19 Mayıs 2022 Perşembe

Gordon Bowker - Karanlık Labirentin İçinden, Lawrence Durrell'in Biyografisi - Notlar

Gordon Bowker - Karanlık Labirentin İçinden, Lawrence Durrell'in Biyografisi - Notlar

Through the Dark Labyrinth, A Biography of Lawrence Durrell, St. Martin's Press, New York, 1997

 


Önsöz

İngiliz edebiyatının ana akımının dışında kalan, deneysel, özgün ve büyük bir güce sahip yazarlardan biridir.

18 roman, şiir kitapları, oyunlar, seyahatnameler, denemeler ve mizah kitaplarıyla döneminin en üretken isimlerindendir.

Başyapıtı kabul edilen İskenderiye Dörtlüsü ve sonrasındaki Avignon Beşlisi ile Proust'a benzer şekilde geniş bir tuvalde modern aşkı, insan ilişkilerini ve mekanı (bir ressam gözüyle) işlemiştir.

 

Durrell, insan yaratıcılığı ve mutluluğunun kaynaklarını keşfetmek için zihninin karanlık labirentlerine ve bilinçdışına inmiştir. Cinsel sapkınlıklara, biseksüelliğe ve Marquis de Sade’ın fikirlerine büyük ilgi duymuştur.

 

Kendi ifadesiyle seks konusunda tamamen "ahlaksız" olan yazar, arkadaşı Henry Miller ile Batı bilincini cinsel açıdan özgürleştirmeyi hedeflemiştir. Dört evlilik yapmış, hayatındaki kadınları fantezilerine dahil etmiş; ölümünden sonra ise kendi kızı tarafından ensestle suçlanmıştır.

 

İngiliz toplumundan kopuşunu ve sürgün hissini Doğu felsefesi (özellikle Budizm) ile anlamlandırmaya çalışmış, ancak ömrü boyunca içsel bir boşluk ve sıkıntı yaşamıştır.

 

Lawrence Durrell Mirasçıları bu kitaba resmi destek vermemiştir.

Telif hakları nedeniyle yazar, Durrell'in basılı ya da basılmamış eserlerinden doğrudan geniş alıntılar yapamamış; bu nedenle metin daha çok hayat hikayesi, edebi açıklama ve eleştirel yorumlar çerçevesinde şekillenmiştir.

 

1. Shangri-la (1912-1923)

"Ama biliyorsun, bu benim hayatım! Zaten Hindistan'da bir yabancı olarak doğdum."

27 Şubat 1912'de Hindistan'ın Jullundur kentinde doğdu.

Babası demiryolu mühendisi Lawrence Samuel Durrell, annesi ise İrlanda kökenli Louisa Florence Dixie'dir. Aile, kuşaklardır Hindistan'da Britanya İmparatorluğu'na hizmet eden Anglo-Kızılderili (Anglo-Indian) sömürgeci bir gelenekten gelmektedir.

 

Darjeeling'deki Cizvit okulu St Joseph Koleji'ne gönderilen Durrell, yatakhanesinin penceresinden Himalayaları, Everest Dağı'nı ve dua çarklarını çeviren Tibetli rahipleri izler. Bu dağlık manzara ve rahiplerin sınırı geçişi, onda ömrü boyunca sürecek bir "kayıp masumiyet ve bütünlük arayışı" başlatır. Çocukluğunda hasta bir bebekken hizmetkarlar tarafından her sabah tavuk kanıyla beslenmesi ve Parsee mezarlığında akbabalara bırakılan ceset parçalarını görmesi, zihnine kazınan ilk ölüm ve çürüme temalarını oluşturur.

 

Rudyard Kipling'in Kim romanıyla kendini özdeşleştiren genç Durrell, sekiz yaşında babasına şair olacağını açıklar. Ancak 1923 yılında, 11 yaşındayken eğitimi için babası tarafından İngiltere'ye gönderilir; Hindistan "Shangri-la"sından ayrılmak, hayatı boyunca sürecek bir sürgün ve yabancılaşma hissinin başlangıcı olur.

 

2. Köklerinden Parçalanmış (1923-1930)

1923'te Londra'ya ulaşan Durrell, Hindistan'ın sıcak ve egzotik atmosferinden İngiltere'nin soğuk, kasvetli ve sisli ortamına nakledilmenin ağır travmasını yaşar.

İnsanlar Doğu'nun gizemli olduğundan bahsediyor ama Batı da gizemli.

St Olave's ve ardından Canterbury'deki St Edmund's okuluna devam eder. İngiliz devlet okulu rejiminden, soğuk duşlardan ve Viktorya dönemi ahlakçılığından nefret eder.

 

1928'de babası Lawrence Samuel'in beyin kanamasından aniden ölmesi ailesini maddi kısıtlamalara sokarken, Durrell'in üzerindeki babalık otoritesini kaldırarak bohem bir yaşama kaymasına izin verir. Cambridge Üniversitesi giriş sınavlarında (özellikle matematikte) sekiz kez başarısız olur.

 

İsviçre ve Paris'e yaptığı geziler hayatının dönüm noktası olur; Fransız kültürü ve cinsel özgürleşme ile tanışarak İngiliz toplumunun kısıtlayıcı yapısını "İngiliz Ölümü" (English Death) olarak adlandırmaya başlar.

 

3. Pudding Adası ve İngiliz Ölümü (1931-1935)

Ailesi Bournemouth'a yerleşirken Durrell kendisini Londra'nın bohem sanat çevrelerine atar. British Museum'da anatomi, Elizabeth dönemi tiyatrosu, Freud ve Marquis de Sade üzerine yoğun okumalar yapar. İlk şiir kitapları olan Quaint Fragment (1931) ve Ten Poems (1932) basılır.

 

1932'de resim öğrencisi Nancy Myers ile tanışır ve 1935'te gizlice evlenirler. Otobiyografik ögeler içeren ve edebiyat öğrenme denemesi olarak gördüğü ilk romanı Pied Piper of Lovers'ı (Aşıkların Fareli Köyün Kavalcısı, 1935) tamamlar.

 

İngiltere'nin kültürel sığlığından ve "Pudding Adası" kasvetinden bunalan Durrell, yaşamın ucuz ve ışığın bol olduğu Yunanistan'ın Korfu adasına göç etmeye karar verir.

Kendi isteği dışında Hindistan'dan sürülen Durrell, şimdi de kendisini İngiltere'den kasıtlı olarak sürgün ediyordu.

 

4. Prospero'nun Hücresi (1935-1937)

Mart 1935'te Korfu'ya varan Durrell, adanın şeffaf ışığı ve Homerik atmosferiyle büyülenir. Kalami Körfezi'ndeki "Beyaz Ev"e (White House) yerleşerek balıkçılarla, zeytinliklerle ve denizle iç içe bir yaşam sürer.

 

Amerikalı yazar Henry Miller'ın Tropic of Cancer (Yengeç Dönencesi) romanını okuması Durrell için bir "Şam'a Giden Yol" aydınlanması olur; Miller'a tebrik mektubu yazarak ömür boyu sürecek devasa bir mektuplaşma ve dostluk başlatır.

 

Miller'ın cüretkar üslubundan cesaret alan Durrell, edebiyattaki gerçek atılımı olan The Black Book'u yazar. Roman, boğucu İngiliz kültürünün ölümüne karşı devrimci bir erotik ve felsefi başkaldırıdır. Bu dönemde doktor ve doğabilimci Dr. Theodore Stephanides ve Ermeni şair Constant Zarian ile entelektüel çevresini genişletir.

 

5. Paris'te Çalışıyor ve Londra (1937-1938)

1937 sonbaharında Paris'e giden Durrell, Villa Seurat'ta Henry Miller, Anaïs Nin ve Alfred Perlés ile bir araya gelir. Birlikte absürt ve Dadaist bir mizahla The Booster (Delta) dergisini yayımlarlar.

 

Londra ziyaretinde T. S. Eliot ile tanışır; Eliot genç yazarın dehasını takdir eder ve ona hamitlik yapar. İngiltere'deki sansür nedeniyle İngiltere'de basılamayan The Black Book, Paris'te Jack Kahane'in Obelisk Press yayınevi tarafından basılır.

 

6. İdil'in Sonu (1938-1941)

Korfu'ya dönen Durrell'i 1939 yazında Henry Miller ziyaret eder. Birlikte Atina'ya geçerek dev şair George Katsimbalis (Miller'ın Maroussi'nin Heykeli yapıtının kahramanı) ve şair-diplomat George Seferis ile tanışırlar.

 

Eylül 1939'da II. Dünya Savaşı patlak verince Durrell Atina'daki Britanya Elçiliği Basın Bürosu'nda görev alır. 1940'ta kızı Penelope doğar. Nisan 1941'de Alman ordusu Yunanistan'ı işgal edince Durrell, eşi Nancy ve küçük bebeğiyle bir kayıkla Girit'e, ardından Alman bombardımanı altında mülteci gemisiyle İskenderiye'ye (Mısır) kaçar.

 

7. Büyük Kültür Menteşesi: Kahire ve İskenderiye (1941-1945)

Mısır'ın sıcak, karmaşık ve çürümekte olan savaş zamanı atmosferi Durrell'in hayal gücünü besler. Kahire'de Yabancı Basın Bürosu'nda çalışırken Robin Fedden ve Bernard Spencer ile sürgün dergisi Personal Landscape'i çıkarır. Bu süreçte ilk eşi Nancy ile evliliği sona erer.

 

İskenderiye'ye Basın Ataşesi olan Durrell; Cavafy, E. M. Forster, Kabala ve Gnostisizm okumalarıyla şehri devasa bir sembolik evrene dönüştürür.

 

İskenderiyeli Yahudi Eve Cohen ile tanışır; Eve, dünya edebiyatının unutulmaz karakterlerinden Justine'in ana ilham kaynağı olur. Bu yıllarda Korfu anılarını içeren Prospero's Cell (Prospero'nun Hücresi) kitabını da tamamlar.

 

8. Yunanistan'a Dönüş: Bir Deniz Venüsü Üzerine Düşünceler (1945-1947)

Savaşın bitimiyle Durrell, 1945'te Oniki Ada (Rodos) Enformasyon Müdürü olarak görevlendirilir. Rodos'ta bir Türk mezarlığında yer alan Villa Cleobolus'a yerleşir.

Şubat 1947'de Eve Cohen ile evlenir. Rodos'un tarihini ve peyzajını anlattığı Reflections on a Marine Venus (Bir Deniz Venüsü Üzerine Düşünceler) kitabının malzemelerini toplar. Prospero's Cell (1945) ve şiir kitabı Cities, Plains and People (1946) yayımlanır. Rodos'taki askeri idare bitince İngiltere'ye döner ve British Council temsilcisi olarak Arjantin'e gitmeyi kabul eder.

 

9. Vahşi Doğada: Arjantin ve Yugoslavya (1947-1953)

1947 sonunda Cordoba (Arjantin) British Council müdürü olur ancak Güney Amerika iklimi ve ortamından nefret ederek ağır bir ruhsal çöküntü yaşar.

 

1949'da Belgrad (Yugoslavya) Britanya Büyükelçiliği'ne Basın Ataşesi / Birinci Katip olarak atanır. Komünist rejim altındaki bürokrasiyi boğucu bulsa da diplomatik mizah yazıları (Antrobus) ve aksiyon gerilimi White Eagles Over Serbia (Sırbistan Üzerinde Beyaz Kartallar, 1957) için zengin malzeme toplar.

 

1951'de ikinci kızı Sappho Jane doğar. 1952 sonunda eşi Eve'in geçirdiği ağır ruhsal kriz üzerine diplomatik görevinden istifa ederek Kıbrıs'a yerleşmeye karar verir.

 

10: Acı Limonlar: Kıbrıs (1953-1956)

1953 başlarında Kıbrıs'a geçen Durrell, Girne yakınlarındaki Bellapaix köyünde tarihi bir Türk evini satın alıp restore eder. Geçinebilmek için Lefkoşa'daki Pancyprian Gymnasium'da İngilizce öğretmenliği yapar. Gece gündüz çalışarak başyapıtı İskenderiye Dörtlüsü'nün ilk cildi olan Justine romanını yazar.

 

Kıbrıslı Rumların Enosis hareketi ve EOKA terör olayları tırmanınca, İngiliz Sömürge Yönetimi'nin Enformasyon Direktörlüğü görevini üstlenir. İkinci eşi Eve'den ayrılır; İskenderiye doğumlu Fransız Claude Vincendon ile yaşamaya başlar.

 

1956'da adadaki şiddet dayanılmaz boyuta ulaşınca Kıbrıs'tan ayrılıp İngiltere/Fransa'ya döner ve altı haftada Kıbrıs trajedisini anlattığı Bitter Lemons (Acı Limonlar) kitabını kaleme alır.

 

11. Bir Temanın Çeşitlemeleri: Aşk (1957–1958)

Durrell'ın Justine romanı 1957 başında yayımlanır. Bir röportajında geçmiş çalışmalarından üzüntü duyduğunu belirterek, "Şiirlerim kendimin tek dürüst taslağını oluşturuyor..." demiştir. Kitap büyük bir hayranlıkla karşılanır; eleştirmen Cyril Connolly, "Sanırım Justine... İskenderiye'nin güneşinde ve Cavafy'nin gölgesinde kendine gelmesini sağlayacak bir biçim... bulmuştur" sözleriyle eseri över.

 

Durrell ve eşi Claude, mali sıkıntılar içinde Fransa'nın güneyindeki Sommières kasabasında Villa Louis adlı ilkel yaşam koşullarına sahip küçük bir evi kiralarlar.

 

Durrell bu dönemde Acı Limonlar (Bitter Lemons), Balthazar (Justine II) ve Mountolive (Justine III) üzerinde yoğunlaşır. Roman döngüsünün yapısını şöyle açıklar: "Dört roman üçü uzaydan ve biri zamandan oluşuyordu; bunların hepsi kelimelerden oluşan bir 'süreklilik' oluşturuyordu.". Acı Limonlar kitabıyla Duff Cooper Anma Ödülü'nü kazanır ve Londra'da Ana Kraliçe'nin elinden ödülünü alır.

 

12. Şöhretle Yaşamak (1958–1960)

Ünlü, hayatı boyunca tanınmak için çok çalışan, sonra tanınmamak için koyu renk gözlük takan kişidir.

 

Durrell, gözlerden uzak bir yaşam sürmek amacıyla Uzès yakınlarındaki Engances bölgesinde yer alan harap bir çiftlik evine (Mazet Michel) taşınır. Elektriğin ve telefonun bulunmadığı bu alanda mahremiyetine büyük önem verir.

 

Dörtlünün son halkası olan Clea zorlu bir çalışma rutiniyle tamamlanır. Fransa'da "Prix du Meilleur Livre Étranger" (Yılın En İyi Yabancı Kitabı) ödülünü kazanır.

 

1959'da Durrell, yirmi yıl aradan sonra akıl hocası Henry Miller ile Paris'te yeniden bir araya gelir. Fransız gazeteci Jean Cau ile yaptığı röportajda sanat anlayışını açıklar: "Ya Şiir vardır ya da Hayat vardır... ve belli ki Şiir ile Hayat aynı şeydir."

 

13. Tufandan Sonra: Sonra Dörtlü (1960–1961)

Dörtlü'nün tek cilt veya tam seri olarak yayımlanması büyük yankı uyandırır. George Steiner gibi eleştirmenler Durrell'ı büyük ustalar arasında görürken, Martin Green gibi isimler onu yapmacıklık ve "paganizm" ile suçlar.

 

Claude Marie Forde ile resmi olarak evlenir (27 Mart 1961). Kleopatra filminin senaryosu için Londra'da çalışır. Sappho adlı oyunu Edinburgh Tiyatro Festivali'nde sahnelenir ancak eleştirmenlerden sert tepkiler alır.

 

İngiliz romanı çok anemik. Ben onu daha saf bir hale getirmeye çalışıyorum... Mizahın Dünya'nın, Bedenin ve Şeytan'ın sorunlarına çözüm olduğuna inanıyorum.

 

14. Kuluçka (1962–1967)

Durrell bu dönemde yeni roman fikirleri (Tunc ve Nunquam) üzerinde kafa yorar. Bu yıllarda annesi Louisa Durrell, dostları Richard Aldington, T.S. Eliot ve Bernard Spencer hayatını kaybeder.

 

Sommières kasabasında büyük bir konak (15 Route de Sausines) satın alırlar. Ancak dördüncü yılına giren evlilikleri, Claude'un 1 Ocak 1967'de akciğer kanserinden ani ölümüyle trajik bir şekilde son bulur.

 

15. Kadınlara Geri Dönelim ve Hüzünlü Bir Dünyada Kurgu Hayaletler (1967–1971)

Eşinin kaybından sonra yalnızlık çeken Durrell, ölen dostlarının isimlerinden oluşan bir "Ölüm Haritası" tutmaya başlar. Kızı Sappho ile ilişkileri psikolojik açıdan oldukça gerilimli ve sancılı bir hal alır.

 

Kapitalist dünya düzenini, devasa şirket yönetimlerini (Merlin Firm) ve sanatçının metmetalaşmasını konu alan iki romanı yayımlar [Afrodit'in İsyanı ikilisi].

 

"Oscar Epfs" takma adıyla resim yapmaya devam eder ve Paris'te sergiler açar.

 

16. Karanlığın Prensi veya Büyük Şeytan (1971–1975)

Durrell'ın araştırmaları Mısır Gnostisizmi, Katharlar ve Tapınak Şövalyeleri üzerinde yoğunlaşır.

 

Avignon Beşlisi (The Avignon Quintet) serisinin ilk kitabı olan Mösyö veya Karanlığın Prensi (Monsieur or The Prince of Darkness) eserini kaleme alır. Kitap James Tait Black Anma Ödülü'ne layık görülür.

 

1973'te Ghislaine de Boysson ile dördüncü evliliğini yapar. Şiddetli alkol tüketimi ve öfke patlamaları nedeniyle bu evlilik de boşanmayla sonuçlanır. 1974'te Caltech'te (Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü) dersler verir.

 

17. Avignon Beşlisi: Zalim Kurgu (1976–1980)

Beşlinin ikinci kitabı Livia veya Diri Diri Gömülü (Livia or Buried Alive) ve üçüncü kitabı Constance veya Yalnız Uygulamalar (Constance or Solitary Practices) yayımlanır.

 

Bu yıllarda hayatındaki en önemli iki figür olan Anaïs Nin (1977) ve Henry Miller (1980) vefat eder. Miller'ın ölümü Durrell'ın hayatında devasa bir boşluk yaratır. Yalnızlığını hafifletmek için Taoizm ve yoga egzersizlerine sığınır.

 

Kızı Sappho bunalımlar ve psikolojik tedavilerle boğuşur; babasının kendisini eserlerinde manipüle ettiğine inanır.

 

18. Avignon Beşlisi: Quincunx'un Gizemi (1980–1985)

Seri, Sebastian veya Tutkuları Yönetmek (Sebastian or Ruling Passions) ve Quinx veya Karındeşenin Hikayesi (Quinx or The Ripper's Tale) romanlarıyla tamamlanır. Constance romanı Booker Ödülü kısa listesine kalır.

 

Fransa'daki Château de Plaige (Kangû-Ling) Budist merkezini sık sık ziyaret ederek kendisini bir Budist olarak görmeye başlar. Sommières'te restoran işleten Françoise Kestsman ile son hayat arkadaşlığı başlar.

 

31 Ocak 1985'te kızı Sappho Londra'daki evinde kendisini asarak intihar eder. Bu olay Durrell'a ağır bir darbe indirir.

 

19. Nefes nefese (1985–1990)

Durrell amfizem, karaciğer rahatsızlıkları ve felç benzeri nöbetlerle mücadele eder.

 

Provence bölgesine bir saygı duruşu niteliğinde olan gezi ve anı kitabı Sezar'ın Engin Hayaleti (Caesar's Vast Ghost) metnini bitirir. Françoise ile Budist tapınağında sembolik bir nikah kıyar.

 

7 Kasım 1990 tarihinde Sommières'teki evinde banyoda geçirdiği akciğer embolisi ve beyin kanaması sonucu 78 yaşında vefat eder.

 

20. Hızla Büyüyen İtibarı (1990–1995)

Durrell’in ölümünün ardından yayımlanan yazılarda dostları (David Gascoyne, Paddy Leigh Fermor, Erica Jong) onun cömertliğini, neşesini ve entelektüel derinliğini överken; Anthony Burgess ve Kenneth McLeish gibi eleştirmenler onun üslubunu yer yer hileli, abartılı veya "yoksul adamın Proust’u" (poor man's Proust) olarak nitelendirmiştir.

 

İskenderiye Dörtlüsü 20. yüzyıl edebiyatının dev yapıtları arasında kabul edilirken, sonraki eserleri karmaşık tepkiler almıştır.

 

Philip Howard gibi savunucuları onun modernizmin son temsilcilerinden biri olduğunu vurgulamıştır. İngiliz basını yeteneğinin zamanla söndüğünü savunurken, Fransız basını onu "Sir Larry de Sommières" veya "Durrell, Lawrence d'Alexandrie" başlıklarıyla büyük bir usta olarak uğurlamıştır.

 

Ölümünden hemen sonra kızı Sappho'nun günlükleri yayımlanır ve basında "ensest" iddiaları ortaya atılır. Biyografi yazarı bunun somut bir fiziki ilişkiden ziyade Durrell'ın kızını kendi kurgusal/psikolojik fantezi dünyasına çekmesinden kaynaklanan bir "zihinsel ensest" olabileceğini vurgular.

 

Durrell, dil üzerindeki olağanüstü hakimiyeti, ego ve gerçeklik kavramlarını sorgulayan yapısıyla 20. yüzyılın en özgün ve deneysel yazarlarından biri olarak kabul edilir.

 

İskenderiye Dörtlüsü ve Avignon Beşlisi ile zamanın, gerçekliğin ve benliğin sabit olmadığını (egonun istikrarsızlığını) göstererek modern felsefi eleştirilerin ve büyülü gerçekçiliğin öncülerinden olmuştur.

 

Hindistan’da geçen çocukluğunun ardından 11 yaşında İngiltere’ye gönderilmesinin yarattığı yalnızlık ve yabancılaşma hissi, hayatı boyunca İngiliz değerlerine, dindarlığa ve kısıtlayıcı ahlak anlayışına karşı çıkmasına neden olmuştur.

Dışarıdan bakıldığında yaşama sevinci saçan bir entelektüel iken, iç dünyasında kasvet, ölüm korkusu ve şiddetli öfke barındırmıştır. Bu karanlık ham güç, onun edebi dehasını besleyen ana kaynaktır.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder