolive kitabındaki gece balıkçılığı sahnesinde
flamingoların balık ağlarına takıldığı yazılmıştır. Oysa flamingolar balık
yemez, gagalarıyla çamuru süzerek beslenirler.
Rolls-Royce arabanın renginin bir yerde sarı, bir yerde
gümüş olması; Pursewarden'ın boynunun tanımı; sf. 137 ve 138'deki kelime
tekrarları gibi editoryal "fırça darbeleri" eleştirilir.
Hayden Carruth – Yaşlı Kaltak İçin Nougat
Durrell’ın şiirleri 1938’den itibaren düzenli basılmasına ve
toplu şiirleri yayımlanmasına rağmen, kamuoyu ve eleştirmenler onu öncelikle
bir romancı olarak görmüştür.
Durrell’ın romanları, saf eylemden ziyade lirik imgelerin ve
duygu dizilimlerinin yönlendirdiği "kolektif/birikimsel" yapılardır.
Durrell’ın şiirini "aşırı dekoratif, belirsiz ve
mitolojik süslemelerden ibaret" bulabilirdi. Ancak Carruth, bu
"nuga" (süs/çeşni) benzeri yapının şiire ayrı bir dinsel ve
atmosferik derinlik kattığını savunur.
Avrupa medeniyetinin ölümünü kaydeden tarih bilincine sahip
bir şairdir.
Durrell’ın eseri, anlamsız bir evrende insan onurunu savunma
çabası ve bir tür estetik başkaldırıdır.
Martin Green – Lawrence Durrell: Bir Azınlık Raporu
İngiltere'nin dışında ve büyükelçilik memurları arasında bu
kadar uzun süre yaşamanın bir sonucu olarak, Durrell'in zihni bir müze parçası
gibi.
Durrell’in zihniyeti 1914 öncesi sömürgeci/paganist üslup
(Norman Douglas, John Buchan) ile 1920'lerin Paris bohemliği ve Eliotçı
umutsuzluğun bir karışımıdır.
Kıbrıs'ı konu alan Acı Limonlar kitabı da siyasi
gerçeklikten uzak, aristokratik bir romantizmle yazılmıştır.
Gerald Sykes – Güneşe Bir Oy
Beckett insan varoluşunun karanlığına ve soğukluğuna
çekilirken, Durrell’in hayatı, Akdeniz güneşini, aşkı ve sanatsal uyanışı bir
lütuf olarak olumlar.
Jean Fanchette – Lawrence Durrell Birkaç Soruya Yanıt Veriyor (Röportaj)
Two Cities dergisinin editörü Jean Fanchette’in
sorularını yanıtlayan Durrell, kendisini Fransa'da kabul gören bir "beyaz
zenci" ve sömürgeci sanatçı olarak tanımlar. Modern aşk araştırmasının
ruhun uyanışına giden bir büyüme yolu olduğunu, Fransızların aşkı metafizik bir
araştırma, İngilizlerin ise tesisat meselesi olarak gördüğünü ifade eder.
Lawrence Durrell – Kneller Bant (Hamburg)
Durrell’a göre cinsel eylem sadece üreme veya bedensel haz
değil; insanın içindeki saklı psişik güçleri uyandıran biyolojik ve ruhsal bir
mekanizmadır. Cinsellik (Eros), orjiastik bir unutuştan ziyade, antik
Epikürcü akademi anlayışında veya İskenderiye Hermetizminde olduğu gibi
"ruh eğitimi" ve kendini bilme yoludur.
Durrell, Batı kültürünün kırılma noktasını İskenderiye’de
görür. Hristiyanlığın ve dogmatik teolojinin Antik Yunan-Doğu sentezini
(Hermes, Aesculapius, Herakleitos, Platon) reddedip "Hermes’e ihanet
ettiğini" savunur. İskenderiye, Antik Eleusis ile Roma/Batı arasında köprü
kuran kozmolojik bir merkezdir.
Proust sonrası romanın durağanlaşarak "geviş getiren
bir yapıya" dönüştüğünü; kendisinin ise Einstein'ın görelilik ve
uzay-zaman kuramını romana uygulayarak stereoskopik (çok boyutlu) bir anlatı
oluşturduğunu söyler. Karakterler ve sahneler, tıpkı bir kaleydoskop (çiçek
dürbünü) gibi farklı bakış açılarından tekrar okunur.
Pursewarden: Durrell'ın romandaki felsefi sözcüsüdür.
Sanatın bir sakinleştirici olmadığını, gübre ve kemik unu gibi "sert ve
gerçek unsurlar" içermesi gerektiğini savunur.
Sade (Marki de Sade): Modern insanın çocuksu,
histerik ve zalim yönünün kişileşmiş halidir (Accidie, Doygunluk, Modernite).
Sanatçı için eğitici ve ibretlik bir "ruhsal hastalık" simgesidir.
Durrell'a göre sanat vaaz vermez, ahlakçılık yapmaz.
"Mükemmel insan" doğulmaz, hayat insanın kendi potansiyelini
gerçekleştirmesi için bir süreçtir. Şairler, deniz kabuklarının denizin sesini
taşıması gibi evrensel bilincin sesini aktarırlar.
Victor Brombert – Lawrence Durrell ve Fransız İtibarı
Durrell ile Fransız kamuoyu arasındaki iletişimin en özgün
olduğu düzey bu düzeydedir... 'Fransızlar her şeyden önce aşkın metafizik bir
araştırma biçimi olduğunun bilincindedir.'
Bonamy Dobrée – Durrell'in İskenderiye Serisi
Durrell, geleneksel romanlardaki doğrusal zaman ve tek
boyutlu karakter anlayışını reddeder. Justine’deki "terzi
aynaları" imgesinden hareketle, insan karakterinin aynı anda birden fazla
profili/açıyı yansıtan "prizmatik" bir yapıya sahip olduğunu savunur.
Aynı olay veya karakter (örneğin Pursewarden'ın intiharı
veya Justine'in iç dünyası), farklı anlatıcıların ve aynaların (Balthazar'ın
dipnotları, Mountolive'in nesnel anlatısı, Clea'nın zaman
içindeki akışı) gözünden bambaşka biçimlerde algılanır.
İlk üç roman (Justine, Balthazar, Mountolive)
kronolojik olarak ilerlemez; aynı zaman dilimini uzamsal (mekânsal) olarak
genişletir. Sadece dördüncü cilt (Clea) zaman boyutunu temsil eder ve
hikâyeyi ileriye taşır.
Bu yapı, Bergson, Proust veya Joyce'un "içsel
zaman/süre" (durée) anlayışından farklı olarak, mekan ve zamanın
birbirine kenetlendiği "Uzay-Zaman Sürekliliği" (Space-Time
Continuum) modelidir.
İskenderiye, romandaki karakterlerin üzerinde hareket ettiği
basit bir dekor değil; bizzat karakterleri yönlendiren, onları kendi ruhsal
iklimiyle şekillendiren canlı bir öznedir.
Karakterler kendi özgür iradeleriyle hareket ettiklerini
sansalar da, Aslında İskenderiye'nin tarihi, coğrafyası ve arzuları
("O") tarafından yönlendirilirler.
Mareotis Gölü'ndeki av sahneleri, sema eden Mevlevi
dervişleri veya kentin yozlaşmış atmosferi, duyulara hitap eden son derece
zengin, "dokunsal" bir dille betimlenir.
Balthazar'ın önsözünde belirtildiği gibi romanın
merkez konusu modern aşktır. Ancak romanlardaki cinsellik fiziksel değil,
psişik ve metafizik bir eylemdir ("Seks psişik bir eylemdir" -
Pursewarden).
Roman boyunca roman yazma sanatı, resim ve müzik tartışılır.
Yalnızlık, aşk temasıyla iç içe geçer ("İnsan yalnızca yalnızlığını
doğrulamak için sevişir").
Karakterler kendi iradeleriyle değil, alt-bilinçlerinin ve
kentin şehvetli dürtülerinin (Groddeck'in "O" kavramı) esiri
olarak yaşarlar.
Geleneksel din romanda neredeyse hiç yoktur. Ancak Justine
ve Clea bölümlerinde birebir tekrarlanan kör müezzinin şafak vakti
okuduğu dua ("Ebed - Sonsuza kadar var olan Tanrı'nın mükemmelliğini
övüyorum...") anlatıcı Darley üzerinde beklenmedik bir
"bağışlanma ve lütuf" hissi yaratır.
Carl Bode – İskenderiye Rehberi
Bu metin, Durrell'ın ebedi tekniklerine, Tarot kartı
sembolizmine, Einstein'ın Uzay-Zaman teorisine ve mitolojik arketiplere
odaklanan yapıcı ve akademik bir kılavuz niteliğindedir.
Durrell, 1952 tarihli A Key to Modern Poetry (Modern Şiirin
Anahtarı) adlı eserinde Dörtlü'nün neredeyse tüm fikirlerini rüşeym (nüve)
halinde ortaya koymuştur.
İlk başlarda Bergson'ın "süre/içsel zaman" (durée)
anlayışından etkilenen Durrell, sonradan Einstein'ın Görelilik Kuramı'nı
(Uzay-Zaman) benimsemiş ve Dörtlü'yü bir "görelilik şiiri" olarak
tasarlamıştır.
İlk üç roman (Justine, Balthazar, Mountolive) kronolojik
olarak ilerlemez, aynı zaman diliminde uzamsal (mekânsal) olarak genişler.
Dördüncü roman (Clea) ise zamanın ileriye doğru aktığı tek devam kitabıdır.
Durrell, kendi kişiliğini ve yazarlık serüvenini tek bir
karaktere değil, romana dağıtılmış farklı "maskelere" bölüştürmüştür:
Darley: Karalama yapan acemi okul müdürü;
tecrübelerle olgunlaşıp romanın sonunda (Proust gibi) büyük eserini yazmaya
hazır hale gelir.
Pursewarden: Alaycı, esprili ve bilge edebiyat
teorisyeni; Durrell'ın estetik anlayışını dile getirir.
Arnauti, Keats ve Leila: Yazarlık ve sanatsal
arayışın farklı boyutlarını temsil ederler.
Tarot Kartları ve Mitolojik Sembolizm
Pursewarden - Tarot Aptalı (The Fool): Omuzunda
çantasıyla (cüzdan/purse) kozmik enerjiyi ve insan tecrübesini taşıyan,
havadar, neşeli ama trajik figür.
Capodistria - Şeytan (The Devil): Oğlak burcu, keçi
şehveti, tek gözünün kapalı olması (siyah bant) ve sadece cinsel arzuyu temsil
eden meşalesiyle Şeytan kartının birebir karşılığı.
Balthazar - Sihirbaz (The Magician): Şifacı doktor,
okültist ve bilge.
Naruz - Aziz / Başrahip (The Hierophant): Boğa
burcuyla, sezgileriyle ve elindeki kırbacıyla dini fanatizmi temsil eder.
Clea - Yıldız (The Star) / Tiresias: Su, arınma,
meditasyon ve zıpkınlanma sahnesiyle ilişkili.
Melissa - Başrahibe (The High Priestess) & Artemis:
Solgunluğu, inceliği ve adıyla tanrıça Artemis/Ay simgesi.
Scobie - Tiresias: Hem erkek hem kadın özelliklerini
taşıyan, kehanet yeteneği olan ve öldükten sonra "El Scob" adıyla
azizleştirilip kutsal küvetime tapılan çift cinsiyetli efsanevi kahin.
Görelilik kuramına göre nesnel bir gerçeklik yoktur;
gözlemleyen ile gözlemlenen birbirini değiştirir. Bu yüzden bir olayın (örneğin
Pursewarden'ın intiharının) tek bir nedeni olamaz.
Durrell zamanı bir arada tutmak için romana mektuplar,
günlükler, Balthazar'ın açımlamaları, Arnauti'nin kitabı ve teyp kayıtlarını
ekler; roman adeta devasa bir surrealist kolaja dönüşür.
Bizim tek dünyamız kendini keşfetme dünyasıdır; aşk bize
araçları verir.
Lawrence Durrell – Jean Fanchette'e Mektuplar
Two Cities dergisinin editörü Jean Fanchette’e yazdığı
samimi mektuplar…
Tanrı'dan senfoninin dört bölümünün tamamının eşleşip
'yüzmesini', gerçek bir süreklilik olmasını dilerim! Bakalım...
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder