J.
F. Hendry - Kutsal Eşik Rainer Maria
Rilke'nin Yaşamı - Notlar
The sacred threshold, a life of Rainer Maria Rilke, Carcanet
Press, Manchester, 1983
Bir Zemin Üzerindeki Bölünmeler
Rainer Maria Rilke (doğum adıyla René Karl Wilhelm Johann
Josef Maria), 4 Aralık 1875'te Prag'da doğmuştur. Yedi aylık prematüre bir
bebek olarak dünyaya gelen René'nin çocukluğu, annesi Sophie (Phia) Rilke'nin
katı ve saptırılmış dini ibadetleri ile gölgelenmiştir. Annesi, daha önce
kaybettiği kız çocuğunun yasını René'ye kız elbiseleri giydirerek ve ona
"Sophie" diye hitap ettirerek tutmaya çalışmıştır. René,
çocukluğundan itibaren gerçek ile fantezi arasındaki bu ikili kişilik
bölünmesini yaşamak zorunda kalmıştır.
Baba Josef Rilke, ordu kariyeri yarım kalmış ve
demiryolu memurluğuna yerleşmiş hayal kırıklığıyla dolu bir adamdı. Annesi Phia
ise burjuva kökenli, gösteriş meraklısı ve gerçeklikten kopuk bir kadındı.
Ebeveynlerinin bu uyumsuzluğu ve çocuğa kendi hayal kırıklıklarının tesellisi
gözüyle bakmaları, Rilke'de erken yaşta yalnızlık ve yabancılaşma duygusunu
pekiştirmiştir.
Rilke ailesi, kökenlerinin 15. yüzyılda Bohemya'ya gelen
Sakson soylularına ve 1660'ta Türklere karşı savaşırken ölen Sancaktar
Christopher Rilke'ye dayandığı efsanesine tutunmuştur. Amcası Jaroslav
Rilke bu soyluluk unvanını belgelemek için büyük çaba harcamıştır. Rilke bu
efsaneyi bir züppelikten ziyade, geçmişin ölüleriyle akrabalık kurma ve
izolasyon duygusunu aşma arayışı olarak benimsemiştir.
Kostümlü Provalar
1886'da babasının arzusuyla Sankt-Pölten Askeri Akademisi'ne
gönderilen Rilke, burada katı disiplin, fiziksel eziyet ve akran zorbalığıyla
karşılaşmıştır. Okulda "Aptal" (der Narr) olarak nitelendirilen
Rilke, bu cehennem gibi ortamdan kaçmak için şiire ve fanteziye sığınmıştır.
Beş yıllık askeri eğitim, hayatı boyunca bastırmaya çalıştığı travmatik bir
yara olarak kalmıştır.
Sağlık sorunları nedeniyle askeri okuldan ayrılan Rilke,
Linz Ticaret Akademisi'ne geçmiş, ardından Amcası Jaroslav'ın desteğiyle
üniversite giriş sınavlarına hazırlanarak felsefe, edebiyat ve hukuk eğitimi
almıştır. Bu dönemde sanatçı kişiliğini keşfetmeye başlamış, ilk şiir
koleksiyonu olan Hayat ve Şarkılar (1894) ile Yabani Hindiba (Wegwarten, 1896)
dergilerini yayımlamıştır. Wegwarten'ı halka, hastanelere ve kütüphanelere
ücretsiz dağıtmıştır.
Rilke'nin ilk gençlik aşkı Valerie von David-Rhonfeld
(Vally), onun ilk şiirlerinin basımına finansal destek sağlamıştır. Ancak Rilke
kısa süre sonra bu ilişkinin sınırlarını fark ederek ayrılmıştır. Bu yıllarda
Danimarkalı yazar Jens Peter Jacobsen'in (Niels Lyhne) eserlerini keşfetmiş ve
nesnelerin duyusal eşdeğerlerini arama kararlılığı kazanmıştır.
'Rainer' Ortaya Çıkıyor
Şubat 1897'de Münih'te kendisinden 15 yaş büyük, entelektüel
açıdan son derece güçlü olan Lou Andreas-Salomé ile tanışması Rilke'nin
hayatının dönüm noktası olmuştur. Lou'nun teşvikiyle adını yumuşak bulduğu
"René"den **"Rainer"**a değiştirmiştir. Lou, Rilke için hem
bir anne hem bir öğretmen hem de ilk gerçek aşk olmuştur.
Lou ile İtalya seyahatleri sırasında Floransa Günlüğüne
başlayan Rilke, sanatın geleneksel dinlerin yerini alacağı yeni bir estetik
dindarlık fikrini geliştirmiştir. İsa Vizyonlarında İsa'yı bir Tanrı olarak
değil, insanların tapınmak yerine örnek alması gereken trajik bir insan olarak
ele almıştır.
1899'da bir fırtınalı gecede, ailesinin geçmişine ait
belgelerden ilham alarak tek bir gecede Cornet Christopher Rilke'nin Aşkının ve
Ölümünün Şarkısı adlı lirik destanını yazmıştır. Eser, 18 yaşındaki bir
sancaktarın aşk ve ölüm arasındaki trajik ve şiirsel yolculuğunu anlatır.
Rusya Gerçekti
Rilke, Lou Andreas-Salomé ile birlikte 1899 ve 1900
yıllarında Rusya'ya iki büyük seyahat gerçekleştirmiştir. Moskova, St.
Petersburg, Kiev, Volga kıyıları ve Rus köylerini kapsayan bu gezilerde Lev
Tolstoy, painter Leonid Pasternak ve İlya Repin ile tanışmıştır.
Moskova'daki Paskalya gecesi ayini ve kilise çanlarının sesi
Rilke'de ömür boyu silinmeyecek bir dini uyanış yaratmıştır. Rus köylüsünün
sabrında, toprağa bağlılığında ve gösterişsiz dindarlığında Tanrı'nın gerçek
varlığını hissetmiştir. Bu dönemde Rusça öğrenmiş ve Rusça şiirler yazmıştır.
Rusya dönüşünde Schmargendorf'taki evinde sakal bırakan, Rus
bluzu giyen Rilke, odasına bir "Tanrı Köşesi" kurmuş ve Saatler
Kitabının (Das Stunden-Buch) ilk bölümü olan "Keşiş Yaşamı Kitabı"nı
kaleme almıştır.
Yalnızlığın İddiaları
1900 sonbaharında Bremen yakınlarındaki Worpswede
sanatçı kolonisine katılan Rilke, burada doğayla iç içe yaşayan sanatçılarla
vakit geçirmiştir. Kolonide iki genç kadın sanatçı ile derin bir dostluk kurmuştur:
Ressam Paula Becker ("adil ressam") ve heykeltıraş Clara Westhoff
("karanlık heykeltıraş").
Rilke, Paula Becker'in sanatsal dehasına ve duyarlılığına
hayran kalmış, onunla aralarında mistik bir çekim oluşmuştur. Ancak Paula'nın
ressam Otto Modersohn ile nişanlanması Rilke'de büyük bir düş kırıklığı
yaratarak onu sarsmıştır.
Nisan 1901'de heykeltıraş Clara Westhoff ile evlenen Rilke,
Westerwede'de küçük bir eve yerleşmiş ve Aralık 1901'de kızları Ruth
dünyaya gelmiştir. Ancak Rilke, evliliği geleneksel bir yuva kurmaktan ziyade
iki sanatçının birbirinin yalnızlığını koruduğu bir sığınak olarak görmüştür.
Esasen Paris
Ağustos 1902'de Auguste Rodin üzerine bir monografi yazmak
amacıyla Paris'e gelen Rilke, büyük şehrin gürültüsü, sefaleti, yoksul
insanları ve hastaneleri karşısında dehşete düşmüştür. Paris, Rilke için bir
güzellik merkezinden ziyade yalnızlığın, acının ve yabancılaşmanın şehri haline
gelmiştir. Bu izlenimler, ileride yazacağı Malte Laurids Brigge'nin
Defterlerinin zeminini oluşturmuştur.
Büyük heykeltıraş Auguste Rodin ile tanışan Rilke,
onun çalışma disiplinine ve taş bloklardan biçim çıkarma gücüne hayran
kalmıştır. Rodin, Rilke'ye ilhamın beklenerek değil, kesintisiz ve disiplinli
görerek/çalışarak (toujours travailler) elde edileceğini öğretmiştir.
Bu dönemde yayımlanan Resimli Kitap, Rilke'nin empati
yeteneğinin arttığını, nesnelerin, yoksulların, körlerin ve dışlanmışların iç
dünyasına sızma becerisini kazandığını gösterir.
1903-1904 yıllarında Roma'da Villa Strohl-Fern'de kalan
Rilke, ardından İsveçli yazar Ellen Key'in davetiyle Danimarka ve
İsveç'e (Borgeby Gård) gitmiştir. İskandinav manzarası ve Jacobsen'in dünyası
Rilke'ye ruhsal bir iyileşme sağlamıştır.
Eylül 1905'te Rodin'in davetiyle Meudon'daki Villa des
Brillants'a yerleşen Rilke, Rodin'in Fransızca ve Almanca yazışmalarını yürüten
özel sekreteri olmuştur. Rodin'in yanında nesnelere konsantre olmayı ve sabırla
bakmayı ("nesne-şiir" / Dinggedicht yaklaşımı) öğrenmiştir.
Mayıs 1906'da Rilke'nin Rodin'e sormadan ortak bir arkadaşın
mektubunu yanıtlaması üzerine Rodin aşırı bir öfke göstererek Rilke'yi evinden
kovmuştur. Rilke bu haksız muameleye rağmen ustasına duyduğu saygıyı bozmayan
onurlu bir mektup yazarak ayrılmıştır.
Yeni Şiir
1906-1908 yıllarında Capri'de ve Paris'te yazılan Yeni
Şiirler, Rilke'nin "nesne-şiir" anlayışının zirvesidir.
"Panter", "Flamingolar", "Gül Çanağı" ve
"Apollon'un Arkaik Gövdesi" gibi şiirlerde nesnenin özüne sızma ve
onu dışarıdan süslemeden söyleme ilkesi uygulanmıştır.
1907 Paris Sonbahar Salonu'nda ressam Paul Cézanne'ın
eserlerini keşfeden Rilke, şaheser niteliğinde mektuplar kaleme almıştır.
Cézanne'ın nesneye olan tarafsız, kişisel duygularını bulaştırmayan, "Bunu
seviyorum" yerine "İşte burada" diyen yaklaşımını kendi şiirinin
de temel yöntemi olarak benimsemiştir.
Kasım 1907'de Paula Becker'in doğum yaptıktan hemen sonra
kalp krizinden ölmesi Rilke'yi derinden sarsmıştır. Paris'te kaleme aldığı Bir
Arkadaşa Ağıt (Requiem für eine Freundin) şiirinde, Paula'nın yasını tutarken,
kadının sanatçı kimliği ile annelik/eşlik arasındaki ezeli çatışmayı ve aşktaki
sahiplenme suçunu sorgulamıştır.
Tarif Edilemeyen Korkular
Rilke'nin tek romanı olan Die Aufzeichnungen des Malte
Laurids Brigge (1808-1910), Danimarkalı yoksul ve soylu genç Malte'nin
Paris'teki varoluşsal krizini, çocukluk korkularını ve yabancılaşmasını konu
alır. Şehrin gürültüsü, hastalıklar, elektrikli tramvaylar ve ölüm korkusu
Malte'nin bilincinde iç içe geçer.
Romanın sonunda Rilke, Kitab-ı Mukaddes'teki Savurgan Evlat
kıssasını yeniden yorumlar. Savurgan Oğul, ailesinin kendisini sahiplenici
sevgisinden ve sevilmenin getirdiği kısıtlamalardan kaçarak, karşılıksız
sevmeyi ve Tanrı'ya yönelmeyi öğrenmek için evi terk eder.
Duino
Aralık 1909'da tanıştığı Prenses Marie von Thurn und
Taxis, Rilke'nin en büyük hamisi ve koruyucusu olmuştur. Rilke, Prenses'in
Adriyatik kıyısındaki tarihi Duino Şatosu'na davet edilmiş ve kışı
burada geçirmiştir.
Ocak 1912'de rüzgarlı bir sabah Duino mazgallarında yürürken
Rilke, fırtınanın içinden gelen o ünlü dizeyi duymuş ve hemen defterine
kaydetmiştir: "Wer, wenn ich schriee, hörte mich denn aus der Engel
Ordnungen?". Böylece ilk iki Duino Ağıtı birkaç gün içinde yazılmıştır.
Duino bahçesinde bir zeytin ağacına yaslanırken Rilke,
nesnelerin zamansız bir boyutta kendisine açıldığı, "Doğanın diğer
tarafına" ulaştığı mistik bir algı hali yaşamıştır.
Müziği Duymak
Ocak 1914'te piyanist Magda von Hattingberg'in
(Benvenuta) Tanrı Masalları üzerine yazdığı övgü dolu mektupla başlayan ilişki,
kısa sürede fırtınalı bir mektuplaşmaya dönüşmüştür. Rilke, Benvenuta'nın
müziğinde kendi lirik dünyasının eksik olan sesini bulduğuna inanmıştır.
Berlin ve Paris'te buluşan ikili, piyanolar, konserler
(Busoni) ve sanat gezileriyle dolu günler geçirmiştir. Rilke, Benvenuta ile
evlenmek için Clara'dan boşanmayı teklif edecek kadar ileri gitmiştir. Ancak
Benvenuta, Rilke'nin insan-üstü, mistik ve insanı yutan yalnızlığından dehşete
düşerek "o bir erkek değil, bir ruh" diyerek bu tekliften geri
çekilmiştir.
Duino ziyareti sırasında Rilke'nin Lotte Pritzel'in
kuklaları üzerine yazdığı Oyuncak Bebekler (Puppen) metnini okuması, oyuncak
bebeklerin içsizliğini ve dehşetini savunması Benvenuta'yı ürkütmüş ve
ilişkileri nihai bir kopuşla sonlanmıştır.
Eylemdeki Acı
Ağustos 1914'te Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Rilke,
kısa bir vatansever coşku anı yaşayarak savaş tanrısına Beş İlahı (Fünf
Gesänge) yazmıştır. Ancak bu coşku haftalar içinde yerini derin bir tiksinti ve
nihilizme bırakmıştır.
1916 başlarında askerliğe elverişli görülen Rilke, Viyana'da
Askeri Sicil Dairesi'nde görevlendirilmiştir. Cephe haberlerini halk için
"kahramanlık öykülerine" dönüştürme işini ("kahraman
kuaförlüğü") aşağılayıcı bulmuş, dostlarının nüfuzu sayesinde 9 Haziran
1916'da terhis edilmiştir.
Savaş sırasında dostları Georg Trakl, Alfred Heymel, Norbert
von Hellingrath ve Bernhard von der Marwitz'in ölümleri Rilke'yi felç edici bir
depresyona sokmuştur. Gazetelerin yarattığı sahte gerçekliği ve kitle cinnetini
sertçe eleştirmiştir.
Kırık Düzen
Savaşın sonunda Münih'te gerçekleşen Kurt Eisner
liderliğindeki Bavyera Devrimi'ni ve işçi konseylerini yakından izleyen Rilke,
ilk başta insani bir yenilenme umudu beslemiştir. Ancak ardından gelen
"Beyaz Terör" ve sokak çatışmaları Rilke'yi siyasi çözümlerden
tamamen soğutmuştur.
Haziran 1919'da konferans verme daveti üzerine Almanya'yı ve
Münih'teki dairesini arkasında bırakarak İsviçre'ye geçmiş ve bir daha
Almanya'ya dönmemiştir.
Bekleme Odası
1919-1921 yılları arasında İsviçre'de Nyon, Soglio (Palazzo
Salis), Cenevre, Zürih ve Basel arasında göçebe bir hayat süren Rilke,
İsviçre'yi çalışma odası bulamadığı geçici bir "bekleme odası" olarak
görmüştür.
1920'de ressam Baladine Klossowska (Merline) ile
tanışan Rilke, onunla hayatının son büyük tutkulu ilişkisini yaşamıştır.
Kasım 1920 - Mayıs 1921 arasında kalması sağlanan bu eski
şatoda Rilke, hayali bir şair olan Kont C.W.'nin ağzından yazılmış şiirler
üretmiş ve Paul Valéry'nin Le Cimetière marin şiirini çevirmeye başlamıştır.
Bitmeyen Monolog
Temmuz 1921'de Valais kantonunda yer alan 13. yüzyıldan
kalma susuz, elektriksiz taş kule Château de Muzot'yu keşfetmiştir.
Zürihli hami Werner Reinhart evi satın alarak Rilke'nin kullanımına tahsis
etmiştir. Rilke, Duino'daki manastır yalnızlığını Muzot'ta yeniden bulmuştur.
1 Ocak 1922'de, genç yaşta ölen dansçı kız Vera Ouckama
Knoop'un ölüm haberini alan Rilke, Şubat 1922 başında benzersiz bir ilham
fırtınasına tutulmuştur. Sadece birkaç gün içinde Vera'nın anısına adadığı ve
Orpheus mitini işlediği 56 seneden oluşan Orpheus'a Soneleri (Die Sonette an
Orpheus) tamamlamıştır.
Soneler fırtınasını hemen ardından 1912'den beri yarım kalan
Duino Ağıtlarının (Duino Elegien) tamamlanması izlemiştir. Rilke 11-20 Şubat
1922 arasında yemeden içmeden kesilerek 10 dev ağıtı tamamlamış ve zaferini
hamilerine telgrafla müjdelemiştir.
Güldeki Çelişki
Ekim 1926'da Muzot bahçesinde konuğu Madam Eloui Bey için
gül toplarken sağ eline batan diken, vücudunda amansız bir enfeksiyonu
tetiklemiştir. Zaten vücudunu sarmış olan nadir bir kan kanseri türü (lösemi)
bu enfeksiyonla ortaya çıkmıştır. Rilke, Valmont Sanatoryumu'na kaldırılmıştır.
Son derece acılı geçen son haftalarında tıp terimleriyle
bilgilendirilmek istemeyen Rilke, acı kesicileri reddederek hastalığıyla ve
ölümüyle tek başına yüzleşmeyi seçmiştir. 29 Aralık 1926 sabahı Valmont'ta
hayata gözlerini yummuştur.
Vasiyeti üzerine 2 Ocak 1927'de Raron'daki eski kilisenin
kayalık bahçesine gömülmüştür. Kendi yazdığı ünlü mezar taşı kitabesi şöyledir:
"Gül, ah saf çelişki, arzu, Bu kadar gözkapağının
altında kimsenin uykusu olmamak." (Rose, oh reiner Widerspruch,
Lust, Niemandes Schlaf zu sein unter soviel Lidern.)
Olumlamalar
Rilke'nin sanatı, toplumdan yalıtılmış bir keşiş
yalnızlığından (Saatlerin Kitabı), nesnelerin özüne sızan dışsal gözleme (Yeni
Şiirler), oradan da görünen dünyayı insanın iç dünyasında görünmeze dönüştüren
mistik bir olumlamaya (Duino Ağıtları ve Orpheus'a Soneler) evrilmiştir.
Rilke felsefesinin temeli, yaşam ile ölümün birbirinin zıttı
değil, tek ve kapsayıcı bir varoluşun iki yüzü olduğu fikridir. Ölüm, hayatın
bize karanlık kalan, ışık tutmadığımız yüzüdür; Melek ise hem yaşamı hem ölümü
aynı bütünsellik içinde kavrayan varlıktır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder