21 Mayıs 2022 Cumartesi

Bruce Woodcock - Erkeklik Mitolojileri John Fowles ve Erkeklik - Notlar

Bruce Woodcock - Erkeklik Mitolojileri John Fowles ve Erkeklik - Notlar

Male mythologies, John Fowles and masculinity, The Harvester Press Limited, Sussex, 1974

…

 


Bu keskin ve güncel analizde Bruce Woodcock, Fowles'ın eserlerinde erkekliği araştıran erkek yazarın karşılaştığı kaçınılmaz çelişkilerle nasıl karşılaştığını ortaya koyuyor.

 

Giriş: John Fowles ve Erkeklik Miti

Cinsellik ve cinsel güç meselesi kadınların değil, erkeklerin toplumsal inşasının bir sorunudur. Gelişmiş kapitalizm ve feminizmin ataerkilliğe oluşturduğu tehdit, erkeklik üzerinde derin bir kriz yaratmıştır.

Sorunun özü, "erkeklerin ne olduğu, nasıl davrandıkları, erkek olarak nasıl inşa edildikleri ve ataerkilliğin mirasını, kendi güçlerini nasıl miras aldıkları, sürdürdükleri ve yaydıkları" noktasına dayanır.

 

Andrew Tolson'ın belirttiği gibi, "Evrensel bir erkeklik yoktur, daha ziyade birbirini izleyen her toplumsal çağın değişen bir erkeklik deneyimi vardır".

Erkek gücü monolitik bir yapı değil, Michel Foucault'nun vurguladığı üzere "tek bir şey değildir: ilişkiseldir, onu ayakta tutan ilişkiler içinde yaratılmıştır".

 

Fowles'ın Kişisel Geçmişi ve Otorite Deneyimi

Fowles'ın erkek gücüne dair farkındalığı, Bedford Okulu'ndaki başoğlanlık ve Kraliyet Deniz Piyadeleri'ndeki katı erkeklik deneyimlerinden beslenir. Fowles bu dönemi şöyle anımsar: "Beynim tamamen yıkanmıştı. Küçük İngiliz oğlan çocuklarına hayattaki tek gerçek amacın Krala ve İmparatorluğa hizmet etmenin ve tüm bu saçmalıkların olduğu öğretildi".

Bu "Gestapo benzeri" disiplin mekanizması, yazarın sonraki yaşamında otoriter liderlere ve keyfi güce karşı nefret duymasına yol açmıştır.

 

Aristos: Adem ve Havva İlkeleri Arasındaki İkilem

Fowles, Aristos yapıtında toplumsal cinsiyeti arketipsel iki ilkeye ayırır: Adem (eril durağanlık/muhafazakarlık) ve Havva (dişil kinesis/ilerleme).

"Adem durağanlıktır, ya da muhafazakarlıktır; Havva kinesis veya ilerlemedir". Kaba güce dayanmayan tüm ilerici felsefeler özünde feministtir.

 

Kadının "Eğitici/Kurtarıcı" Olarak İdealleştirilmesi ve Feminizmle İmtihan

Fowles'ın kurgusunda dişil ilke, erkeği bencilliğinden arındıran varoluşsal bir rehber olarak sunulur.

Peter Conradi: "Fowles için sonsuza dek kadınsı eril vahşetin ve egoizmin sersemletici gücünü değiştirerek, uygarlaştırarak, affederek ve eğiterek defalarca erkeğe hizmet eder..."

Fowles "Evrenin derinden kadın olduğunu" hissettiğini belirtse de radikal feminizme karşı mesafeli yaklaşımı ve kadınları idealleştirme eğilimi, erkek merkezli bakış açısının sınırlarına takılı kalır.

 

Saray Aşkı, Arayış Motifi ve Erkek Erotizmi

Fowles'ın anlatılarının temel dinamiği saray aşkı (courtly love) ve Kelt geleneklerindeki arayış (quest) motifidir.

Northrop Frye'a göre "av" hareketi erkeksi erotizmin imgesidir. Fowles da "Arayış, yalnızlık, cinsellik ve özgürlük çılgınlığı dışında kurgusal düşünmeyi zor buluyorum" diyerek erkek arzusunun döngüselliğini vurgular.

 

Erkek Romancı, Fantezi ve Oedipal Kuramlar

Roman yazma eylemi Gilbert Rose'un psikanalitik teorisi çerçevesinde anneyle ilk bebeklik birliğinin kaybını telafi etme çabasıdır.

Rose'a göre bu ilkel erotik ayrışma travması oğula yüklenmiştir. Fowles, romancılığı "onanist ve tabu yüklü bir uğraş" olarak tanımlar ve kendi anlatı yeteneğini "becerisini bilen yetenekli bir baştan çıkarıcı" olmaya benzetir.

 

Röntgencilik ve Anti-Otoriter Anlatı

Fowles, anlatısında okuyucuya özgür seçim potansiyeli sunarken aynı zamanda onu baştan çıkarıcı bir aynalar salonuna çeker.

“Okuyucunun bir tür endişe ve kaygı içinde bırakıldığı sonları seviyorum" diyerek kurgunun açık uçlu yapısına işaret eder.

 

1. Bölüm: Mavi Sakal ve Röntgenciler – Koleksiyoncu (The Collector)

Mavi Sakal Sendromu

Koleksiyoncu, kadınları hapsetme ve kontrol altında tutma arzusunu inceleyen bir Mavi Sakal sendromu vakasıdır. Fowles, Bartok'un Mavisakal'ın Kalesi operasından ilham alarak Clegg karakterini erkek davranış kalıplarının bir vaka incelemesi olarak kurgulamıştır.

 

Jekyll-Hyde Şizofrenisi, Mülkiyet Hırsı ve Tüketici Kapitalizmi

Clegg, ataerkil ideolojinin erkek ruhundaki Jekyll ve Hyde şizofrenisini (hem masum hem canavar) temsil eder.

Clegg'in Kelebek koleksiyonculuğu, kapitalizmin insanları ve nesneleri sahiplenme hırsıyla örtüşür. Fowles bu zihniyeti şöyle açıklar: "Hayatın bir alanını sırf zevk me gösteriş için hâlâ toplayan (yani öldüren) bir kişi, bir toplama kampının tüm özelliklerine sahip demektir..." Clegg için "Para Güçtür."

 

Pasif İmaj Nesneleştirmesi

Clegg'in Miranda'yı sürekli fotoğraflama arzusu, Andrea Dworkin'in pornografik fotoğraf analiziyle paralel şekilde erkeksi kontrolün zirvesidir. Clegg, Miranda'nın canlı ve özerk gerçekliğine katlanamaz, onu pasif bir fotoğrafa dönüştürdüğünde gücü hisseder.

Cinsel iktidarsızlığı açığa çıktığında Miranda ona şöyle haykırır: "Aman Tanrım sen erkek değilsin, keşke erkek olsaydın..."

 

Akılcı Erkek Prensipleri: Miranda vs. George Paston (G.P.)

Miranda günlüğünde "Sıradan insan medeniyetin lanetidir" yazarken erkek rasyonalizmini ve nesneleştirmesini kastetmektedir.

Miranda'nın hayran olduğu ressam George Paston (G.P.) da özünde Don Juanist bir koleksiyoncudur. G.P. için kadın bir "hastalıktır" ve romantik illüzyonlar erkek egemenliğinin bir aracıdır.

 

Roman, Shakespeare'in Fırtına (The Tempest) ve Jane Austen'ın Emma eserlerine göndermelerle toplumsal rollerin kurgusallığına dikkat çeker.

Miranda'nın Clegg'e kurduğu cümle erkekliğin hapishanesini özetler: "Bodrumda hapsedilen sensin..."

 

Miranda'nın günlüğünün Clegg'in anlatısıyla çerçevelenmesi erkek okuyucuyu "röntgenci rolüne" yerleştirir. Michel Foucault'nun itiraf söylemi teorisine dayanarak Clegg'in anlatısı, sapkın cinsel eylemlerini okuyucuya "itiraf ederek" aklama ve hazzını yeniden üretme çabasıdır.

Miranda'nın ölümüyle sonuçlanan bu süreçte Miranda'nın acı tanısı şudur: "Onu asla iyileştiremedim. Çünkü ben onun hastalığıyım."

 

2. Bölüm: Erkeklik Yargılanıyor – Büyücü (The Magus)

Nicholas Urfe ve "Yalnız Kurt" Yırtıcılığı

Nicholas Urfe, cinsel ilişkilerinde sömürücü, "yalnız kurt" pozunda, kadınları manipüle eden burjuva bir erkek tipidir. Kadınlara karşı duygusal şantajı bir teknik olarak kullanır; "Golfte iyi olup da oyunu küçümsemek gibiydi" diyerek cinsel fetihlerini ve ilgisizliğini sergiler.

 

Savaş Sonrası Erkeklik Krizi

Bourani'deki "tanrı oyunu" sırasında sunulan psikanaliz raporu, Urfe'nin durumunu savaş sonrası erkeklik krizinin tipik bir semptomu olarak tanımlar. Rapora göre Nicholas, "kayıp annesini arayan küçük çocuğu oynamakta" ve kadınlara karşı hem arzu hem de düşmanlık içeren ikircikli bir tutum sergilemektedir.

 

Ataerkil Baskının İflası

Urfe'nin duygusal iktidarsızlığı; Viktorya dönemi değerlerine sahip ailesi, devlet okulu ve ordu geçmişiyle biçimlenmiştir. Nicholas, "Hayatım boyunca hayatı kurguya dönüştürmeye, gerçekliği uzak tutmaya çalıştım..." sözleriyle kendi bencil narsisizmini açıklar.

 

Tanrı Oyunu

Conchis, Nicholas'ı arındırmaya çalışan yüce bir ataerkil figürdür. Yazar Fowles, Conchis figürü üzerinden kendi anlatı tiranlığını da kabul eder: "Bir kitap yazdığınızda potansiyel olarak bir tiran olursunuz, tam bir diktatör..."

Conchis esinini Dickens'ın Miss Havisham karakterinden almıştır.

 

Conchis, Nazi işgali anıları üzerinden savaşın ve şiddetin doğrudan eril tahakkümden kaynaklandığını vurgular: "Çünkü bu olaylar ancak erkeğin kendisini kadından üstün gördüğü bir dünyada yaşanabilirdi... Savaş, ilişkileri görememekten kaynaklanan bir psikozdur."

 

Mitolojik İkizler ve Şiddet

Lily ve Rose ikizleri, erkek zihnindeki "saf kadın" ve "fahişe" ikiliğini simgeler. Nicholas, fantezilerinin kontrolünü kaybettiğinde şiddete başvurmak ister: "Sadece tek bir şey beni rahatlatabilir. Lily'nin de aynı şekilde aşağılanması." Alison ise Nicholas'ı "İktidarsız olmayı sevemeyen, yapamayan, pis, bencil bir piç..." olarak nitelendirir. Duruşma sahnesi Nicholas için sembolik bir iğdiş edilmedir; ona verilen temel emir şudur: "Acı çekmeyeceksin."

 

Nicholas, Jojo ile ilişkisinde yine benmerkezci "yalnız kurt" rolüne sığınır. Ev sahibesi Mrs. Kemp, onun sınıfsal ve cinsel ikiyüzlülüğünü yüzüne vurur: "Eve koş... Ona burjuvazi diyorlar."

 

1965 versiyonunda Regent's Park'taki buluşmada Nicholas, Alison'a tokat atarak "özgür" bir şekilde ayrılır. 1977 revizyonunda ise Fowles tokadı çaresiz bir sürüklenişe dönüştürür; Nicholas dizlerinin üstünde affedilmeyi bekleyen bir "ricacı" olarak askıda kalır. Bu son, 1970'lerde kadın hareketi ile erkeklerin değişme konusundaki yetersizliği arasındaki felç edici çıkmazı simgeler.

 

Romanın arka planında Fowles'ın Spetsai adasındaki kişisel suçluluk duygusu ve kaçırılmış fırsatlar yatar. Fowles Eliduc çevirisinde bu kişisel şeytan çıkarmayı özetler: "Vicdanımda ölü bir gelincik var ve daha derinde ölü bir kadın."

 

3. Bölüm: Bilinçdışındaki Figür – Fransız Teğmen'in Kadını (The French Lieutenant's Woman)

Viktorya Dönemi Ataerkilliği

Roman, 19. yüzyıl Viktorya dönemi ataerkil kodlarını ve bunun günümüz erkekliği üzerindeki mirasını araştırır. Viktorya dönemi erkeği, kadını "evcil melek" (bakire) ve "dışlanmış fahişe" olarak ikiye yarmıştır.

R.L. Stevenson'ın Dr. Jekyll ve Mr. Hyde eseri bu cinsel bölünmenin en belirgin aynasıdır.

 

Charles Smithson, varoluşçu kriz yaşayan, aristokrat gelenek ile Darwinist modernleşme arasında sıkışmış evrimsel bir "dinozordur". Kendi sınıfının ve erkek ayrıcalıklarının farkında olsa da ataerkil düzenin normatif kısıtlamalarına uyum sağlar.

 

Charles'ın Paris'te cinsel maceralar yaşadıktan sonra İngiltere'de saygın Ernestina ile nişanlanması cinsel çifte standardın göstergesidir. Nişanlısının yüzeysel ilgisinden sıkıldığında kendi erkek ayrıcalığını savunur: "Sonuçta o sadece bir kadındı. Asla anlamaması gereken pek çok şey vardı..."

 

Romanın anlatıcısı ironik, baskın ve belirgin şekilde "erkek" bir sese sahiptir. Kadınların cinsel çekiciliklerini puanlayan ve Viktorya döneminin bastırılmış cinsel atmosferine nostalji duyan anlatıcı, erkek okuyucu ile suç ortaklığı kurar.

 

Sarah Woodruff: Varoluşçu İsyan

Sarah Woodruff, zamanının ötesinde varoluşçu bir isyancı ve "Fransız teğmenin fahişesi" mitini yıkan bir kadındır. Anlatıcı ve Charles için Sarah, Oedipal kayıp annenin ve gizemli dişinin temsilcisidir. Anlatı teknikleri Sarah'nın zihnine doğrudan erişimi engelleyerek onun "gizemini" erkek fantezisinin hizmetine sunar.

 

Lyme Regis'teki Undercliff'in vahşi doğasıyla özdeşleşen Sarah, Charles'ın bastırılmış erotik dürtülerini uyandıran bir femme fatale haline gelir. Charles, Sarah'yı dinlerken erkek toplumunun sömürüsüne suç ortaklığı yaptığını hisseder.

 

Dr. Grogan, Sarah'yı histerik bir hasta olarak kategorize eder ve Charles'a kadınların manipülatif tehlikelerini açıklar. La Roncière duruşma kaydını veren Grogan, Charles'ta köklü bir kadın düşmanlığı uyandırır: "En masum yüzlerin arkasında en aşağılık kötülükler gizleniyordu."

 

Endicott Oteli'ndeki karşılaşmada Charles, Sarah'yı vahşi bir fiziksel şiddetle fetheder, ancak birliktelik saniyeler içinde erken boşalmayla biter. Sarah'nın bakire olduğunun anlaşılması Charles'ta büyük bir dehşet ve şantaj korkusu yaratır: "Ve erkek zihninin tüm o iğrenç succubi'leri... damarlarındaki erkeksiliği emecek... kıyametvari bir dehşetle doldurdu."

 

İki Farklı Kader

İlk sonda Charles kızıyla tanışır ve Sarah ile romantik bir anlayışa ulaşır. İkinci sonda ise Sarah'nın özerkliği karşısında kendisinin manipüle edildiğini düşünerek onu terk eder; "kendi cesedinin bulunduğu görünmez silah arabasının arkasında bir adam" olarak yalnızlığa yürür. Arnold'un "Gerçek dindarlık bildiğini yapmaktır" ilkesiyle son bulan anlatı, erkeğin bu efsanevi gölgeden kurtulması gerektiğini ima eder.

 

4. Bölüm: Senaryodan Kaçmak – Değişim Politikası – Daniel Martin

Daniel Martin, tüketici kapitalizminin çürümesine karşı erkek solun feminizmle kurduğu ilişkiyi sorgular.

André Gorz'un "Post-endüstriyel sosyalizm - yani komünizm - kadın olacak ya da hiç var olmayacak" tezine paralel olarak, toplumsal kurtuluş dişil değerlerin benimsenmesine bağlanır. Antonio Gramsci'nin praksis felsefesi romanda temel bilgi ilkesi olarak yer alır.

 

Hollywood senaristi Daniel Martin, 1950'ler Oxford kuşağının başarısızlığını simgeler. Kitle iletişim araçlarına ve kolay başarıya ruhunu satan bu adamlar (Ken Tynan, Barney Dillon vb.), "bir sürü erkek, çok az kadın, iş konuşuyor, anlaşmalar yapıyor..." diyerek ilişkileri bile işleşen "boş adamlara" (hollow men) dönüşmüştür.

 

Dan'in 1960'larda iki kız kardeşle yaşadığı üçlü ilişki, yüzeysel olarak cinsel özgürlük gibi görünse de Jenny McNeil tarafından sertçe eleştirilir: "Kendi oyununuzu oynamak için başkalarının oyunlarını kullanmanın iğrenç yolu..."

 

Dan, sinemanın manipülatif ve yüzeysel imge dünyasını terk edip Lukácsçı toplumsal gerçekçiliğe ve roman formuna sığınır. Amacı Gramsci'nin belirttiği "Bütün görüş"ü (the whole sight) elde etmektir.

 

Dan, kendi hayatını yazarken birinci şahıs ("Ben") ile üçüncü şahıs ("O" / Simon Wolfe) arasında sürekli kayar. Bu kurgusal oto-cerrahi, öz-farkındalık çabası ile erkek rolünün kalıplarından kaçamama arasındaki içsel çatışmayı gösterir.

 

Dan'in geçmişindeki temel figür, duyguları bastıran din adamı babasıdır. Babasından kalan şemsiye fallik mirasın ve muhafazakar disiplinin komik simgesidir. Dan'in babasının arkadaşı için söylediği "Bir oğlumu kaybettim. Ama bir çirkin yaratık buldum" ifadesi ataerkil kopuşu gösterir. Kitchener senaryosu ise Dan'in içindeki emperyalist-erkek mirasla yüzleşmesidir.

 

Dan'in kadınlarla olan sürekli ilişkileri, kaybettiği annesini arama ve kendisini yansıtacak aynalar toplama çabasıdır. Genç sevgilisi Jenny McNeil bu durumu yüzüne vurur: "Bence sen asıl erkek şovenist domuzsun."

 

Dan, eski yengesi Jane'i bir kurtuluş amblemi olarak görür. Ancak Jane, Dan'in romantik kurtarıcı senaryosuna girmeyi reddeder: "Çok fazla özgürlüğe sahip oldun, Dan. Ben hapishaneyi terk etmeye çalışırken sen hapishaneyi seçiyorsun."

 

Palmyra'daki Mısır gezisinde Jane ile yatma çabası iktidarsız bir fiyaskoyla sonuçlanır. Dan, kendi durumunun "karamsarlığın ayrıcalıklı bir biçimi" olduğunu ve burjuva melodramı içinde hapsolduğunu fark eder.

 

Dan, Kenwood'daki Rembrandt otoportresinde insani vicdanın ve bütünsel görüşün simgesini bulur: "İrade olmadan gerçek şefkat olmaz, şefkat olmadan gerçek irade olmaz." Roman, Dan'in Jane ile mütevazı bir ev birliğine adım atmasıyla biter; ancak bu kefaret erkek romancının fantezi kurgularından tamamen özgürleştiğini garanti etmez.

 

5. Bölüm / Sonuç: Erkekler, Hiç Büyüyecekler mi? – Mantissa

Fowles'ın son romanı Mantissa, tıp odasında uyanan amnezi hastası yazar Miles Green ile aşk şiiri ilham perisi Erato arasındaki erotik-parodik bir savaştır. Erato, orijinal Odysseia yapıtının adının "Erkekler Hiç Büyüyecekler mi?" olduğunu söyler.

 

Pornografi Söylemi

Metin, Susan Sontag, Angela Carter ve Beverley Brown'ın pornografi ve temsil üzerine olan teorileriyle flört eder. Fowles, erkek cinselliğinin kadın bedenini dille nesneleştirme biçimini teşhir ederken aynı zamanda pornografik bir "strateji senaryosu" sunar.

 

Erato, Miles Green'i Mavisakal gibi kadınları bodruma kilitleyen "sefil hayali kadınlar" koleksiyoncusu olmakla suçlar: "Onları toplayıp mumyalıyorsunuz. Onları bir bodruma kilitleyin ve Mavisakal gibi onlardan keyif alın."

 

İlk bölümde Erato, Dr. Delfie kılığında Green'e seks terapisi uygular. Erkek fantezisine göre doktor, "Bir erkek olarak gerçek evrimsel işleviniz, spermatozoanızı... mümkün olduğu kadar çok rahme yerleştirmektir" der. İkinci bölümde ise Erato bir punk-feminist kılığında Green'i kınayarak "Sen orijinal domuzsun. Numero Uno" der.

 

Erato, Green'in fantezisinde bir geyşa kızına dönüşür. Ancak Green kendi zihninin dışına çıkamaz: "Kendi beyninin dışına çıkamazsın." Green, kıllı bir satire dönüşürken saatin guguklama sesi altında bayılır.

 

Elizabeth Wilson'ın belirttiği gibi, "Pornografi... erkek gücünün kutlanması bir yana, bazen erkeklere güven vermek ve iktidarsızlık korkusunu hafifletmek için tasarlanmış gibi görünüyor..." Pornografide yok edilmek istenen şey aslında erkeğin kendi pasifliği ve çaresizliğidir. Fowles'ın tüm eserleri, erkeklerin güç, kaygı ve fantezi arasındaki bu çelişkili döngülerini açığa çıkararak erkeklik mitolojilerini parçalamak için kendi ejderhalarıyla yüzleşmeleri gerektiğini kanıtlar.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder