Annette
Gerok-Reiter - Rilke’nin Orpheus’a Soneler’inde
Kompozisyon ve Poetika - Notlar
Wink und Wandlung Komposition und Poetik in Rilkes Sonette, Max
Niemeyer Verlag Tübingen, 1996
Giriş
Orpheus'a Soneler, 1950’lere kadar hem
araştırmacıların ilgisizliği hem de Rilke’nin başlangıçtaki tereddütlü tutumu
nedeniyle hak ettiği değeri görememiştir. Savaş öncesi edebiyat çalışmaları,
eserin kendisi yerine şairin biyografisine ve beyanlarına odaklanarak hatalı bir
estetik ölçüt benimsemiştir.
Rilke, yaklaşık on yıl boyunca varoluşsal acılar ve
krizlerle üzerinde çalıştığı Duino Ağıtları’nı (Duineser Elegien) "büyük ana eseri" olarak
görmüş; 1922 Şubat’ında son derece hızlı ve kendiliğinden doğan Soneler’i ise onun yanında
"küçük bir şiir halkası" olarak nitelendirmiştir.
13 Kasım 1925’te Hulewicz’e yazdığı mektupta Rilke artık
tutumunu tamamen revize etmiş; Soneler’in de en az Ağıtlar kadar "ağır", aynı özle dolu
olduğunu ve iki eserin birbirini tamamladığını belirtmiştir.
Eser Hakkında Araştırmalar
Hans-Egon Holthusen (1937): Dilsel biçim
fenomenolojisine odaklanmış, ancak filolojiyi kendi mit/büyü öncülleriyle
karıştırmıştır.
Hermann Mörchen (1958): Heideggerci yaklaşımla
bireysel şiir çözümlemeleri sunmuş; detaylı felsefi ufuk açmış ancak filolojik
detayları ve biçimin işlevini ihmal etmiştir.
Ernst Leisi (1987): Anlambilimsel (semantik) ve
sözlükbilimsel bir şifre çözme denemiş, ancak bu kaba kurgulu indirgeme soneye
ait hassas dil yapısını gözden kaçırmıştır.
Şiir, gündelik dilin araçsallığından sıyrılarak kendi
dilsel, ritmik ve tonal değerleriyle bir durum (état d'âme) çağrıştırma gücü kazanır. Mallarmé’nin
belirttiği gibi şair, inisiyatifi kelimelerin karşılıklı etkileşimine bırakır.
1907 Cézanne sergisinde ressamın renkleri kendi iç
yasalarıyla baş başa bırakmasını gözlemlemiş ve bunu edebiyata uyarlamıştır: "Renklerin birbiriyle
ilişkisi tabloyu oluşturuyorsa, dilsel öğelerin birbiriyle ilişkisi de şiiri
oluşturur."
Sone türünün antik Yunan’daki müzikal/şarkı kökenleri
(Orpheus) matbaanın icadıyla unutulmuşsa da Orpheus'a Soneler’de yeniden canlanır. Şiirin gerçek
anlamı, inceliği ve estetik boyutu ancak sesli okuma ve akustik algı ile tam
olarak açığa çıkar.
Yöntem
Araştırmanın temel metodu, sembolist şiirin poetolojik
bağlamını göz önünde bulundurarak metnin dilsel biçimlerinin yapısal analizini
yapmaktır.
Şiirde biçim ile içerik (kompozisyon ve poetika) birbirinden
ayrılamaz. Yöntem; döngüsel yapıdan dilbilgisel hiyerarşiye, zamir yapısından
sözdizimsel gerilime kadar en küçük dilsel "kök hücre" ayrıntılarını
incelemelidir.
Metin hem sembolist poetika kategorileri açısından sınanmalı
hem de eserin modernleşme sürecinde açtığı yeni söylem boyutları (İkinci Dünya
Savaşı sonrası şiire uzanan hat) dikkate alınmalıdır.
Biyografik bağlam, mektuplar, tarihsel ve sosyolojik alt
akıntılar göz önünde bulundurulmalı; ancak filolojik araştırma kendisini
yalnızca biyografik gereksinimlere teslim etmemelidir.
Şiirin sunduğu anlam zenginliğine ulaşabilmek için yüzeysel
ve aceleci okumalardan kaçınılmalıdır. Filolog titizliğiyle okunmalıdır.
Filoloji, bir kuyumcu titizliğiyle kenara çekilmeyi, acele
etmemeyi, yavaşlamayı ve sabırla okumayı gerektiren saygıdeğer bir sanattır.
Döngünün Yapısı
Orpheus'un Himayesi
Orpheus'a Soneler, Şubat 1922'de İsviçre'deki
Muzot Şatosu'nda yoğun bir yaratıcılık patlamasıyla doğmuştur. Yaratım sürecinin ana
tetikleyici unsuru, genç dansçı Wera Ouckama Knoop'un trajik ölümü
olmuştur. Rilke, 14 günden kısa bir
sürede 55'ten fazla şiiri adeta itaat edilmesi gereken esrarengiz bir
"dikte" (Diktat) altında kaleme almıştır. Ancak mevcut derleme sadece
kronolojik bir sıralama olmayıp, estetik hesaplama ve biçimsel eleme
süreçleriyle yapılandırılmıştır.
"Bunlar
belki de ortaya çıkma biçimleri ve bana dayatılma biçimleri açısından şimdiye
kadar katlandığım ve yerine getirdiğim en gizli, esrarengiz emirlerdir; İlk
bölümün tamamı nefes kesen tek bir itaatle 2. ile 5. Şubat 1922 arasında tek
kelimesi bile şüpheye düşülmeden veya değiştirilmeden yazılmıştır."
Dünya'nın Orfik Açıklaması
Rilke, Mallarmé'nin "explication orphique de la
Terre" (Yeryüzünün orfik açıklaması) anlayışını benimseyerek, şiirin
amacını dış dünyanın mimetik taklidinden varlığın özünün çağrıştırılmasına
kaydırmıştır. Poe ve Mallarmé geleneğindeki kısa şiir zorunluluğu ile evrensel
bir dünya tasarımı sunma iddiası arasındaki gerilim, Rilke'yi soneleri döngüsel
bir yapıda birleştirmeye yöneltmiştir.
Müzik Prensibi
Doğrusal Dizi
Soneler doğrusal bir akış içinde birbirini doğuran motifik
geçişlere sahiptir.
Birinci sone ağacın yükselişi ve Orpheus'un şarkısıyla
başlarken, ikinci sone uyuyan kızı (Wera) tanıtır; bu geçişler "ve"
bağlaçları, soru-cevap kalıpları ve imge köprüleriyle sağlanır.
I. Bölüm'de şarkı söyleme (I.1-5), çift alan/övünme
(I.6-10), şekil (I.11-17), geçmiş/günümüz/teknoloji (I.18-24) ve sonuç
(I.25-26) tematik öbekleri yer alır.
II. Bölüm'de ise değişim (II.1-7), gerçeklik (II.8-14),
bütünlük (II.15-21), zaman/tarih (II.22-27) ve nihai veda/sonuç (II.28-29) odak
noktasıdır.
Senfonik Emir
Döngünün bütünlüğü yatay dizilimin yanında dikey çapraz
referanslar ve zengin bir şifre ağıyla (ağaç, dans, çiçek, su, nefes/rüzgar,
çocuk, kız, takımyıldız) desteklenir. I. ve II. bölümler arasında yapısal
simetriler ve tematik paralellikler bulunur (örneğin I.1/II.1, I.12/II.12,
I.26/II.26). Bu yapı katı bir şema değil, bir "senfoni konçertantı"
esnekliğindedir.
Duyulmamış Orta
Mallarmé’nin "ideal eser" (Euvre) için
önerdiği farklı görüntüler arasındaki kesin ilişki ve bunun doğurduğu
"üçüncü yön", eserin söylenmemiş merkezini oluşturur. Bu arayış,
Friedrich Schlegel’in modern şiirin antik şiirden eksik kalan yönünü
tanımlarken işaret ettiği "yeni mitoloji" ve "sonsuz şiir"
çağrısıyla örtüşür.
Rilke, bu "yeni mitoloji"nin merkezine Kökleri
antik çağda olan fakat modern şiire "duyulmamış orta" (tohum/merkez)
olarak hizmet eden Orpheus figürünü yerleştirir.
Modern mit teorilerine (Allemann, Walter F. Otto, Karl
Kerényi, Gadamer, Hohler) atıfla; Rilke’nin modernitenin meşruiyet krizinde
miti "yeniden doğurma" çabası ile modern dönemde mitin ancak
"boş bir orta" olabileceği gerçeği arasındaki çelişki vurgulanır.
Orpheus, "ölümle olan aşinalığı" ve dönüşüm gücüyle bu paradoksu
taşıyan ideal figürdür.
Döngünün İkiye Bölünmesi
Bölüm I, Sone 1 (I,1): Dönüşümün Başlangıcı (Şarkı
Varoluştur)
Açılış: "Orada bir ağaç yükseldi. Ah saf
aşkınlık!"
Orfik Eylem: Ağacın yükselişi, somut dış dünyanın
algılayan bilincin (kulağın) görünmezliğine dönüştürülmesidir (kulaktaki
ağaç).
Alımlama Estetiği: Şarkı yalnızca dış dünyayı
değiştirmekle kalmaz, iç ve dış dünya arasındaki sınırları kaldırarak Rilke’nin
meşhur "dünyanın iç mekânı" (Weltinnenraum) kavramını
yaratır. Doğadaki hayvanlar korkudan değil, "duymaktan" (işitmekten)
susarlar ve içlerinde "duyan tapınaklar" kurulur.
Bölüm I, Sone 26 (I,26): Orpheus’un Parçalanması ve
Yayılması
Mitolojik Olay: Maenadların (Bakkhos kadınlarının)
Orpheus’u parçalayarak öldürmesini anlatır.
Paradoksal Süreç: Fiziksel yıkım ve ölüm, Orfik
şarkının yok olması değil, doğaya (taşlara, ağaçlara, aslanlara, kuşlara)
yayılarak sonsuzlaşmasıdır.
Geçiş: Orpheus’un ölümü bir son değil, günümüzdeki
dinleyiciler ("biz") için "sonsuz bir iz" ve yeni bir başlangıçtır.
Bölüm II, Sone 1 (II,1): Nefes ve Görünmez Şiir
Serbest Ritim ve Lirik Ben: Orpheus adı açıkça
anılmasa da, "nefes alma" motifi üzerinden onun varlığı sürdürülür.
Nefes Şifresi: Nefes alıp verme (sistolik-diyastolik
hareket), iç ve dış mekânın, geçmiş ve geleceğin sınırlarını eriten bir metamorfoz
eylemidir. Nefes, "görünmez şiir" olarak merkezi kaplar.
Bölüm II, Sone 29 (II,29): Kapanış ve Dönüşüm Görevi
Varoluşsal Kabul: "Dönüşüme girip
çıkın."
Geçicilik ve Ölüm: Geçiciliğin, acının ve ölümün
radikal kabulü, acının şaraba dönüştürülmesini sağlar.
Ucu Açık Gelecek: Sone "Koşuyorum"
ve "Ben" ifadeleriyle diyalektik bir kurgu sunar. Orpheus’un
başlattığı metamorfoz, artık metnin okuyucusuna verilmiş bir varoluşsal
görev/ödür. Okuyucu, tıpkı birinci sonedeki "sessizliğin hayvanları"
gibi dinlemeyi ve dönüşmeyi öğrenmelidir.
Eser iki bölüme ayrılmış olsa da aralarında
zamansal/tarihsel bir kopuş değil, bir "tema ve varyasyon" ilişkisi
bulunur.
I. Kısım (Estetik ve Varoluşsal Tanıtım):
Sone I, 1 (Şiirsel Kuruluş): Orpheus'un şiirsel
kurucu eylemi öne çıkar. Dış dünya, dinleyen bilincin görünmezliğine
dönüştürülür. Şarkı söylemek yalnızca bir eylem değil, varoluşun kendisidir ("Gesang
ist Dasein").
Sone I, 26 (Çözülme ve Yayılma): Orpheus'un Maenadlar
tarafından parçalanarak öldürülmesi işlenir. Bu varoluşsal yıkım, şarkının
doğaya yayılarak "sonsuz bir iz" bırakmasını sağlar.
II. Kısım (Şifreleme ve İçselleştirme):
Sone II, 1 (Yeniden Başlangıç ve Nefes): I, 26'daki
ölümden sonra gelen keskin bir tersine dönüşle yeni bir başlangıç yapılır. Miti
anlatmak için artık geleneksel mitsel sahnelere ihtiyaç duyulmaz; Orpheus
figürü geri çekilir ve yerini "nefes" (görünmez şiir) imgesine
bırakır.
Sone II, 29 (Dönüşüm Emri ve Kapanış): Eser, "Eurydice'de
her zaman ölü ol..." çağrısıyla tamamlanır. Orpheus’un metamorfoz
görevi artık okuyucuya ve geleceğe devredilir.
Eurjdike'ta her zaman ölü ol
Her iki kısımda da ana payda "aşkınlık"
ve "dönüşüm" kavramlarıdır:
Estetik Dönüşüm: Nesnel, somut dünyanın dille
buluşarak içsel/görünmez alana taşınmasıdır (Rilke'nin "Weltinnenraum"
- dünyanın iç mekânı dediği olgu).
Varoluşsal Dönüşüm: Bireysel varoluşun ve sınırların
aşılması, geçiciliğin ve ölümün radikal bir biçimde kabul edilmesidir.
Klasik mitolojide Orpheus, yeraltı dünyasına inerek ölümü
yenmeye çalışır. Rilke ise bu arkaik şemayı 180 derece tersine çevirir: Orpheus'un ölümü ve parçalanması, şarkısının devam
etmesinin ön koşuludur. Şair ölümden kaçmaz; ölümün ve geçiciliğin
bilincine vararak konuşma yeteneğini (şarkısını) güçlendirir.
Mitler katı dogmalar değil, esnek ve "gözenekli"
yapılardır.
Rilke, Orpheus mitini olduğu gibi aktarmaz; onu "aynı
şeyin eşit olmayan şekilde tekrarı" ilkesiyle sürekli varyasyonlara
uğratır.
Şiirdeki "Son kez / şarkı söylediğinde Orpheus'tur.
Gelir ve gider" (I, 5) ifadesi, Orpheus'un sabit bir tanrı değil,
ancak şarkı söylendiği anda varlık kazanan hermenötik bir olgu olduğunu
gösterir.
Orpheus'un yanında geniş bir tanrılar panteonu yoktur. O,
şiirsel evrenin tekil şifresidir.
Antik mitlerdeki tanrı varlığı mutlak bir gerçeklikken,
Rilke'de Tanrı/Orpheus ancak dil ve şarkı aracılığıyla "geçici
olarak" görünür kılınır ("Şarkı söylediğinde Orpheus'tur").
Orpheus, somut kalıntıları olmayan "kayıp bir tanrıdır."
Onun fiziksel yokluğu, okuyucuya yorumlama ve sanatsal dönüşüm özgürlüğü tanır.
Rilke, Orpheus'a Soneler ile dogmatik ya da dini bir
"yeni mitoloji" değil, kendi bireysel estetik ihtiyaçlarına yanıt
veren yeni bir poetoloji (şiir kuramı) inşa etmiştir.
Ölüm, şarkı söylemenin ve varoluşsal dönüşümün temel
koşuludur ("Eurydice'de ölü ol").
Biçim Dili
Sone
Rilke, döngüdeki 55 sonenin tamamında 14 dize ve iki
dörtlü-iki üçlü (QQTT) kıta düzenine sadık kalarak dış mimariyi korumuştur.
Ancak kafiye ve ölçü kullanımında geleneksel kalıpları esnetip
dinamikleştirmiştir. Oktavda sarmal kafiye yerine alternatif kafiyeyi
(abab/cdcd) baskın kılarak geleneksel antitez dengesini değiştirmiştir. Ölçüde
ise geleneksel beş ayaklı iambus yerine daktilik vezne ve değişken dize
uzunluklarına ağırlık vermiştir.
"Soneyi değiştirmek, kaldırmak, hatta bir anlamda
onu yok etmeden koşarken yanımda taşımak, bu durumda benim için tuhaf bir sınav
ve görevdi…”
Ölçü ve Aşırılık
Orpheus, doğası gereği Apolloncu düzen ile Dionysosçu
coşkuyu birleştiren bir figürdür. Rilke'nin biçimsel sınırlamalar ile ritmik
özgürlük arasındaki gerilimi, "ölçü" (Maß) ve
"aşırılık/fazlalık" (Übermaß) arasındaki tarihsel-poetolojik
arayışına dayanır. Rilke, modern çağın biçimsiz, kontrolsüz kinetik enerjisine
("zamanın ruhu") karşı sone formunun dirençli ölçüsünü koyarak
dengeli bir melodik tona ulaşmıştır.
Gramer Şiiri
Dil açısından şiir
Rilke, kelimelerin etimolojik köklerinden, fonetik ses
parçacıklarından ve dilbilgisel esnekliklerinden yeni kelimeler ve anlamlar
türeten üretici bir teknik ("Wort-Genetik") kullanır.
Konuşma bölümlerinin geleneksel hiyerarşisi bulanıklaşır;
fiiller "olmak" (sein) merkezinde güçlendirilir. Sone
II.4'teki Tek Boynuzlu At (Einhorn) analizi, dilin "var
olmayan" bir varlığı insan sevgisi, hayali mekân ve "gümüş ayna"
aracılığıyla nasıl görünür kıldığını gösteren mükemmel bir örnektir.
Lirik Öz
Rilke'nin sonelerinde geleneksel ampirik "ben"
veya deneyimsel özne merkezde değildir. Zamir yapısında diyalojik
"sen" hitapları, kolektif "biz" ifadeleri ve belirsiz
zamirler ("kim", "birisi") ağırlıktadır. Modern öznenin
ayrışması ve çözünmesi gerçekleşirken, lirik benlik bilginin ve dilin olanağı
olarak yeniden temellendirilir.
"Dinlemek, bu yüzden yazıyorum ve yazıyorum."
Lirik benlik kendisini şarkının mutlak yazarı olarak değil,
Orpheus ile dünya arasında bir aracı (Medium) ve "işiten ben" (hörendes
Ich) olarak konumlandırır.
"Şair doğanın ağzıdır" ve Orpheus'un sesini
dinleyerek kelimelere döker.
"Düşmanlık sizi bu kadar şiddetle yaydığı için artık
doğanın işiteni ve ağzı olduk."
Ek Bölüm: Valérys Eupalinos veya Mimar
Paul Valéry’nin "Eupalinos veya Mimar" (Eupalinos
ou l'Architecte) adlı diyaloğu ile "Ruh ve Dans" (L'Âme et la
Danse), "Amphion" melodramı ve Rainer Maria Rilke’nin "Orpheus’a
Soneler" (Sonette an Orpheus) eserleri arasındaki felsefi, estetik
ve disiplinlerarası ilişkiler…
Valéry’nin diyaloğunda Eupalinos’un inşa ettiği tapınağın
fiziksel görünüşü tarif edilmez. Önemli olan tapınağın kendisi değil,
Eupalinos’un "sesi" ve inşa süreci (sahnelenmesi)dir.
Eupalinos mimariyi "Orpheus’un gücü" ile inşa
eder. Sokrates’in belirttiği gibi, bir konuşmanın veya mimarinin gerçekliği
onun "şarkı" bileşenindedir (ritm, ses rengi, tını).
Müzik ve ritm, izleyiciyi ve sanatçıyı aynı frekansa
getirir. Nietzsche’nin Trajedinin Doğuşu’ndaki analizine paralel olarak,
sanat bir eylem/olay (act) ve bir ayin festivalidir. Valéry’nin Amphion
eseri de bir opera değil, dini bir kutlamaya yakın "müzikal bir
drama"dır.
Sanat yoktan var etmek değil, biçimsiz malzemeyi (taş, dil)
heyecan verici bir düzene dönüştürmektir.
Tapınak veya müzik, insanın içinde tamamen yıkandığı bir
alan/küre yaratır. Müzik akıcı bir mimari, mimari ise dondurulmuş bir müziktir.
İzleyici tapınağın etrafında veya içinde hareket ettikçe,
dışsal hareket içsel bir dönüşüme (şiirsel heyecan, büyü/büyülenme - Charme)
dönüşür.
Sütunlar, "gözler için şarkı söyleyen" seslerdir.
Şarkı tapınağı, tapınak da şarkıyı doğurur.
Rilke, ölü ve sabit "anıt taşları" yerine her yıl
açıp solan gülü ve şarkıyı ikame eder.
Müzik ve şiir, doğası gereği geçicidir (anlatılamaz
adımlar/izler bırakır). Nota tınladığı an kaybolur; oluş ve yok oluş iç içedir.
Orpheus’un parçalanması ve yok olması, onun sözünün
"burada olmayı" aşmasını ve doğaya yayılmasını sağlar. Sanat, mutlak
olarak kaybolarak yeniden var olan bir kutlama ve dönüşüm eylemidir.
Şekil ve Şifre
Karşılaştırma - Metafor - Şifre/Şekil
Şiirsel imge ile insan bilinci arasındaki ilişki, sembolist
şiirin ve Rilke'nin poetik gelişiminin merkezinde yer alır. Erken döneminde
nesneleri kendi iç dünyasının ve duygularının birer yansıması olarak gören
Rilke, zamanla dış gerçekliğin bağımsızlığını tanımış ve iç dünya ile dış
gerçeklik arasında köprü kuran nesnel bir temsil arayışına girmiştir.
“Şiir görüntülerle konuşur.”
Bu gerçek kadar temel olan, şiirin bir ruh haline, bir etat
d'âme'ye, belli bir bilince, bir bilgiye tanıklık etmek istemesi veya onu
uyandırmaya çalışmasıdır.
T.S. Eliot'ın "nesnel bağıntı" (objective
correlative) kavramıyla paralel biçimde, duyusal izlenimler içsel ruh
hallerinin dolaylı ifadelerine dönüşür. Ancak zamanla "şeylerin
krizi" ve geçicilik bilinci belirginleşerek imge kullanımını "şey
şiirleri"nden (Dinggedicht) soyut "şifre"ye doğru taşımıştır.
Duyguyu sanat biçiminde ifade etmenin tek yolu nesnel bir
bağıntı bulmaktır; başka bir deyişle, bunun formülü olacak bir dizi nesne, bir
Durum, bir olaylar zinciri...
İspanyol Dansçı (Spanische Tänzerin)
Rilke'nin Yeni Şiirler dönemine ait bu eserinde, görsel
gözlem mesafesi korunarak dansın aşamaları bir alev benzetmesi üzerinden
işlenir. Karşılaştırma yapısından ("gibi") zamanla metafora
("dans alevdir") geçilir ve dansçı ile dans coşkulu bir an için özdeşleşir.
Ancak dansın zirvesinde yok olma tehlikesi baş gösterdiğinden, dansçı iktidar
sahibi bir iradeyle ateşi çiğneyerek söndürür; böylece eser sanatçıdan
bağımsız, kalıcı bir biçim kazanır.
Dansçı: O Uzanıyorsun (Sonett II, 18)
Orpheus'a Soneler döngüsündeki bu şiirde, dansçı artık
gözlemlenen bir nesne değil, hafızada ve dilin kendi dinamiklerinde gerçekleşen
Orfik bir figürdür. Görsel mesafe kalkmış, şair doğrudan ikinci şahsa hitap
etmiştir. Dans; "hareketten ağaç", "coşku ağacı",
"sıcaklık" ve olgunlaşan "sürahi/vazo" gibi yoğun
şifrelerle ifade edilen geçici bir kurban sunumuna dönüşür.
'Tersine Çevrilmiş' Metafor
İspanyol Dansçı ile Sone II, 18 arasındaki fark, metafor
anlayışının radikal dönüşümünü gösterir. Sone II, 18'de benzetilen ile
benzetilen arasındaki hiyerarşik ayrım ortadan kalkar. Ağaç ya da alev imgesi,
dansın dışarıdan bulunmuş bir benzetmesi değil, hareketin özsel figürsel
karşılığıdır (figüratif bağıntı). Şiir dilinin görevi dışsal bağlar kurmak
değil, varlığın iç yapısını şifreler aracılığıyla şeffaf kılmaktır.
Görünmezin Janus Yüzü
Şeylerin Krizi
20. yüzyıl başındaki
tarihsel ve kültürel çöküş, nesnelerin dayanıklılığını ve biçimsel bütünlüğünü
tehdit etmiştir. Rilke'nin Duino Ağıtları ve Orpheus'a Sonelerinde
ilan ettiği "görünenin görünmeze dönüştürülmesi" programı, dış
nesnelerin yok edilmesi anlamına gelmez; aksine, kırılgan ve geçici olan dış
dünyanın dilsel ve zihinsel alanda biçimini koruyarak kurtarılmasını hedefler.
Görünenin görünmeze dönüştürülmesi, "hala tanınan
formun korunmasını" amaçlamaktadır.
Ek Bölüm: Klee'nin Yapıcı Soyutlaması
Rilke'nin poetikası ile ressam Paul Klee'nin sanat teorisi
arasında derin bir bağ vardır. Klee, doğadaki ve sanattaki her oluşun temelinde
hareketi görür ve doğayı hazır bir ürün (natura naturata) değil, üreten
süreç (natura naturans) olarak tanımlar.
Sanat nesneyi taklit etmez; görünmeyen ilkesel hareketleri
ve ilişkileri görünür kılar.
Gerçek temel form, tasarım ve görünümün bir sentezidir.
Kinetik Hayal Gücü
Modern çağın getirdiği hız, teknoloji ve hareket deneyimi
Rilke'nin şiirsel imgeleminde kinetik bir dinamizme dönüşür. Top (Der Ball)
ve Çeşme (Le Jet d'eau) şiirlerinde durağan heykelsi nesne anlayışı
aşılır; yükseliş ve düşüş, hareket ile karşı hareket arasındaki denge anı
("topsuz top oyunu") saf biçimin doğuşunu sağlar.
Doğa ve Sanat: Hareket ve Figür
Doğadaki ham hareketler kendiliğinden şiirsel bir anlam
taşımaz; insanın bilinci ve düzenleyici müdahalesiyle biçim (figür) kazanır.
Atlı sonesinde (Sonett I, 11) at doğayı, binici ise insan bilincini temsil
eder; ikisinin "dönüm noktası"nda (Umschlag) buluşmasıyla
geçici hareket zamansız bir takımyıldıza dönüşür.
“Geçici Olanın Hayaleti”
Rilke'nin geç dönem yapıtlarında geçicilik artık kaçınılacak
bir yıkım değil, şiirsel bütünlüğün ve övgünün zorunlu koşuludur. Geçicilik
bilinci ve dönüm noktasındaki veda tecrübesi, kronometrik zamanı aşarak
zamansal bütünlüğü ve şiirsel mekânı açar.
Görünenin görünmeze dönüşmesi, sonuçta nesnelerin geçiciliği
açısından şeffaf hale gelmesi anlamına gelir. Geçicilik reddedilmez. Bütünlüğün
ve şiirin ön koşulu haline gelir.
Hafıza
Rilke poetikasında hafıza, geçmiş izlenimlerin basit bir
deposu değil, şimdiki zaman ile geçmişi birleştiren ve deneyimi dönüştüren
merkezi üretim kategorisidir.
Motiflerin Kodunun Çözülmesi: Çağrışımın Bir Bağıntısı Olarak Hafıza
Şarkı Sözü Toplamı: Ağaç
Orpheus'a Sonelerin açılışındaki "Ağaç" imgesi,
Rilke'nin tüm eserleri boyunca biriken deneyimlerin ve niteliklerin
yoğunlaştığı "lirik bir toplam" veya şifredir. Ağaç; yaşam ile
ölümün, yükseliş ile düşüşün, aşırılık ile ölçünün diyalektiğini taşır.
Hermetizm ve Çözülme
Rilke'nin şifre dili karmaşık
anlam katmanlarını tek bir kelimeye indirgediği için hermetik görünür. Şifrenin
çözülmesi, okuyucunun şairin motif tarihine ve kendi okuma hafızasına
başvurmasını gerektirir.
Bilinen Görüntü: Algının Bir Bağıntısı Olarak Hafıza
Yoksunluk Tekniği
Rodin'den öğrenilen kasıtsız ve isimsiz gözlem tekniği,
izlenimlerin hafızada birikip unutulmasını ve zamanla "kan haline
gelmesini" gerektirir. Ancak bu unutma sürecinden sonra özgün dizenin ilk
kelimesi doğabilir.
Ancak onlar içimizde kan haline geldiklerinde, bakışları ve
jestleri isimsiz ve artık bizden ayırt edilemez hale geldiklerinde, ancak o
zaman çok ender bir saatte bir ayetin ilk kelimesi aralarında yükselip onlardan
çıkabilir.
Mimesis'e Karşı Mnemotechnik
Sanat, dış dünyayı kölece taklit etmek (mimesis) yerine,
hafıza ve hayal gücünün birleştirici gücüyle yeniden inşa edilen bir anımsatma
tekniğidir (mnemotechnik).
Ek Bölüm: Baudelaire'in "Güzelliğin Anımsatıcı
Tekniği"
Baudelaire sanatı "güzelliğin anımsatıcı tekniği"
(une mnemotechnie du beau) olarak tanımlar. Hayal gücü tüm yaratılışı
parçalayarak hafızadaki malzemelerden ruhun içsel kurallarına göre yeni bir
bütünlük yaratır.
Hayal gücü... tüm yaratılışı parçalara ayırır ve birikmiş
olanlarla birlikte En derinlerden gelen kurallara göre düzenlediği malzemeler
Ruh aranmalıdır, yeni bir dünya yaratır...
“Kalp İşi”
Dönüş (Wendung) şiirinde Rilke, dışa bakan gözün
işinin bittiğini, artık içe dönük "kalp işi"nin (Herz-Werk)
yapılması gerektiğini ilan eder. Dışsal algıyla fethedilen görüntüler, içsel
doluluk ve sevgiyle özümsenerek gerçek anlamıyla tanınır.
Yüzün işi bitti, şimdi kalbin işini yapın
İçinizdeki görüntülere, o mahkumlara…
Dünyanın İçi: Aydınlanmanın Katalizörü Olarak Bellek
Şiirsel Manzara
Rilke'nin Valais manzarası tasvirinde, dış dünya ile iç
dünya birleşerek "dünyanın iç mekânı"nı (Weltinnenraum)
oluşturur. Manzara detayları (kavaklar, köprüler, çeşmeler) kendi başına birer
nesne değil, uzayın ve anlamın ünlem/çağrı işaretleridir.
Epifani Tekniği
James Joyce ve Hugo von Hofmannsthal'ın anlık aydınlanma
tecrübelerinden farklı olarak Rilke'de aydınlanma, çocukluk anıları ve ölüm
korkusuyla harmanlanmış sürekli bir ruh halidir; hafıza bu aydınlanmanın
katalizörüdür.
Aydınlanma alanı tamamen dolayımlanmış bir alan olarak
ortaya çıkar...
Bellek, dönüşüm sürecinde aktif rol üstlenir.
Son Not: Dikte ve Kompozisyon
Şiir; bilinçli bir hesaplama, hassas bir matematiksel işlem,
zeka, irade ve sıkı çalışma (toujours travailler) ürünüdür. Poe,
Mallarmé ve Valéry’nin temsil ettiği bu çizgide şair, ilhamla sarhoş olan bir
"dahi" değil; dilin mekaniğini çözen bir "operatör" ve
zanaatkârdır.
Rilke ise Soneler’in kesinlikle bilinçli bir
hesaplama olmadığını, "tamamen içsel emirlere" ve "nefes kesici
bir itaate" dayanan bir dikte ürünü olduğunu savunur.
Homeros: Şarkıya başlarken kendini İlham Perisi’ne (Musa)
teslim eder.
Platon: Şairin gerçek şiire ancak "İlham
Perilerinin deliliği" (mania) ile ulaşabileceğini savunur.
Schiller & Nietzsche: Schiller, şiirin zihinde
önce nedensel düşüncelerle değil, "müzikal bir ruh hali" ile
doğduğunu belirtir. Nietzsche de bunu Dionysosçu bağlamda şair ile müzisyenin
özdeşliği olarak görür.
Valéry (Deniz Mezarlığı): İlham karşıtı
çıkışlarına rağmen Valéry bile bu eserin ilk fikrinin zihnini takıntı gibi
kaplayan "boş bir ritmik form / soyut bir ritim" olduğunu kabul eder.
Rilke’nin Yeni Şiirler döneminden, Rodin ve Cézanne
etkisinde edindiği onlarca yıllık biçimsel disiplin, dil tecrübesi ve "el
hafızası", bu şimşek hızındaki dikte anında kendiliğinden devreye girer.
Orpheus'a Sonelerin birkaç gün içinde bir "dikte"
veya ilhamla yazıldığı iddiaları romantize bir söylem gibi görünse de aslında
yıllarca süren disiplinli zanaatın, biçimsel araştırmaların ve bilinçdışında
biriken bellek birikiminin aniden bilince patlamasıdır.
Baudelaire ve Valéry'nin vurguladığı gibi, ilham ancak
günlük çalışmanın ve zanaat hafızasının üzerinde yükselebilir.
İlham kesinlikle günlük çalışmanın kız kardeşidir.
Unutmaktan hatırlamaya geçiş, bir ayetin "ilk
kelimesinin" doğuşudur.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder