Ingeborg
Schnack - Rainer Maria Rilke'nin Yaşamı ve Eserleri -
Notlar
Rainer Maria Rilke, Leben und Werk, Insel-Verlag, 1956
Rilke'nin Hayat Hikayesine İlişkin Notlar
“O bir şairdi ve belirsizlikten nefret ediyordu…”
(Malte…)
Rilke’ye göre gerçek "iş" yalnızca şiirsel
çalışmadır. Hayatındaki her detayı (yaşam alanını, ilişkilerini, düzenini)
sanatının gerektirdiği amansız mükemmellik arayışına göre örgütlemiştir.
Rilke; Tolstoy, Ibsen, Proust, Valéry ve Hauptmann gibi
isimlerin yaşam biçimlerini ve dünyada var olma tarzlarını yakından
incelemiştir.
Mektuplarında Proust, Kafka, Trakl ve Valéry gibi isimlerin
büyüklüğünü dönemdaşlarından çok önce tespit etmiş ve genç şairlere rehberlik
etmiştir.
Rilke, modern bir yazardan ziyade Orta Çağ'ın gezgin bir
ozanına benzer. Muzot’taki son yılları da dahil olmak üzere, kendisini
besleyecek sessizliği ve iklimi bulmak için sürekli yer değiştirmiştir.
Çocukluğu (Prag, aile ortamı ve St. Pölten askeri okulu)
onun için şifa bulmamış derin bir acı kaynağıdır. Psikanalizi reddetmiş;
çocukluğunda "yaşanamayan, korkunç" olan şeyleri sanatsal sembol ve
metaforlara dönüştürmeyi seçmiştir.
Rilke, çocukluğunda annesinin, o doğmadan önce ölen ablasını
hatırlatmak amacıyla kendisine kız kıyafetleri giydirdiğini defalarca
anlatmıştır (bu motif Malte Laurids Brigge'nin Notlarında da
işlenmektedir).
Annesi ve babası, dışarı çıkmadan önce kıyafetlerini havanın
sıcaklığına göre tam ayarlayabilmek için termometreyi kontrol edecek kadar
aşırı koruyucu ve şımartan bir tutum sergilemişlerdir.
Rilke'nin ebeveynleri kiralık bir dairede mütevazı
koşullarda yaşamaktaydı. Aralarındaki geçimsizlik ve kavgalar nedeniyle, Rilke
henüz dokuz yaşındayken ayrılmışlardır. Ebeveynlerinin ayrılması ve evdeki
nefret ortamı, şairin en derin acı verici çocukluk deneyimlerinden biridir.
Rilke annesine karşı hayatı boyunca derin bir tepki,
yabancılaşma ve kızgınlık duymuştur. Annesiyle her karşılaşmasını bir
"nüksetme" ve dehşet kaynağı olarak nitelendirmiştir.
Ailesinin lise eğitimi masraflarını karşılayacak gücü
olmaması ve onu bir subay yapma hırsları nedeniyle Rilke, Avusturya devletinin
askeri yatılı okuluna verilmiştir.
Fiziksel olarak zayıf ve dar omuzlu olan Rilke, askeri
eğitimin ağır fiziksel egzersizlerine uyum sağlayamamış; arkadaşları tarafından
dışlanmış ve eziyet görmüştür. Bu nedenle öğrenci evinde geçirdiği 5 yılı daha
sonra "korkuların başlangıcı" ve hayatını zorlaştıran bir dehşet
dönemi olarak tanımlamıştır.
Askeri okul günlerinde hiç arkadaş bulamamış, diğer
çocukları adeta birer düşman olarak görmüş ve bu erken izolasyon hayatı boyunca
erkekler dünyasıyla ilişkilerinde bir çekingenliğe yol açmıştır.
Askeri okuldan ayrıldıktan sonra Linz'de kısa bir süre
işletme okuluna gitmiş, 1892'de Prag'a dönerek babasıyla yaşamıştır.
Rilke’nin biçimsel derinliği, Prag Baroğu ve Katolik
kültürün sunduğu mekânsal/estetik zenginlikle beslenmiştir. Püriten ve
Protestan anlayışı (dünyaya verilen "büyük evet"i kısıtladığı
gerekçesiyle) soğuk ve mesafeli bulmuştur.
Prag yıllarında kendisinden yaşça büyük olan Valerie von
David-Rhonfeld ile yarı annelik, yarı duygusal bir yakınlık içeren bir ilişki
kurmuştur.
Amcasının yanında çalışması amacıyla Prag Üniversitesi'nde
hukuk okumaya başlamış; ancak içindeki güçlü edebiyat ve sanat tutkusu
nedeniyle aile beklentilerine radikal bir isyanla karşı çıkarak 1896'da evden
ve Prag'dan ayrılıp Münih'e gitmiştir.
Rilke, sanatsal gücünü ve özgürlüğünü ancak ailesinden ve
ebeveynlerinden uzaklaşarak ("kimsenin oğlu olmayarak")
bulabileceğine inanmıştır.
Annesi Phia Rilke'ye duyduğu tepki hayatı boyunca
sürümüştür. Annesinin yüzeysel, uydurma ve bağnaz dindarlığı, Rilke'nin yapay
olan her şeye isyan etmesine ve kendi içsel vicdanını keşfetmesine yol
açmıştır. Rilke'nin Hristiyanlık karşıtı tutumu da bu bağnazlığa bir tepkidir.
Malte romanındaki Müsrif Evlat motifi üzerinden
Rilke, sevgi almayı bir tür tehdit ve özgürlüğün kısıtlanması olarak görmüştür.
Katıksız aşkın getireceği fedakarlıktan korkmuş; heykeltıraş veya yazar gibi
kendi dünyasında kalmayı yeğlemiştir.
Kadınların çekiciliğine kolayca kapılmasına rağmen, yakınlık
derinleştiğinde bu bağlardan ve karmaşadan kaçmış, yalnızlığına sığınmıştır.
Princess Taxis veya Merline gibi kadınlarla yaşadığı yoğun
süreçlere rağmen, hayatının son yıllarında "hayatında büyük bir aşk
tanımadığını" ve "hayatının sadece işine (sanatına) ait
olduğunu" itiraf etmiştir.
Rilke'nin hayatındaki en belirleyici kadın Lou
Andreas-Salomé'dir. Lou; Rilke'ye hem rehberlik etmiş hem onda daha olgun ve
erkekçe bir zarafeti ortaya çıkarmış, hem de onu Freud ve Nietzsche gibi
çağının önemli entelektüel akımlarıyla tanıştırmıştır.
Rus insanının doğası ve mistisizmi onun şiirsel evrenini (Saatler
Kitabı) doğrudan beslemiştir.
Thomas Mann'ın bir ailenin çöküşünü anlatan Buddenbrooks
romanı, Rilke'nin Malte Laurids Brigge'nin Notları kitabını yazarken
yararlandığı temel edebi ilhamlardan biri olmuştur.
Rilke; Rodin, Maillol ve Cezanne gibi sanatçıların
eserlerini keşfettikten sonra nesneleri üzerlerindeki duygu dalgasından
arındırmayı ve onlara nesnel/sert bir biçim kazandırmayı öğrenmiştir. Şiir dili
"porselenden mermere" doğru sertleşmiş ve güçlenmiştir.
Rilke, İskandinav dünyasında gizem ile doğal yaşamın iç içe
olduğunu savunmuştur. Danca öğrenmiş, Kierkegaard okumuş ve tek romanı olan Malte
Laurids Brigge'nin Notları’nın başkarakterini Danimarkalı yapmıştır.
El Greco’nun tabloları ve Kastilya manzarası Rilke’de ışık,
mekân ve sonsuzluk duygusunu şekillendirmiş; bu etki doğrudan Duino Ağıtları’nın
atmosferine yansımıştır.
Rilke ömrü boyunca 10.000’den fazla mektup yazmıştır.
Yalnızlığı tercih etmesine rağmen, monologlarında dahi bir muhataba ihtiyaç
duyduğu için mektup formunu günlüğe tercih etmiştir. Mektupları onun adeta
"hayat kitabı"dır.
Fransız dilinin netliği ve disiplini Rilke’yi büyülemiştir.
Almancadaki yetersizliklerden sıkça yakınmış, yaşamının son döneminde Fransızca
şiirler de kaleme almıştır. Gide, Valéry, Baudelaire ve Mallarmé gibi
yazarlardan çeviriler yapmıştır.
Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi Rilke'nin yaratıcı
gücünü ciddi şekilde sekteye uğratmış, Avusturya'daki askerlik hizmeti içsel
çalışma arzusunu yok etmiştir.
Savaş sonrasında 1919'da İsviçre'ye geçen Rilke, burayı
kendini toparlayabileceği ve asıl görevine dönebileceği bir yer olarak
görmüştür.
Valais bölgesindeki Muzot Kulesi'ne yerleşerek inzivaya
çekilmiş ve Şubat 1922'de yoğun bir içsel çalışmayla başyapıtları olan Duino
Ağıtları (Duineser Elegien) ile Orpheus'a Soneler'i (Sonette
an Orpheus) tamamlamıştır.
Bir gül dikeni yaralanmasının ardından tetiklenen akut
lösemi (beyaz kanlılık) nedeniyle büyük fiziki acılar çekmiştir. 30 Kasım
1926'da Valmont Kliniği'ne kaldırılmıştır.
Hastalığının adını öğrenmek istememiş, bilincini
bulanıklaştıracak ağır ağrı kesicileri ve dışarıdan manevi müdahaleleri
reddetmiştir. "Bana yardım et, bana ait ölüme... doktorların ölümünü
istemiyorum, özgürlüğümü istiyorum!" diyerek kendi ölümünü kendi
bilinciyle karşılamak istemiştir.
29 Aralık 1926 sabaha karşı saat 03:30’da, Dr.
Haemmerli-Schindler, Nanny Wunderly ve hemşiresinin yanında hayatını
kaybetmiştir.
Gösterişten ve şöhret kibirinden uzak, sade bir törenle
Raron'daki dağ kilisesinin dondurucu toprağına verilmiştir.
Cenazede Eduard Korrodi, Rilke’nin Birinci Ağıt’ından
dizeler okumuş; René Morax ise "Elveda büyük şair!" sözleriyle veda
etmiştir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder